, 24 Haziran 2017
Bazı kitaplarla geç tanışmak daha iyi

Yağız Gönüler, Aykut Ertuğrul, Handan Acar Yıldız, Ali Işık

12510

Bazı kitaplarla geç tanışmak daha iyi

'Hangi kitap ya da kitaplarla geç tanıştınız?' sorusunu Yağız Gönüler, Aykut Ertuğrul, Handan Acar Yıldız ve Ali Işık cevapladı. Cengiz Yalçınkaya sordu..

İlgili Yazılar
Yalan Dünyanın Ziynetine Aldanan İnsana Şiirler
Yalan Dünyanın Ziynetine Aldanan İnsana Şiirler

‘Minnet Eylemem’ adlı şiir kitabıyla Kul Nesimi’nin 17. yüzyıldaki avazına Yağız Gönüler 21. yüzyılda karşılık veriyor. Muaz Ergü yazdı.
29/04/2017 08:08
Dergilerle sağlam kalıcı ilişkiler kurmak zor
Dergilerle sağlam, kalıcı ilişkiler kurmak zor

Genç yazar ve şairlerle, dergilerle irtibatlarını, yazılarını/ şiirlerini kitaplaştırana kadar geçen süreçte yaşadıklarını konuştuk. Şeyma Subaşı sordu..
08/07/2014 14:02
Farklı ve Yoğun Öyküler İki Dünyanın Ustası
Farklı ve Yoğun Öyküler: İki Dünyanın Ustası

İki Dünyanın Ustası, Aykut Ertuğrul’un üçüncü öykü kitabı. Hatice Kübra Karadeniz bu kitaba değindi.
20/05/2017 08:08
Okurun beklentisine cevap veren bir öykücü
Okurun beklentisine cevap veren bir öykücü

İlk kitabıyla kurgu zekâsını gözler önüne seren Aykut Ertuğrul, ikinci kitabı olan 'Mümkün Öykülerin En İyisi'nde de özellikle bazı öykülerinde ‘kurgulamaktaki becerisini’ konuşturmuş. Veysel Altuntaş yazdı..
07/09/2014 12:12
Sağlam bir kalem işçiliği var öykülerinde
Sağlam bir kalem işçiliği var öykülerinde

“Mümkün Öykülerin En İyisi”nde Aykut Ertuğrul, geleneksel edebiyat teori ve kanonlarının emrettiği dizgeyi de tartışmaya açacak bu mümkünü –en azından kendi samimiyeti ölçeğinde- ortaya koymayı başarıyor..
04/05/2013 14:02
Aykut Ertuğrul neden yazıyor
Aykut Ertuğrul neden yazıyor?

Aykut Ertuğrul’la “Keyfekader Kahvesi” ve öykü üzerine konuştuk.
15/02/2012 15:03

Bir önceki haberimizde gençlere "Hangi kitap ya da kitaplarla geç tanıştınız?" diye bir soru sormuş ve onlardan çeşitli cevaplar almıştık. Bu kez sorumuzu yazarlarımıza yöneltiyoruz. Peki onlar hangi eserlerle sonradan tanışmanın burukluğunu yaşıyorlar?

Yağız Gönüler:

Mehmet Genç -Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi

Okuma tutkusunu tarih kitaplarıyla edindim. Öğrendim ki bazı tarih kitaplarını okumak, okuyabilmek için belli bir birikim gerekli. Bu birikimi sağladıktan sonra okunacak kitap, daha faydalı oluyor. Büyük tarihçimiz Mehmet Genç’in bu kitabına başlamadan evvel özel olarak otuza yakın kitap seçmiş, ardından bu kitabı okumuştum. Bitirdikten sonra, yeniden okuma sözü vermiştim kendime.

Nurettin Topçu - Var Olmak

Topçu okumalarını yaparken onun etkilendiği isimlerin de neler söylediklerini bilmek istedim. En özel kitabı olarak gösterilir Var Olmak. Dolayısıyla bu kitaba sıkı biçimde hazırladım kendimi. Şunu içtenlikle söyleyebilirim ki bu kitaptan anladıklarım, kitapta okuduğum cümlelerin yarısına bile ulaşamaz.

Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

Vallahi ne yalan söyleyeyim. "Tutunamayanlar"ı iki kez bitirme cüretine sahip bir okuyucu olarak bu kitabı çok sonraya bırakmış olmamın sebebi malum: Korkmak. Oğuz Atay okuduktan sonra başıma gelenler beni buna sevk etti. Geç okuduğuma üzüldüğüm ender romanlardan biridir.

İsmet Özel - Faydasız Yazılar

Külliyatını okumaya lise yıllarımda, sindirmeye üniversite yıllarımda, yeniden okumaya ise iş hayatımda başlamıştım İsmet Özel'in. Doğduğum tarihte yayımlanan bu kitabını, onunla "dertdaş" ve "kalın" bir okuyucusu olarak, neden bilmiyorum pek geçe bıraktım. Nasibimiz buymuş ki kitabımı hiçbir yerde bulamıyorum. Bir kardeşim gönderdi. Sonra baktım üçümüz de ne kadar dertdaşmışız meğer.

Cahit Zarifoğlu - Bir Değirmendir Bu Dünya

Detaylandırmaya gerek var mı? Şiirlerinin bile henüz yarısını anlamamışken, bir de siyasi-aksiyon kitabı? Elbette biraz da bilgi sahibi olarak okumak isteğindeydim. Nitekim şunun farkına vardım ki bu kitap hâlâ yaşıyor. Dertler aynı, dünya aynı.

Seyyid Abdulhakim Arvasi - Tasavvuf Bahçeleri

Necip Fazıl'ın hayatını değiştiren, topraklarımızın büyük manevi değerlerinden, Seyyid Abdulhakim Arvasi (k.s) hazretlerinin bu kitabının bende de değiştireceği bir zaman vardı. Onu bekledim. Onun talebelerini dinlerken aynı zamanda kendi elinden çıkmış ve Necip Fazıl'ın sadeleştirdiği bu kitap okuduğum en ağır tasavvuf kitabı. Bu derinlikte naçizane başka bir kitap okumadım. Belki onların da zamanı gelmemiştir kim bilir? Hû.

Aykut Ertuğrul:

Geç okuduklarımdan ziyade erken okuduklarıma yanıyorum, ne yalan söyleyeyim. Yeni kitaplar, yeni gündemler vs. derken bir çok önemli kitabı/yazarı yeniden okumaya, bu sefer daha iyi okumaya fırsat bulamayacağım diye daha çok korkuyorum. Ömür kısa, okunacak kitap çok. Dostoyevski'yi (bir kaç kez okumama rağmen), Joyce'u, Calvino'yu, Rasim Özdenören'i, Oğuz Atay'ı, Beckett'i tekrar okumak lazım. Borges'i geçenlerde ikinci kez okudum, Le Guin iyi ki çok yazmış, okumadığım kitaplarını okuyorum. "Yerdeniz" serisini ilk fırsatta yeniden okuyacağım. Nabokov'u çok erken okuduğumu düşünüyorum mesela, yeniden okumalıyım. Amak-ı Hayal'i geç okuduğum için mutluyum. Erken okusam kıymetini anlamayacaktım. Ali Cenkleri'ni, Heft Peyker'i yeni okudum, okuyorum; tadını çıkara çıkara.

Liste böyle uzar gider; netameli bir durum bu. Yola bir kez girdin mi (kitap, okuma vs.) dünyaya buruk bir veda bırakarak göçmeyi de göze alıyorsun galiba. Okunamamış, tekrar okunması gereken kitapların verdiği bir hüzünle. Bu duyguyla baş etmenin bir yolu yok, onunla yaşamaya alışsak bari.

Handan Acar Yıldız:

Marcel Ayme’nin Duvargeçen’inden bahsetmek istiyorum size. Bundan bahsetmek isteme nedenim ise ‘gerçeküstücülüğün ihtiyaç duyduğu gerekçe’. Sembolik ya da gerçeküstü anlatım tekniği denilince Gabriel Garcia Marquez ve Marcel Ayme iki vazgeçilmez isimdir. Çünkü bu yazarlar, hayal ürünü ile hayal gücü ürünü arasındaki farkı ortaya koyarlar. Sembolik anlatımın, akla ne gelirse, bağıntı kurmaksızın ortaya dökmek olmadığını bize gösterirler. Yaşamla dalga geçmek ile insanla dalga geçmek arasındaki ayrımı bize sezdirirler. İroni ya da mizah da, yaşamla dalga geçmektir. Bizim edebiyatımız ya da görsel sanatlarımız da çok yanlış anlaşılmasına rağmen, böyledir. Marquez’i biraz daha erken okusam da Ayme’i okumakta geç kaldığım için hayıflanıyorum. Duvargeçen öyküsü, gerçeküstücülüğü gerekçesiyle ortaya koyan, en iyi örneklerden biridir. Kahramanın duvarlardan geçebildiğini fark etme şekli iyi bir kurguyla ortaya konur bu öyküde. Sembolik anlatıma rağmen, çok sağlam bir kurguya sahiptir öykü. İroni, temel unsur olarak merkeze yerleştirilmiştir. Doktora giden kahramanımız duvarların içinden geçebildiğini söyler. Bunu bir ruhsal hastalık olarak yorumlamaz, fiziksel hastalık olarak yorumlar. ‘Doktor bana inandı. Bunun tiroit bezlerimden kaynaklandığını söyledi’ der bize. Doktorun ona inandığı kadar o da doktora inanmıştır(!). Öykünün bitişi ise, güzel bir öyküye yakışır şekilde ucu açık bitiştir. Yani asıl bitiş, okuyucuya aittir.

Okumakta geciktiğimi düşündüğüm diğer kitap ise bir klasik. Herman Merville’in Beyaz Balina isimli eseri. Denizcilerin hikâyesini anlatan eserlere macera, serüven kitabı gözüyle bakmamam gerektiğini Edgar Alan Poe’den öğrenmiş olsam da, Beyaz Balina okumakta çok geç kaldığım ve bunun için hayıflandığım muhteşem bir klasiktir. Romandaki bir pasaj ben ve benim gibi pek çok insanın hayatını özetler. Ben de o bölümü paylaşarak, hâlâ eseri okumamış olanların pişmanlığına katkıda bulunabilirim belki:

‘‘Nantucketli gemi sahipleri, bırakın da burada bir güzel azarlayayım sizi! Gemilerinize tayfa seçerken, soluk yüzlü, çukur gözlü, yerli yersiz düşüncelere dalan, kafasında, Nathaniel Bowditch’in gemicilik üzerine kitabıyla değil de Platon’la denize açılan delikanlılardan sakının! Böylelerinden hayır gelmez diyorum size! Balinalarınız avlanmazdan önce görülmeli. Oysa bu çukur gözlü, Platon düşkünü, geminizi dünyanın çevresinde on kez döndürür de on dirhemlik ispermeçet yağı kazandırmaz size.’’

‘‘Gemi kaptanları bu dalgın, genç filozofları sık sık azarlar, seferle ilgilenmediklerini yüzlerine vururlar; namuslarıyla para kazanmayı düşünmediklerini, içlerinden neredeyse balina görmemeyi dilediklerini yarı açık yarı kapalı söylerler onlara. Ama ne söyleseler boşuna! Çünkü bu genç Platoncular, gözlerinin iyi görmediğine, miyop olduklarına inanmışlardır. ‘Ne diye gözlerimizi yoralım.’ derler. Opera dürbünlerini evde unutmuş gibi davranırlar.’’

Ali Işık:

Sanat Üzerine / Tevfik El-Hakim

İrrasyonel İnsan / William Barrett

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler / José Ortega y Gasset

Yaşamak / Cahit Zarifoğlu

K'siz Ş'siz Aşkın Hikayesi / Mustafa Mestur

Açlık / Knut Hamsun

Amak-ı Hayal / Filibeli Ahmet Hilmi

Bu liste uzar. Siz sorunca bir çok kitabı geç okuduğumu fark ettim. Geç tanıştığımız her kitap için ayrı ayrı sebepler ortaya koymamızın bir manası yok sanırım. Sözünü ettiğim kitapları elime alınca emekleyerek yürüdüğün yolu daha kestirmeden, çere çöpe bulaşmadan, tadını çıkartarak yürüyebileceğime dair bir his belirdi zihnimde.

Mesela Sanat Üzerine’yi daha önce okusaydım, Mısırlı yazar Tevfik El-Hakim'in estetik arayışını ve sanat düşüncesini daha erken görme şansım olabilirdi. K'sız Ş'siz Aşkın Hikâyesi'ni okuyarak, İranlı öykücü Mustafa Mestûr’la ve modern İran öyküsünün o her kelimesinde görünmeyen fakat fışkıran duygularının tadıyla daha önce tanışabilirdim. Yaşamak’ı ilk olarak lise yıllarımda okusaydım kendimle başbaşa kalmam gecikmezdi. Açlık’ı elimdeki ekmeği kemirerek okudum. İrrasyonel İnsan, insanı deşmede, anlamada temel bir kaynak. Amak-ı Hayal’de Filibeli Ahmet Hilmi’nin hiçlik zirvesinden Zerdüşt'ün diyarına, Anka'ya, oradan da ilahi aşkın nuruna doğru yaptığı manevi yolculukla erken tanışmak elbette çok önemli. Kısacası okuduğumuz, fazlasıyla beğendiğimiz ve yararlandığımız kitapların tamamı için geç kalınmış bir tanışıklıktan pekala söz edebiliriz.

 

Cengiz Yalçınkaya sordu