, 26 Mayıs 2018
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

3334

Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, geçtiğimiz günlerde Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerine düzenlenen bir panelde konuştu. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.

İlgili Yazılar
Maşallah İnşallah Nasıl Yazılır
Maşallah, İnşallah Nasıl Yazılır?

Osmanlı artık maalesef ‘ticari’ bir ürün... 'Maşallah', 'inşallah' nasıl yazılır? Hasan Aycın’ın ilk çizgisi... Bir gün Halide Edip, Adnan Adıvar, Yakup Kadri gibi isimler gemide seyahat ederken… Tahsin Görgün’ün ufuk açıcı konuşması... 'Efendime Söyleyeyim' başladı... M. Murtaza Özeren, haftanın öne çıkan bazı havadislerine değindi.
10/02/2018 11:11
Tesiri devam eden bir ilim adamı Erol Güngör
Tesiri devam eden bir ilim adamı Erol Güngör

1983'te genç yaşta iken aramızdan ayrılan milliyetçi muhafazakar camianın fikir önderlerinden Prof. Dr. Erol Güngör, ardında önemli eserler bırakmıştı. Vefatının yıldönümünde Erol Güngör'ün Türk fikir hayatında katkılarını, 29 Mayıs Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Tahsin Görgün ile konuştuk.
27/04/2014 14:02
Dünya üzerinde kaç laik devlet var
Dünya üzerinde kaç laik devlet var?

Prof. Dr. Tahsin Görgün, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde verdiği konferansta 'devlet' kavramı üzerinde durdu. Abdullah Said Can konferanstan notlarını aktarıyor..
18/05/2014 12:12
Batı Medeniyeti kavramı 19 yy da ortaya çıktı
Batı Medeniyeti kavramı 19. yy’da ortaya çıktı

İstanbul Şehir Üniversitesi Minval Öğrenci Topluluğu, 'İslam Siyaset Düşüncesi’ne Giriş' başlıklı bir konferans düzenledi. 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Görgün’ün tebliğini sunduğu konferans, öğrencilerin yoğun ilgisi ile gerçekleştirildi. Abdullah Said Can yazdı.
06/12/2013 10:10
Gelenek farkında olmadan oynanan bir oyun
Gelenek, farkında olmadan oynanan bir oyun

1.Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu Düşünce Geleneği ve Eleştiri konulu panelle başladı. Ramazan Yılmaz notlarını aktarıyor.
19/11/2013 12:12
Ahlaktan soyutlanmış bir bilgi olamaz
Ahlaktan soyutlanmış bir bilgi olamaz

İLEM’in düzenlediği ‘Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar’ dizisinin ilk konuğu Tahsin Görgün idi. Tahsin Görgün kendi düşüncesi ve ulaştığı netice itibariyle ‘ahlak’ konusunda bir konferans verdi..
26/09/2013 10:10

Şehbenderzade Ahmet Hilmi, vefatının 102. yıldönümünde, 31 Ekim Pazartesi günü Ali Emiri Kültür Merkezi’nde İstanbul Türk Ocağı ile İBB Kültür Daire Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlemiş olduğu bir etkinlikle anıldı. Abdullah Uçman’ın oturum başkanlığını yürüttüğü programda İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, Şenbenderzade ile ilgili bildirilerini sundu.

Programın sunuşu Türk Ocağı İstanbul Şubesi başkanı Cezmi Bayram tarafından yapıldı. 1986’dan itibaren Türk Ocağı’nda çeşitli seminerlerin, sempozyumların, panellerin düzenlendiğini belirten Bayram, bu dönem İBB’nin kendilerine aylık olarak böyle bir program yapma teklifi sunduğundan bahsetti. Böylelikle Şehbenderzade ile başlayarak her ay tarihimizdeki mühim şahsiyetlerin bu toplantılara konu edileceğini bildirdi. Ardından ise ilk Filibeli’nin boşuna seçilmediğinden söz etti ve Ahmet Hilmi’nin “İslam'ı yüceltmek, Türklüğü yüceltmek gibidir” ifadesini aktardı.

Filibeli Ahmet Hilmi nasıl bir prototip?

Bu sunuşun ardından Abdullah Uçman’ın Filibeli’nin hayatına dair sunduğu kısa notların sonrasında ilk olarak İsmail Kara, genel olarak Ahmet Hilmi’nin dönemi ve önemine binaen bir konuşma gerçekleştirdi. Hocanın konuşmasının en mühim kısmı Filibeli’yi döneminin temsil gücü yüksek şahsiyetlerinden biri olarak sunması idi. Bu şu sebeple önemli: Filibeli Ahmet Hilmi, II. Abdülhamid devrinde yetişmiş ve eserlerinin ekseriyetini Meşrutiyet döneminde vermiş olan fikir adamlarının bir prototipini sunuyor. Her ne kadar İsmail Kara, Ahmet Hilmi’yi ulum-u İslamiye’ye vakıf olmayışı yönünden biraz “yıpratsa” da, hocanın bilhassa II. Abdülhamid, Meşrutiyet ve dönemin aydınları hakkında Filibeli’den yola çıkarak belirttikleri oldukça değerliydi: Dönemin aydınlarının hepsi II. Abdülhamid ve istibdat karşıtıdır. Ancak İsmail Kara bu karşıtlığın asla din, kültür ve maarif gibi meselelerde olmadığını; makasın açıldığı noktanın sadece siyasi mesele olduğunu ifade etti. Devletin akıbetinin karanlık bir dönemde, Abdülhamid, devletin bekasının hilafet ile saltanatın güçlendirilmesiyle sağlanacağını düşünürken, dönemin fikir adamları ise bunun ancak meşrutiyet, demokrasi veya cumhuriyet ile olabileceğini savunmaktadır. Bu bakımdan aslında bu aydınlar bir bakıma Abdülhamid’in öz talebeleridir; ve Abdülhami de siyaset konusundaki düşünceleri ile, tabiri caizse, sağlam bir Jön Türk’tür. Çok sonradan Mehmed Akif, Mustafa Sabri Efendi gibi isimlerin Abdülhamid’e karşı muhalefetlerinden tövbe ettiklerinin söylenmesini İsmail Kara, dikkate alınmayacak bir tevatür olarak değerlendirdi.

Kara, daha sonra Filibeli’de tenkid fikrinin öneminden bahsetti: Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki’nin baskıcı tavır almasından sonra Filibeli’nin tenkidinin odağına partiyi aldığını belirtti. Ancak bu tenkid fikrinin sahih İslam kaynaklarından değil yine Batı’dan gelerek oluşması ayrı bir meseledir. Hoca bu hususa örnek olarak, Filibeli’nin, Dozy’nin “Tarih-i İslam” metnine karşı olarak yazdığı “İslam Tarihi” eserinin tenkid adı altında olsa bile Dozy’nin metodunu takip ettiğini ve birçok bakımdan İslam tarihini yıpratıcı özellikler ihtiva etmesini gösterdi. Bu bakımdan da Şehbenderzade’nin tenkid yönü Batı’ya dönük olsa da, Batı’nın önünü açıp İslam’ın yolunu daraltıcı bir mahiyet taşımaktadır. İsmail Kara, konuşmasını, erken göçen Filibeli Ahmet Hilmi’nin son çalışmalarına ve daha sonraki dönemleri görmüş arkadaşlarının yaptıklarına bakarak, “eğer daha fazla yaşasaydı daha sahih şeyler yazardı” diyerek sona erdirdi.

Yunus Emre’yi ilk tanıtan Fuad Köprülü değil, Ahmed Hilmi’dir

İkinci konuşmayı, yüksek lisans tezini Ahmet Hilmi’nin çıkardığı Hikmet mecmuası üzerine hazırlamış olan Ahmet Koçak yaptı. Konuşmasına II. Abdülhamid dönemi ile istibdadın kalkmasından sonra bir yıl içinde 350 gazete ve mecmua açıldığını belirterek başlayan Koçak, daha sonra genel hatları ile Hikmet mecmuasının hususiyetlerinden bahsetti. Ahmet Hilmi, bu mecmuanın sütunlarında çeşitli tiyatro oyunlarını, şiirlerini ve makalelerini kaleme almış. Bilhassa makalelerinde çok muhtelif konular işlemiş. Ahmet Koçak’ın ilettiği ilginç bir hususu bildirelim: Daha 1911’de Ahmet Hilmi, Hikmet sütunlarında Yunus Emre’ye dair küçük bir risale çapında yazılar, şiirlerine şerhler yayınlıyor. Yunus Emre’yi ilk tanıtan Fuad Köprülü olarak bilinir ki “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” eseri 1918’de basılmıştır. Ancak görülüyor ki 6-7 sene evvelinde Ahmet Hilmi, Yunus Emre’yi tanıtmak adına bir çabaya girişmiştir. Ahmet Koçak çeşitli “nüsha-i fevkalade”lerden (özel sayılardan) da bahsederek konuşmasına son verdi.

Filibeli Ahmet Hilmi’nin Türkçülüğü

Sonrasında Tahsin Görgün, Şehbenderzade’nin “Beşeriyetin Fahr-i Ebedisi Nebimizi Bilelim” metninde hakikati sorguladığını belirterek çeşitli açılımlarla dönemin fikri yapısına ve bu yapıya yanlış bakışa temas etti. Akif Paşa’nın “Adem Kasidesi” üzerinden varlık meselesini ele alıp buna yapılan yorumlar bağlamında Tanzimat sonrası döneme bakışın yanlışlığını aktardı. Nitekim Ahmet Hamdi Tanpınar, Kamuran Birand ve Hilmi Ziya Ülken’in döneme ilişkin yazılarında genel temayülün fikrin Batı’dan alınıp bizde yorumlandığı şeklinde olduğuna (yani fikrin ancak Batı’da olduğuna), yani o dönemin bir orijinal fikir üretmediği yönünde bir algının bulunduğuna işaret etti. Bilhassa Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi”nde Ali Suavi’yi çeşitli görüşleri sebebiyle hakir görüşünü çözümleyen Tahsin Görgün, bunu Tanpınar’ın ennihayetinde kendimizi hakir görmesine bağladı. Çünkü Ali Suavi’nin kaynak olarak baktığı, dönemin önemli ansiklopedilerinden birinde Tanpınar’ın kitabında garipsediği cümlelerin yer aldığını belirten Görgün, bu ansiklopedide yer alan Türk Edebiyatı maddesinden bir kısmı okuyup aslında Ali Suavi’nin pek de garip şeyler söylemediğini gösterdi. Tekrar Filibeli’ye dönen Görgün, onun görüşlerinin bilhassa Vahdet-i Vücud’un Türk felsefesi diyebileceğimiz düşünce sisteminin metafizik kısmını oluşturduğunu belirtti. Ve bunun sayesinde Ahmet Hilmi’nin fikri olarak üst bir noktada konumlandığını ifade etti.

Son olarak Uğur Uçar, Filibeli Ahmet Hilmi’nin Türkçülüğüne dair bir konuşma yaptı. Filibeli’nin Türkçülük ifadesindense Türklük veya Türk ruhu kavramlarını kullandığını belirten Uçar, Filibeli’nin çeşitli eserlerinde bu fikrin nasıl işlendiğini aktardı. Şehbenderzade’nin Türklük anlayışının saf kan bağlılığından kaynaklanmayıp, fiiller doğrultusunda kazanılıp kaybedilebilen bir şey olduğundan söz edip bazı eserlerinden örnekler gösterdi. Uğur Uçar, bilhassa şiirlerinde Filibeli’nin, aynı dönemde şiir yazan Mehmet Emin Yurdakul ve Ziya Gökalp’in şiirlerinde geçen Türk mefhumundan daha değişik bir geniş bir anlamda Türklüğü kullandığını ifade etti. Filibeli’nin, ne İslam’ı yaralayacak Türklükten ne de Türklüğü yaralayacak İslam’dan yana olmadığını belirten Uçar, Şehbenderzade Ahmet Hilmi’nin eklektik (seçici) bir görüşe sahip olduğunu söyledi.

 

M. Murtaza Özeren