, 21 Şubat 2017
Rusya İmparatorluğunda Müslümanlar ve Bir Çoban Yıldızı

Kazan, Kul Şerif Camii

1813

Rusya İmparatorluğunda Müslümanlar ve Bir Çoban Yıldızı

Abdürreşid İbrahim tarafından 19. yüzyılda yazılan 'Çoban Yıldızı', Rus İmparatorluğunda yaşayan Müslümanların serencamına ışık tutuyor. Abdullah Osmanoğlu yazdı.

İlgili Yazılar
A İbrahim muhteşem bir adamdı
A. İbrahim muhteşem bir adamdı!

Ittihad-ı İslam için yüreği dağlanmış bir şekilde Müslüman coğrafyayı gezen bir gezgindi o.
07/01/2012 11:11
Şamil'lerin Hamzatov'ların Aliverdiyev'lerin Vatanı Dağıstan
Şamil'lerin, Hamzatov'ların, Aliverdiyev'lerin Vatanı: Dağıstan

Kafkas Dağları'nın Hazar Denizi'yle buluştuğu bir ülke Dağıstan. Binlerce yıllık geçmişe sahip ülke, tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü. Dağıstan, farklı etnik gruplara evsahipliği yapıyor.
30/05/2016 16:04
Grigory Mavrov Anlattı Müslümanlar Nasıl Bir Rusya İstiyor
Grigory Mavrov Anlattı: Müslümanlar Nasıl Bir Rusya İstiyor?

Rus Müslüman Milli Komitesi'nin kurucularından olan Grigory Mavrov, geçtiğimiz günlerde Kafkas Vakfı'nda 'Müslümanlar Nasıl Bir Rusya İstiyor?' başlıklı bir konuşma yaptı. Yusuf Tunçbilek etkinlikten notlarını aktarıyor.
31/03/2016 12:12
Başpiskoposluktan İslam a Vyacheslav Polosin
Başpiskoposluktan İslam’a: Vyacheslav Polosin

Vyacheslav Polosin, lisans eğitimini felsefe üzerine almış bir akademisyen ve yazar / analist. Zamanında Rusya Ortodoks Kilisesi’nin en üst kademelerinde yer almış bir isim olmasına rağmen şu an Rusya’da bir İslami merkezin (Wasatia Center) direktörü konumuna geldiği bir hikâyeye sahip.
07/11/2016 14:02
9 700 Kilometre Uzağımızdaki Türk Şehitliği video
9.700 Kilometre Uzağımızdaki Türk Şehitliği (video)

Birinci Dünya Savaşı'nda Rus ordusuna esir düşerek Rusya'nın Vladivostok bölgesine gönderilen ve buradaki kamplarda can veren Türk, Alman, Macar ve Avusturyalı askerlerin anısına inşa edilen iki anıt restore edildi. Etrafında Türk şehitlere ait mezarların da olduğu anıtlar törenle açıldı. Törene Türkiye, Rusya ve Macaristan'dan resmi yetkililer de katıldı.
12/10/2016 16:04
17 Uluslararası Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması Moskova'da Yapıldı video
17. Uluslararası Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması Moskova'da Yapıldı (video)

17. Uluslararası Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması'nda birinciliğe Malezya'dan Abdullah Fehmi, İkinciliğe Yemen'den Yusuf Abdullah, Üçüncülüğe ise Bahreyn'den Ali Salih Ali Umar layık görüldü.
03/10/2016 12:12

Abdürreşid İbrahim tarafından 19. yüzyılda yazılan “Çoban Yıldızı”, Rusya İmparatorluğunda yaşayan Müslümanların serencamına ışık tutuyor. Seyfettin Erşahin’in yayına hazırladığı kitap, Türkistan Müslümanlarının tarihi için bir kaynak olarak hazırlanmış.

Tarihimizde bazı dramatik rastlantılar gözden kaçar. Osmanlı Devleti 1480’de İtalya yarımadasındaki Otranto limanını ele geçirdikten 12 sene sonra, Endülüs’te yaşayan Müslümanlar İspanya’dan sürülmüştür. Kanuni Sultan Süleyman, 1543’de Estergon kalesini fethederek Osmanlı’yı neredeyse Batı’daki en geniş sınırlarına ulaştırırken, sadece 3 yıl sonra, 5 asırdır İslam toprağı olan Kazan şehri Rusların eline düşmüştür. Sonuç olarak Müslümanlar Endülüs’te 600 senedir İspanyol hâkimiyetinde yaşıyorlar, Kazan’da da 500 senedir Rus hâkimiyeti devam ediyor.

Abdürreşid İbrahim, Tatar Müslümanlar hakkında tarih kitabı yazılmadığı için beylikler ve hanlıklar dönemi hakkında çok az şey bilindiğini ifade eder. Rusların tarih kitaplarında yer alan malumatların ise taraflı olduğunu, bu kitaplara güvenilmemesi gerektiğini, kendisinin de elindeki imkânlarla Rusya’daki Müslümanların tarihi hakkında bir katkı yapmak istediğini belirtir.

İki insanın gayretiyle milyonlarca insan “İslam ve Kur’an nuruyla” tanıştı

İbrahim’e göre, aslında Rusya sınırları içinde yaşayan bütün Müslümanlar aynı kökten gelmektedir ama zaman içinde lehçe, aksan ve vücut yapılarında değişiklikler olmuştur. Abdürreşid İbrahim, bu insanların İslam’a girmelerinin, ashab-ı kiramdan iki kişinin bölgeye gelip İslam’ı yayma gayretleriyle olduğunu, bu sahabelerinin kabirlerinin Kama Nehrinin yakınında bulunduğunu belirtir. İki insanın gayretiyle milyonlarca insanın Urallardan Kafkaslara ve hatta Tuna Nehri’ne kadar “İslam ve Kur’an nuruyla” tanışmalarını “Rabbani bir hidayet” olarak tanımlar. Bazılarının bunu çekemediklerini, İslam’ın kılıç veya hipnoz yoluyla yayıldığını iddia ettiklerini anlatan Abdürreşid İbrahim, aslında meselenin tamamen bir “Subhani Hidayet” ve oraların ahalisi için bir lütuf olduğunu ifade eder. İslam’ın yayılmasında tabii ki âlimlerin, özellikle de Buharalı âlimlerin ve tüccarların rolü olduğunu anlatan İbrahim, yine de meselenin Allah tarafından gelen bir hidayet olduğuna inanmaktadır.

“Geleceğimizin kurtuluş kapısını ilim ve maarifte aramalıyız”

Abdürreşid İbrahim, kitabın ikinci bölümünde Rusya yönetiminde Müslümanların uğradığı baskıları anlatır. Mesela Kazan’ı alan Çar İvan’ın zalim olduğundan ama sonraları bazı Rus hükümdarlarının Müslümanlara daha iyi davrandıklarından bahseder. Ancak II. Katherina gibi Rus yöneticilerin, Müslümanlara verdiği hakları, onları kendilerine ısındırmak için bir taktik olarak kullandıklarını iddia eder.

“Etnik olarak hepsi farklı olsa da İslamiyet gereğince hepsi bir habl-i metine sarılmışlardır. Çoğu İslam’ın hükümlerine bağlıdır. Kazan Tatarları üç yüzyıldan uzun süredir kadim adetlerini bozmadılar, dinlerine bağlı kaldılar.” Ruslar bu şekilde Tatarları ve Müslümanları Osmanlı’dan uzaklaştırmayı amaçlamışlardır. Yine de Abdürreşid İbrahim’e göre Rusların sağladığı barış ortamı da önemlidir ve şöyle yazar: “İç isyanlar gerçekten bir hükümet için savaştan daha zararlıdır ve büyük felaketlere yol açar. Geleceğimizin kurtuluş kapısını asayişte ve bu asayişten faydalanarak elde edeceğimiz ilim ve maarifte aramalıyız.”

Bunun için Abdürreşid İbrahim, Müslümanlar’a, Rusya’nın sağladığı olanaklardan faydalanmalarını, eğitim ve hukuk alanında haklarından faydalanmalarını öğütler.

“Bir milleti esaret zincirinde ebediyen tutmak…”

Abdürreşid İbrahim’in rahatsız olduğu bir mesele Ruslar’ın imamlara ve ulemaya Rusça okutma teklifinde bulunmalarıdır. Ona göre bu çok sakıncalı bir durumdur çünkü ulema kendi dilini unutmaya başlamıştır. Böyle giderse yakında kendi dilini konuşan ulema kalmayacağından endişe eder. Gençlerin Rusça öğrenmelerini ama âlimlerin kendi dillerinde devam etmelerini öğütler. Lehistan Tatarları’nın durumunu örnek veren İbrahim, kendi dillerini kullanmayı bırakan oradaki Müslümanların kimliklerini neredeyse unuttuklarından bahseder. Ruslar zaten İslami kitaplara sansür ve yasak uygulamakta, birçok kitabı yayınlamamakta veya içeriği ile oynamaktadır. Abdürreşid İbrahim, bu açıdan ulemanın kendi diline ve kültürüne hâkim olması gerektiğine inanır. Yine ulemanın özellikle Kazan ve Orenburg gibi şehirlerde çok saygı gördüğünü ve Ruslar’ın bu durumdan tedirgin olduklarını, ulemanın etkisini azaltmak istediklerini anlatır. 

Ancak Abdürreşid İbrahim’e göre Ruslar bu kadar yayılabildiyse, Tatarlar ve Müslümanlar arasındaki düşmanlık, ulema arasındaki adavet ve çekememezlik yüzünden yayılmıştır. Meselenin özü Müslümanlar arasında ortaya çıkan geri kalmışlıktır: “Bir milleti esaret zincirinde ebediyen tutmak, o milletin ahlakını, vicdanını bozmakla müyesser olabilir. Rusların menfaat kanunu hiçbir şekilde muaheze edemez. Fakat Tatarlar, Müslümanlar bilmelidirler ki bu musibetler Kur’an’ın manasını bilmediklerine ve bilmeye çalışmadıklarına bir cazadır.”

Mesela Abdürreşid İbrahim’e göre 5600 kayıtlı imamın olduğu bir muhitte, kendi mahallesinin camiine gitmeyen imamlar, çevresinde hiçbir etkisi olmayan hocalar bulunmaktadır. Bu sebepten görünürde var gibi olsa da birçok vilayet ve köyde halka eğitim verecek insan kalmamıştır. İbrahim şu hadis-i şerifi alıntılar: “Allah Teala ilmi insanlardan birden çekip almak suretiyle değil, âlimlerin ruhunu kabzetmek suretiyle kaldıracaktır. Nihayet hiçbir âlim kalmayınca halk kendilerine cahil bir takım kimseleri başkan edinirler. Bunlara şundan bundan sorular sorulur, fetva istenir. Onlar da ilimleri olmadığından hem kendileri saparlar hem de halkı saptırırlar.” (Buhari-Müslim, Tirmizi, İbn Mace, Ebu Davud)

Abdürreşid İbrahim’e göre gelecek ancak ulemanın iyileşmesi ile kurtulabilir. Tatarlar ve Müslümanlar ancak ihtilaf ve tefrikadan uzak durursa, ellerindeki imkânlardan iyi faydalanırlarsa kurtuluşa erebilirler. 

 

Abdullah Osmanoğlu