, 24 Haziran 2017
Ezel Ağabey bir çevre demek

10430

Ezel Ağabey bir çevre demek!

Lisedesiniz, komünist manifestoya bağlısınız ve bir kısım dindar insanlarla tanışıyorsunuz. Tanışmalar sizi yeni insanlara taşıyor.

İlgili Yazılar
Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz
Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?

İsmail Kara'nın Ramazan ile ilgili Server Bedii'den yaptığı bir alıntıyı Dergah dergisinden çalıntılıyoruz.
23/08/2009 17:05
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu Yazarlara Sorduk
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu; Yazarlara Sorduk

Son zamanlarda bazı kurumların yaptıkları araştırmalar Türkiye'de kitap okuma oranının oldukça düşük olduğunu, okuma alışkanlığımızın kalmadığını vurguluyor. Peki bu ne kadar doğru? Ayşe Sonuşen, Cevat Özkaya, Selim İleri, Erhan Afyoncu, Cemal Şakar, İsmail Kara, Hasan Aycın ve Münir Üstün'e, bu konu hakkında görüşlerini sordu.
02/03/2017 13:01
Hüseyin Kutlu Hoca ile Birlikte Bir Cami İmamındaki Aşkı Gördük
Hüseyin Kutlu Hoca ile Birlikte Bir Cami İmamındaki Aşkı Gördük

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Hüseyin Kutlu Saygı Gecesi’ne Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Özcan, Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Mahmut Kaya konuşmacı olarak katıldı. Şakir Kurtulmuş etkinlikten notlarını aktarıyor.
27/01/2017 08:08
Akademik Kıyafetler Nereden Geliyor
Akademik Kıyafetler Nereden Geliyor?

Türkiye’de ilk akademik kıyafetimiz tarihi köklerimizden gelmiş. Peki, bugün neden Batıcı bir kıyafet ile karşı karşıyayız? Melih Turan yazdı.
06/11/2016 10:10
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, geçtiğimiz günlerde Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerine düzenlenen bir panelde konuştu. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.
02/11/2016 08:08
İsmail Kara'dan Ramazan ve Kadir gecesine dair
İsmail Kara'dan Ramazan ve Kadir gecesine dair

'Gök kapısı açıldı, hemen duanızı yapın.' İsmail Kara'nın, 'Aramakla Bulunmaz' kitabında yer verdiği Kadir gecesi ile ilgili bir hatırasını ç-alıntılıyoruz.
22/06/2015 12:12

VEFA KAPISI: EZEL ERVERDİ’NİN KİTABINA KÜÇÜK BİR ZEYL 

Lise-2’deyim. Okulun koridorlarında nöbet tutan ve her haliyle diğer öğretmenlerden farklı bir insanla tanışacaktım: Ahmet Demirkol. Ahmet Hoca’yla bu nöbetleri sırasında tanışmış ve daha sonra bu tanışıklığımız Bursa’da-şimdi yerinde devasa bir alışveriş merkezinin olduğuna şahitlik ettiğim- Kitapçılar Çarşısı’nda Dergâh ailesinin mümtaz şahsiyetlerinden Cahit Çollak’la tanışmama vesile olacaktı.

 

Cahit Çollak.jpg
Cahit Çollak

Komünist Manifesto'ya iman etmişim!

Kitapçılar Çarşısı tabelasını gören her kitap müdaviminin dâhil olduğu çarşının alt katında, girişe göre sol tarafta kalan ikinci dükkân Dergâh Kitapçılık-Uludağ Yayınları ile bizi selamlıyordu. Ahmet Hoca ile dünya görüşümüz hiç uyuşmazdı ama konuşurduk. Ne hikmettir- o zaman için- Hoca’da beni kendisine çeken bir taraf vardı. Hoca Müslümandı. Hayatını bu inanış biçimine göre açıklıyor ve yaşıyordu. Bense hep muhalif olmanın verdiği gururla komünist manifestosuna inanan veya inandığını sanan bir gençtim. -Bu hâl benim talebelerimle aynı yakınlığımın başlangıcı olacaktı. Hatta bir tanesi “ya hocam sen Müslümansın ama ben değilim, neden seni bu kadar çok seviyorum”, diyecekti.- Cahit Çollak’la bu psikolojik yapı altında tanıştım. Hatta Mustafa Kara ve Kadir Atlansoy Hocaların himmetleriyle hazırlanan Niyazi Mısri silsilesinden gelen Bursa Mısriye Dergahı postnişi Şemsettin Efendi’nin “Yadiğar-i Şemsi” adlı kitabının yeni çıktığı dönemdi tanışıklığımız.

Bir genç gidiyordu Cahit Çollak’ın dükkânına. Gencin soruları, kalıpçı yaklaşımları hiç bitmiyordu: Siz kimsiniz? Kimlerdensiniz? Her seferinde Cahit Çollak o kendine mahsus gülümsemesi ile tebessüm eder “biz ocu ve bucu değiliz”, derdi.   Sonra Ahmet Hoca’nın ve diğer zevat-ı muhteremin Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi’ndeki seminerleri başlayacaktı benim için: Ahmet Demirkol, Akif Durmuş, Mustafa Kara, Mustafa Muharrem, Metin Önal Mengüşoğlu,  Yasin Doğru ve Bilal Kot… Hep bu seminerler aracılığıyla tanıdığım insanlardı. Şahsi özellikleri birbirinden farklı yazar veya şair olmalarıyla bir araya gelen dostlardı. Hatta Yasin Doğru’nun Sezai Karakoç'la ilgili bir seminerinden sonra bir itirazda bulunmuş ve bu itiraz -muhalifim ya, itiraz etmeden duramam- uzun bir dostluğun başlangıcı olarak kalacaktı.

 

Bu güzel adamlar Bursa'sından ayrılır mı insan    

Bir ağustos ayında üniversite sınavı sonuçları açıklandı: Ailemin sevincine benim hüznüm eklendi. Ben bu yeni dostlarımı bırakmak istemiyordum. Allah da biliyor ya İstanbul’da ağladığım günlerin sayısı epey fazlaydı. O zaman için babam dediğim şimdi kader olduğuna inandığım sevk-i irade beni İstanbul sokaklarında ağlar kıldı. Fakültede ilk derse girmem Fatih Andı Hoca’nın dersteki anlattıklarıyla son bulacaktı neredeyse. Ama Cahit Ağabey’in gitmem için bana verdiği adresi bulmam gerekti: danışacak ve ona göre gidip gitmemeye karar verecektim. O zaman Çembelitaş’taki yeri bulmuştum. Huzura vardığımda İsmail Kara Hoca yalnızdı. Mustafa Kutlu yoklardı. İsmail Hoca’ya, Andı Hoca’nın anlattıklarını anlattım. Şöyle geriye doğru bir hamle yaptı ve gülümseyerek dedi ki: “Hangimiz zorluk görmedik?” “git ve derslerine devam et” diye beni tatlı-sert bir güzel azarladı. Artık varın siz, Bursa’ya gitmek için destek arayan birinin destek yerine bir de azarlanmasını hayal edin. Çemberlitaş’tan Fatih’e yurda varıncaya kadar neler düşündüğümü o yolun bana cehennem oluşunu-o zaman için- anlatamam.

İstanbul’da okuduğum ilk kitap yine İsmail Kara Hoca’nın bana hediye ettiği Mustafa Kutlu Ağabey’in "Akasya ve Mandolin" kitabıydı. Kitabı okuduktan sonra bir şehrin insanı nasıl kabul edeceğinin şartlarını öğrenmiş oldum.

 

Bu nasıl bir Hoca

İsmail Hoca her görüşmemizde ya okumam için bir kitap hediye eder ya da tavsiye ederdi. “Efendim, edebiyatın başı tasavvuftur. Tasavvufla bilgi düzeyinde ilgilenmek gerekir.” ikazı hâlâ kulaklarımdadır. Hatta Nuruosmaniye Camii’nin önünden geçerken “Şu Niyazi Mısri’nin Muhammed Nur tarafından yapılan şerhine bir baksan.”; bir başka seferinde “Ben anlamakta zorlanıyorum, şu Fusüs şerhine bir baksan. Bakalım sen neler göreceksin” isteklerinden bir ikisiydi.

İsmail Kara
İsmail Kara

Bazen İsmail Kara’nın huzuruna varırken bana birkaç arkadaşım da eşlik ederdi. Bunlardan biri de Ferhat Özden’di. Hoca, Ferhat’a özel bir ihtimam gösterir, “bu hayatta isteyip de yapamadığım işlerden biri de bir müzik aleti çalmaktır” der ve “olmadı” ifadesi bir ıstırap olarak sözlerine eklenirdi. Bir seferinde arkadaşın birinin beni övmesinden Hoca fazlasıyla rahatsız olmuş ve bu durum uzun bir azarlanmayı beraberinde getirmişti. 

 

Ezel Erverdi'yi de tanıdım, şükür!

Bir Temmuz günü Ezel Erverdiy’le tanışmak mümkün olacaktı. Benim günümüz Türk Edebiyatı üzerine düşüncelerimi dinlemiş Hakan Arslanbenzer ve İbrahim Tenekeci hakkındaki yaklaşımlarımı gülümseyerek dinlemişti. Daha sonra Ezel Ağabey Dergâh’ın genç çalışanlar listesine beni de katmak istedi ama bu olmadı. Hem de 11-14. yy Türk Edebiyatı hocasının illa da yoklama alacağım inadı yüzünden. Tabi asıl mesele nasibimizin olmayışı. Ders Perşembe sabah sekizde. Otur üç saat boyunca hocanın kendi notlarını sen defterine geçir. Tam bir çileydi o ders. Bu ders yüzünden Dergah’taki çalışma mümkün dairesinde olamamıştı. Ama hukukun başlangıcı hâlâ muhabbetle devam ediyor.

İsmail Kara’nın hazırladığı ve benim, Üsküdar’ın gizli insanlarından Cavit Çollak Ağabey’in himmetiyle haberdar olduğum “Ezel Erverdi Kitabı”nı okurken hatıralar gözümde bir bir canlandı. Yayın dünyasının yanında bir fikri mücadeleyi de beraberinde götüren/taşıyan bir insanı dostlarının dilinden dinlemek benim için ayrı bir zevkti. Hele emanet kitabın ertesi gün teslim edilecek olması kitabı hızlı bir şekilde okumama neden oldu. Hem okudum hem de düşündüm. Bazen hüznü bazen sevinci beraberinde yaşadım. Dergah ailesinden tanıdıklarım ve bu kitap vasıtasıyla tanıştıklarım kapılarını açtı bana.

Hüsrev Hatemi Hoca, Süleyman Uludağ Hoca, kendisinden “hayatın her şeye hakkı var” ve “hayatın yalnızca iki rengi yok. Bir de gri rengi var” gerçeğini öğrendiğim Tamer Şuer, Mustafa Kutlu Ağabey, Nevra Hanım, dostum Asım Onur ve diğer dostları hep dostluğun ne demek olduğunu yazmışlar aslında.  

 Dilediğin yerden başla dostluk kitabına!

Evet İsmail Kara, kelamı “istediğiniz yazıdan başlayabilirsiniz, isterseniz fotoğraflardan isterseniz mektuplardan başlayın” diye bitirdiği kitabı okumak dostlukların ne derece yaşanılır olduğunun bir isbatı olur. Ben önce fotoğraflarda gezindim, en dikkatimi çekenleri İsmail Kara Hoca’nın gençlik fotoğrafları ile-hele askerlik fotoğrafını uzun uzun seyrettim- dostum ve ağabeyim Cahit Çollak’ın gençliğinde bile değişmeyen siması oldu. Sakin zaman Cahit Ağabey’in haline/bedenine hiç uğraşamamıştı. Dedim hep aynı Cahit Ağabey, benim veya bizim Cahit Ağabey.

İsmail Kara konuşmuş mudur bilmem ama bu “dostlar kitabı”na girmesi gereken insanlardan biri de Cahit Ağabey’di. Kim bilir neler yazardı? Ne çok söyleyecek sözleri vardı? Ama kitapta yok. Yolumuz Bursa’ya düştü ve yazıdan okuyamadığımız dostluğu bizatihi kendi fem-i muhsininden dinledik. Nasibimiz vardı elbet.

Geçen Cahit Çollak, Ezel Erverdi kitabının bende olup olmadığını  sordu. Ben de var, dedim. İyi sakla, zamanı gelince alacağım dedi. Sonra bir kitabın hikayesini yazmaya karar verdim. Çünkü  o hikaye benim de hikayemdi.

 

Zeki Dursun

uzakihtimaller (at) gmail.com

GYY'nin sorusu: 1- Zeki Dursun emanet olarak okuduğu Ezel Erverdi kitabını yerine teslim etmiş midir yoksa kitaba el mi koymuştur.

2- Kitap Cavit Çollak'tan mı, Cahit Çollak'tan mı alınmıştır?

3- Bu iki Çollak'ı sevmemek mümkün müdür?

4- Bu memlekette Ezel Erverdi kaç tanedir?

5- Bu kitap satışa sunulmamış özel olarak basılmıştır.





Yorum
Ezel ERVERDİ
Attila
Ben tanıdığımda Ağabey'di rahmetli NURETTİN TOPÇU'dan sonra BABA Gibi oldu herkezi toplayıp bir araya getiren dertleri dinleyen gençere yön veren yaşıtlarını DERGAH sohbetinde gençlerle bir arada muhabbetine doyum olmayan İNSAN hata yapılınca küsmeden sadece suratını asarak gösteren daha nediyeyim bana göre en az hatası olan İNSAN seni seviyoruz daima kalbimizde olacaksınız ve NEVRA HANIM
27/12/2012, 22:20
İyidir
Melih Koşucu
Cahit amca bir tanedir bir tane! Bursa'ya gittiğimde ilk onun yanına uğradım güzelce karşıladı. Beraber kahvaltı yaptık. Onun gibi birinin kıymetini bilmemiz gerek.
26/08/2009, 12:19
HANİ BENİM KİTABIM?
YASİN DOĞRU
Sevgili Zeki, eline, diline ve yüreğine sağlık! Yazıyı bahane ederek ben de bir alacak meselesini gündeme getireyim. "Ezel Erderdi Kitabı"nı henüz okumadım, okuyamadım. Nedeni, Cahit Çollak'ın, "Sana bir Ezel Erverdi Kitabı borcum olsun" sözüdür. İki yıl geçti, bizim kitap hâlâ yok! Yani borç ödenmedi. Cümle dostlara duyurulur...
26/08/2009, 10:30

İlgili Konular