, 21 Nisan 2018
Kübra Sönmezışık Bilinçsiz Medya Dili Şiddeti Meşrulaştırıyor

Kübra Sönmezışık

1263

Kübra Sönmezışık: Bilinçsiz Medya Dili Şiddeti Meşrulaştırıyor

''Her yaştan ve çevreden kadının toplumsal meselelerini, itikadi, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve hukuksal düzeyde ele alıyoruz. Tüm kimliklerin ötesinde insanı merkeze almayı kendimize düstur ediniyoruz.'' Üç aylık fikir dergisi Kadın’ın Genel Yayın Yönetmeni Kübra Sönmezışık, dergi hakkında Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Mizah Aklın Sanatıdır Geçmişten Günümüze Mizah Kültürü
Mizah Aklın Sanatıdır: Geçmişten Günümüze Mizah Kültürü

İki kitaptan hareketle antik çağlardan Selçuklu dönemindeki mizah kültürüne, oradan da Osmanlı’ya ve günümüzde mizah algısına uzandık. Dosya içerisinde Osmanlı’da çıkan ilk mizah dergisi olan Diyojen de olmak üzere Akbaba ve Gırgır dergilerine de değindik.
15/04/2018 10:10
Anjelika Akbar İnsanlar İç Barışa Kavuştuklarında Dünyadaki Savaşlar Biter
Anjelika Akbar: İnsanlar İç Barışa Kavuştuklarında Dünyadaki Savaşlar Biter

''Doğu eserlerini Batı enstrümanlarına, Batı eserlerini Doğu enstrümanlarına uyarlıyorum zaman zaman. Ama bunun nasıl bir çalışma olduğunu tam olarak ben bile anlatamam. Bu daha çok iç keşif, bilinç ve kalbin birleştiği bir yerden gelen bir silsile... Batı’nın rasyonalizmi ile Doğu’nun gizemli duygu dünyası bir noktada buluşuyor.'' Anjelika Akbar, müzik yolculuğu üzerine Sevinç Şatıroğlu'nun sorularını cevapladı.
06/04/2018 11:11
Sert Eleştirel ve Derinlikli Thomas Bernhard ve Otobiyografik Anlatısı
Sert, Eleştirel ve Derinlikli: Thomas Bernhard ve Otobiyografik Anlatısı

1931-1989 arasında yaşayan Thomas Bernhard, yaşamının son on yılı içerisinde, hayatının ilk yirmi yılını kaleme alır. Beş ciltlik otobiyografik anlatısında çocukluk ve ilk gençlik yıllarına Nazizm’in nasıl tesir ettiğini, savaşın insan hayatını nasıl tarumar ettiğini ortaya koyar.
09/04/2018 11:11
Betül Zarifoğlu Çocuklar İçin Yazarak Babamın Hayalini Gerçekleştiriyorum
Betül Zarifoğlu: Çocuklar İçin Yazarak Babamın Hayalini Gerçekleştiriyorum

''Babamın bana imzaladığı kitapta bir hayali vardı; “Bir gün senin de çocuklar için yazacağını hayal ediyorum.” Bu kitabı imzaladığında okuma ve yazmayı bilmiyordum. Yazdığım ilk kitabın bir masal oluşu da nasip oldu.'' Cahit Zarifoğlu’nun kızı Betül Zarifoğlu, yazdığı Muga Zıp Zıp kitabı ve Cahit Zarifoğlu’nun pek bilinmeyen yönleri üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapaldı.
14/04/2018 11:11
Melike Günyüz Kütüphanesiz Okul Kurulmamalı
Melike Günyüz: Kütüphanesiz Okul Kurulmamalı

Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz, Türkiye’deki çocuk kitapları yayıncılığını ve mevcut okuma kültürünü değerlendirdi.
10/04/2018 11:11
Mehmed Kısakürek Üstad Yaşıyor Olsaydı Hiçbir Şey Bugünkü Gibi Olmazdı
Mehmed Kısakürek: Üstad Yaşıyor Olsaydı Hiçbir Şey Bugünkü Gibi Olmazdı

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in oğlu Mehmed Kısakürek; Büyük Doğu Yayınları’nı, Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı’nı ve hayata geçirmeye çalıştığı projeleri Kitabın Ortası dergisine anlattı.
09/04/2018 12:12

Üç aylık fikir dergisi Kadın’ın Genel Yayın Yönetmeni Kübra Sönmezışık ile ‘güçlü kadın’ konusunu masaya yatırarak, algılarımızdaki ‘güçlü’ kadını sorguladık.

Kadın dergisinin yöneticiliğini üstleniyorsunuz. Kadın üzerine yayıncılık yapmanın handikaplarını yaşıyor musunuz?

Kadına dair yapılan her şey karmaşık ve tüketilmişlik hissi uyandırıyor bende. Yayıncılık da buna dâhil. Güzellik, moda, astroloji ve alışveriş gibi kalıplaşmış kadın konuları dışında bir şey yapmak istiyorsanız zor. İşte bu yüzden gerekli! İçinde kadın bedeninin kullanılmadığı, ajite edilmediği, onu sadece maddeden ibaretmiş gibi gösteren kalıpları reddeden bir fikir yayıncılığı yapmanın elbette zorluklarını yaşıyoruz.

Kadın konusu iddia taşır. Sizin iddianız nedir?

Her yaştan ve çevreden kadının toplumsal meselelerini, itikadi, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve hukuksal düzeyde ele alıyoruz. Tüm cinsiyet ve kimliklerin ötesinde insanı merkeze almayı kendimize düstur ediniyoruz. Kadının hayattaki konumuna dair eleştiri ve öneri getirip bir tartışma platformu oluşturuyoruz. Ötekileştirmeden, dünya üzerindeki “kadın halleri”ni belli bir ideolojiye hapsetmeden, her başlığın yanına kadın kelimesi getiriyoruz. Bu vesile ile düşünce zemini oluşturarak yaşadığımız coğrafyayı, hasıraltı edilmiş konuları sorgulayıp çözüm arıyoruz.

Benim için önemli konulardan biri de genç kadınlara yol gösterme sorumluluğunu taşıyor olmak. Onların kendilerini ifade etmeleri için yeni bir zemin olmak istiyoruz. Kadın dergisi, tüm bu ilkelerden hareketle her sayıda bir konuyu bir taraf olarak değil, farklı boyutlarıyla okuyucuya sunuyor. Kendi alanında uzman ve kalemi güçlü kadınların yanı sıra dinamik genç yazarlara da yer açıyoruz. Dosya konularının dışında toplumdaki başarılı kadın portrelerinin yanı sıra, sinema, edebiyat ve sanat gibi kültür sanat konularına yer veriyoruz. Kadın konusunu ontolojik olarak inceliyoruz.

Peki, kadınlara ne kadar ulaşabiliyorsunuz?

Dergi kadınlara ulaşıyor, beğeniliyor da... Fakat erkeklerin daha ilgili olduklarını görüyorum. Daha dikkatli ve meraklılar. Özellikle sosyal medya ve dijital yayıncılığın artmasıyla insanlar sadece “bakıyorlar”; yani okunacak şeylere de bakıyorlar. Yazının fotoğrafına ve başlığına bakıp o yazının mesajına karar veriyorlar. Fikir dergisi olduğumuz için okur-yazar kadınlara hitap etmemizin de bunda katkısı büyük. Okuyan kadın az. İyi yazan kadın daha da az.

Erkekler daha mı çok okuyor yani?

Elimde bu konuya dair istatistiksel veri yok. Fakat erkeklerin daha dikkatli ve meraklı olduğunu düşünüyorum. Kadın dergisini okuyan erkeklerle konuştuğumda görüyorum bunu. Onlar metni satır satır okuyup geri bildirim yapıyorlar ve konu üzerine tartışacak kadar ilgililer.

Kadın dergisi 4. sayısında ‘Güç’ konusunu irdeledi. Kadın ve güç aslında çok fazla tartışılan bir konu. Bu konuyu neden seçtiniz?

O kadar çok mağdur kadın hikâyesi izliyor ve okuyoruz ki... Reklamlar bize kadını meta hâline getirip sunarken, medya ise “mağdur” kadın imajını zihinlerimize yerleştiriyor. Yine aynı medya bize güçlü kadını, kendi istediği biçimde ve şekilde ambalajlayıp sunuyor. Güçlü kadın dendiğinde aklımıza; ekonomik özgürlüğü olan, eğitimli, ayakları üzerinde duran, duygularını olabildiğince belli etmeyen gibi tanımlar geliyor. Tarihteki güçlü kadınlara baktığımızda ortak noktalarının “zalimlik” olduğunu görüyoruz. Tarih güçlü kadını bize “korkutucu bir varlık” olarak gösteriyor. Bu durum “Bir kadın güçlüyse merhametsiz olmak zorunda mı?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Elbette değil.

Ben de tüm bu sorulardan hareketle zihinlerimize yerleştirilmiş “güçlü kadın” algısını tartışmaya açmak istedim. Tarihten günümüze yön vermiş çok önemli kadın karakterlerimizin olduğunu gördüm. Kadınları doğru değerlendiren, cinsiyetçi dilden azade, akıl ve vicdan muhakemeli bir dile ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Özellikle genç zihinlere güçlü kadının “korkulacak” değil, “ilham veren” olduğunu anlatmak için bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Size göre güçlü kadın kimdir?

Bu dünyaya neden gönderildiğini bilen, kendi vazifesinin farkında olan kadın, güçlüdür bana göre. Eğer kadın kendisine Allah tarafından nelerin bahşedildiğini bilirse ne modern dünyanın dayatmasına boyun eğer ne de çarpık geleneksel yapıya razı gelir. Bunların farkında olup hayatında tatbik eden kadın güçlüdür.

Medyada Anne Olmak Zor

13 yıldır yazılı ve görsel medyanın içinde yer alıyorsunuz. Medyada kadın çalışan olmanın zorluğunu yaşıyor musunuz?

Yeni Şafak gazetesine 17 yaşında grafiker olarak girmiştim. O zaman medyanın nasıl olduğunu bilmiyordum. 20 yaşında da aktif kültür-sanat gazeteciliğine başladım. Gazetecilik yaptığımda yıl 2006’ydı. Ve o yıllarda “başörtülü” gazeteci olmak zordu. Çünkü o tarihlerde medyada görünür olarak çalışan çok az başörtülü gazeteci vardı. Kendimizi anlatmaya çalışıyorduk. O zamanlar yaptığımız gazeteciliğin amacı birbirinden farklı görüş ve yaşayıştaki insanları bir araya getirip empati kurmaktı. Bu bir süreliğine mümkün oldu. Ama önce Gezi olayları, sonra 17-25 Aralık ve özellikle 15 Temmuz’dan sonra toplumda kutuplar daha da keskinleşti. Bu da kültür sanat gazeteciliğini zorlaştırdı.

Bu anlattıklarım sadece kadınları değil, gazetecileri kapsayan sorunlar. Kadın özelinde ise medyanın çalışma kuralları bir kadına göre değil.

Mesela?

Çalışma saatleri çok uzun. Ani seyahatleriniz oluyor. Ayrıca kolay kolay herkesin girip çıkamayacağı bölgelere gidiyorsunuz. İki yıl haber merkezinde çalıştım. Kilis’te sınır bölgesine gittim. Bu yerlerde kadın gazeteci sayısı da çok azdır. Yaptığınız meslek bir süre sonra sizin tavırlarınıza ve giyiminize yansıyor. Romantik elbiseler ve ayakkabılar giyerken bir baktım daha hantal ve dayanıklı kıyafetler giymeye başlamışım. Medyada “kadın” kalmak zor.

Bu Alanda Pozitif Ayrımcılık Yapılmalı

Sizce bir kadınla bir erkek medyada eşit şartlarda mı çalıştırılmalı?

Bence kadına bu konuda pozitif ayrımcılık yapılmalı. Çünkü bir kadın hem fizikî olarak hem de toplum algısı açısından erkekle eşit değil. Bir kadın isterse savaş muhabiri olabilir. O kadın başına gelecek bütün zorlukları kabul etmiş ve sonuçlarına razı gelmiştir. Bu ayrı bir şey. Fakat bir kadının kendi istemediği hâlde “eşitlik” adı altında güvenliğini tehdit eden koşullarda çalıştırılmasını doğru ve adil bulmuyorum.

Şiddet Görüntüleri Merhamet Duygusunu Zayıflatıyor

Toplumda şiddet eğilimleri arttı. Neredeyse her gün şiddet haberleri okuyoruz. İnsanın, insana ve canlılara yaptığı şiddet eğilimlerini neye bağlıyorsunuz?

Şiddetin giderek normalleşmesine bağlıyorum. Dijital yayıncılığın ilerlemesiyle birlikte şiddet içerikli görüntüler sansürsüz şekilde insanların eline ulaşıyor. Bu görüntüler, cinayetleri ve şiddeti insan zihninde normal hâle getiriyor. Giderek hissizleşiyoruz. İnsan canı giderek ucuzluyor. Yas süreleri kısalıyor. Bütün duygu ve düşüncelerimizi insanların gördüğü, takip ettiği alanlara (Facebook, Twitter, İnstagram) yazıyoruz ya da gösteriyoruz. İnsanlar hasta yatağındaki hâllerini Facebook’ta paylaşıyor. Acıyı bile göstermeden içimizde yaşayamıyoruz. Her şey biçime dönüşüyor. Hisler sığlaşıyor. Merhamet duygusu giderek zayıflıyor.

Kadına karşı şiddet de kanayan bir yara olarak karşımızda duruyor. Bu sorunun önüne neden geçilemiyor?

Çünkü biz şiddeti insandan ayırıyoruz ve “kadına karşı şiddet” olarak etiketliyoruz. Kadına karşı şiddette mağduru hedef almadan, bunun aslında insana yapılan bir hak ihlali olduğunu topluma anlatmamız gerekiyor. Aile eğitimi, doğru din eğitimi ve medya bu konunun en önemli temel dinamiklerini oluşturuyor. Kadını erkekten, erkeği kadından ayırmadan bunu yapabiliriz. İnsanca...

Bu sorunu çözemediğimiz için hâlâ erkeğin kadına uyguladığı şiddeti konuşuyoruz. Kadınlar arasındaki sınıf farkından doğan kadının kadına uyguladığı psikolojik şiddeti hiç konuşmuyoruz. Bugün dünyada kadınlar inandıkları dinlerinden ve ırklarından dolayı kendilerini avantajlı konumda gören kadınlar tarafından dışlanıyor. Bir kadın kendinden daha az eğitimli veya az gelir seviyesine sahip olduğu için başka bir kadın tarafından ezilebiliyor. Biz bu konulara hiç giremiyoruz.

Bilinçsiz Medya Dili Şiddeti Meşrulaştırıyor

Peki, medya gerçekten “şiddet” haberlerine duyarlı mı? Haber dilini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medyada kullanılan dilin şiddeti körükleyen ve özendiren bir tarafı var. Kadına karşı şiddeti anlatan kamu spotları da kadın bedenini meta hâline getirip onun üzerinden şiddeti gösteriyor. Çok sıkıntılı manşetler atılıyor. “Birlikte ölüme atladılar” gibi intiharı romantizm hâline getiren manşetler görebiliyoruz. Ya da “Öfkeli koca karısını öldürdü” gibi şiddetin teşhir edildiği haberleri okuyoruz. Bilinçsizce kullanılan medya dili şiddeti meşrulaştırıyor.

8 Mart Kadınlar Günü’ne özel söylemek istediğini bir şey var mı?

Muhtaçların, şehit annelerinin, babaanne ve anneannelerin, dini, dili ve ırkı yüzünden dışlanmış, öksüz ve yetim kalmış, kalbi kırık ama güçlü bütün kadınların kadınlar gününü kutluyorum.

Bilimevi Kadın dergisi hakkında detaylı bilgi: http://www.bilimevikadin.com/

“Bilinçsiz Medya Dili Şiddeti Meşrulaştırıyor”, Kitabın Ortası dergisi, Mart 2018, sayı 12.

 

Röportaj: Ezgi Aşık