, 26 Mayıs 2018
Tesiri devam eden bir ilim adamı Erol Güngör

Tahsin Görgün

11725

Tesiri devam eden bir ilim adamı Erol Güngör

1983'te genç yaşta iken aramızdan ayrılan milliyetçi muhafazakar camianın fikir önderlerinden Prof. Dr. Erol Güngör, ardında önemli eserler bırakmıştı. Vefatının yıldönümünde Erol Güngör'ün Türk fikir hayatında katkılarını, 29 Mayıs Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Tahsin Görgün ile konuştuk.

İlgili Yazılar
Maşallah İnşallah Nasıl Yazılır
Maşallah, İnşallah Nasıl Yazılır?

Osmanlı artık maalesef ‘ticari’ bir ürün... 'Maşallah', 'inşallah' nasıl yazılır? Hasan Aycın’ın ilk çizgisi... Bir gün Halide Edip, Adnan Adıvar, Yakup Kadri gibi isimler gemide seyahat ederken… Tahsin Görgün’ün ufuk açıcı konuşması... 'Efendime Söyleyeyim' başladı... M. Murtaza Özeren, haftanın öne çıkan bazı havadislerine değindi.
10/02/2018 11:11
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, geçtiğimiz günlerde Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerine düzenlenen bir panelde konuştu. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.
02/11/2016 08:08
Dünya üzerinde kaç laik devlet var
Dünya üzerinde kaç laik devlet var?

Prof. Dr. Tahsin Görgün, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde verdiği konferansta 'devlet' kavramı üzerinde durdu. Abdullah Said Can konferanstan notlarını aktarıyor..
18/05/2014 12:12
Batı Medeniyeti kavramı 19 yy da ortaya çıktı
Batı Medeniyeti kavramı 19. yy’da ortaya çıktı

İstanbul Şehir Üniversitesi Minval Öğrenci Topluluğu, 'İslam Siyaset Düşüncesi’ne Giriş' başlıklı bir konferans düzenledi. 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Görgün’ün tebliğini sunduğu konferans, öğrencilerin yoğun ilgisi ile gerçekleştirildi. Abdullah Said Can yazdı.
06/12/2013 10:10
Gelenek farkında olmadan oynanan bir oyun
Gelenek, farkında olmadan oynanan bir oyun

1.Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu Düşünce Geleneği ve Eleştiri konulu panelle başladı. Ramazan Yılmaz notlarını aktarıyor.
19/11/2013 12:12
Ahlaktan soyutlanmış bir bilgi olamaz
Ahlaktan soyutlanmış bir bilgi olamaz

İLEM’in düzenlediği ‘Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar’ dizisinin ilk konuğu Tahsin Görgün idi. Tahsin Görgün kendi düşüncesi ve ulaştığı netice itibariyle ‘ahlak’ konusunda bir konferans verdi..
26/09/2013 10:10

Prof. Dr. Erol Güngör, 24 Nisan 1983'te bir kalp krizi sebebiyle vefat ettiğinde 45 yaşında idi. Kısa ömrüne pek çok kitap, tercüme ve yazı sığdırdı. Milliyetçi muhafazakar fikriyatın onemli düşünürlerinden biri olarak çalışmaları hâlâ okunan, tartışılan ve takip edilen Güngör üzerine de pek çok çalışma yapılmıştır.


Erol Güngör'ün düşüncesini sahiplenen ve ilerletmeye çalışan kurumlardan biri olan Kültür Ocağı Vakfı (KOCAV), yıllardır bu hususta çalışmalar düzenliyor ve seminerler yapıyor. Erol Güngör'ün vefatının yıldönümünde biz de KOCAV'da Güngör hakkında çalışmaları yürüten önemli isimlerden biri olan 29 Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü hocası Prof. Dr. Tahsin Görgün ile konuştuk.

Erol Güngör, ilmî çalışmalarının yanında dergiler, gazeteler, öğrencilerle ilgilenme gibi çok daha çeşitli sosyal alanlarda aktif bir insan. Hayat hikayesini anlatmaktan ziyade, geniş bir çerçevede kendisinden bahsetmeniz mümkün olur mu?

Erol Güngör, Türkiye'nin yetiştirdiği seçkin ilim adamlarından bir tanesi. Erol Güngör'ün belki en önemli özelliği, ilimle fikri buluşturan bir özellik taşıması. Genellikle bizde akademisyenler daha çok kitaplarda yazan şeyleri, özellikle de Batı dünyasında, Batılıların ilgili alanlarda yazdığı metinleri Türkçe'ye ya lafzi bir tercüme veya mana olarak tercüme ederek öğrencilere anlatmak konumundalar. Yapılan bilimsel çalışmaların da büyük bir kısmı bu çerçevede cereyan ediyor. En azından yakın geçmişimizde bunun çok çok örneklerini görüyoruz. Erol Güngör burada ayrılıyor.

Erol Güngör bir taraftan Batı düşüncesini hakikaten ilgili olduğu alanda çok iyi tanımış, ona nüfuz etmiş, aynı şekilde özellikle Osmanlı maarifini, Osmanlı kültürünü, bizim klasik kültürümüzü çok iyi hazmetmiş bir düşünür. Bu çerçevede bu iki taraflı donanımla birlikte kendi alanıyla meşgul oluyor, ona yöneliyor. Bu toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlarla, meselelerle ilgilenmeye, onları keşfedip, açığa çıkarıp, onlara çözüm teklifleri geliştirmeye çalışıyor ki esas bilimsel faaliyet de bu. Bilimsel faaliyet sadece tutup kitaplarda yazan teknik malumatı öğrencilere aktarmak değil; aslında sorunlarla yüzleşmek ve sorunlara çözüm üretmek gayreti.

Erol Güngör'ün bu yönden mesela genellikle dikkate alınmayan çokca önemli bir kültür tanımı var. O, kültürü, kabaca bir milletin asırlar boyu kendi sorunlarını çözerken tecrübî olarak geliştirdiği sorun çözme yöntemlerinin bütünü olarak tanımlıyor. Böyle olduğu için de zaten kendisinin milli kültür ile ilgilenmesi sadece folklorik manada, bizim toplumsal hayatımızda neler var neler yok bunları tespit etme anlamında değil. Gayet tabi bunu da içinde taşımakla birlikte esas itibariyle bizim millet olarak sorunlarımızı nasıl tespit edip nasıl çözdüğümüzü bir bütün olarak tespit etmenin bir yolu olarak milli kültür ile ve kültür meseleleri ile uğraşıyor. Zaten hayatına baktığımızda da yazdığı eserlerde bunun çok çeşitli örneklerini görüyoruz.

Tabii Erol Güngör'ün iki yönünü burada yine de birbirinden ayırmakta fayda var. Birisi akademik yönü diyebileceğimiz kısım. Akademik yönünü daha çok doktora ve doçentlik tezlerinde görebiliriz ve aynı zamanda yaptığı tercümelerde. Yani tercümelerde ve doktora-doçentlik tezlerinde esas itibariyle onun akademik tarafını görürüz. Akademik alanda doktora tezi de doçentlik tezi de sosyal psikoloji alanı ile alakalı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Erol Güngör'ün doktora tezi de, doçentlik tezi de -dünyanın herhangi bir üniversitesi fark etmiyor- hangi üniversite olursa olsun o üniversitede doktora ve doçentlik tezi olarak iyi derece alacak şekilde hazırlanmış kaliteli çalışmalar. Yani alanının iyi çalışmaları, iyi doktora ve doçentlik tezleri arasında kabul edilebilir. Bu şunu gösteriyor: Aslında Erol Güngör Türkiye'de yaşamakla birlikte uluslararası standartların üstünde kabiliyetli, çok becerikli ve bilgili, iyi yetişmiş bir ilim adamı her şeyden önce.

Ama aynı zamanda kendisi o teknik anlamdaki bilim adamlığının ötesine geçiyor. Bu bilgi ve becerilerle Türk toplumunun kendi varoluşunu ve varoluş şartlarını keşfedip bunu keşfettikten sonra "acaba bu şartlarda bu milletin ne gibi meseleleri var, bu meseleler nasıl çözülebilir?" sorularının çözümüne yöneliyor. Ve eserlerinde, çalışmalarının büyük bir kısmında, en azından yazdığı makalelerin çok büyük bir kısmında bununla meşgul oluyor. Önemli olan nokta şurası tabi: Erol Güngör'ün bu yönelişi bir anlamda çok yeni değil. Diyelim Mümtaz Turhan'a baktığımız vakit, ya da geriye doğru gittiğimizde Ziya Gökalp'in, Mehmet İzzet'in, Namık Kemal'in, Ziya Paşa'nın eserlerinde benzer bir yöneliş var. Fakat Türkiye'de kendi meselelerimizi kendi kaynaklarımızla, daha da ileri gidersek modern şartların, özellikle Batı dünyasındaki gelişmelerin farkında olup onlardan da istifade ederek kendi imkanlarımızla meselelerimizi teşhis edip çözebiliriz düşüncesini bir ilke haline getirip bunun üzerinden çalışmaları yürüten ve bu konuda çok güzel örnekler koyan bir düşünür,. Özgünlüğü orada zaten.

Nihayetinde bütün bunları yapmış mı? Hayır. Erol Güngör yaşadığı dönemde buna başlamış ama işte bunun devamının gelmesi lazım. Eksikliğini hissettiğimiz şey Erol Güngör'ün takip ettiği yolu üstlenip benzer bir şekilde bu alanda, kendi kaynaklarımızla kendi meselelerimizi çözmeye, çözmeye yönelme cesaretini gösteren düşünürlere, araştırmacılara, ilim adamlarına ihtiyacımız var. Tabi bu çerçevede insanlığın tecrübesine de bigane kalmamak gerekiyor.

Erol Güngör'ün yetiştirdiği talebe var mı bu noktada, ya da varsa kimlerdir?

Erol Güngör'ün talebeleri dediğimizde gayet tabi bir çok kişi var, en azından benim tanıdığım birkaç tane isim var ama o isimleri telaffuz etmeyeyim. Ama ben Erol Güngör'ün birebir talebelerinden, doğrudan talebelerinden daha çok, çok geniş bir talebe grubunun olduğunu düşünüyorum. Yani doğrudan doğruya oturup onun derslerine devam edip, yanında çalışmalar yapmış olmanın ötesinde, onun eserlerini okuyarak, birtakım meselelere yaklaşmanın çok daha özgün, özel yollarını keşfetmiş bir çok insan var. Bunların sayısı gerçekten de çok çok fazla. O yönden ben Erol Güngör'ün öldükten sonra da tesiri devam eden vakıf insan türünden bir insan olduğunu düşünüyorum.

Güngör'ün akademik çalışmalarını, fikir geliştirmek noktasında yoğun bir şekilde kullandığını da söylediniz. Çok yoğun bir şekilde gazete ve dergilerle ilgilenmiş olması, açıkçası bana biraz şaşırtıcı ve imrenilesi bir şey olarak geldi. Bu noktada nasıl bir düşünce ile, nasıl bir iştiyak ile bu işi yapıyor, ya da nasıl bir yoğunlukla bu işi yapıyor? Aynı zamanda akademik kariyerine devam ederken bu işlerle de çok yoğun ilgileniyor.

Aslında Erol Güngör'ün günlük gazetelerde yazı yazması sanki onun "muhalled" dediğimiz, daha kapsamlı eserler yazmasını engellemiş gibi. O taraftan baktığımızda gündelik hadiselerle çok içli dışlı olmak zorunda olan gazete yazılarına yönelmek aslında kısa vadeli tesir açısından önemli gibi gözükse de uzun vadeli olarak kalıcı eserler vermenin önünde bir engel. Belki çok kıymetli o yazılar, o noktada bir şüphe yok fakat bana sorarsanız Erol Güngör keşke o gündelik hadiselerle ilgili görüşleri dile getirmek yerine, bunları daha sistematik ve verili şartları dikkate almakla birlikte daha üst bir dile aktararak, daha sonraki nesillerin de istifade edebileceği şekilde yazabilseydi ki bunun örnekleri var. Yani hem "Türk Kültürü ve Milliyetçilik", "Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik" ama aynı zamanda "Dünden Bugünden" kitabında derlenmiş olan çok çeşitli yazıları var.

Bütün bunların ötesinde "İslam'ın Bugünkü Meseleleri" ve "İslam Tasavvufunun Meseleleri" kitaplarına baktığımız vakit bunların herbiri genellikle yazıldığı dönem de, şimdi de hala konuşulması gereken, okunması ve tartışılması gereken önemli eserler. Şimdi bunu dikkate aldığımız vakit şunu söyleyebiliriz: Erol Güngör belki o gündelik hadiselere kendisini kaptırmayıp da bu türden eserlere daha fazla yönelseydi belki daha kalıcı, daha büyük çaplı, daha derinlikli eserler ortaya koyabilirdi ama netice itibariyle bunlar hayıflanılacak şeyler değil bence.

Netice itibariyle, derler ya olanda hayır vardır, artık bunu böylece görmemiz lazım ama bence Erol Güngör, -zaten bu bütün insanlar için geçerli, bütün düşünürler için-, hiçbir zaman için hiçbir insan son sözü söylemeyeceğine göre herkes bir yere kadar bir şeyleri taşıyor ve ondan sonra yeni gelen nesillerin bu birikimi üstlenip sürdürmesi lazım. Bence Erol Güngör ile bu tarz bir irtibat kurarak, onun bıraktığı yerden onun yaklaşımını üstlenip geliştirerek, değiştirilmesi gereken şeyler varsa onları da değiştirerek daha derinlikli, daha üst formlara götürmek gerek.

Erol Güngör, akademik çalışmalarında çok dikkatli ve çalışkan bir insan olmasına, önemli eserlere imza atmış olmasına rağmen, sosyal psikoloji alanında kendi adını yeterince göremiyoruz. Yeteri kadar teveccüh görmediğini söyleyebilir miyiz? Öyleyse, bu durumun sebepleri nelerdir?

Kesinlikle. Buradaki sorun şu: En azından belirli bazı çevreler açısından bakıldığında, bu global denen kültürdeki o güç merkezleri açısından bakıldığında onlar kendi gözleri ile bakan ve kendi işlerine yarayacak çalışmaları yapanlara değer verir, onları yani kendi kullanabilecekleri insanlara daha çok değer verirler. Erol Güngör ise öyle birisi değil. Erol Güngör dediğim gibi yerli bir aydın. Yerli ne demek? Buraya ait, Türkiye'ye ait, bu kültüre ait birisi ve bu kültürü, yine bu kültür içerisinde yaşayan insanların sorunlarını çözmede hareket noktası olarak kullanıyor ve kültür ile irtibatı da bu şekilde.

Şimdi birisi eğer kendi kültürüne turist bir şekilde bakıp onu başkalarının gözüyle görüp başkalarının dilini kullanarak tartışıyor, konuşuyorsa şayet, Erol Güngör'de ilginç bir şey, ilginç bir şey derken tam da belki istemediği bir örnek görecektir. Eleştirmeyi bile düşünmeyecek o zaman, onu yok sayarak yok etme yolunu tercih edecektir. Bence Erol Güngör yok sayılarak yok edilecek kadar küçük birisi değil. Şunu geçen zaman içerisinde daha iyi görüyoruz ki nErol Güngör'ün durduğu yer güçlenerek devam ediyor. Ve zaman içerisinde daha da buna yönelik talepler artıyor.

Bugün Türkiye'nin dört bir tarafında çok çeşitli çevrelerden insanlar, artık yavaş yavaş Batılı teoriler ile Türklerin sorunlarının çözülemeyeceğini biliyorlar, daha fazla telaffuz ediyorlar. O zaman yapılması gereken şey ne? Çok açık bir şekilde kendimiz, kendi derdimizi kendi gözümüzle görüp, kendi geliştirdiğimiz usullerle çözeceğiz. Bunu geliştirip çözerken de şöyle bir şey olmayacak gayet tabi: Bize has, bizimle alakalı, bazen hep kullanılır ya, "Türkiye'ye has", "Türkiye şartlarında", o değil. Netice itibariyle o şekilde bu sorunları çözmek ve sahip olduğumuz kültürü öyle bir şekilde geliştirmek gerekiyor ki, bu, dünyada yaşayan bütün insanlar için relevant, ilginç onlar için de, onların sorunlarını kavramaya ve çözmeye ışık tutar bir konum elde etsin. Buna yönelmek için Erol Güngör'ün bıraktığı yerden devam etmek gerekiyor. Dünyanın çok çeşitli yerlerindeki ekollere, gruplara yamanarak onların üzerinden konum elde etmiş ve bu konumu tahkim ederek kendi varlığını sürdüren araştırmacılardan, ilim adamlarından böyle bir şey beklememek lazım.

Ekleyeceğiniz bir şey var mı?

Ben sadece şunu ilave edebilirim, Erol Güngör'ü çok erken yaşta tanıdım ben. Ama Erol Güngör'ü hem kendi adıma okuduktan sonra bırakamadım ve şunu da gayet iyi gördüm; tavsiye ettiğimde yani birlikte Erol Güngör'ün metinlerini okuduğumuz kendi öğrencilerim de benden çok daha farklı değil, onlar da irtibat kurduktan sonra vazgeçmiyorlar.

 

 

Mehmet Erken konuştu






İlgili Konular