, 24 Ocak 2017
Cahit Çollak'la Mülakat

11164

Cahit Çollak'la Mülakat

Emirhanı'nda ise Cahit Çollak'ın 'Dergâh'ı var. Varıp Cahit abiye, hal hatır sormalı, muhabbet etmeli..

İlgili Yazılar
İnce Ruhlu ve Güzellik Müptelası İnsanların Şehri Bursa
İnce Ruhlu ve Güzellik Müptelası İnsanların Şehri: Bursa

''Bursa’nın, Allah vergisi doğal güzelliğini Türk zevk-i selimi ile taçlandırmış bir şehir olarak, Süheyl Ünver gibi ince ruhlu ve güzellik müptelası bir zat-ı şerifi etkilemiş olmasına şaşmamak gerek...'' Yasemin Dutoğlu, Hoca'nın 'Bursa Defterleri'ne değindi.
03/12/2016 13:01
Konserve Fabrikasından Yazma Eserler Kütüphanesine
Konserve Fabrikasından Yazma Eserler Kütüphanesine

Bursa İnebey Yazma Eser Kütüphanesi'nde geçtiğimiz günlerde yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin katıldığı Yazma Eserler Çalıştayı düzenlendi. Meryem Şeyma Karaca etkinlikten notlarını aktarıyor.
01/05/2016 09:09
Yeni misafirleri için mütevazı bir Bursa rehberi
Yeni misafirleri için mütevazı bir Bursa rehberi

Dünya Bizim yazarlarıyla, bulundukları şehirlere dönük küçük çaplı, 'rehber' niteliğinde bir dizi söyleşi yapalım dedik. Bursa'ya dair sorularımızı Fikri Özçelikçi yanıtladı.
13/09/2015 12:12
Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu Bursa
Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Bursa

İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Emir Sultan'la anılan bir Bursa, Süleyman Çelebi ile anılan bir Bursa çok uzak değil... Ahmet Serin yazdı..
17/11/2014 16:04
Bursa'da Kur'an'a İlme ve Topluma Hizmet Ödülleri Verildi
Bursa'da Kur'an'a, İlme ve Topluma Hizmet Ödülleri Verildi

Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin ''Kur’an’a Hizmet'', ''İlme Hizmet'' ve ''Topluma Hizmet'' ödülleri sahiplerini buldu. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.
30/05/2016 11:11
Hikaye hikaye Bursa'nın hüzünlü dönüşümü
Hikaye hikaye Bursa'nın hüzünlü dönüşümü

Hikâyeci Mustafa Başpınar’ın hazırladığı 'Öykülerde Bursa' kitabında eski Bursa ile yeni Bursa’ya dair önemli ayrıntılar da yakalanabiliyor.. Ahmet Serin yazdı..
31/10/2014 08:08

“BEN KİTAPÇI CAHİT ÇOLLAK, EMİRHAN'DA!”

 

 

İsteğiniz gerçekleşti. Çoktandır merakla beklediğiniz mülâkatı gerçekleştirdik. Camiamızın renkli simalarından kitapçı Cahit Çollak ile enteresan bir muhabbet…  O aslında sadece bir kitapçı değil. Malatya, Erzurum, Kahramanmaraş, İstanbul ve Bursa topraklarına kök salmış bir derin ağaç. O kadar mı? Değil. Aynı zamanda bir hikâye kahramanı. Kimilerine göre Mustafa Kutlu'nun Ya Tahammül Ya Sefer'indeki “Fotoğrafta Biri Var” hikayesinin Murat'ı; kimileriyse onu “Dava Delisi Kerim”le karıştırıyor. Bunları ve daha bir çok şeyi kendisinden dinleyeceğiz…

 

Emirhan'da Cahit abinin Dergâh'ında Çay Faslı

 

Bir ikindi üstü. Bursa'da, günlük yorgunluğu atabileceğiniz mekânların başında Emirhan gelir.

 

Emirhan'da ise Cahit Çollak'ın “Dergâh”ı var. Varıp Cahit abiye, hal hatır sormalı, muhabbet etmeli ve tabii ki çay içmelisiniz.

 

Öyle yapıyorum, dükkanın kapısından baktığımda, belirli bir sistem içinde dizilmiş kitap ve kağıtlarla dolu masasının başında, onu işine dalıp gitmiş buluyorum.

 

Selamımı alıp baş üstüne koyuyor. Oturacağım oracıktaki bir iskemleye. Ama hayır, bir talep cümlesi çıkıyor ağzından:

 

-         Cevat, bana bir çay ısmarlasana!..

-         Tabi abi, ne demek!

-         Ne güzel, bak bugün senden ilk defa çay ısmarlamanı istedim. Daha önce istemememiştim, değil mi?

-         Evet abi, bugün ilk kez istediniz! Daha öncesini ise boşverin!

-         …?

-         Abi, işler nasıl, her şey yerli yerinde mi?

-         Yoldayız, inşallah iyi olacak...

 

 

“Allah razı olsun bizi özleyenlerden…”

 

Muhavere bu kadar. O yine işine dalacak. Sadece işe dalsa gene iyi. Bir türkü mırıldanacak: “Güzel ağlama beni…”

 

Mırıldanma biter bitmez daha önce kendisine bahsettiğim mülakat konusunu hatırlatıyorum.

 

Sükut ile karşılık verecek. Verdi gitti. Fakat durur muyum, karşı taarruz geliyor benden:

-         Abi sizi özlemişler, sohbetinizi…

-         Kimmiş onlar?

-         Gençler, İstanbul'dan…

-         Allah razı olsun bizi özleyenlerden…

-         Abi, bu böyle olmayacak, en iyisi ben soru hazırlayayım…

-         Eyvallah sevgili Cevat, iyi olur, sen nasıl istersen.

-         Abi, yarın gelsem, soruları hazırlayıp?!

-         Tamam, uygundur, yarın, yarın, tamam…

 

 

“Ben kitapçı Cahit Çollak, Emirhan'da”

 

Benzeri bir erteleme daha önce de vuku bulduğu için, hazırım aslında. Bu yüzden biraz daha oturup kalkıp gitmiyorum. Zaten bu arada çayımız da gelmiştir. Çay faslından fırsat, söze devam ediyorum:

-         Abi sizinle mülakatı Asım istiyor, ne dersiniz, Asım'la ilgili ne söylersiniz?

-         Ne diyeyim Asım hakkında? Şimdi mi söyleyeyim? Asım iyidir, Asım iyidir iyi…

-         Öyleyse gel şu siparişi bitirelim abi. Asım mülakat bekliyor bizden…

-         Tamam, birazdan halledeceğiz, sen bekle bakayım…

 

Bekliyorum. Zaman biraz daha ilerliyor. Akşam ezanı okunuyor. Tekrar hatırlatmaya çalışıyorum.

 

-         Şu ezanı dinleyelim, bitsin, sonra ne diyorsan yaparız.

-         Abi ben bekliyorum, fakat istersen gözlemlerimi yazıp işimi bitirebilirim!

-         Yaman adamsın vesselam. Sen hep yazıyorsun zaten, hâli yazıyorsun. Her neyse, söyle bakalım, şimdi sana hizmet edebilirim.

-         Abi tamam, siz rahat olun…

 

Telefon rehberini kurcalıyor. Yine mırıldanma: “Şu adamın telefonu nerde?” Bir süre aradıktan sonra buluyor.

Onun aradığını bulmasından elde ettiği rahatlık benim de işime yarıyor.

 

Artık sorularımı sormalıyım. Tabii, öncelik hazırlık sorularında:

-         Abi siz kimsiniz? Tanıtır mısınız kendinizi?

-         Ben kitapçı Cahit Çollak, Emirhan'da…

-         Bilmeyenler var Emirhan'ı, Emirhan neresi?

-         Emirhan… Emirhan dünyanın merkezi…

-         Dünyanın merkezi?

-         Hal meselesi!

Tekrar işine dalıyor. Ve ardından mırıldanmalar: “Şimdi ne yapacaktım… Şimdi… Unuttum…”  

Bu hal bir süre devam ediyor. Daha sonra bana dönüp, başlıyor anlatmaya:

 

“Şimdi ben Emirhan'a 1998'de geldim. Ama gelmeden evvel, Kitapçılar Çarşısı'ndayken merak ediyor, ara sıra dolaşıyordum bu çarşıda. Tarih çekiyordu beni. Ulu Cami çekiyordu.

 

Ulu Cami, dünyanın bir başka merkezi. Namazlarımı orada kılıyor, sonra bu çarşıyı geziyordum. Acaba burada bir yer bulabilir miyim? Esnafa soruyorum; yok, diyorlar. Boynu bükük ayrılıyorum her seferinde. 1995'ler filan. Bu arada tekstil işiyle uğraşan bir dostuma rastladım. Benim buraya gelmeme o aracı oldu.”

 

 

“Asıl gayem, Ulu Cami"'e yakın olmaktı.”

 

“Benim buraya gelmemdeki asıl gaye, Ulu Cami'ye yakın olmaktı. Gerçi gene yakındım. Fakat yolun karşı tarafındaydım. Bu tarafa geçmesi sıkıntı vericiydi, zordu. Oysa namaz huzurdu, huşuydu benim için, ibadetten önce. Fakat şimdilerde namaz kılmak yerine tarihi bir müze olarak algılıyor insanlar Ulu Cami'yi. Bu bendeki iç oluşumu rahatsız ediyor. Fakat Emirhan'ın Ulu Cami gölgesinde olması gene de güzel bir şey. Fakat buradaki esnafta bunun bilincini göremedim. Yani Emirhan'a gelmek istediğim günlerin ruhu yok burada. Aynı şekilde, Ulu Cami'nin de eski ruhaniyeti yok.

 

 

Burada şunu da söylemeliyim: Ruhaniyetli şehir, diyorlar ya, ben eskiden Malatya, Erzurum, Maraş gibi şehirlerde kaldım. Evlendiğimiz yıllarda İstanbul'daydık. İstanbul'dan ayrılmak söz konusu olduğunda ben Erzurum'a gitmek istedim. Yengeniz Bursa'yı istedi. Malatya'da bir söz vardır: “Ölü görüp ağlamamış, düğün görüp gülmemiş” denilir. Yani söylenilen için “Hale uygun değil” anlamındadır. Bu cümleyi Bursa'da da çok kullanır oldum. Bu yüzden Malatya haline benzetiyorum Bursa'nın halini. Başka benzerlikler de var. Mesela Malatya'da da tarih var. Tarihi ruh var. Ulu Cami orada da var. Selçuklu mimarisi bildiğim kadarıyla…"

 

“Bursa'yı çok sevdim, fakat…”

 

“Ben Bursa'yı çok sevdim. Babam da emekli olunca gelmek istiyordu. Ama şunu gördüm: Bu şehrin altında evliyalar yatıyor, üstünde eşkıyalar geziyor!”

 

Bir nicedir sözüne kesmeden dinledim Cahit abiyi, ama gelinen bu noktada bir itirazımız olmalıydı değil mi?

-         Beni de eşkıya yerine koydun abi! dedim. Fakat o, genel havası üzere konuşmasını sürdürdü:

 

“Çünkü burada yol boyu yürürken bir Fatiha bitmeden, yeni bir Fatiha okumanız gerekir. Ama unutuldu bunlar. İçsellik, içsellik değil, samimiyet bitti. Ha, eşkıya kelimesini açalım. Bursa'da para kolay kazanıldığı için böyle bu. Bu arada Bursa'nın yerlisi yok zaten. Hep yabancı. Var olan yerliler de münzevi hayat yaşıyor. Her neyse, işin özü şu: Mekânın tarihselliği bir şey ifade etmiyor. İnsanın içinde bir şey varsa, mekân önemli değil.

 

“Dava Delisi Kerim?!.”

 

Bu meseleye tasavvuf açısından bakarsak… Mustafa Kutlu'nun hikâyelerinden birinde mürit hikayesi var. Şöyle bitiyor: “Mürit şeyhine dua eder haline gelindi.” Bu cümleden yola çıkarsak, Bursa, tasavvufun var sayıldığı yer. Oysa durum tam tersi. Yerin altındaki evliyalar bize dua ediyor, eşkıyalar ıslah olsun için…”

 

Mustafa Kutlu'dan bahis açılınca müdahale ediyorum:

-         Abi, Dava Delisi Kerim'in siz olduğunuz söylendi bir ara?

“Onu insanlar öyle söylüyor, ama tam değil. O tür özellikleri olan insanlardan birisi olabilirim. Mustafa Kutlu dava adamını tarif ediyor, bu tanımın içinde sen de yer alabilirsin, ben de. Aslında dava değil de, hizmet delisi demek lazım. Çünkü dava kalıcı değil, hizmet kalıcı. Mustafa Kutlu orada, işin aslına bakarsan, hizmet eden insanın portresini çiziyor. Kutlu abi, ideal hizmet eden genç bir ruhu çiziyor.”

 

Bu arada Ya Tahammül Ya Sefer'i raftan alıp geliyor. “Fotoğrafta Biri Var” hikayesinden bir bölüm okuyor: “ "Yahu Kerim, şurdan bize yarım ekmek, biraz helva alıver. (…)" Bizi anlatan hikayenin bölümü bu. Evet, bu hikâyede bir de Murat Bey var. Beni asıl onunla karşılaştırırlar.”

 

-         Peki Murat Bey gerçekte kim?

-         Onu Mustafa Kutlu'ya sormak lazım. Zaten bu denilenler yıllar sonra söylendi. Belki de hepsi bir yakıştırma.

Burada tekrar suskunluk başlayacak. Suskunluğu bozan ise Cahit abinin bir türkü terennümü:

“Güzel ağlatma beni

Derde bağlatma beni

Ben senin aşığınam

Bir pula satma beni.”

 

Yayıncılığın anlamı…

 

Türkü bitince söze giriyorum tekrar:

-         Yayıncılık sizin için ne anlam taşıyor Cahit abi, biraz da bunu konuşalım?

O, uzun ince bir yol diye başlıyor söze, ardından şöyle devam ediyor:

“Mesele şu: Ben emekçiyim. Fikir ve Sanatta Hareket'e ben hizmet için başladım. Ben hizmetkârım. Bütün hizmetleri yapan olduğum için okuma alışkanlığı da edinemedim. Sabahtan gece yarısına kadar çalıştım. Okumak fiili, maddî bir şey. Okur yazar olmaktan ziyade, hizmet ehli olmak ön plana geçti hayatımda. Bu başka bir sevda. Bu uzun ince yolda, İstanbul'dan Bursa'ya niye geldin diyenler oldu bana. Oradaki dostlarım, dava arkadaşları, sanki hizmet bitti, silah icad oldu, mertlik bozuldu örneği, bilgisayar çıktı bu iş bitti, diye düşünmeye başladı. Aslında Bursa'da bu iş daha zordu. Bu konuda bana "Sen deli misin?" diyenler oldu. Evet, benimkisi sevda işi, gönül işi. Benim gönül dediğime bazıları sevda diyor, hal diyor. Bak, Serpil Hanım geldi, hah…”

 

Konuşma böylece sürüp giderken, yengemiz çıkageliyor.  Onu görünce hemen yanına gidiyor, konuşmasını orada sürdürüyor:

 

“Hah, işte hal bu, iki dakika ara…”

 

Cahit Abi"nin bu iki dakikalık arası mülakatımızın sonu oluyor. İşte böyle…

 

 

 

Cevat Akkanat, iki arada bir derede söyleşti.





Yorum
İşte hal bu:)
Sevinç Durmuş
Cahit Abi'nin bu iki dakikalık arası mülakatın birinci bölümünün sonu olsa :)

Yetmedi ama Cahit Çollak'ı tanımak güzeldi. Teşekkür ederiz Cevat Hocam. Bir teşekkür de sizden Cahit Abi ile mülakat isteyen Asım Bey'e:) Yürek, hadi kalk gidelim, bir bardak çay da biz içelim aynı mekânda dedi ama oruçlu olduğumuz geldi hatıra :)
26/08/2010, 09:13
cahit çollak...
mehmet özen
arkadaşım, emirhanda mutlaka cahit çollakın yanına uğramamı söylemişti. öylede yaptık. ismini duymuştum ama ilk defa görüyordum. yanındayken sanki yıllardır tanışıklık var gibi hissediyorsunuz.
ulu bir caminin yanında güzel bir insan....
01/01/2009, 00:36
Medine hurması tadında bir söyleşi
murat elaldı
Yılların eskitemediği yayıncı Cahit abinin olaylara yaklaşımı,söyleşiyi gerçekleştiren Cevat hocanın güzel üslübuyla birleşince ortaya çok güzel bir yazı çıkmış.Bu ikramı kaçırmayın,sonuna kadar okuyun,siz de hissenizi alın. Ben aldım. Selamlar
23/12/2008, 16:21

İlgili Konular