, 26 Mayıs 2017
Nihayet in Yaklaşımı Video Oyunlar Meselesini Ne Kadar Kavrıyor

2182

Nihayet’in Yaklaşımı Video Oyunlar Meselesini Ne Kadar Kavrıyor?

Nihayet dergisinin video oyunlarını merkeze alan Aralık sayısında, üzerinde sıkı sıkıya sabit kalınmış önkabullerle yola çıkılmış. Her ne kadar farklı bakış açıları ele alınmaya çalışılmış olsa da, onlarca sayfalık okumanın ardından bizim profilimizdeki okuyucuların nezdinde, maalesef, ortaya geniş bir yelpaze konduğu hissi kalmıyor. Deniz Baran yazdı.

İlgili Yazılar
Sinan Akkol ile Röportaj İslami ve Entelektüel Perspektiften Video Oyunları
Sinan Akkol ile Röportaj: İslami ve Entelektüel Perspektiften Video Oyunları

''Oyunları yapanların beslendiği kaynaklar, zihinsel zenginliklerini damıttıkları doneler oyunlarda çok daha güçlü verilebiliyor. Çünkü bizatihi oyuncu olarak yaşıyorsunuz. O yüzden arka planı sağlam olan oyunlar elbette kitap ve film kadar derin mesajlar verebilir.'' Türkiye’de video oyun yayıncılığının öncüleri arasında yer alan Sinan Akkol, video oyunları üzerine Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.
12/12/2016 13:01
Birçok İnsan Hayatın Zorluğundan Kaçıp Oyunlara Sığınıyor
Birçok İnsan Hayatın Zorluğundan Kaçıp Oyunlara Sığınıyor

''Oyunlarda kendi değerlerimizi, kendi bakış açımızı verebileceğimiz çok fazla done var. Sadece ve sadece bunu günümüz oyun piyasasının kalitesinde üretmek ve sunmak lazım. Fakat oyun sektörü logaritmik olarak gelişiyor. Lazım demekle kalmayıp çok hızlı olmamız lazım.'' Sinan Akkol, oyunların ahlâki meseleler ile ilişkisi, sanal gerçeklik, oyunların politikayla ilişkisi ve Müslüman ülkelerde sahip olduğu konum üzerine Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.
13/12/2016 13:01
Video Oyunlarına Toptancı Yaklaşım Doğru mu
Video Oyunlarına Toptancı Yaklaşım Doğru mu?

Genç dergisi, bu ayki sayısında video oyunları ile tartışmalı serüvenimizi dosya konusu yapmış. Deniz Baran bu dosyaya değindi.
29/11/2016 10:10
Sosyal Medyanın Doğurduğu Anneler
Sosyal Medyanın Doğurduğu Anneler!

Bir yandan mükemmel anne profili çizen kadınlar, diğer tarafta onlara yetişmeye çalışırken dökülüp dağılan anneler, çocuklar, aileler... Nihayet dergisi, yeni sayısında 'Çocuk yetiştirmek bu kadar zor mu?' diye soruyor. Seda Şennik Ateş derginin bu sayısına değindi.
13/04/2017 13:01
Çöpten Çıkan Eşyalarla Suriyeli Ailelere Evler Kuruyor
Çöpten Çıkan Eşyalarla Suriyeli Ailelere Evler Kuruyor

Size ‘çöp’e dair varoluşsal sorgulamalar bile yaptıracak bir derginin çıkıyor olması gerçekten çok iyi bir şey değil mi? Sadullah Yıldız, Nihayet dergisinin bu ayki ‘çöp’ dosyalı sayısına temas etti.
12/10/2016 08:08
Tipik 'kadın dergisi' algımızı kırıyor Nihayet
Tipik 'kadın dergisi' algımızı kırıyor Nihayet

'Bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatı!' sloganıyla yepyeni bir dergi okuyucuyla buluştu: Nihayet... Gül Hanım Gürsoy derginin ilk sayısına değindi.
15/01/2015 10:10

Kasım ayının sonundan beri yazdığım yazı ve yaptığım röportajlarla Dünya Bizim’in “video oyunlarından sorumlu yazarı” hâline gelmiş durumdayım. Zira bu mesele odaklı gündeme gelen endişelerin, şikâyetlerin, sitemlerin yahut savunuların; video oyunlarının dünyasını yakından bilen birileri tarafından ele alınması için geç kalındı diye düşünüyorum. Kendi adıma, oldukça bakir olan bu alana naçizane katkılar yapmaya çalışıyorum ve yaptığım en büyük katkı da Türkiye’nin sayılı video oyun dergisi editörlerinden olan Sinan Akkol ile gerçekleştirdiğimiz röportajlar oldu. Yapabileceğim katkılara elde malzeme oldukça da devam etmek arzusundayım.

Aynı şekilde düşünmüş olacaklar ki Genç dergisi, Kasım 2016 tarihli 122. sayısında; Nihayet dergisi de Aralık 2016 tarihli 24. sayısında video oyunları meselesini konu edinmeye karar verdi. Benim için de onların yaptıkları katkıları pas geçmemek ve görüş yelpazesini genişletmek adına en azından kısaca bu sayıları tanıtmak ve içeriğe dair fikirlerimi sunmak icap eder diye düşünmekteydim. Nitekim Genç dergisine dair incelememi Kasım ayında sunmuştum. Sıra Nihayet’e gelmişti. Fakat Genç dergisine kıyasla çok daha kapsamlı bir içerikle video oyunları meselesini ele alan Nihayet’i –Fatma Barbarosoğlu’nun önsözde rica ettiği gibi- dikkatlice okumak zamanımı aldı. Ama ziyanı yok, hâlâ görüşlerimi paylaşmamın anlam ifade edeceğini düşünüyorum.

Nihayet’in yaklaşımı meseleyi ne kadar kavrıyor?

Ne zaman inceleme yazsam “önce olumlu yönlerine mi değineyim yoksa eleştirilere mi?” diye düşünürüm. Bilmiyorum bu işin bir kuralı var mı, bilen varsa yorum olarak paylaşmasını rica edeceğim. Ancak bu sefer içimden gelen şey incelemeye olumsuzdan başlayıp yazıyı övgülerle kapatmak ki öyle yapacağım.

Nihayet’in büyük emeklerle hazırlanmış, geniş kapsamlı içeriğini kümülatif olarak ele alınca benim –ve benim profilime/ yaş grubuma yakın birçok kişinin- gözüne çarpan temel bir problem mevcut: Üzerinde sıkı sıkıya sabit kalınmış önkabullerle yola çıkılmış. Her ne kadar farklı bakış açıları ele alınmaya çalışılmış olsa da onlarca sayfalık okumanın ardından bizim profilimizdeki okuyucuların nezdinde, maalesef, ortaya geniş bir yelpaze konduğu hissi kalmıyor. Esasında, derginin yazı işlerinin yola çıkış dertleri ve kendi perspektifleri itibariyle bu tip önkabullerin olması çok doğal, hatta yayın “politikasını” (adı üstünde politika) oluşturmak için belli bir açıdan yola çıkmak zaruri. Fakat problem şu ki bu önkabuller o kadar büyük bir ağırlık merkezi oluşturmuş ki, yazılmış tüm içerik, oluşan ağırlık merkezine doğru hızla çekiliyor.

Bu durumun en büyük handikapı, Nihayet’in “video oyunları dünyasına girip, bu dünyayı araştırıp ve öğrenip mihmandarlık yapma” arzusunu uygulamaya ne kadar geçirdiğini tartışmalı hale getirmesi. Eldeki içerik kaliteli olmasına rağmen yola çıktığı perspektifin sınırlarını pek aşamamış, mevcut önkabullerin sağlaması gibi olmuş ve haliyle mihmandarlık yapacak kadar alana temas edememiş diye düşünüyorum.

Gereğinden fazla günah keçisi ilan edilme durumu var sanki

Peki “önkabul de önkabul” diye vurguladığım şey nedir? Buna birkaç örnekle cevap verirsem daha oturaklı olacak:

Her şeyden önce video oyunlarının eğlence aracı olmasının yanında birer fikri eser mahiyetinde de olabileceği olgusu pek görülmüyor. Elbette kimse teorik olarak oyunlarla kitapları eşdeğer tutamaz. Ancak bu mesele ak’la kara meselesi değil. Oyunların günümüzde eriştiği noktaya bakılınca, sırf kitaplarla eşdeğer değil diye yahut eğlence yönü öne çıkıyor diye (ki adı üstünde, oyun elbette öncelikle eğlenmek ve kafa dağıtmak içindir, bir tür hobidir) onların da birer fikri eser olarak katabileceklerini toptan pas geçmek bana kalırsa biraz anakronik bir durum. Oyunlarda var olan hikâyeleri de oradan kazanılacak deneyimleri de göz ardı etmek doğru değil.

“Oyunların fikir yönü ne kadar verimli ki? Hem görmüyor musun nasıl bir çılgınlığa dönüşüyor, sonu gelmez tüketim furyasında nasıl bir hale geliyor?” tarzı itiraz olacaksa bunlara da kendimce cevaplarım var. Yani, anakronik derken bunları gözden kaçırıyor yahut sahip olunan endişelerin haklılığını pas geçiyor değilim. Not edeyim.

İkinci bir örnek: Modern dünyanın ve ekonominin getirisi olan tüketim trendleri yahut küreselleşmeden kaynaklı problemler pekâlâ genel bir problem olarak değerlendirilebilecekken, oyun konusundan bahis açıldığında bu meseleler sanki video oyunlarına hasmış hatta onlardan kaynaklanıyormuş gibi bir yaklaşım sergilenebiliyor. Misal; sinemayı, kitapları, müzikleri ele alırken de ortaya konabilecek filtreler sırf yabancı bir alan diye oyunlara uygulanabiliyor. Gereğinden fazla günah keçisi ilan edilme durumu var sanki…

Üçüncü bir örnek: Bazı uç örnekler esas alınarak nihai yargıları kurma eğilimi mevcut. Elbette “oyun manyaklığı” denebilecek birçok uç örnek var ve ekranın bağımlılık yaratma potansiyelinin yüksek oluşu sebebiyle kimi zaman çok vahim tablolarla karşılaşabiliyoruz. Amenna, eğlenceye meyyal bir yaratık olan insanoğlu, Nihayet’in tabiriyle “oyuna gelip” kendi gelişimine sekte de vurabiliyor. Ancak salt uç örnekleri esas almak kestirme bir yol diye düşünüyorum. Kestirme yola sapınca, esas yolda görülebilecek birçok şey görülememiş oluyor; hâliyle bakış açısı zenginleşemiyor.

Dördüncü bir örnek ise oyunlarda Orta Doğu ve Müslümanlar meselesine dair. Bu konuda da orta yolcu bir yorum yapar gibi duracağım belki ama… Evet, oyunlar geniş kitlelere ulaşan ve kültür emperyalizmi-algı yönetimi için ideal araçlar olmaları itibariyle endişe verici boyutta İslamofobi vb. propagandalara alet olabiliyorlar. Zaten Genç dergisinin video oyunu sayısının en başarılı uyarısı da bu meseleye dairdi ve tarafımızca bunun altı çizilmişti. Ancak bu konudaki vahim örnekleri, oyun dünyasının geneli oturup İslamofobik, ahlakı aşındırıcı, ırkçı vb. üretim yapmanın peşindeymiş gibi algılamaya da lüzum yok. Zaten dergide adı zikredilen oyunların çoğu da bu tip tartışmalarda hep gündeme gelen, en popüler örnekler. Halbuki gerçekten derinlemesine bir bakışla piyasaya göz atılsa bunlar dışında kalan daha birçok oyunun varlığı fark edilebilirdi. Aylık bir dergi için bu çok zor diye tahmin ediyorum ancak buna çözüm olarak da daha fazla bu alanla haşır neşir insanlara söz verilebilirdi.

Nihayetinde oyunların yaptığının bin beterini yapan gazete ve dergiler var diye gazete ve dergi sektörünü toptan öcüleştirmiyoruz. Hakeza sinemayı da… Oyun piyasası da böyle bir şey. Bu işin çözümü de alandan kaçmak yerine alana dahil olmak, kendi üretimini, fikri eserini ortaya koymaktır zaten. Diğer kültürel alanlarda hep böyle olmuyor mu? Bunun dışında yapabileceğimiz en büyük şey, bizlerin değerlerine kötü niyetle saldıran oyunların ipliğini pazara çıkarmak, onları afişe etmektir. Tabi burada da “değerlerimize uymayan” ile “değerlerimize saldıran” arasındaki sınırı nasıl çizeceğimiz, “değerlerimize uymayan”ın tanımını nasıl yapacağımız ve nasıl’lara ne tepki verebileceğimiz gibi ayrı sorunsallar mevcut ama şu an konumuz bunlar değil. Bunlar daha çok sanattaki realizm tartışmalarına benzeyen tartışmalar.

İslami camiada video oyunları meselesine ciddi bir bakış dahi göremezken…

Velhasıl bir bilinç oluşturma gayreti oldukça müspet ama bunun amacı “bilinçli tüketimi” sağlamak olmalı. Artık günlük yaşamın bir parçası, başat hobisi/eğlence kültürü unsuru hâline gelmiş devasa bir gerçeği yabancılaştırmak yani tüketimi durdurmaya çalışmak nafile bir çaba. Nihayet’ten böyle bir mesaj çıkıyor anlamında bunu belirtmiyorum, sadece anlattıklarımın neticesinde bu noktaya gelmişken genel yaklaşımımı sunmak istedim. 

Nihayet’in bu sayısına dair eleştirimi toparlayacak olursam Aralık sayısına ekseriyetle tek taraflı bir bakışın hakim olduğunu söyleyebilirim. (İsmail Hakkı Polat röportajı müstesna; o röportaj bir nebze olsun dengeleyici bir söylem ortaya koymuş.)

Ancak kendim de video oyunlarıyla haşır neşir olmam itibariyle bir taraf olma ihtimalimi saklı tutarak bu eleştirileri yapıyorum. Yani, ben de belki de yorumlarımda denge noktasından biraz sapıyor olabilirim. Bu artık eldeki tüm malzemeyi okuyan okuyucunun takdiri olacak.

Nihayet’in Aralık sayısının en övgüye değer yönü ise tam bu noktada başlıyor. Her şeyden önce “eldeki tüm malzeme” diyebilmemizi sağlayan bir iş ortaya çıkarmışlar. İslami camiada video oyunları meselesine ciddi bir bakış dahi göremezken, bizim yaşımızdaki insanların değil fakat büyüklerimizin bu konuya eğilmesi başlı başına bir sorumluluk örneği ve yaşama dokunan bir üretim gayreti. Varsın kendi perspektiflerinden çok ayrılmamış olsunlar, en azından daha kimsenin dokunmadığı bir alana kapsamlı bir giriş yapmış oldular. Böylesi bir adım hiçbir türlü kolay olmayacaktı ve belli noktalar illa ki gözden kaçacaktı. Zira bu tip meselelere dair gelişim zaten eldeki malzemenin birikmesiyle, farklı bakış açılarının karşılaşmasıyla, tartışmaların artmasıyla sağlanacaktır.

Nihayet de bu yolda önemli bir adım atmıştır.

 

Deniz Baran





Yorum
Teşekkür
Hatice Ebrar
Çok güzel bir yazı olmuş, cümlelerinize sağlık..
04/01/2017, 13:07

İlgili Konular