, 30 Nisan 2017
Siyaset Fitnesi Yakamızı Bırakmıyor Bir Türlü

Adnan Demircan (sağda)

1806

Siyaset Fitnesi Yakamızı Bırakmıyor Bir Türlü

Adnan Demircan, geçtiğimiz günlerde Bursa'da 'Müslümanların İç Meseleleri ve Fitne' başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

İlgili Yazılar
Hazreti Ali Döneminde Yaşananlara İki Kitaptan Mukayeseli Bir Bakış
Hazreti Ali Döneminde Yaşananlara İki Kitaptan Mukayeseli Bir Bakış

Hz. Ali ile Muaviye arasında iktidar sebebiyle çıkan ve günümüze kadar etkileri gelen savaşın hikayesini Mustafa Günal’ın ''Hz. Ali Dönemi ve İç Siyaseti'' ve Adnan Demircan’ın ''Ali-Muaviye Kavgası'' kitaplarından kıyaslayarak okumak oldukça verimli oldu. Sedat Palut yazdı.
24/04/2017 08:08
Allah Elçisi nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz
Allah Elçisi’nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz

''Türkiye’de ve bilebildiğim kadarıyla Arap dünyasında siyer alanında yapılan çalışmaların önemli bir kısmının henüz başlangıç aşamasında olduğunu, Müslümanların nitelikli çalışmalar yapması için biraz daha beklememiz gerektiğini söyleyebiliriz.'' Prof. Dr. Adnan Demircan, Son Peygamber Hz. Muhammed’in hayatını, mücadelesini ve yaşadığı dönemi inceleyen Siyer ilimi üzerine Muaz Ergü'nün sorularını cevapladı.
07/12/2016 10:10
Tarihçi Gözüyle Urfa ve Mardin Kültürü
Tarihçi Gözüyle Urfa ve Mardin Kültürü

''Urfa-Mardin Hattı & Memleketime Dair Yazılar'' kitabı, Adnan Demircan'ın, ilmi bir disiplinle, Urfa ve Mardin başta olmak üzere kendisi üzerinde etkisi bulunan Diyarbakır ve Siirt üzerine yazdığı yazılardan oluşuyor. Halil Aslan yazdı.
13/11/2016 08:08
Hz Peygamber'in sas Beşeri Münasebetleri
Hz. Peygamber'in (sas) Beşeri Münasebetleri

Prof. Dr. Adnan Demircan’ın derlediği ''Hz. Peygamber'in (sas) Beşeri Münasebetleri- Temel Hak ve Hürriyetler'' kitabı, Efendimizin beşeri münasebetleri ve sosyal ilişki ağı içerisinde çok fazla değinilmeyen konulara işaret eden makalelerden oluşmuş. Ümit Savaş yazdı.
17/10/2016 08:08
Kerbela yı doğru okumak boynumuzun borcudur
Kerbela’yı doğru okumak boynumuzun borcudur

Prof. Dr. Adnan Demircan, geçtiğimiz yıl yayınlanan Kerbelâ/ Keder ve Belâ kitabı ve Kerbela’yı nasıl okumamız gerektiği üzerine Ayşegül Uyar'ın sorularını cevapladı.
10/02/2015 15:03
Kerbela'nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı
Kerbela'nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı

Hicri 10 Muharrem 61’de meydana gelen Kerbela Vakıası, Kerbela Savaşı ya da Kerbela Katliamı da, İslam tarihinin en vahim, en trajik olaylarından biri. Bir büyük yıkımın, acının, kahrın izdüşümü. Muaz Ergü, Adnan Demircan'ın 'Kerbela-Keder ve Bela' kitabı üzerine yazdı..
05/04/2014 12:12

Her Müslüman, dünyayı güzelleştirip bayındır kılmak, yeryüzüne huzuru ve adaleti getirmekle mükellef kılınmış biridir; öyle der kaynaklarımız. Bu, gerçekleştirilmesi bizden beklenen bir hedeftir. Yeryüzünü cennete benzetmek gibi bir sorumluluğu olan bir inancın mensuplarıyız. Bunu bir gün gerçekleştireceğimizi düşünür, bunu iddia ederiz. Medeniyetleri de bunun için kurmuşuzdur, fetihlere de bu yüzden çıkmışızdır.

Kısacası, varlığı iddia üzerine kurulu bir ümmetiz. Çoğumuzun ömrü bu iddiayı gerçekleştirmeye uğraşırken nihayet buluyor.

Bunu yapmaya çalışırken dikensiz yollarda yürümüyoruz. Bu yürüyüşü anlamayanlar var, gereksiz bulanlar var, düşman bulanlar var, aynı yürüyüşü yaptığını söyleyip yürüyüşe ket vuranlar var… Ama bunların en tehlikeli olanı, fitne olsa gerek. Fitne fark edilmeyen, hissedilse de inanılmak istenmeyen, ad konmakta zorlanan bir şey. Belki de en büyük düşman.

İşte bu fitne, yeryüzünün en kâmil, en örnek insanları olan sahabelerin bile birbirlerine kılıç çekmelerine sebep olacak kadar tehlikeli bir şey.

İşimiz zor kısacası.

Ama umutsuzluğa kapılmamalı, ne olursa olsun yürüyüşe devam etmeli bu ümmet; ama aklı her zaman inancına kılavuz ederek…

İÜ İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Demircan da, fitne konusuna kafa yoran akademisyenlerimizden. Daha yakın zamanda “Fitne: Kardeşlerin Savaşı” adında bir eser kaleme almış olan Prof. Dr. Adnan Demircan, 11 Kasım Cuma akşamı Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel Cuma Meclisi programına konuk olarak “Müslümanların İç Meseleleri ve Fitne” konusunda düşüncelerini aktardı.

Aklı kullanmalıyız

Biz Müslümanların akla ve teenniye ihtiyacı olduğunu ve günümüzün olaylarını anlamak için geçmişe bakmak gerektiğini söyleyerek sözlerine başladı Prof. Dr. Adnan Demircan: “Bugün İslam dünyası ciddi bir travma yaşıyor. Düşünüldüğünde, İslam ümmeti 1.7 milyar kişilik devasa bir potansiyel aynı zamanda. Bu potansiyel, gündelik hayatında farklı işler yapan, farklı ırklardan, farklı kültürlerden oluşan ama inanç ve hissediş anlamında birbirine bağlı bir topluluk. Mesela Tacikler, İran kökenlidir ama Hanefi’dirler ve İslami yaşantılarında bizi beğenmeyecek kadar da titizdirler. Ruslar, bu insanları ümmetin dinamik bir parçası olmaktan uzak tutmak için akla hayale gelmedik yöntemler uygulamışlar yıllarca. Günümüze gelindiğinde ise Tacikler Farsça konuşan ama Farsça yazamayan bir topluluk olmuş. Bunlar hep belli fitnelerle gerçekleşen şeyler.”

Osmanlı bakiyesi devletler ciddi bir kültür erozyonuna maruz bırakıldı

Prof. Dr. Adnan Demircan, Osmanlı tecrübesinin Müslümanlar için önemli bir tecrübe olduğunu söyleyerek bu tecrübenin önemini şu sözlerle açıkladı: “Osmanlı, her hatasına ve her eksiğine rağmen önemli bir tecrübedir. Osmanlı, her fitneye rağmen ümmeti uzunca bir süre bir arada tutmayı başarmıştır. Bu tecrübenin en önemli tarafı, değişik toplumların bir arada yaşayabileceğini göstermiş olmasıdır. Bu, muazzam bir başarıdır. İşte bu başarıyı sergileyen Osmanlı, sürekli saldırılara maruz kalmıştır. Bu saldırılarda iç ve dış fitneler önemli yer tutmuştur. Sonunda da Osmanlıyı parçalamışlardır. Mesela Müslümanların bir arada kalmasını sağlayan en önemli kurum olan hilafeti bize kendi ellerimizle infaz ettirmişlerdir. Bu, fitnenin boyutlarını ve fitnenin nereye kadar sokulacağını göstermesi bakımından manidardır. Osmanlı sonrası dünya, bir türlü yatışmamış, Osmanlı tekrar canlanmasın diye Osmanlı bakiyesi devletler ciddi bir kültür erozyonuna maruz kalmıştır.”

Çokluğumuzla övünmeyelim, azalıyoruz

Müslümanların gelişip kalkınma anlamında somut işler yapmak yerine hamasetle avunmayı yeğlemelerinin çok zararlı olduğunu satır aralarında anlatan Prof. Dr. Adnan Demircan, gidişatın hiç de iyi olmadığına şu sözlerle değindi: “Dünya üzerinde Müslümanlar durmadan geriliyor. Bu sadece ekonomi, kültür-sanat anlamında gerçekleşmiyor. Sayı ve etkinlik olarak da geriliyoruz. Daha düne kadar sayıca da Müslüman olan Balkanların birçok ülkesinde Müslümanlar artık azınlık haline geldi. Bu azınlık da kendi değerlerini yeterince tanıyıp bilmiyor zaten. Her topluluk, her ülke fitnelerle içine kapatılmış durumda. Oysa Osmanlı nerede Müslüman varsa orayla ilgilenen bir ülkeydi. II. Abdulhamid, Osmanlının o zayıf günlerinde bile bunu yapmaktan geri kalmamıştır. Günümüzdeyse bu vizyonun olmadığını, ‘Ben’ fitnesinin bizleri esir aldığını görüyoruz.”

Perspektif sorunumuz var

Günümüz Müslümanlarının kendilerini toparlama, kendilerini geliştirme konusunda gevşek davrandıklarını söyleyen Prof. Dr. Adnan Demircan, bunu, “Günümüz Müslümanlarının perspektif sorunu var. Mesela dünya Müslümanları hâlâ rüyet sorununu tartışıyor. Bayramlarımızı bile aynı zamanda kutlayamıyoruz. Kültürlerimizi geliştirmiyoruz, belli bir zamanda dondurduk ve dünyaya o dondurulmuş zamandan bakıyoruz. Maddi manevi kültür atılımı gerçekleştirmeli ve günümüze uyarlamalıyız. Bunu yapmadığımız sürece Batı’yla yarışmamız mümkün değil.” sözleriyle çarpıcı bir şekilde açıkladı.

İletişim araçları fitnesi

Prof. Dr. Adnan Demircan, Batının kontrolünde olan iletişim araçlarının Müslümanlar için en büyük fitnelerden birisi olduğu belirterek konuşmasına devam etti: “Müslümanlar birbirlerini Batı’nın iletişim araçlarıyla tanıyor. Bilgileri istediği gibi yönlendiren Batı, gerçekleri çarpıtarak iyiyi kötü, kötüyü iyi gösteriyor istediğinde. Şu anda tüm dünya üzerinde Müslümanlar kötüdür ve teröristtir algısı var. Bu algı, medya araçlarıyla oluşturulmuştur. Bu iletişim araçlarından bilgi almak bizi ayrıştırıyor. Mesela Arafat’ın ön adı olan Yasir, bizim bildiğimiz Yasir yani, iletişime sahip olan Batılıların telaffuzuyla Yaser’e dönüşmüş ve biz de öyle kabul etmişiz bunu. Keza ‘Binazir’ sözcüğü ‘Benazir’e dönüşüvermiştir. İletişim araçlarıyla saptırma ve yönlendirme, günümüz Müslümanlarının en büyük fitnelerinden biridir.”

Siyaset fitnesi

Siyasetin çok önemli ve vazgeçilmez bir kurum olduğunu söyleyerek siyaset konusunu açan Prof. Dr. Adnan Demircan, toplumları yönetme gücünün insanları baştan çıkarma yönüyle ciddi bir tehlike arz ettiğini ve Müslümanlar için fitnelerin en büyüklerinden olduğunu da söyledi: “Siyaset, toplumu yönetme gücüne sahip olmanın aracıdır. Bu yüzden de önemlidir. Sadece günümüzde değil, İslam’ın ilk zamanlarında da siyaset sorun olmuştur. Unutmayalım ki Resul’ün vefatından sonra Müslümanlar üç ana gruba ayrıldılar ve Müslümanların en büyükleri olan o zatlar birbirlerine kılıç çektiler, birbirlerini katlettiler. Bunun tek sebebi, yönetme gücüne talip ve sahip olmaktı, yani siyasetti. Kişiler ve kişilerin arkasındakiler bu yönetme gücünü elde etmek için her şeyi yaptılar ve Müslümanlar arasına fitne soktular. Resul’ün damadıyla eşi karşı karşıya geldi, en yakın dostlar birbirine kılıçla yürüdü. İşte siyaset, bu kadar etkili ve iğva edici bir fitnedir. O yüzden siyaset söz konusu olduğunda dikkatli olmalı ve fitneden kaçınmalıdır. Çünkü güç, insanı değiştiren bir özellik de taşıyor bünyesinde. Ahlak ve din de, bu kötüye evrilmeye uygun gücü denetlemek için var. Günümüz Müslümanları da aynı dertten muzdarip. Aynı fitne, yakamızı bırakmıyor bir türlü.”

Dini siyasete alet etmek

Dinin siyasete alet edildiğini ve bundan kaçınmak gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Adnan Demircan, bu konuda Şia’nın çok yanlış davrandığını da şu sözlerle açıklayarak sohbetine son verdi: “Şia, İslam dünyası içinde kendine siyasi güç oluşturmak için dini argümanları kullanmaktan kaçınmamıştır. Mesela yönetimin Ehlibeyt’in hakkı oldu propagandası, bir Şia propagandasıdır. Bu anlayış yönetimin donmasına ve hanedanlığa yol açmıştır. Düşünün ki Osmanlıya kadar İslam dünyasını sadece iki aile yönetmiştir. Bir dönem biri, bir dönem diğeri olmuştur. Bunu yapmak zor bir şeydir ve bunu yaparken de maalesef dini argümanlar kullanılmıştır. Din, yönetimi elde etme aracı kılınmıştır. Bu, fitnelerin en büyüklerindendir. Günümüzde de yine FETÖ benzeri hareketler dini argümanlarla güç toplayarak yönetimi elde etmek istemişlerdir.  Bu, aynı zamanda içimizdeki parçalanmanın da en büyük sebebidir. Bir sivil kurum oluşturulduğunda, o kurumdan kısa süre sonra başka kurumların doğduğunu görüyoruz. Sebepler ne olursa olsun, bunun arkasında yönetme gücünü elde bulundurma isteği ağırlıklı olarak vardır ve bu bizim aşmamız gereken en önemli fitnelerdendir. Bunu aşmak için de İslam’ı doğru okumalı, doğu anlamalı ve doğru yorumlamalıyız.”

 

Ahmet Serin






İlgili Konular