, 26 Mayıs 2018
2 Meşrutiyet Basınında Halkçılık Köycülük ve Sosyalizm

3611

2. Meşrutiyet Basınında Halkçılık, Köycülük ve Sosyalizm

İttihat ve Terakki dönemindeki yerel basından, kıyıda köşede kalıp unutulmaya yüz tutmuş dergilerden haberdar olmak isteyenler için İ. Arda Odabaşı’nın yazmış olduğu 2. Meşrutiyet Döneminde Halkçılık Köycülük Sosyalizm adlı eseri önemli bir kaynak…

İlgili Yazılar
Osmanlı'da İlk Filmlerle Beraber 'Milli Sinema' Arayışları da Başlamış
Osmanlı'da İlk Filmlerle Beraber 'Milli Sinema' Arayışları da Başlamış

İ. Arda Odabaşı’nın ''Milli Sinema & Osmanlı’da Sinema Hayatı ve Yerli Üretime Geçiş'' kitabı, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki sinema faaliyetlerine ve bunun toplumsal yansımasına, dönemin basın yayın organlarında sinemaya ve filmlere dair eleştirilere de yer veren ilgi çekici bir içeriğe sahip... Sedat Palut yazdı.
11/02/2018 08:08
Bozkır Boyunca Sorulmuş Yaman Bir Soru Bir Japon Nasıl Ölür
Bozkır Boyunca Sorulmuş Yaman Bir Soru: Bir Japon Nasıl Ölür?

Şair, hikayeci, editör Ali Ayçil’in ‘Bir Japon Nasıl Ölür?’ adlı son kitabı, onun için söylediğimiz bu üç kimlik belirtecini tek’e indirmeye ve ondan sadece şair olarak söz etmeye yetecek nitelikte. Şairin ‘benim iç ülkem’ dediği ve kendine has düzeniyle karşımıza çıkan bir özge yerde yazıldığı ayan beyan görülüyor bu şiirlerin... Şahin Torun yazdı.
10/05/2018 12:12
Ah ve Şarkısızın Şarkısı'ndan Hareketle Alper Gencer Şiiri
Ah ve Şarkısızın Şarkısı'ndan Hareketle Alper Gencer Şiiri

Şarkısı olanların şarkısını çokça dinlemişliğimiz olmuştur. Lakin şarkısızın şarkısı nasıl bir şeydir, nasıl söylenir, nasıl dinlenir diye sorduğumuz zaman, ‘sevgilim sessizlik tartısız bir mukaveledir’ diyerek cevap veren ve verdiği cevaba denk bir anlayış bekleyen, ancak ve sadece böylece bilebileceğimiz bir şiir/şarkıdan söz ediyoruz. Şahin Torun, Alper Gencer'in 'Ah' ve 'Şarkısızın Şarkısı' şiir kitaplarına dair yazdı.
26/04/2018 12:12
Hüsrev Hatemi'nin Kelimeler Deryasından Bir Nazar Kelimeler Kitabı
Hüsrev Hatemi'nin Kelimeler Deryasından Bir Nazar: Kelimeler Kitabı

Kelimelerin mahiyetini ve mevzilerini bir kez daha gözden geçirmek için; bilhassa dilimize, kelimelerimize ha koptu ha kopacak bir dal ile tutunduğumuz bir çağda, bir sonraki nesillere birkaç sağlam dal bırakmamız için okunması gereken bir eser Hüsrev Hatemi'nin 'Kelimeler Kitabı'. Gönül Sığırcı yazdı.
09/05/2018 08:08
Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya İyiliğe Güzelliğe Yolculuk
Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya, İyiliğe, Güzelliğe Yolculuk

Eşyadan hakikate, maddeden manaya doğru yolculuk, Mustafa Kutlu'nun ''İlmihal Yahut Arzuhal'' kitabının temelini oluşturuyor desek yanlış olmaz sanıyorum. Günlük, gündelik meselelerin hikemî bir üslupla ele alınıyor oluşu, bu yazılara, hem zihinlere hem de kalplere doğrudan hitap eden bir mesaj olma özelliği kazandırıyor. Yavuz Ertürk yazdı.
16/04/2018 08:08
Esir Olduk Urus a Sürdü Bizi Sibir e İrfanoğlu İsmail'in
Esir Olduk Urus’a, Sürdü Bizi Sibir’e: İrfanoğlu İsmail'in Esaret Hatıraları

''Çayeli Beyazsu Köyünden İrfanoğlu İsmail Efendi’nin Hatıraları & Sarıkamış, Esaret ve Sonrası'' kitabında, Molla İrfanoğlu İsmail Efendi’nin Çayeli’nin Beyazsu köyünden başlayıp Sarıkamış’a ve oradan Sibirya’ya esaret günlerine uzanan, önemli, bir o kadar da ibretlik hayatından hatıralar yer alıyor. Kâmil Büyüker yazdı.
02/04/2018 08:08

1908, Osmanlı Tarihi’nin kırılma zamanlarından biridir. Bu tarihte 2. Abdülhamid tarafından Meşrutiyet yeniden ilan edildi. Liberal görüşlü Ahrar Partisi ile İttihat ve Terakki Partisi arasında yapılan seçimi İttihatçılar kazandı. Meşrutiyet ilanının devamında çok eleştirilen 2. Abdülhamid, 31 Mart Olayı’nın ardından tahttan indirildi ve Selanik’e sürüldü. Tahta 5. Mehmet Reşad geçti. Bu süreçte İttihatçıların yönetimde söz sahibi olduğunu, padişahlığın ise sembolik bir düzeyde kaldığını görüyoruz.

2. Abdülhamid dönemi çok tartışılan bir dönemdi. Bu dönemde padişahın halktan kopuk olduğuna değinen çok sayıda yazar ve İttihatçı oldu. Peki, 2. Abdülhamid sonrası İttihatçıların iktidarında halka ne kadar yaklaşıldı, bu çabalar başarıyla sonuçlandı mı, bunun için neler yapıldı? Bu soruların yanıtlarını bulabildiğimiz bir kitap var elimizde. İ. Arda Odabaşı’nın yazdığı “2. Meşrutiyet Basınında Halkçılık, Köycülük, Sosyalizm” adlı kitap Dergâh Yayınları arasından çıktı. Yazar, eserini dönemin çok sayıda dergisini tarayarak oluşturmuş.

Narodnik fikirler Osmanlı’ya üç kanaldan girmiştir

En başta şunu ifade etmekte fayda var. Odabaşı, Türkçülük ile Halkçılık kavramlarını birbirine yakın anlamlarda kullanmış. İki kavramın yapılan işlerin halk seviyesinde olma, halkla birlikte hareket etme anlamı var. Yazar kitabında halkçılığın Osmanlı topraklarında Balkan Savaşlarıyla başladığı iddiasını taşıyor. Kitabi anlamda da Şinasi Efendi’nin yazı çalışmalarına dikkat çekiyor. Şinasi Efendi’nin yazıları toplumun içinde bulunduğu zor durumu, onları da işin içine çekerek anlatma gayesi taşıyor.

Halkın seviyesine inme ya da halkı onlara da eşlik ederek daha yukarılara taşıma anlamına da gelecek olan Türk halkçılığının köklerini nerede bulabiliriz? Yazar sorunun cevabını Rus halkçılığı olan Narodnizm’le vermeye çalışmış. “Narodnizm, nüfusun ağırlıklı bölümünü köylülüğün oluşturduğu bir tarım toplumuna kapitalist ilişkilerin Batı Avrupa’ya göre gecikmeli olarak girdiği, bu kapitalistleşme sürecinin toplumun alt kesimleri için mülksüzleştirme ve yıkım tehdidi getirdiği ama tarımsal yapıların Batı Avrupa’da olduğu kadar hızlı çözülmeyip görece uzunca bir süre direndiği bir ortamda doğmuştur.” (S.24) Yazar bu tanımın Osmanlı’ya da ait olduğu görüşünü paylaşıyor. Bunu da Niyazi Berkes’le açıklıyor. Berkes’e göre Narodnik fikirler Osmanlı’ya üç kanaldan girmiştir: En başta Balkan ve Bulgar aydınların ardından Kafkasyalı Ermenilerin çabaları ve Rusya’dan gelen Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu gibi Türkçü aydınlar aracılığıyla… Bu fikirlerin yayılmasını kolaylaştıran unsurların başında Tolstoy’un ve Gorki’nin kitaplarının 2. Meşrutiyet’in ardından hızlıca çevrilmeye başlaması ve kitaplar üzerine yazılan değerlendirme yazıları gelir. Bu çevirilerle beraber yazar, Meşrutiyet sonrası hayatımıza giren dergilerde her iki toplumun birbirine ne kadar benzediğine dair yazılara yer verildiğini bize hatırlatıyor.

Burada yazar Odabaşı bize önemli bir soru soruyor: 1908’de devletin yönetim biçimi değişti, peki halk? Anadolu’nun böyle bir değişim talebi var mı? Bu değişim karşısında Anadolu’nun tavrı ne olmuştur?

İttihat ve Terakki döneminde hangi dergiler çıkmış?

Odabaşı bizi kitabında arşivlerden bulup çıkardığı dergilerle baş başa bırakıyor. Bu dergileri paylaşımındaki maksadı de Narodnizm etkisinin dönem aydınlarının halka yaklaşımını nasıl etkilediği, bunun da nasıl milliyetçi bir eksenle olduğunu okurlarla paylaşmak…

Bu noktada ilk olarak Halka Doğru dergisi dikkat çekiyor. İttihatçıların çıkardığı Halka Doğru dergisinin kuruluş maksadı, “İstanbul’un beylerini, efendilerini Halk ile Anadolu ile alakadar etmektir.” (S.43) Yusuf Akçura’nın önemli yazılar yazdığı Halka Doğru dergisi ise kitlesini köylü, esnaf ve işçi sınıfı olarak belirlemiş. Akçura yazılarının önemli bir kısmında halkın kendisini yetiştirmesi gerektiğini, hükümeti suçlamanın yeterli olmadığını söylüyor. “Evet, hükümet suçlu ama ya biz” sorusunu soruyor. Duyun-u Umumiye sonrası ekonomisi iyice kötüleşen Osmanlı’nın toparlanabilmesi için ekonomik anlamda milli bir burjuvazi oluşturmak gerektiğine değiniyor. Ayrıca Anadolu’da eğitimin yaygınlaşması gerektiğini hatırlatarak Rum örneğini okurlarıyla paylaşıyor. Dönemin Anadolulu Rumları Atina’ya gidip eğitim aldıktan sonra Anadolu’ya dönüp çalışmalarına devam ediyorlardı.

Bu dönemde köylünün sorunlarına dikkat çekmek, onlarla ilgili durumları paylaşmak adına Köylü adlı bir gazete çıkarılıyor. Anadolu insanını anlatan ve Ebubekir Hazım tarafından yazılan “Küçük Paşa” adlı roman ilk köy romanı olarak 1910’da basıldı. Tanin gazetesi yazarı Ahmet Şerif Bey 1909’dan başlayarak 1914’e kadar süren bir Anadolu gezisi düzenleyip izlenimlerini gazetede paylaşmış.

Yine bu dönemde Ömer Seyfettin’in çıkardığı Türk Sözü adlı bir dergi mevcut. Berkes’in ilk gerçek halkçı aydın olarak tanımladığı Ömer Seyfettin dergiyi çıkarış amacı olarak eğitimi yaygınlaştırmayı, konuşma dilini yazı diline yaklaştırmayı, Anadolu’ya yönelik tiyatro çalışmalarının yapılması gerektiğini savunmuştur. İstanbul Türkçesini tüm Anadolu’ya kabul ettirme telaşı içeren yazılar yazmıştır. Ömer Seyfettin, meşhur öyküsü “Primo Türk Çocuğu Nasıl Öldü”yü burada tefrika etmiş, derginin çeşitli sayılarında Ziya Gökalp da yazılar yazmıştır.

Odabaşı, İTC döneminde milliyetçi ve halkçı söyleme sahip olan Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti ve Mecmuası’nın çalışmalarından da bahsediyor eserinde.  İTC’nin halka doğru inmenin vesilesi yapmaya çalıştığı dergide daha çok eğitim öğretim ve pedagoji konuları işlenmiştir.

Yazar kitabında 2. Meşrutiyet sonrası Osmanlı topraklarında yeşeren Sosyalizme de ayırmış. Bu dönemde kurulan Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu ve onun Amele Gazetesi’nden, Türkiye Sosyalist Fırkası’nın kuruluşundan bahsediyor.

Yazarın kitabında bir tezi var. 2. Meşrutiyet’in ilanının ardından Osmanlı’da halkçılık ve Türkçülüğün esas alınarak kurulduğu çok sayıda dergi ve dernek var. Bunların çoğunda İttihatçıların etkisi ve desteği var. Lakin bu dergilerin önemli bir kısmı uzun soluklu olmamış, kısa sürede yayın hayatına son vermiş. Burada da devlet eksenli aydınlar ile halk arasında kopukluğu yeniden görüyoruz.  Kısacası İttihatçılar 2. Abdülhamid’in halktan kopuk olduğu iddiasını kurmuş oldukları dernek ve dergilerle gidermeye çalışmış ama halka jakobenik bir yaklaşım sergilediklerinden ötürü yaptıkları iş toplum tarafından kabul görmemiştir.

O dönemdeki yerel basından, kıyıda köşede kalıp unutulmaya yüz tutmuş dergilerden haberdar olmak isteyenler için İ. Arda Odabaşı’nın yazmış olduğu 2. Meşrutiyet Döneminde Halkçılık Köycülük Sosyalizm adlı eser, arşiv taraması yapılıp okurla paylaşılması adına da önemli bir kaynak…

İ. Arda Odabaşı, II. Meşrutiyet Basınında Halkçılık Köycülük Sosyalizm, Dergah Yayınları.

 

Sedat Palut