, 16 Aralık 2017
Helal gıdayı çok yemek helal mi

Necla Baş

21321

Helal gıdayı çok yemek helal mi?

Cuma günü gıda mühendisi Necla Baş’ın ‘Helal ve Sağlıklı Gıda’ seminerindeydik.

İlgili Yazılar
Ekmekte yoğurtta bile katkı maddeleri var
Ekmekte, yoğurtta bile katkı maddeleri var!

80'lerde 'Gıda Raporu' kitabını yazan, bugünlerde GİMDES Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten Dr. Hüseyin Kami Büyüközer ile 'helal gıda' üzerine konuştuk..
08/06/2012 12:12
Rusya da 'helal gıda' hassasiyeti artıyor video
Rusya’da 'helal gıda' hassasiyeti artıyor (video)

20 milyondan fazla Müslüman’ın yaşadığı Rusya’nın başkenti Moskova, helal gıdayla ilgili etkinliklerin merkezi haline geldi.
12/02/2016 14:02
Bu tablodan korkmalı mıyız
Bu tablodan korkmalı mıyız?!

Kemal Özer, Müslümanın ne yediğini iyi düşünerek yemesi gerektiğini söyledi ve...
22/02/2012 16:04
En az bir küçük domuz yedik
En az bir küçük domuz yedik!

GİMDES başkanı Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer’in söyledikleri sizi şaşırtacak
22/11/2011 16:04
Amerikada yeni bir yemek kültürü
Amerikada yeni bir yemek kültürü!

Yvonne Maffei, helal yemek tarifleri bir çok müslümanın önemli bir ihtiyacını karşılıyor. Kendisiyle konuştuk..
26/03/2010 08:08
Helal Gıdanın 5 Engeli
Helal Gıdanın 5 Engeli

Yeni Dünya Dergisi Haziran sayısında gıda dosyasını açmış. Helal gıdalar, GDO ve daha bir sürü güzel dosya.
16/06/2009 18:06

 

Şüphesiz insanın sağlığını düşünerek yediğine ve içtiğine özen göstermesi son derece akıllıca ve gerekli de. Bir de inandığı gibi yaşayan bir Müslüman ise şayet, o insanın çok daha fazla ihtimam göstermesi gerekiyor gıda hususunda. Çünkü malûm, şüpheli ve haram olandan kaçınmamız emrediliyor bizlere.

Haramları çoğalttık!Necla Baş

Gıda mühendisi Necla Baş’ın “Helal ve Sağlıklı Gıda” semineri hanımlara özeldi ve salonda neredeyse boş yer kalmamıştı. Buradan da anlıyoruz ki hanımların bu konuya ilgi ve merakları inşallah daha bilinçli gıda kullanımı hassasiyetinin yerleşmesine vesile olacaktır. Necla Hanım öncelikle helal lokmanın öneminden, dünyada ahiret yolcusuysak ve gideceğimiz yeri cennet olarak hedeflemişsek ona göre hareket etmemiz gerektiğinden bahsederek bugün haram olan gıdanın az, helal olanın ise çok olduğunu söyledi. Eskiden haramdan kaçmak kolaydı. Kan, leş, domuz eti, alkolden uzak kaldın mı bitiyordu belki, fakat şimdi hazır gıdalar işin içine girince katkı maddeleri ortaya çıktı ve beraberinde kolaylıkların, külfetsizliklerin farklı tezahürleri oldu.

Alışveriş yaparken aman dikkat!

Dünyada 3500 çeşit katkı maddesi olduğunu ve Türkiye’de de 300’ünün kullanıldığını öğreniyoruz Necla Hanımdan. Örneğin katkı maddeleri; koruyucu madde, tat verici, bağlayıcı, renklendirici vs. adı altında markette elimizi attığımız hemen her ürünün içinde mevcut maalesef. Takdir edersiniz ki helal-haram kaygısı güdülmeden aklınıza gelebilecek en kötü ve en iğrenç şartlarda elde edilmekte. Yani dolaylı bile değil, direkt haram olduğu ortada. Artı bir de bu katkı maddelerinin bünyede yapmış olduğu olumsuzluklar da hayli fazla: Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, bulantı, eklem ağrısı, çocuklarda zekâ geriliği, kanserojen etkileri ve vücudumuzda biriktikçe ileriye dönük tedavisi zor ya da imkânsız bir sürü hastalık sebebi. Bu da demek oluyor ki elimizden geldiğince hazır gıdalardan uzak durmalı ve yapabildiğimiz kadarını evde kendimiz yapıp, helal olduğundan emin olduğumuz ürünleri almakta ısrarlı olmalıyız.

Nasıl ve ne zaman yemeliyiz?

Necla Hanım haramlardan kaçındıktan sonra yemek yemenin bir sanat olduğunu belirterek çabucak ve rastgele, geçiştirilecek bir şey olmadığını söyledi. Uzmanların araştırıp ortaya koydukları yeme-içme uygulamasının, asırlar önce Peygamber Efendimizin bize tavsiye ettikleriyle uyuştuğunu görüyoruz. Acıkmadan yememe tavsiyesi mesela… Acıkmadan yediğimiz için fazla gelen enerji yağ olarak depolanıyor ve gelsin bakalım kilolar, hastalıklar. Hepimiz biliyoruz belki ama tekrarda fayda var diye düşünüyorum. Beynimizin doydum sinyalini vermesi için yemeğe başladıktan sonra yirmi dakika geçmesi gerekiyor ve lokmalarımızı çok çiğnediğimiz vakit daha az yiyerek doymamız kolaylaşmış oluyor. Ayrıca sindirim ağızda başladığı için her lokmayı ağır ağır, çiğneyerek yememiz gerekiyor. Elbette bir de tıka basa yememek en önemlisi galiba. Hemen hadis-i şerif geliyor burada aklımıza: “Ağır ağır yiyiniz, acıkmadan sofraya oturmayınız ve doymadan kalkınız.” Belki de “ne yiyorsak oyuz” sözünü akıldan çıkarmamak lazım.

Bir öğünde kabaca iki buçuk su bardağını geçmeyecek kadar yememiz gerektiğini öğreniyoruz seminerde. Ve yanımdaki arkadaşım, “çorba ve salata dâhil mi acaba” diye soruyor tebessümle. Bir hadisinde, Efendimizin, “Mü’min bir kimse bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kâfir ise yedi bağırsağı doluncaya kadar yer” buyurduğunu ve bu hadis çok ilgisini çekip, araştırdığında karşılaştığı bilgileri bizlere aktardı Necla Hanım. Midemizin üçte birini yemek, su ve hava emrine uyarak, makul yediğimizde bağırsak hacmi ölçüsünde doluyor. Fakat aşırı bir yükleme olması halinde ise on iki parmak bağırsağımız tam 7 katı fazla esneme özelliğine sahip. Müslüman gibi yiyenin yanında, çatlayacak kadar yiyen kâfir için de esneme payı verilmiş, suphanallah. Daha başka birçok ayet ve hadislerden örnekler verdi bizlere konuşmasının ilerleyen zamanlarında da.

Necla BaşMidemiz çöp kutusu değil!

Evet, sıra geldi iştahımızı en çok kabartan, nefsimizi dizginlemede bizi en çok zorlayan gıda türüne. Yani çöp gıdalara… Az besleyici veya hiç besleyici değeri olmayan gıdalara deniyor “çöp gıda”. Çikolata, bisküvi, dondurma, kek, pasta, cips, salam… Hele de çocuğu olanların en zorlanacağı kısım galiba burası olsa gerek diye düşünüyorum bir anne olarak. Ancak tutarlı ve kararlı olunduğunda, aile efradının tümü alınan kurallara riayet ettiği takdirde yapılamayacak hiçbir şey yok. Zaten izah ettiğinizde zararlarını ve niçin alınmaması gerektiğini çocuklar da çok iyi anlıyor ve uygulamaya hevesli oluyorlar. Çok icap ederse de sınır koyma yoluna gidilebilir. Önce haftada bir, sonrasında da ayda bir kez çok sevdiği bir şeyi alma hakkı olabilir mesela. Bu yöntemle yavaş yavaş zararlı bir sürü abur-cuburdan kurtulmak mümkün. Ayrıca Necla Hanım, seminer boyunca zahmetsiz rahmetin olamayacağını tekrarlayıp durdu. Annelerimizin yaptığı lezzetli yemeklerin sırrının annelerimizin o yemekleri sevgilerini katarak, emek vererek pişirmelerinden kaynaklandığını, “az çeşit yapın ama anne sevgisiyle yapın” diyerek özetledi.

Son olarak Hz. Aişe’nin, Resulullah’ın vefatından sonra sahabelere söylediği, “Ümmette zuhur eden ilk belanın tokluk olduğu” sözünü aktardı. Tokluk bize yaramıyor orası kesin. Hem zihnen, hem de bedenen bizi ağırlaştırıp pasifleştirdiği aşikâr.

Gazlı içecekleri bırakalım artık

Genel itibarıyla titizlendiğimiz mevzular olduğu için ne kadar üzerine kafa yorup, tedbir almış olsak dahi hatırlatıcı olarak bu konularla alakalı seminerleri dinlemeye her zaman devam edip, bize yardımcı olacak kitapları okumakta fayda var diye düşünüyorum. Çünkü insanız ve bu tür bilgilerin tekrar edilmesiyle gevşeklik gösterdiğimiz bazı noktalarda sorumluluğumuzun önemine vurgu yapan konuşmalara her zaman ihtiyacımız var. Neredeyse on seneyi aşkındır gazlı içecek türü hiçbir içeceği evimize ve ağzımıza almıyoruz. Lakin evimize gelen ve “mütedeyyin” sayılan birçok misafirimizin gelirken artık şüpheli olduğu apaçık ve son derece zararlı içecek türünü hediye mahiyetinde getirmelerinden bıktık, usandık. Bu denli duyarsızlığa ve sorumsuzluğa kızmadan edemiyoruz açıkçası. Bunun tek bir açıklaması var; düşüncesizce, sadece alışkanlık olduğu üzere yapılan bir davranış bu. Elimizden geldiği kadar helal sertifika alan ürünleri tercih etmeye çalışıyoruz. İlgilenenler bu ürünleri gıda raporundan öğrenebilirler.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan “az ama helalinden yiyelim” dedi






İlgili Konular