, 16 Ağustos 2018
Öğretmenlik İnsana Şahsiyet Kazandırmaktır Aslında

1136

Öğretmenlik, İnsana Şahsiyet Kazandırmaktır Aslında

Gülsün Uçar İslamiyet’in doğuşundan günümüze kadar, nokta atışları yapmak suretiyle, eğitim tarihimizi ele almış yazısında. Hz. Peygamber'den (sav) bugünün öğretmenlerine kutlu bir mesleğe mercek tutmuş.

İlgili Yazılar
Eşsiz Bir Okuma Köşesi Cedid Mehmed Ağa Medresesi
Eşsiz Bir Okuma Köşesi: Cedid Mehmed Ağa Medresesi

Cedid Mehmed Ağa Medresesi, tarihi duvarlarına çarpan ney müziğiyle paha biçilmez bir gün geçirmenizi sağlayabilir. Medrese içerisinde dilediğiniz bir antika fincanda Türk kahvesi içebilir, kitabınızı farklı bir ortamda keyifle okuyabilirsiniz.
15/08/2018 07:07
Geçmişten Günümüze İstanbul da Toplu Taşımacılık
Geçmişten Günümüze İstanbul’da Toplu Taşımacılık

1800’lü yıllardan itibaren teknolojik açıdan gelişen toplu taşıma araçlarının tarih içindeki değişimi, İstanbul’un sosyokültürel değişim ve dönüşümünü de yansıtır. Çünkü değişen sadece araçlar değil, halkın yaşam biçimidir de.
14/08/2018 07:07
Şiire Adanmış Bir Hayat Mehmet Akif İnan
Şiire Adanmış Bir Hayat Mehmet Akif İnan

Edebiyatımızın önemli şairlerinden Mehmet Akif İnan’ın kızı Banu İnan ile babasının edebi yönünü ve pek bilinmeyen yanlarını konuştuk. Leyla Başaran'ın röportajı.
11/08/2018 07:07
Hem Müftü Hem İstanbul'a Meftun Bir Şair
Hem Müftü Hem İstanbul'a Meftun Bir Şair

İsmini yakın dönemde özellikle kürsülerde mâkes bulan konuşmaları ile duyup, okuduğumuz en önemli simalardan biri de Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’dır. Kendisini âlim kimliği, edebiyatçılığı, şairliği, müftülüğü ile konuşabiliriz ama en çok vaizliği onun adından söz ettirmiştir. Fatih Camii'nin muhteşem minberinde senelerce veciz ve her biri edebiyat metinleri halinde takdim ettiği hutbelerini zikretmek lazımdır. Kamil Büyüker yazdı.
07/08/2018 07:07
Kudsi Ergüner Hayat Mottom Kadere Razı Olmaktır
Kudsi Ergüner: Hayat Mottom Kadere Razı Olmaktır

UNESCO tarafından “Barış Sanatçısı” seçilen, geleneksel Mevlevi sufi üstadı Kudsi Erguner ile Osmanlı klasik müziğini ve klasik Batı müziğini konuştuk. Ezgi Aşık'ın röportajı.
06/08/2018 11:11
Mustafa Ulusoy Hayatın Birleştiği Denizi Bulmak Lazım
Mustafa Ulusoy: Hayatın Birleştiği Denizi Bulmak Lazım

Psikiyatrist ve yazar Mustafa Ulusoy ile yaşama ve mutluluğa dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ulusoy, ''Mutlulukla mutsuzluk, sevinçle keder, acıyla lezzet, kaybetmekle kazanmak arasında insan için bir fark kalmadıysa; hepsi kabulüyse; kalbi hepsinin aynı olduğunu bildiyse; işte o insan hayatın sırrına vakıf olmuştur ve artık insan-ı kâmildir. Bu insan benim nazarımda mutlu bir insandır.'' diyor. Havva Tahran'ın röportajı.
03/08/2018 07:07

İnsan, yaşamak için bilgiye muhtaçtır, anlamlandırmak için öğrenmelidir. Öğrenmek ise eğitim ve öğretimle mümkündür. İki sözcüğün terim anlamları Türk Dil Kurumunca olarak şu şekilde ifade edilmektedir:

Eğitim: Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye.

Öğretim: Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim ya da öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Modern dönemde eğitim ve öğretim, artık doğduktan sonra değil; anne karnında başlatılmaktadır. Bilimsel araştırmalarda müzisyen hamile annelerin, çocuklarına müzik dinlettikleri ve doğan bebeklerin gelişim sürecinde müziğe aşina oldukları gözlemlenmiştir. Aileye dâhil olan bebeği, bir ferd olarak topluma kazandıran ilk öğretmen elbette ki annedir. Belli bir olgunluğa ulaşan insan, ailesinden gördükleriyle topluma dâhil olmaya, sosyalleşmeye çalışır. Dolayısıyla her aile bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yaşayarak öğretme metodunu kullanır.

Ashab-ı Suffa ve Hz. Muhammed’in (sav) öğretmenliği

Gerek aile içinde gerekse okul gibi bir kurumun içinde bilen ve öğreten kişi için diğer önemli iki sözcük ise temsil ve teslimdir. Kişinin bilgisini, inandığı değerlerini, ideolojisini, öğretme etiğini; azimle, fedakârlıkla ve kararlılıkla, merhametle, sabırla, tevazuuyla temsil etmesi, eğittiği kişinin tesliminde ki kilit noktadır. Örneğin; Hz. Muhammed (sav), İslâm’ı temsil etme şekliyle, teslim olmuş bir ümmet oluşturabilmişti. Ki bu ümmetin ashabı içinde İslâm’ın ilk ve en etkili öğretmeni olarak anılan Musab b. Umeyr yetişmişti. Hayatına değinmek gerekirse Musab b. Umeyr, Hz. Muhammed İslâm’a davet ettiğinde Mekke’nin en zengin ve en yakışıklı gençlerinden biriydi. Peygamber, Musab b. Umeyr’in sahip olduğu her şeyi geride bırakarak teslim olmasını sağlamıştı. Ve o, peygamber metodu ve ahlakıyla kendisine geniş bir öğrenci halkası oluşturmuştu. Bu halkanın bir çatı altında toparlanmış haline örnek olarak Ashab-ı Suffa gösterilebilir.

Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra ihtiyaç doğrultusunda kurulmuş olan bu okulda, Hz. Muhammed bizzat öğrencilere ders veriyor; diğer öğretmenler tarafından da okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma öğretiliyordu. Günümüz üniversitelerinden daha sistemli işleyen Ashab-ı Suffa’da yetişen birçok öğrenci, İslâm’ı temsil noktasında geniş kitlelere faydalı olmuştur.

Erkeklerin yanı sıra Resul’den ders alan kadınlar da kendilerini bilgi noktasında zenginleştirmiştir. Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Ümmü Seleme, Ümmü Derda gibi isimler dönemin en bilgin kadınları arasında yer alırken; Hz. Şifa (Ümmü Süleyman b. Heyseme) aynı dönemin başarılı öğretmenlerindendir.

Osmanlı’da eğitim ve medreseler

Osmanlı Devleti sisteminin içinde eğitim sıbyan mekteplerinden başlamaktaydı. Ülkede geniş bir alanda hizmet veren bu mektepler, kız erkek bütün çocuklara, 4 yaşından başlayıp 11-12 yaşına kadar kısmı olarak temel dini bilgiler ve okuma yazma gibi beceriler kazandırmaktaydı.

İkinci basamak ise medreseydi. 10. yüzyıldan itibaren eğitimde oldukça aktif bir rol alan medreseler, devlet erkânının da desteğiyle nitelikli bir bilgi akışı sağlamıştır. Bu destek, ilerleyen dönemlerde eğitici camianın, İlmiyye sınıfı statüsüne yükselmesine sebep olmuştur. Eğitim veren kişiler müderris adıyla anılırdı. Müderris portresinde bir takım kriterler gözetilirdi. Taşköprüzade, müderrislerin temel vasıflarının dindarlık, fazilet, tevazu ve olgunluk üzerine bina edildiğini, medreselerin parlak dönemlerinde bütün ilmiye sınıfı mensuplarına ve topluma örnek olacak nitelikte kişiler olduğunu belirtmektedir. Metod olarak kıyaslandığında İslâmiyet’in ilk dönemlerinde standart bir uygulama yapılmazken insanların, bilgi paylaşımları temel tebliğ anlayışı üzerineydi.

Elbette ki bu durumun eğitim sisteminin kurumsallaşmasıyla doğrudan ilgisi vardır. Zamanla İslâm toprakları genişledikçe ve Osmanlı kimliği güçlenince eğitim alanında sistematikleşme ihtiyacı doğmuştur. Kurumsallaşma ile sürekli ve düzenli öğretmen gereği, öğretmenliğin bir meslek haline gelmesini sağlamıştır.

Böylelikle meslek haline gelen öğretmenlikte çalışma takvimi, statü, ücret, sorumluluk gibi bir takım terimlerle standart oluşturulmuştur. Örneğin, mülazat usulü adı verilen sistem, medreseden icazet alan müderrislerin kayıtlarını tutmakta ve eksik olan kurumlara bu kayıtlardan tayin yapılmaktaydı. Mülazat sistemi hala Milli Eğitim Bakanlığı tarafından günümüze uyarlanmış şekliyle kullanılmaktadır. Kaynaklarda Osmanlı için bir sanat olarak görülen öğretmenliğin bu sanatı nasıl icra edeceklerine yönelik oldukça fazla veriye rastlanmaktadır.

Profesyonel öğretmen yetiştiren ilk kurum: Darülmuallimin

Öğretmenlere birer nasihat niteliği taşıyan bu veriler, öğrencinin kapasitesinin iyi gözlemlenmesi ve bu doğrultuda bir metod uygulanması, sosyo-ekonomik çevresinin araştırılması, bireysel farklılıklarının gözetilerek özel eğitim teknikleri ve doğru yaklaşım kullanılması gerekliliğini vurgulamaktadır. Muallimlere nazaran daha derin bir bilgi ve kültür birikimi olan müderrisler, öğretmenlik ahlakı ve işlevselliği açısından modern dönem Osmanlı tarihine kadar kayda değer başarılara imza atmış, çokça ses getiren isimler yetiştirmişlerdir. Modern dönemde sistematik açıdan meydana gelen bozulmalar ve usulsüzlükler, genel olarak medrese ahlakı ve eğitimine şüphe çekmiştir.

Osmanlı’da bir eğitim kurumuna yönelen talep, o kurumda görev yapan öğretmenin itibarı ve şöhretiyle doğru orantılıdır. 19. yüzyıla gelindiğinde ise kurumsal anlamda profesyonel öğretmen yetiştiren ilk kurum, 1848 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından İstanbul’da yer alan Darülmuallimin’dir. 1870 yılında ise kadın muallim yetiştirmek maksadıyla Darülmuallimat kurulmuştur. Kadın öğretmenlerin yetişmesindeki gaye, daha çok kız öğrencilerin eğitim hayatına girmesini sağlamaktı.

Bugünün öğretmen merkezli sisteminin Osmanlı dönemindeki anlayıştan uzak, tamamen otorite ve korku odaklı olması, yeni bir metod ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Yenilikçi olan yöntemin öğrenciyi merkez almasını kimi öğretmenle tam çözüm olarak görürken kimi öğretmenler ise toplumun, bu yeniliği, öğretmen aleyhine kullandığını yöntemin “toplumdaki öğretmen değerini” basite indirgediğini savunmaktadır.

Öğretmenlik, gül yetiştirmektir

Yaklaşan Öğretmenler Günü vesilesiyle Şehit Servet Asmaz İmam Hatip Lisesi öğretmenleriyle yaptığım röportajda, 30 seneyi aşkın öğretmen olan Osman Büyüksu, mesleğine dair şu ifadeleri kullanmaktadır: “Modern ilim yöntemi, öğretmenin şahsiyet aktarımını ortadan kaldırıyor. İlim, zihne aktarılan malumat değil, insana şahsiyet kazandıran kıymettir. Talebe aynı zamanda öğretmeninden bir kültür kazanır. Modern eğitimde kültür aktarımı yok. Gerçek öğretmenin her zaman itibarı vardır. Çağında kıymeti bilinmese bile peygamberler örnektir. Sonraki çağlarda kıymetleri katlanarak artmıştır. Bugünün insanı da dünün insanı gibidir. Altının her zaman ve her yerde kıymeti aynıdır. Bugün kıymetini tanımayan olabilir ama yarın kıymetini tanıyanlar olacaktır.”

Öğretmenliğe yeni başlamış olan Yasemin Karaali ise öğretmenliğin tanımını şu şekilde yapmaktadır: “Bir eğitmen olarak, eğitimi her daim gül bahçesine benzetmişimdir. Asıl eğitim, gül bahçesinde gülü yetiştirmektir. Hatta sadece yetiştirip büyütmek değil, kurumaya yüz tutmuş gülleri de canlandırmaktır. Okuma veya yazma her ne öğretirseniz öğretin, karşınızdaki insana bir şey öğretmek, sahip olabileceğiniz en asil davranış şeklidir.”

 Gülsün Uçar, “Bir İnsan Bir Şey Öğretmek İnsanlığın En Asil Davranışı”, Bilimevi Kitabın Ortası dergisi, Ekim 2017, Sayı 7






İlgili Konular