, 22 Ekim 2017
İsl m ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili

2537

İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili

Ali Murat Daryal'ın ''İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili'' adlı kitabı, Müslümanların tarihi vesikaları nasıl okumaları gerektiği konusunda zengin bir bakış imkânı sunuyor. İslâm öncesi toplum ve İslâm sonrası toplumun değer yargılarına hem parçacı hem de bütünsel bir gözle bakmamızı sağlıyor. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

İlgili Yazılar
Ali Murat Daryal vefat etti
Ali Murat Daryal vefat etti

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi emekli hocalarından Prof. Dr. Ali Murat Daryal vefat etti.
16/03/2017 13:01
Hristiyan ehl-i kitaptan kabul edilebilir mi?
Hacı Abdullah Petrici’nin adını duymadıysanız, artık duyma vaktiniz gelmiş demektir.
09/01/2012 11:11
Mekke merkezli olarak Kur'an'da 'şehir'i anlattı
Mekke merkezli olarak Kur'an'da 'şehir'i anlattı

Prof. Hasan Elik’in 'Kur'an Işığında Farklı Konular Farklı Yorumlar' adlı kitabı Kur'an merkezli yaklaşımı öne çıkaran bir kitap. Mustafa Uçurum yazdı.
31/01/2015 08:08
9 yaşında postniş n oldu 65 yıl irş d etti
9 yaşında postnişîn oldu, 65 yıl irşâd etti

Sâfi Arpaguş, Mevlevîlik çalışmaları halkasına bir yenisini ekledi: Gelibolu’dan Kahire’ye Bir Ömür, Son Devir Mevlevîlerinden Hüseyin Azmî Dede -Hâl Tercümesi ve Risaleler-... İsmail Demirel yazdı.
28/08/2015 10:10

İslâm’ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili kitabı, ismini açılımlayan, tarihi vesikaları ve o tarih içinde yaşamış olan toplumları psikolojik ve sosyolojik temellere dayandırarak anlatan bir kitap. Ali Murat Daryal, hemen her meselede, psişik ve sosyolojik faktörleri ön plana çıkararak meselenin anlaşılmasını sağlamıştır. Bilimler bir bütünün parçalarıdır, hepsi birbirinden beslenir. Söz konusu kitapta görüldüğü üzere, tarih, bireyi ve toplumu ilgilendiren her şeyle irtibat hâlindedir. Kabaca bir bakıldığında, ilk insandan bu yana psikolojinin ihmal edilmediği görülür. Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı üzere, Allah, yarattığı ilk insanın psikolojisini gözlemleyerek onun ihtiyaç duyduğu şeyleri karşılamıştır. Keza, Kur’an-ı Kerim’in inzal oluş şekil ve sebeplerine bakıldığında da hem vahyi alan Peygamber’in psikolojisi buna hazırlanır, hem de vahye muhatap olan Arap toplumunun psikolojik ve sosyolojik yapısına cevap verilir mahiyette ayetler inzal edilir.

Yorumlarıyla meseleyi açmaya, farklı bir pencereden bakmaya çalışmış

Ali Murat Daryal, kısaca değindiğimiz bu ve bunun gibi sebeplerden olmalı, psikoloji ve sosyoloji alanlarını tüm tespitlerine dâhil etmiştir. Almış olduğu psikoloji eğitimiyle de tespitlerini destekleyici kaynaklar bulması zor olmamıştır. Ayrıca yazarın edebiyat fakültesi çıkışlı olması dil ve üslubuna yansımıştır. J.Jack Rousseau’dan alıntı yapması, Descartes’in sözüne yer vermesi, felsefeci Nermi Uygur’dan örnekler vermesi edebiyat ve felsefeyle ne kadar ilgili olduğunun belirtileridir. Sözün en güzelini söyleme gayretinde olan Daryal, eleştiri ve önerilere açık olduğunu her fırsatta belirtmiştir. Kitabında, okurunun bir mektubuna yer vermesi ve bu mektuba maddeler hâlinde açıklamalar eklemesi, eleştiri ve öneri konusundaki titizliğini göstermektedir. Burada dikkat çeken bir şey de şudur: Yazar, kitabına eleştiri yapan okurunun mesleğine ve eğitimine odaklanmamıştır. “Hangi alanın eğitimini almış ve hangi alanda uzmanlaşmışsan, o alana dair fikir beyan edebilirsin” klişesini kırmıştır Daryal. Hiçbir şekilde, okurunun iç hastalıkları uzmanı olmasına takılmamıştır.

Ali Murat Daryal’ın üslubuna genel bir bakışla bakıldığında, üslubunda suçlayıcı, tahkir edici, kırıcı bir yaklaşım görülmez. “Kavli leyyin” üzere bir dil ve üslup kullanması, anlattığı şahsiyetleri, bilhassa Hz. Peygamber’in tebliğ metodunu özümsediğini göstermektedir. Olabildiğince Kuranî kavramlarla meseleleri açıklamaya çalışmıştır. Dayanaklarını ayet ve hadislerle desteklemiştir. Genelde, Daryal’ın hazırlamış olduğu tarzdaki kitaplarda, hadis varyantlarına ve vuku bulan olayın (eğer varsa) farklı varyantlarına yer verilir. Ancak Daryal’ın kitabında böyle bir şey söz konusu değil. Daryal, mümkün mertebe en temel kaynaklara başvurmuş ve bu kaynaklardan aldıklarının üzerine varsayımlar eklemiştir. Tıpkı, Hz. Peygamber’in “Ya Rabbi! Sen Ömer b. Hattab veya Amr. B. Hişam ile İslâm’ı aziz kıl.” duasında olduğu gibi. Daryal, “şöyle de diyebilirdi” gibi kısımlar ekleyerek orijinal yorumlar getirmeye çalışmıştır. Hendek harbini anlatırkenki tavrı da böyledir. “Hendek yerine sur dikilebilirdi ya da hendekler bir şekilde aşılabilirdi” mealindeki yorumlarla meseleyi açmaya, farklı bir pencereden bakmaya çalışmıştır.

Çocukluk dönemi, bireyin geleceğinin önsözü gibidir

Daryal’ın psikolojik verilere önem verdiğini ve kitabını bu veriler üzerine temellendirdiğini vurgulamıştık. Hz. Ömer ve Amr. B. Hişam’ın Müslüman olması meselesinde, adı geçen şahsiyetler üzerindeki yorumlarında, konuyu tamamen psikolojik bir zemine çekiyor. Meseleyi İslâm ve toplum açısından incelediğinde de sosyolojik bir zemine çekiyor. Psikolojik tespitlerinin en yerinde ve en önemli olanı, çocukluk evresine dikkat çektiği kısımdır. Çünkü insanların çocukluk evreleri/yaşantıları, onların gelecekte nasıl bir birey olacaklarını belirler. Bir manada çocukluk dönemi, bireyin geleceğinin önsözü gibidir. Çocukluk dönemi ne kadar iyi geçirilirse gelecekteki şahsiyet o derece sağlam karakterli olur. Bu demek değildir ki, her kötü çocukluk dönemi, kötü karakterli bireylerin yetişmesine sebep olur. Bunu yıkan, her şeye rağmen fıtratındaki özü bulan şahsiyetler de olmuştur. Sonradan İslâm’ı kabul eden, onu benimseyen, İslam’la tanışıncaya kadar bulaşmadığı dünya pisliği ve belası kalmayan, ancak Müslüman olduktan sonra bir bakım ünitesine girmişçesine hayatına titizlenen ve geçmiş yaşantısındaki kötü izleri silmeye/onarmaya çalışan kimseler buna örnektir.

Daryal, çocukluk döneminin her türlü hile ve kötülükten uzak olduğunu düşünür: “Kişiler çocukluk devrelerinde, çocukluk safiyeti içindedirler. Hileden, hud’adan uzaktırlar. Arkadaşlıkları ve sevgileri karşılıksızdır. Her çeşit menfaatten berî ve her türlü çıkardan uzaktırlar. Fakat insanlar hep bu çocukluk devresinde kalmazlar, zamanla büyürler. Çocukluk safiyetinden uzaklaşırlar, temizliklerini kaybederler.” Bu sözlere katılmamak işten değil. Çocukların dünyaları kirli değildir, ancak kirletilebilir. Kirli bir dünyanın mahsulü olan çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde çocuklukta kazandıkları kötülüklerden kurtulmazlarsa kişilikleri de kötüleşir ve kararır. Kimileri çocukluk döneminin fıtrata en yakın dönem olduğunu düşünür. Ancak dikkat edilirse, çocuklarda da zalim duygular vardır. Arkadaşının oyununu bozma, onu yaralama/vurma ya da bir hayvana eziyet etme gibi. Konuşmasını bilmeyen, beyni henüz etrafında gelişen olayları anlamlandıramayan bebeklerin bile bir başka bebeği kıskanma, annesinin başka birini sevdiğini görünce huysuzlanma gibi tepkiler verdiği gözlemlenmiştir.

Alaeddin Özdenören şöyle bir yorum getirir: “Çocuklar neden bu kadar zalim oluyor? Adler, bunu çocukluktaki sosyal duygu yetersizliğine bağlıyor. Çocukta sosyal duygu, hayvanları da içine alacak, kapsayacak kadar gelişmemiş olduğu için, acımıyorlar. Onun için haşin ve vahşi ruhlu oluyor, hayvanlara cefa ediyorlar. Ancak çocuklardaki bu huşunet ve hainlik normaldir ve çoğunlukla geçicidir. Çocuk bir bakıma, ruhsal hayat açısından iptidai insanlığın karakterini yansıtır.” (Unutulmuşluklar, syf:61)) Bu sözler açısından bakıldığında, salt çocukluk döneminden bir sonuca ulaşmak da aslında çok sağlıklı görünmüyor. Ancak, yine de Daryal’ın Hz. Ömer ve Amr B. Hişam’ın çocukluk dönemi karşılaştırması, konuya farklı bir açıdan yaklaşmamızı sağlıyor. Hz. Peygamber’in duasında hiçbir özel vurgu, tanımlama/betimleme yahut başka bir yöne çekilmeye müsait bir bulgu/ifade olmamasına rağmen, Daryal, bu dua üzerinden, şahsiyet okuması yaptığı gibi Mekke toplumunu ve Arap kültürünü de okuyor.

Kitap boyunca, dikkati çeken bir üslup özelliği, yazarın mukayeseye başvurmasıdır. İncelediği her konuyu zıtlıklar üzerine kurar. Belirlediği/tespit ettiği zıtlıklardan birine cevap bulduğunda diğer şık kendiliğinden çözülür. Daryal, konulara yaklaşma tekniği açısından mukayeseli bir anlatım tarzına başvurur. Hz. Ömer ve Ebu Cehl şahsiyetlerini, Bedir-Uhud-Hendek harplerini anlatırken yaptığı budur. Hz. Peygamber’in önderliğini müsbet ve menfi önderlik olarak ikiye ayırması, Mekke ve Medine toplumunu karşılaştırarak incelemesi, medeniyetleri diğerkâm ve bencil medeniyetler olarak ayırması bu anlatım tarzının bir sonucudur.

Daryal, bir öğretmenin, önemli bir konuyu bıkmadan anlatması gibi belirli noktalara vurgu yapar. Müslümanların müşriklerle yaptığı savaşların “yendi-yenildi” olarak anlatılıp geçilmemesi gerektiği bu vurgulardan biridir. Daryal’ın anlatımında, taktik niteliğindeki bir özellik, geriye dönüş (flashback) yaparak anlatmasıdır. Kitabın sonlarına değin dozajı artan bu anlatım tekniği, okuru bir an evvel kitabı bitirmek düşüncesine zorlar.

Hz. Peygamber’in önderliği

Hz. Peygamber’in önderliği, birey olarak Hz. Peygamber’in psikolojisi incelenerek ve içinde bulunduğu toplumun sosyolojik yapısı incelenerek anlatılmıştır. Psikolojideki “Bir kişi şayet sağlam ve mükemmel bir şahsiyet yapısı geliştirmişse ancak o zaman kendi aleyhinde konuşabilir. Aksi takdirde kendisi hakkında böyle bir dil kullanamaz. Başkalarının gözünde itibar kaybetmekten korkar.” ilkesiyle Hz. Peygamber’in önderliğinin anlatılmaya çalışılması övgüyü hak eden bir durumdur. Daryal, keramet, olağanüstülükler, abartı yorumlar yerine mantıkî yorumlar yapmıştır. Aktüaliteyi göz önünde bulundurmuştur. Aşırı, uç yorumlar yerine güncele uyarlayarak yorumlar ve değerlendirmelerde bulunmuştur.

Kitabın birkaç yerinde aynı cümlenin hatta paragrafın tekrarlandığı da dikkatli bir okurun gözünden kaçmaz. Bu gibi tekrarlar, kitabın okunurluğunu düşürmede rol oynamaktadır. Daryal, ortaya atılmış birtakım akımlardan, önermelerden istifade etmesiyle üzerinde durduğu konulara açıklık getirmek istemiştir. Ancak, bu akım ve önermeleri çok fazla açmaması, yalnızca isimleriyle yetinmesi konunun anlaşılırlığını artırmada yetersiz kalmıştır. Örneğin, sosyal determinizm, bilimsel sosyalizm ve Marksçı yaklaşımı biraz daha açarak anlattığı konuyla ilgili bağlantıların daha sağlam ve akıcı bir anlatım üzere olmasını sağlayabilirdi.

Bugüne değin, Hz. Peygamber’in kalbi buruk olarak ayrıldığı Mekke’yi anlatırken yahut dinlerken, Mekke toplumunu suçlayıcı, tan edici bir üslupla karşı karşıyaydık. Mekke’nin Hz. Peygamber’i sıkan, bunaltan bir yer olması hasebiyle hicretin gerçekleştiği dillendirildi. Başka saikler aramak yahut yorumlar yapmaktan kaçınıldı. Daryal, hicret konusunda ve hicrete bağlı olarak harpler konusunda cesaretli yorumlar yapmıştır. Zaten kitabı genel manada değerli kılan bu yorumlardır. Harpleri kronolojik bir sıraya göre anlatmaması, sebep/sonuç/illiyet bağıyla anlatması da orijinal bir bakış açısıdır. Daryal, galibiyet ve mağlubiyet üzerine kafa yorduğu satırlarda, sık sık aynı noktalara aynı cümle formlarıyla vurgu yaptığından, bu satırlarda boğucu bir anlatıma düşmüştür. Müslümanların müşriklerle yaptığı savaşlarda, galibiyetin ya da mağlubiyetin kıstas olarak alınmasını usul hatası olarak değerlendirmesi önemli bir tespittir.

İslâm tarihi alanındaki okumalarımız zayıf

İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili kitabı, Müslümanların tarihi vesikaları nasıl okumaları gerektiği konusunda zengin bir bakış imkânı sunuyor. İslâm öncesi toplum ve İslâm sonrası toplumun değer yargılarına hem parçacı hem de bütünsel bir gözle bakmamızı sağlıyor. Kitap boyunca, yazarın muzdariplik hissettiği konuyu dile getirmesi, İslâm tarihi alanındaki okumaların zayıf olduğunu ortaya koyuyor. Daryal, İslâm tarihçileri cihetiyle muzdarip olduğunu belirttiği kadar okurlar cihetiyle de muzdarip olduğunu belirtiyor. Eğer, nitelikli okurlar, sorgulayan/araştıran okurlar olsaydı, İslâm tarihi alanında bu denli boşluklar kalmayacaktı, şeklinde düşünüyor. Açıkçası Daryal’ın yazmış olduğu bu kitap, “bir olay/durum nasıl okunmalıdır” hususunda işaret ve yön verici bilgiler içeriyor. İslâm’ın fevkaladeliğinin, örümceğin ağ örüp Hz. Peygamber’i müşriklerden gizlemesi olarak anlatıldığına çokça şahit olduk. Daryal, İslâm’ın fevkaladelik ve mucizelerinin Hz. Peygamber’in önderliğinde, aldığı kararlarda, yaşantısında ve harplerde görülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ona göre, tarihçiler mağlubiyetin sıradan bir mağlubiyet olmadığını anlatabilirlerse, aslında onun ardında ne kadar muciz şeyler yattığını gösterebilirlerse, tarihin istediği yerine gelmiş ve taşlar yerine oturmuş olur.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz: İslâm, tebliğ metodunu savaşmak üzere oturtmamış, insanların biyolojik/psikolojik/sosyolojik yönlerini göz önünde bulundurarak hükümler ortaya koymuş bir dindir. Savaşmak fiilini, bozgunculuk çıkarmak için değil; düzen ve nizam için kullanmış ve uygulamıştır. Anlatmaya çalıştığımız şey, Sezai Karakoç’un şu cümlelerinde hayat buluyor: “Savaş kaçınılmazdır. Ama savaş bir ideal değil, hakikat idealini inşa ediş vasıtalarından, kesin sonuç alan vasıtalarından biridir. Mesele savaşı değerlendirmek ve anlamlandırmaktır. Savaşı uslandırmak, kontrol altına almaktır. Savaş için savaş yok, sulh için, hakikat için savaş vardır. Ve bu savaş, insan ruhunun sağlık durumudur. (…) Allah yolunda can vermeye kadar gitmek, savaşın ancak kutsal yola adanması, yani cihat, Müslüman idealistlerin fedakârlık ve feragatlerinin ufkudur.” (İslâm, syf: 93-95) Daryal, Hz. Peygamber’in şahsiyetinde vücut bulan İslâm’ın değerlerini, İslâm’ın savaş ve barış hukukunu, Sezai Karakoç’un bu sözleri bağlamında anlatmıştır.

Ali Murat Daryal, İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili, Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Vakfı Yayınları

 

Hatice Ebrar Akbulut