En Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
Namaz Vakitleri
Not Defteri
Not Defteri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yaşar Burak ile konuştuk!
Yaşar Burak ile konuştuk!
Kardeşlik Çağrısı ismiyle albümlerini çıkaran Yaşar Burak ile müziğini konuştuk. Niçin Kardeşlik Çağrısı? Kimlere? İnsanlara, mü'minlere?
Güncelleme: 18:00, 21 Ağustos 2009 Cuma

Allah’ın adı ile bize bir kez daha hatırlattınız ki; kardeşler, ancak müminlerdir, işte bizler de grup olarak tam da bunun için kardeşlik çağrısı dedik. İslam öyle anlaşılıyor ki muradını müminlerin kardeşliğinde bulmakta, ancak müminlerin kardeşliği ile tahakkuk etmektedir.

Temel kaynağımızı; yeryüzünde halife olsun diye yaratılan eşref bir mahlûk olarak âdemoğlu gerçeğinde ve bunun doğal sonucu olan kardeşlikte aramak kadar doğal ne olabilir! Dünya Müslümanlarının bugün en yaralayıcı ve en aşağılayıcı kırılma noktası kardeşlik sorunudur dersek acaba çok mu abartmış oluruz. Aynı şekilde dünya insanlığının da kendi içinde taşıdığı en büyük yara insanların kardeşliği sorunu değil mi?  Hz  Ali Efendimiz  ‘’ İnsanlardan bir kısmı dinde kardeşin, diğer bir kısmı ise yaratılışta eşitindir’’ derken öyle anlaşılıyor ki bu yaranın dermanını insanlara sunmak derdinde idi. Bu gün bu kardeşlik ve insan olma eşitliği hala kanayan en büyük yaramızdan biri ise her yürek sahibi gibi bizim bunu fark etmememiz nasıl mümkün olabilirdi! Kardeşlik çağrısı demek için çok ama çok önemli nedenlerimiz var ve biz bunlardan hareketle Kardeşlik Çağrısı dedik/diyoruz.

Kızgın Yürek

OTURMADIYSA SEBEPLERİ VAR!

Uzun zamandır müzikle uğraşıyorsunuz. Sizin de içinde bulunduğunuz, İslami kaygıları olan sanatçıların/grupların yaptığı müzik kendi mecrasını buldu mu? Özgün bir dili yakaladığı söylenebilir mi?

Bulanlar var elbet ama henüz değil. Kanımca özgün bir dili yakalamada problemler var. Bunun sizin ifadenizle İslami kaygıları olan sanatçı ve gruplardan kaynaklanan nedenleri olduğu gibi dinleyiciden ve ülke şartlarından, müzik sektöründen kaynaklanan nedenleri de vardır. Bu problemin en temel nedeni kanımca bunun meslek haline getirilmesinin bizim camiada pek de mümkün gözükmemesi. Yani İslami kaygılarla müzikle uğraşan insanların bu mesleği profesyonel bir düzeyde icra etmeleri, bütün mesailerini bu sanata tahsis etmeleri bir maliyet gerektiriyor. Bizim camiamızda genelde bu mesleğin bir getirisi olmadığı için insanlar ikincil hatta üçüncül bir uğraşı düzeyinde bir emek sarf ederek müzik yapmaya mahkûm oluyorlar. Bu ise doğal olarak kaliteyi, sanatsal düzeyi düşürmektedir.

Yine her defasında değinmek zorunda kaldığımız, bizim camianın varoş müziğine dönüşen, kalite ve emek açısından fakir, popülist-arabesk çağrışımlı zikirli piyasa başlı başına bir sorun.  (Tabii zikirli ilahilerin İslamcı bir yönü zerre derecede bulunmamakta.) Aşırma ve araklama çalışmaların, hak-hukuk tanımayan insanlarca tüketildiği bir anlayış elbette kaliteyi düşürecektir. Başkalarına ait eserleri izinsiz alıp, seviyesiz sözlerle yerlerde sürükleyen sözüm ona zikirli ilahi sanatçıları(!) esasen Müslümanlar için çok önemli olan bu sahayı iğdiş etmekle geleceğe de kötü bir miras bırakıyorlar.

Ömer Karaoğlu
Ömer Karaoğlu

Haksızlık olmasın diye Ömer Karaoğlu, Hakan Aykut, Selçuk Küpçük, Taner Yüncüoğlu, Mustafa Cihad, Adem Tuzcu, Muhterem Altıntop, Umut Mürare, Vuslat Sevdası, Grup Genç, Grup Yürüyüş, Grup Mavera gibi sanatçılarımızın emeklerini katkılarını, onca olumsuzluklara rağmen ürettikleri değerleri de hatırlatmak bir vefa borcudur. Özellikle Ömer Karaoğlu’nu anmam lazım, çünkü müzikte, güzel bir ses, düzeyli, dolu ve istikrarlı, doğru bir çizgi aradığımızda Ömer Karaoğlu akla ilk gelen ve bu alanda da ilklerden biridir. Bu anlamda özgün bir tarz yakalamaya en yakın isim bence Ömer Karaoğlu’dur.  Doğrusunu söylemek gerekirse Ömer Karaoğlu’na biz hak ettiği değeri de biz  Türkiye Müslümanları ve müzik dinleyicisi veremiyoruz.

Selçuk Küpçük
Selçuk Küpçük

Denir ki “Terzi kendi söküğünü dikemez”  Grup Kardeşlik Çağrısı kimleri beğenerek dinler?

Artık kimleri beğenerek dinlediğimize dair bir ipucuna sahipsiniz. Ömer Karaoğlu ile ilgili düşüncelerim onu beğenerek, severek dinlediğimizin de ifadesi. Mustafa Cihat, Selçuk Küpçük, Mikail, Seyfullah…

 

ENTEL ABİLER’İN BAZI DİZELERİNİ OKUMADIK!

Son albümde yer alan ‘Entel abiler’ epey gündem oldu… Müslümanlar okuyup yazmasınlar mı? Yoksa başka şeyler mi var?

Entel abilerin çok eskilere dayanan bir hikâyesi var. 1994 yıllarına kadar geriye gitmek lazım. O yıllarda yazılan ve bestelenen bir eserdi. Kendi aramızda biz bize bir özeleştiri olarak çok özel ortamlarda, ev ortamında okurduk. Bu bir özeleştiridir. Ve böyle kabul edilmeli. Her birimizin esasen bir tarafımızı içinde bulacağımız bir eser. Fazla kırıcı olmasın diye bazı dizelerini okumadık. Bu kesinlikle bir insana ya da gruba hitap eden bir eser değil, bir zihniyete bir savrulmaya dikkat çeken genel bir eser olarak kabul edilmeli. Müslümanlar okusunlar, yazsınlar, yaşasınlar elbette. Ama entelleşmesinler diyoruz.

 

EDEBİYAT GÜNDEMİNİ TAKİP EDİYOR

Edebiyatla aranız nasıl?

Edebiyatla aramız nasıl sorusunun cevabı zor. Sanatla uğraşan insanlar olduğumuzu düşünenler muhakkak edebiyatla da çok içli dışlı olduğumuzu varsayıyorlardır. Keşke öyle olsa... Ne yazık ki öyle düşünüldüğü gibi edebiyatla çok ilgili değiliz. Hoşuma giden melodilere çoğu zaman söz yazmak gibi bir haddimi aşmışlığım oldu. Hemen hemen birçoğumuzun eşref saatlerinde şiir yazmaya soyunduğu gibi ben de bu duygusal şansımı denedim. Her ne kadar şiir yazmayı başarmamış olsam da en azından dinlemeyi öğrendim.

Kardeşlik ÇağrısıMalum müzisyenlerin malzemesi, esin kaynağı şairler ve şiirlerdir. Çoğu zaman okunan güzel bir şiir’in verdiği inanılmaz coşku ile çok güzel besteler ortaya çıkıyor. Burada takdiri ve teşekkürü hak eden şairdir. Ama yazık ki, kelimelere ruh veren şairin ismi anılmazken, onu seslendiren, okuyan başköşeye oturtulur. Şairlerin işte böyle bir gurbeti de vardır. Biz çok ama çok güzel eserlerin asıl ilham kaynağını, asıl sahiplerini, yani söz yazarlarını bilmeyiz, tanımayız. Oysa şairler kelimelere hayat veren insanlardır. Müziğin ruhu ise şairin kelimeleridir. Şiir ve müzik insanın derinliklerinde doğan birbirine çok yakın iki kaynaktır. Ozanlar kendi şiirlerinin bestekârı olmakla kalmayıp onları güzel sesleri ile harika melodilerle yıllar yılı duygularımızın sözcüsü oldular.

Edebiyat söz konusu olunca, bizim aklımıza şairler geliyor. Sorunuza dönersek, edebiyatla bizim aramızda amatör şiirler yazmak gibi utangaç bir ilişki olduğunu umarım anlatmayı başarmışımdır.

 

Son 10-15 yıllık süreçte dinleyicide sizce ne gibi değişimler oldu? Bu değişim dinlenen parçalara nasıl yansıdı?

 

Dinleyicinin süreçte değişimi denince kendimizi de bu sınıfa koymayı unutmadan esaslı şeyler söylemek mümkün. Ama bu netameli konuya girmeye çok fazla cesaretim yok. Her birimizin sahip olduğu doğruların yanında bir o kadar da yanlışımız söz konusu olunca, işleri ya da süreci karıp karıştırmadan analiz etmek en azından beni aşan bir iştir. Doğrusunu söylemek gerekirse birçoğumuz gibi benim de içinden çıkamadığımı itiraf ettiğim bir sürecin analizini yapmakta aciz kalıyorum.

 

Yaşar Burak

Farklı  “diller”i Türkiye’de Müslümanlar neden kullanmıyor? Yani –sizi ve birkaç kişiyi/grubu saymazsak- İslami idealleri olan insanlar niçin Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Farsça vb. dillerde parçalar okumuyor?

 

Diller konusunu resmi ideoloji dahi artık anlamışken, birilerinin anlamaması onların bu hakikati anlamak niyetinde olmadıklarını aksine bir saplantılı inadı kanıtlar. Bizler her dilde ağlamak isteriz, her dilde gülmek istediğimiz gibi. Ama farklı dillerde eserler okumak için o dilin mahreçlerine aşina olmak lazım. Ya da iyi bir kulakla doğru okuyacak bir azimli çalışmayı göze almak lazım. Değilse insan komik durumlara düşebilir. Yaptığımız işlerde ciddiyet ve düzey önemlidir. Yapılan eserin hakkı verilmelidir. Sanat nostaljiye feda edilmemeli.

 

Herkesin türkücü olduğu bir devirde Kardeşlik Çağrısı’nın albümlerinde türkü olsun diyenler oluyor mu?

Oluyor tabii. Çok güzel, çok anlamlı temaları konu edinen, ahlak ve erdemin yüceliklerinden söz eden türkülerimiz vardır. Örneğin ben “bebeğin beşiği çamdan” eserini bebekliklerinde çocuklarıma yıllar yılı okudum. Duygulanarak okuduğum halk türküleri vardır. Oldukça soylu pak aşkları sevginin büyüklüğünü, erdemi, insan onurunu ve hayatın faniliğini, kulluk etmeye değmediğine dair o kadar güzel eserler var ki saymakla bitmez. Ama Kardeşlik Çağrısı bir albüme bir türkü koymak isterse, buna karşı kan akan bir coğrafyayı albümden çıkarması gerek... Ya da kanayan bir yarayı... O kadar çok derdimiz var ki, sıcak kan kokularının yayıldığı bir zaman diliminde türkülere ne kadar güzel ve anlamlı olsalar da sıra gelmiyor.

Bu güzel söyleşi için sizlere, özellikle umutlarını yüksek tutan siteniz emektarlarına ve okuyucularına en derin muhabbetlerimi sunuyorum. Yürekten teşekkür ediyorum.

Eyvallah!

 

Mustafa Enes Topal, Erdal Kurğan konuştu


  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylas
  • facebook'ta paylas
  • Haberi Paylaş
  • Yazdır
  • Arkadaşıma Gönder
YORUMLAR
...
Aslan
çok güzel ve kaliteli bir söyleşi olmuş busöyleşiyi gerçekleştiren arkkadaşlardan ve yaşar buraktan Allah razı olsun
22/03/2010, 00:06
SÖYLEŞİ
Kübra AYDINLI
Hakikaten güzel ve anlamlı bir söyleşi olmuş..Ayrıca Türkiye'nin Yaşar BURAK gibi insanlara ihtiyacı olduğunuda altını çizerek vurgulamak istiyorum...ağzınıza yüreğinize sağlık.
06/03/2010, 15:25
slm
kenan
türkiyeli bir müslüman için yaşar burak'ın müziği, dünyada ve özellikle türkiye'de yakın tarihteki islami sorunların ansiklopedik bir dökümü gibi. tabi bunun sebebi, eşsiz yanık sesini, birikimini, yeteneğini, bestelerinde farkedileceği gibi edebi-şiirsel yeteneğini, dünyadaki mazlum müslümanların tercümanlığına adamış olmasındandır.
20/10/2009, 23:41

dunyabizim.com on Facebook