En Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
Namaz Vakitleri
Not Defteri
Not Defteri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Atina'da mevlevihane varmış!
Atina'da mevlevihane varmış!

Atina'da Osmanlı'dan kalan; fakat ya yok olan ya da aslî vazifesi dışında kullanılan birçok tarihî eser var ama kıymet bilen yok.
Güncelleme: 15:00, 11 Ağustos 2010 Çarşamba

Mevlevilik, Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü coğrafyanın dört bir yanında teşkilatlanmış bir tarikattı. Üsküp, İstanbul, Manisa, Ankara, Tokat, Gözleve, Kahire, Yenişehir, Şam, Saraybosna, Hanya, Pec, Filibe, Halep, Trablusşam gibi çok farklı şehirlerde mevlevi tekkeleri bulunuyordu. Sayıları yüzü aşan bu tekkelerin çok azı günümüze sağlam olarak ulaşabildi. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte Anadolu ve Trakya haricindeki topraklar üzerinde farklı devletler kuruldu ve bu dönemden sonra kaybedilen şehirlerde yer alan müslüman kültüre ait yapılar da kendi haline terk edildi.

Hz. Mevlânâ’nın vuslatından sonra halifesi Hüsameddin Çelebi, oğlu Sultan Veled ile torunu Ulu Arif Çelebi Mevlevi tarikatının temellerini atmışlardı. Mevleviliğin adab ve erkânını geliştiren, yeniden düzenleyen ise Pir Adil Çelebi’ydi. Tarikatın tüm Osmanlı topraklarında faaliyette olan zaviye ve tekkeleri Konya’daki âsitaneye bağlı idi. Ne yazık ki bu mevlevi tekkelerinden çok azı günümüze ulaşabildi. Mevlevi tekkeleri de diğer tarikat yapıları gibi çeşitli sebeplerle özel mülkiyete geçti, işgal edildi ya da yıkıldı.

Edward Dodwell -Gravür (1821)
(+)

Günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde kalan şehirlerin beşinde daha mevlevihane bulunuyordu. Yenişehir (Larissa), Selanik, Gümülcüne, Dimetoka ve Serez’de bulunan Mevlevi tekkeleri günümüze ulaşamadı. Rodos, Sakız, Midilli ve Girit adalarındaki mevlevi tekkelerinden ise Girit’in Hanya şehrindeki tekke ile Rodos’taki tekkenin camisi (Hamza Paşa Camii) sağlam kaldı.

Vaktiyle bir Osmanlı şehri olan Atina, 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması’yla antlaşmadan sonra kurulan bağımsız Yunanistan devletine bırakıldı. Bu tarihten sonra bölgeye Yunan kültürü tekrar hâkim olmaya başladı. Yunanistan sınırları içerisinde bulunan Osmanlı dönemi yapılarının çoğu kasıtlı olarak yıkıldı ve yok edildi. Yıkımdan kurtulan binalar ise başka amaçlar için kullanılmaya başladı. Yunanlılar’ın Türkler’e olan hasımlığı sebebiyle bu yıkım faaliyetlerinden nasibini alan binalardan biri de Roma Agorası içerisinde bulunan Mevlevi Tekkesi’ydi. Yaptığımız araştırma sonucunda birkaç gravür ve fotoğraf haricinde tekke hakkında başka belgelere ulaşamadık.

Roma Agorası (Fethiye Camii-Hacı Mehmed Medresesi girişi-Rüzgar Kulesi)
(+)

Antik Roma’nın geliştiği yerde kurulmuş

Atina’daki tekke, şehrin en eski bölgelerinden biri olan Plaka semtinde bulunuyordu. Plaka, şehrin en merkezî yerinde, Akropolis’in güneyinde yer alan ve genellikle tarihî eserlerin bulunduğu bir semt. Burası eski evlerin, tarihî binaların, restoranların, tavernaların, hediyelik eşya satılan küçük dükkânların ve seyyar satıcıların bulunduğu hareketli bir bölge. İçerisinde mevlevihanenin de bulunduğu alan Roma Agorası olarak adlandırılıyor. Burası Antik Roma’nın geliştiği yer. Bu bölge arkeolojik alan olduğu için küçük bir duvar ile çevrilmiş. Tekke bu çevrili alan içerisindeymiş fakat tekkeden günümüze sadece “Rüzgâr Kulesi – Tower of the wind” ulaşabilmiş.  Kule, M.Ö. 1. yüzyılın ilk yarısında astronom olan Makedonya – Kyrhoslu Andronikos tarafından rüzgâr kulesi olarak yaptırılmış. Kulenin semahane olarak kullanıldığını eski gravürlerden ve Evliya Çelebi’nin notlarından öğreniyoruz.

Edward Dodwell -Gravür (1821)
(+)

M. Pougueville ve Edward Dodwell tarafından çizilen gravürler tekke hakkında küçük de olsa bir bilgi veriyor. Özellikle Edward Dodwell tarafından 1821 yılında çizilen iki gravür kulenin içini ve girişini göstermesi açısından son derece kıymetli belgeler. Gravürün bir tanesinde Rüzgâr Kulesi içerisinde farklı kişilerden oluşan bir kompozisyon çizilmiş. Yine bu gravürde mevleviler, mihrap ve duvarda asılı olan levhalar çok belirgin bir şekilde yer alıyor. Edward Dodwell’e ait ikinci gravür de kulenin semahane olarak kullanıldığı yıllara ait (1821). Bu gravürde ön planda kulenin giriş kapısı üzerinde yer alan Kelime-i Tevhid bulunuyor, geri planda ise mihraba sırtı dönük olarak oturan hoca, halka halindeki cemaate vaaz ediyor. Özellikle bu gravür son derece güzel bir belge özelliği taşıyor. Cemaat sadece mevlevilerden oluşmuyor. Cemaat içerisinde çok farklı kıyafette insanlar, hatta çocuklar bile bulunuyor. Gravürlerde kule içerisinde sema eden dervişler ve yan taraftaki diğer binalar resmedilmiş.

P. Morgüten -Rüzgar Kulesi (1870)
(+)

Kulenin özellikleri neler?

Elimizdeki Atina Mevlevihanesi’yle ilgili en ilginç belge ise 1870 yılında P. Morgüten tarafından çekilen bir fotoğraf. Fotoğraf, kulenin kapılarını görecek bir cepheden çekilmiş. Fotoğrafta semahane olarak kullanılan kulenin yanı sıra kulenin yanında üç katlı bir bina, büyükçe bir çifte hamam ve hamamın arkasında bir binanın çatı katı çok net bir şekilde görülüyor. Fotoğraftaki binaların hangi amaçla kullanıldığını bilmesek de bu binalar büyük ihtimalle Atina Mevlevihanesi’ne ait olmalı diye tahmin ediyoruz. Kulenin Mevlevi Tekkesi’ne ait bir bina olarak kullanıldığını Evliya Çelebi de seyahatnamesinde anlatıyor.

12 metre yüksekliğindeki kule üzerinde çeşitli kabartma süslemeler bulunuyor. Sekizgen bir yapı olan kulenin en tepesinde bulunan hareketli mekanizma sayesinde rüzgârın yönü tespit ediliyormuş. Bir zamanlar çok fonksiyonlu bir yapı olan kulenin üzerindeki mekanizma artık mevcut değil. Her köşenin tepesinde de o yönün rüzgârını temsil eden bir figür bulunuyor. Kule bir güneş saati olarak da kullanılıyormuş. Ayrıca bu çok fonksiyonlu kule Akropolis’ten gelen suları kullanarak bir su vanası olarak da çalışıyormuş. Osmanlı döneminde ise kule, yakınına kurulan Mevlevi Tekkesi’nin bir bölümü olarak kullanılmaya başlanmış. Kaynaklarda Mevlevi Tekkesi’ne ait olduğu bilinen ilave yapıların ne zaman yapıldığı ve şeyhleri hakkında pek bilgi yok. Böyle antik bir yapının semahane olarak kullanılması ise mevlevilikteki hoşgörüyü simgeliyor.

Rüzgar Kulesi -Atina
(+)

Harap halinden dolayı mı açmadılar?

Roma Agorası’nın girişinde bulunan görevliler Rüzgâr Kulesi’nin kapısını açmamak için olmadık şartlar öne sürdüler. İznimizin yetersiz olduğunu, bakanlığa çekim harcı yatırmamız gerektiğini söyleyip işi zorlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar; fakat bir saat kadar uğraştıktan sonra, büyükelçiliğimizin girişimleri sayesinde kısa bir süre için izin alabildik. Görevliler istemeye istemeye kulenin iki kapısından birisini açtılar. İçeriye iskele kurmuşlar. Mihraptan başka ne yazık ki semahaneye ait hiçbir iz kalmamış. Yunanlıların bu kindar tutumlarına rağmen kalması da pek mümkün değil ama yine de içeriyi görüntülememiz iyi oldu. Güya Plaka Atina’nın en gözde turizm merkezlerinden biri ama her yer dökülüyor. Restorasyonu senelerden beri devam eden yapılar hâlâ tamamlanmamış. Hadi camileri kasıtlı olarak savsaklıyorlar diyelim, peki kendi öz kültürlerine ait binaları niye restore edip pejmürdelikten kurtarmıyorlar? Aslına bakarsanız kulenin içini açmamalarının bir sebebi de bu görüntüyü saklamak olabilir. Son derece kıymetli bir antik yapı olan Rüzgâr Kulesi’nin hali hiç de iç açıcı değil.

Fethiye Camii -Atina
(+)

Arkeolojik depo olarak kullanılan cami

Bu bölgede, kulenin yakınında, bizi ilgilendiren iki cami ve bir de medrese kalıntısı bulunuyor. Kulenin tam karşısında, duvarın dışında 1721 yılında yapılan Hacı Mehmed Medresesi’nden kalan son parça olan giriş kapısı bulunuyor. P. Morgüten’e ait fotoğrafta gördüğümüz ve artık mevcut olmayan hamamın biraz ilerisinde ise Fatih Sultan Mehmed (Fethiye) Camii bulunuyor. Cami arkeolojik depo olarak kullanılıyor. Caminin temeli 1458 yılında fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed’in Atina’yı ziyareti sırasında atılmış ve adını da buradan almış. Atina elden çıktıktan sonra bir süre müzik okulu, sonra askerî cezaevi, daha sonra ise askerî fırın olarak kullanılmış. Bu süre içerisinde caminin etrafında bulunan tarihî hazire de yok edilmiş. Cami 1935 yılında yıktırılmak istenmiş fakat Türk Hükümeti’nin yaptığı girişimler sonucu yıkımdan vazgeçilmiş. Cami çok farlı amaçlar için kullanılmasına ve birçok kez tamir edilmesine rağmen hâlâ orijinal görünümünü muhafaza ediyor.

Voyvoda Camii
(+)

Bildiğin arasta

Fethiye Camii’nden sonra Yunanlıların Monastiraki dedikleri bölgede bulunan Voyvoda (Mustafa Ağa) Camii’ni ziyaret ettik. Bakmayın siz buranın şimdi adının Monastiraki olduğuna; burası bizim bildiğimiz Osmanlı çarşılarının ya da arastalarının ta kendisi… Ve böyle olması da gayet normal. Osmanlı, bir şehri kurarken camisini, mescidini, medresesini, mektebini, çarşısını, bedestenini, hamamını, hanını, şadırvanını, çeşmesini kısacası her şeyini düşünüp, planlayıp öyle başlamış işe. O şehirde insanların ihtiyaçlarını giderecek her şey düşünülmüş ve faaliyete geçirilmiş. İşte Plaka da bir zamanlar her Osmanlı şehrindeki gibi Atina’nın gözbebeği bir yermiş. Bu semt o dönemde şehrin en canlı bölgesi olduğu gibi şimdi de canlı ve hareketli bir yer. Voyvoda Camii, Monastiraki Metro İstasyonu’nun çıkışında yer alıyor. Roma Agorası’nın kalıntılarına çok yakın bir yerde bulunan cami “Çarşı Camii” adıyla da biliniyor. 1759 yılında Mustafa Ağa tarafından yaptırılmış. Üç kattan oluşan caminin en alt katındaki bölümler dükkân, diğer iki kat ise 1923 yılından bu yana “Seramik Müzesi” olarak kullanılıyor.

 

Ahmet Kuş Yunanistan notlarını aktarmaya devam edecek


  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylas
  • facebook'ta paylas
  • Haberi Paylaş
  • Yazdır
  • Arkadaşıma Gönder

İlgili Konular » Yunanistan | Atina Mevlevihanesi |
dunyabizim.com on Facebook