, 25 Eylül 2016
Geçmiş geleceğe benzer

4993

Geçmiş geleceğe benzer!

Bilim ve Sanat Vakfı'nın yaz seminerleri kapsamında 'İbn Haldun'da Şehir Ve Medeniyet Tasavvuru' Mehmet Akif Kayapınar tarafından sunuldu.

İlgili Yazılar
İbn Haldun'a dair kapsamlı bir eser
İbn Haldun'a dair kapsamlı bir eser

Geçmişten günümüze kadar yapılan katkılarla gelişimini sürdüren ilim geleneğinin, temelde 'okuma merakı' ile oluştuğunu açıkça görebiliyoruz. İşte İbn Haldun, anlayabildiğimiz kadarıyla böyle bir alîm. Abdullah Said Can, Süleyman Uludağ'ın 'İbn Haldun-Hayatı Eserleri Fikirleri' kitabı üzerine yazdı..
29/03/2014 14:02
Mücahedede şeyhe ihtiyaç var mıdır
Mücahedede şeyhe ihtiyaç var mıdır?

Tasavvufun aslında ne olduğunu anlamak isteyenler için İbn Haldun’un “Şifâu’s-Sâil Li-Tehzîbi’l-Mesâil” adlı eseri okunulması ve üzerinde düşünülmesi gereken iyi bir kaynak..
29/03/2013 10:10
Mukaddime Hazinesi Kazandık
Mukaddime Hazinesi Kazandık

İbn Haldun'un Mukaddime'si Klasik yayınları tarafından özenli bir baskı ile yapıldı. Kitabı hazırlayan ekiple yapılmış nitelikli bir söyleşiyi ç-alıntılıyoruz.
28/07/2009 11:11
İbn Haldun'un 'çılgın' Türkleri
İbn Haldun'un 'çılgın' Türkleri!

İbn Haldun yaşamını anlattığı eserinde Türkler'den nasıl bahsediyor? Cengizhan babasız mı doğmuştur? Hülagu'nun oğlu nasıl müslüman olmuştur? Timur bir rafizi miydi?
06/10/2010 16:04
İbn Haldun un tarihçiliğimize katkısı
İbn Haldun’un tarihçiliğimize katkısı

Altan Çetin’in Haldunnâme adlı kitabı, İbn Haldun’un tarihçiliğimize ve tarihimize yapacağı büyük katkıyı ortaya koyuyor.
02/01/2012 11:11
Sosyolojide kimler var
Sosyolojide kimler var?

Mustafa Runyun Türkiye'de sosyolojide kimler var, bunu İbn Haldun üzerinden bir yokladı.
01/07/2010 15:03

İbn Haldun’da “şehir” metaforu diğer felsefecilerden biraz daha farklıdır. O, şehri bir zamansızlık içinde görür. Şehrin zamansızlık ve mekânsızlık içeren yönü vardır. Bütünselliği de barındırır kendi içinde.

İnsan değiştikçe şehir değişiyorİbn Haldun

Şehir deyince, İbn Haldun’un medeniyetten ne anladığını bilmek gerekiyor. Bu noktada siyaset, ahlak, ekonomi ve bilim arasında karşılıklı bir bağımlılık var. İbn Haldun’un düşünce sisteminde “insan” var. İnsan değiştikçe şehir değişiyor. İbn Haldun'un düşüncesinde "uzay zamansallık" ve "tekamül"den söz etmek mümkün. Onun için yok olma ve bozulma değişimi vardır.

İbn Haldun uzay zamansallığında “halden hale bir değişim”den bahsetmektedir. Hiçbir olay ya da olgu meydana geldiği bağlamdan bağımsız düşünülemez. Bütün bu olaylar “ilişkisel” biçim arz eder. İlişkisellik sosyal düşüncede tartışılan bir konudur. İbn Haldun’a göre tüm değişimlerin altında değişmeyen sabit bir şey vardır. Bu da umranın tabiatıdır.

Zahiren değişim anlamsız gelebilir. Ama çok daha temeldeki bir gerçekliğin tezahürüdür bu. Dolayısıyla bir döngüsellik hâkim. “Suyun suya benzemesinden çok geçmiş geleceğe benzer.” (İbn Haldun) Her olayın bir özü, bir de arazları vardır. Eğer eşyanın özünü eşyanın arazlarından ayırt edemezseniz değişimi göremezseniz.

M. Akif Kayapınarİbn Haldun’un “insan tabiatı” algısı

Akletme özelliği bu bağlamda önemlidir. Aklın yanı sıra güdüler vardır. Zaruri, harici, kemâli ihtiyaçlardan söz etmek mümkün. İnsan tabiatı, İbn Haldun algısında, zararlı ilişkisel bir biçimde insanda yer ediniyor. Herkes yapageldiği şeyi meleke edinir.

İbn Haldun’da “umran”

Umran; İmâr etmek,  bir yere yerleşmek, medeniyet gibi anlamları ihtiva eden bir kavramdır. İbn Haldun İslam medeniyeti ile medeniyetler arasındaki farkları konu edinmiyor. İbn Haldun’da umran ya da medeniyet o hikâyenin kendi adıdır. Umran, İbn Haldun’da en temel düzeydir ve ondan daha geniş bir birim yoktur. Umranın iki formu vardır: Bedâvet (Toplum yaşamının ilk hali/ Bedevilerden gelen bir anlam) ve Hadâret (şehir hayatı)

Bedevi umran: Tarım ve hayvancılık temel ihtiyaçların temininde aslî unsurlardır. Sert, kaba, cesur ve ataktırlar. Bedeviler yüksek bir askeri kabiliyete sahiptirler.

Hadari umran: Zanaat ve ticaret, uzmanlaşma özelliklerine sahip, lüks ihtiyaçları karşılama gereksinimi vardır. Kırılgan ve korkak bir insan tabiatına sahiptirler. Askerî yönü zayıftır.

Bedavette güçlülük ve asabiyet var. Geleneklere bağlı, eğitimi düşük, yüksek ahlak ve dindarlık özellikleri hâkimdir. Hadarette ise son derece gayrişahsîleşmiş, kurumsallaşmış devlet yapısı hâkim. Weber’in tanımıyla ahlakî zaafların hâkim olduğu bir sistem…

Mülkten mahrum olmak asabiyetin önemli bir kaynağıİbn Haldun

Devamlı surette bir devinimden, değişimden bahsedecek olursak bunların da mekanizması asabiyettir. Yani birlik ruhu asabiyettir diyebiliriz.

Bir zümrede asabiyet hâkim olursa artık yerinde duramaz, sahip olduğundan daha fazla bir şeye sahip olmak ister. Bedevilerde asabiyet daha güçlü… Mülkten mahrum olmak asabiyetin en önemli kaynağıdır zaten. Mülk siyasî otoritedir. Bunun dışında olma hali asabiyetin yıkılış sebebiyetidir. Kim mülkten mahkum? Bedeviler… Bedeviler köylerde, kasabalarda ya da çölde yaşayan insanlardır. Mülke meylederler ve mülkü ele geçirmek isterler. Bu iki grup (Hadaret ile Bedaret) karşılaşmasında Bedevilerin galip geleceği malumdur. Bedevilerin mülkü ele geçirme arzusu kitlesel olarak gerçekleşir.

İbn Haldun’a göre devleti meydana getiren asabiyet kurumudur. Asabiyet değiştikçe devlet yapısı da değişir. Aslolan o kuralları etkileyecek olan insandır. Devlet mülkün formudur çünkü. Mülk, siyasi, ekonomik güçtür bir nevi.

Şehrin ömrü devletin ömrüne tâbidir

Hadaret; şehir hayatıdır. Devlet olmadan şehir olmaz. İbn Haldun’a göre şehirleri devlet kurar. Şehrin ömrü devletin ömrüne tâbidir. Devlet ne kadar büyükse kurulan şehir de o kadar büyük ve müreffehtir. Umran hadaretle birlikte sona erer. Ve bu döngü bu şekilde sonuçlanır.

 

M. Akif Kayapınar anlattı, Hatice Algın notlar aldı






İlgili Konular