, 26 Mayıs 2018
Dünya üzerinde kaç laik devlet var

6237

Dünya üzerinde kaç laik devlet var?

Prof. Dr. Tahsin Görgün, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde verdiği konferansta 'devlet' kavramı üzerinde durdu. Abdullah Said Can konferanstan notlarını aktarıyor..

İlgili Yazılar
Maşallah İnşallah Nasıl Yazılır
Maşallah, İnşallah Nasıl Yazılır?

Osmanlı artık maalesef ‘ticari’ bir ürün... 'Maşallah', 'inşallah' nasıl yazılır? Hasan Aycın’ın ilk çizgisi... Bir gün Halide Edip, Adnan Adıvar, Yakup Kadri gibi isimler gemide seyahat ederken… Tahsin Görgün’ün ufuk açıcı konuşması... 'Efendime Söyleyeyim' başladı... M. Murtaza Özeren, haftanın öne çıkan bazı havadislerine değindi.
10/02/2018 11:11
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, geçtiğimiz günlerde Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerine düzenlenen bir panelde konuştu. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.
02/11/2016 08:08
Tesiri devam eden bir ilim adamı Erol Güngör
Tesiri devam eden bir ilim adamı Erol Güngör

1983'te genç yaşta iken aramızdan ayrılan milliyetçi muhafazakar camianın fikir önderlerinden Prof. Dr. Erol Güngör, ardında önemli eserler bırakmıştı. Vefatının yıldönümünde Erol Güngör'ün Türk fikir hayatında katkılarını, 29 Mayıs Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Tahsin Görgün ile konuştuk.
27/04/2014 14:02
Batı Medeniyeti kavramı 19 yy da ortaya çıktı
Batı Medeniyeti kavramı 19. yy’da ortaya çıktı

İstanbul Şehir Üniversitesi Minval Öğrenci Topluluğu, 'İslam Siyaset Düşüncesi’ne Giriş' başlıklı bir konferans düzenledi. 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Görgün’ün tebliğini sunduğu konferans, öğrencilerin yoğun ilgisi ile gerçekleştirildi. Abdullah Said Can yazdı.
06/12/2013 10:10
Gelenek farkında olmadan oynanan bir oyun
Gelenek, farkında olmadan oynanan bir oyun

1.Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu Düşünce Geleneği ve Eleştiri konulu panelle başladı. Ramazan Yılmaz notlarını aktarıyor.
19/11/2013 12:12
Ahlaktan soyutlanmış bir bilgi olamaz
Ahlaktan soyutlanmış bir bilgi olamaz

İLEM’in düzenlediği ‘Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar’ dizisinin ilk konuğu Tahsin Görgün idi. Tahsin Görgün kendi düşüncesi ve ulaştığı netice itibariyle ‘ahlak’ konusunda bir konferans verdi..
26/09/2013 10:10

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin en aktif kulüplerinden biri olan Müspet Kulübü, geçtiğimiz günlerde çok önemli bir ismi, Prof. Dr. Tahsin Görgün’ü konuk etti. Özellikle felsefe üzerine çalışmalar yapan Görgün, aynı zamanda birçok disiplin üzerine kafa yoran bir isim. Kendisini -bu habere konu edindiğimiz konferansta olduğu gibi- verdiği dersler, çeşitli seminer ve sohbetler aracılığı ile takip edebiliyoruz. Akademi dünyasının yakından takip ettiği Görgün, çoğunlukla sinema, felsefe, siyaset bilimi, tarih alanları üzerine çalışmalar yapıyor. İnsan Yayınları’ndan çıkan İlahi Sözün Gücü isimli kitabı, dil felsefesi üzerine yapılmış ender çalışmalardan bir tanesi.

Tahsin Görgün üniversitedeki bu konferansında sözlerine Ticaret Üniversitesinde bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirtirek başladı. Buradaki entelektüel havanın gayretli çalışmalarını takdir ederek, kendisini bu konuşma için davet edenlere teşekkürlerini iletti. Ardından genel anlamı ile ‘devlet’ kavramı üzerine açıklamalarda bulundu.

Temel soru: Devlet nedir?

Tahsin Görgün, akademik çalışmalardaki yaygın yöntemi kullanarak konuya başlarken temel sorular üzerinde durdu. Konunun başlangıcının ‘devlet nedir?’ sorusu ile yapılması gerektiğini belirterek bu sorunun çeşitli veçhelerinin vurgulanması ve üzerine kafa yorulması gerektiğini belirtti. Elbette ‘devlet nedir?’ sorusu üzerine düşünülmeye başlandığında, Tahsin Görgün’ün de belirttiği gibi, bunun ilk kez konuşulmuş bir konu olmadığı karşımıza çıkıyor. Aksine asırlardan beri tartışılan bir konu olarak ‘devlet nedir?’ sorusu, konuşmacının ifadeleriyle, ‘din nedir?’, ‘hukuk nedir?’ gibi soruları beraberinde getiriyor. Bu konular üzerine düşünmeye ve araştırmaya başlamamız, ilginç bir şekilde yaşadığımız hayatın içerisinde var olan veya çeşitli etkileşimler sonucunda zuhur etmiş durumlarla karşılaşmamız neticesinde ortaya çıkıyor. Yani insanların devleti araştırmaya başlaması, onların bir devletin içinde, bir devlet ile beraber yaşamaları sonucunda gerçekleşiyor. Bu durum hukuk ve din alanlarında da aynı şekilde geçerli oluyor.

Tahsin Görgün sözlerine şu şekilde devam etti: “Bilinen tarih boyunca, üzerine konuştuğumuz devletin mevcut olmadığı bir tarihi dönem yok. Bir takım farklı toplum yapılarında, devlet mekanizmasının bulunmadığı, bir bakıma böyle bir ihtiyacın gerekli görülmediği söylenebilir. Bu duruma örnek olarak ise Afrikalı toplumlar gösterilebiliyor. Öte yandan devlet dediğimiz olgunun ortaya çıkmasındaki temel gerekçe olarak insanın noksan bir varlık olduğu ve hayatta kalmak, yaşamını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için dayanışma içinde çalışması gerektiğini biliyoruz. Yani insan denen varlığın yaşamının devamı için bir başka insana bağlı ve bağımlı olduğu karşımıza çıkıyor. Devletin bir kurum olarak ortaya çıkışı, insanların birbirine muhtaç olması, birlikte yaşaması gerektiği düşüncesinden hareketle bir takım insanların, diğerleri üzerine güç kullanması neticesinde oluşuyor. Bu güç kullanma durumu insanların bir arada yaşaması neticesinde gelişen düzenin, bilek gücü diğerlerinden daha fazla olan insanların bir araya gelerek kendi menfaatlerine olanı genele yayma ve kabul ettirme yöntemini meydana getiriyor.”

Görgün’ün ifadelerine göre bu düzenin ve devamında kurumsal olarak ortaya çıkan devletin etkinlik alanı, insanın yaşadığı bütün topraklarda aynı şekilde oluşuyor. Buradan hareketle devletin kaçınılmaz bir süreç olduğunu notlarımız arasına ekleyebiliyoruz.

İkinci aşama: Devletin özellikleri ve formu

Devlet denen hadisenin içine girdiğimizde zorunlu olarak bir takım tasnifler yapma ihtiyacı hissediyoruz. Konuşmacı bu durumun bir zaruret olduğunu ve devleti anlamaya çalıştığımızda insanlık tarihinden de müşahade ettiğimiz üzere, birçok devlet biçiminin mevcut olduğu ve bu devletlerin ortak özellikleri bulunsa da birbirlerinden çeşitli özellikleri itibariyle ayrıldıklarını belirterek izah etti. Görgün buradan hareketle ‘hangi devlet, nasıl bir devlet?’ sorusuna cevap arayarak devletin formlarının imkân dâhilinde incelenmesi gerektiğini belirtti. Yani toplumların olanak ve imkânları devletin oluşması ve gelişmesinde tayin edici rolü üstleniyor.

Birbirlerinden kültürel, dini, tarihi kurumlar gibi meseleler üzerinden ayrışan toplumların hiçbirinin nihai anlamda tek bir devlet tanımı bulunmamakta. Bu farklılaşmanın ise toplumların iç dinamiklerinin etkisiyle o topraklardaki devletler için gerekli olduğu görebiliyoruz. Konuşmacı konferans dâhilinde devletin ‘din devleti', 'hukuk devleti' ve 'laik devlet’ formları üzerinde düşüncelerini belirterek şu şekilde sürdürdü konuşmasını: “Hukuk devleti ile başlayacak olursak ilk olarak karşımıza çıkan şey; devletin bulunduğu her yerde hukukun da bulunduğudur. Fakat bu hukukun da kendi içinde bir takım tasnifleri var, onlar da; dinî hukuk, tabiî hukuk ve pozitif hukuk şeklinde. Genellikle bugün devletler konuşulduğunda akla gelen şey pozitif hukuk olsa da, netice itibariyle neyin hak, neyin hukuk olduğuna karar verenin devletler olduğu sürece bu tasnifin devletleri pek bağlamadığını görebiliyoruz.

Hukuk devleti tabiri, yaygın olarak bilindiği üzere hukukun üstünlüğü ilkesini temel alıyor. Devletlerin yasama organı ile oluşturmuş olduğu kanunların, bir üst norm olan evrensel hukuk normlarına göre belirlenmesi söz konusu olduğunda, bu evrensel, en üst norm nasıl ortaya çıktığı, kim tarafından belirlendiği sorusu karşımıza çıkıyor. Bu durum hem İslâm hukukunda, hem de diğer üst hukuk normlarında kabul edilen birkaç temel hukuk normunun temel alınarak diğer bütün normların bu temele referansla geliştirildiği şeklinde ifade ediliyor.

Hukuk devletinin bir diğer önemli hususu en üst otorite olarak milletin iradesini benimsiyor olması. Devletin yasama organı, hesap verme anlamında en üst otorite olarak milleti gördüğü sürece, milletin menfaatine olan kanunları çıkartmaya devam ediyor. Bu durum da bizleri yaygın olarak kullanılan ‘Fransa’nın, İngiltere’nin, Türkiye’nin çıkarları’ söylemine götürüyor. Yani yasama organının olduğu ve millet iradesinin en üst otorite kabul edildiği devletlerde çıkarılan kanunların, o toplumların genelinin menfaatini gözettiği kabul ediliyor. Fakat unutmamak gerekir ki; Hitler Almanya’sında Yahudi soykırımına yönelik çıkarılan bütün kanunlar meclisten geçiyordu. Bu da bize gösteriyor ki, milletin iradesi ile çıkarılan her kanunun doğru olduğu hakkında ciddi bir ihtilaf bulunuyor.”

Tahsin Görgün’e göre özellikle İslâm topraklarında din devletinden bahsetmek pek mümkün değil. Çünkü din devleti, din adamlarının, yani ruhban sınıfının yönetim gücünü elinde bulundurduğu bir yönetim biçimi olarak tanımlanıyor. Bunun bir diğer anlamı ise Tanrı devleti, Tanrı’nın devletini karşılıyor. Hıristiyan inancına göre kilise tanrıyı temsil ettiği için, din devleti ancak kilisenin yönetimi altında söz konusu olabilir.

Laik devlete baktığımızda ise en büyük örneği olan Fransa ve bir ikinci örneği olarak Türkiye karşımıza çıkıyor. Tahsin Görgün dünya üzerinde bir başka laik devlet örneğinin olmadığını ifade ediyor ve bununla devlet ile dinin birbirinden ayrılmasının kastedildiğini belirtiyor. Fransa örneğinin Katolik Kilisesi’nin sınırlarının devlet sınırları ile kesiştirilmeyecek şekilde belirlenmesi sonucu ortaya çıktığını görebiliyoruz. Görgün’e göre kilisenin etkinlik alanı belli sınırlar içerisinde tutuluyor. Fakat konu devlet işlerine geldiğinde kiliseye bir tasarruf hakkı bırakılmaz. Bu anlamı ile bakıldığında devlet erkinin yönetiminde bulunanların herhangi bir dini vasıflarının olması söz konusu olmuyor.

Tahsin Görgün Türkiye örneğini ise şu ifadelerle anlattı: “Türkiye’de ise bu durumun tezahürleri daha farklı oldu. Çünkü bu topraklarda herhangi din adamı sınıfı yok. Din dediğimiz şey bir değerler sistemi olarak karşımıza çıkıyor ve belli bir otoritenin dinin alanı söz konusu olduğunda sınırsız hâkimiyeti söz konusu olmuyor. Elbette bu değerler sistemi hayatın birçok alanı hakkında bir şeyler söylüyor, bu alanlara ilişkin düzenlemeleri bünyesinde barındırıyor. Türkiye’de bu durum söz konusu olduğunda, laikliği uygulamak için dinin değerler sistemini kabul etmeyerek yeni bir sistem oluşturulduğunu görebiliyoruz. Elbette bu sistemin oluşturulmasının ardından Türkiye’de zuhur eden problemlere hep birlikte şahitlik ediyoruz.”

Tahsin Görgün’ün açıklamaları, devlet meselesi üzerinde düşünülmeye başlandığında ortaya çıkan birçok sorunun cevabını teşkil edecek ifadeleri bizlere sunuyor. Bununla birlikte esas itibariyle ‘devlet nedir ve hangi devlet?’ sorularının cevapları için çok daha geniş araştırma ve okumalar gerekli olsa da, burada özet olarak aktarmaya çalıştığımız üç önemli husus bizler için önemli bir perspektif oluşturma mahiyeti taşıyor.



Abdullah Said Can haber verdi






İlgili Konular