, 20 Ekim 2017
Bir şeyh efendi resim yapadurursa

Tosun Bekir Bayraktaroğlu

7824

Bir şeyh efendi resim yapadurursa...

Tosun Bayraktaroğlu'nun (Tosun Baba) 'Bir Dervişin Notları' resim sergisi Küçükçekmece'de açıldı. Suleyha Şişman, Amerika'da Bir Türk: Şeyh Tosun'un Hatıratı kitabnda Tosun Baba'nın resim ile ilişkisini anlatan bölümlerden hareketle bu sergiyi yazdı..

İlgili Yazılar
Robert Kolej den ABD'de Cerrahi hilafetine
Robert Kolej’den ABD'de Cerrahi hilafetine

Şeyh Tosun, esas adıyla Tosun Bekir Bayraktaroğlu’nun hatıralarını anlattığı Amerika’da bir Türk & Şeyh Tosun’un Hatıratı adlı kitapta bir çok ibretli anekdot yer alıyor..
03/07/2013 12:12

Amerika’da Bir Türk: Şeyh Tosun’un Hatıratı yayımladığı zaman, yani 2012 Temmuz’unda birkaç röportaj dolayısıyla Tosun Baba’yı dinleme fırsatım olmuştu. İşte o sıralar -özellikle hanımının teşvikiyle- ara sıra resim yaptığını, eski resimlerinden birinin İstanbul Modern’e girmesini istediğini, bir galeri sahibinin kendisini ziyaret edip sergi teklifinde bulunduğunu söylemişti de biz de bu kabul ve sergiyi bekliyorduk.

O gün gelmiş, “Bir Dervişin Notları” ismiyle sergi açılmış

Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde 10 Nisan 2014 Perşembe günü Tosun Baba’nın “Bir Dervişin Notları” ismini taşıyan sergisinin açılışı gerçekleşti. Sanatçının otuz yıl aradan sonra renkli bir üslupta resmettiği 30-40 tablosu 5 Mayıs’a kadar sergilenecek. Belediyenin yayımladığı sergi kataloğunda Yahşi Baraz ile beraber serginin küratörü olan Erkan Doğanay’ın “Tosun Bayraktaroğlu’nun Sıradışı İnanç ve Sanat Yaşamı”, Beşir Ayvazoğlu’nun “Anarşist Ressamlıktan Dervişliğe Tosun Bayrak” ve Oğuz Erten’in “2000’ler ve Bir Sanatçının Yeniden Doğuşu” isimli birer makalesi yer alıyor.

Tosun Baba’nın son dönem resimleri figür soyutlamaları olarak tebarüz ediyor. Resimlerin isimlerinin ekserisinin sahip olduğu “–e durmak” ekinin verdiği ipucuyla (Güreşçiler Güreşedursun, Futbolcular Oynayadursun, Kaçanlar Kaçadursun, Çalgıcılar Çaladursun, Gezenler Gezedursun, Biniciler Binedursun, At Koşucuları Koşadursun), sanatçının eserlerinin hem süreklilik hem de sonsuzluk fikrini akla getirdiği söylenebilir. Tosun Bayraktaroğlu’nun 60’lı-70’li yıllardaki eserlerine hakim olan şok etme duygusu kendi ifadesiyle “kibarlaşmış” (“Artık akıllı uslu resimler yapıyorum. Kimseyi rahatsız etmeye niyetim yok. Bu benim yumuşamış halim.” dediğini hatırlarım), mücadele ve politik söylem yerini günlük hayatın günlük rutinlerine ve geçmişten kalan imajlara bırakmış görünüyor. Tabloların isimlerinden belki daha iyi anlaşılır: Güreşçiler, Basketçiler, Sevgililer, Kadın Kadın Olsun, Kavga Edenler, Galeri Baraz, Louvre Müzesi, Kargalar (Alfred Hitchcock’a İthaf), Tilki Avı, Boğa Güreşi…

(+)

En ölümcül hastalık gurur değilse ya nedir

Tosun Baba’nın açılıştaki kısa konuşmasında vurguladığı nokta şuydu: "Sanatla iştigal edin ama dikkat edin, insanoğlu için en ölümcül hastalık kanser değil, gururdur." Bu yazı için Tosun Baba’nın röportajlarına tekrar göz attım. Birçok defa sanatın insanın gururunu kuvvetlendirdiğini ve tam da bu sebeple sanatı terk ettiğini belirtmiş. Resmi neden bıraktığını kendisinden dinleyelim:

Tosun’un sevdiği heykeltıraş bir arkadaşı vardır, zevcesi İtalyan. (Bu arkadaş) 1975 senesi yazı Tosunlar'ı ısrarla Roma’ya davet eder. Giderler. Vatikan’ı, Kolezyum’u, orayı burayı gezerler, yerler, içerler. Bir gün Roma’da heykel hocalığı yapan arkadaşını ziyarete gittiklerinde, oraya genç, güzel bir Amerikan kızı gelir. Arkadaşı Tosun’u kıza takdim edince, kız 'Oo! Siz o musunuz!' diye ayılır bayılır. Tosun’unun da nefsi çıkar çıkar, göklere dayanır. Gençliğinde ağır sıklette İstanbul şampiyonu olduğu gün duyduğu gurur bu gururun yanında pire gibi kalmıştır. Tosun o dakika sanatı bırakmaya azmeder, işi bitirir.”

Bu satırlar Amerika’da Bir Türk’ten. Tosun Bayraktaroğlu, Muzaffer Ozak Efendi’ye intisap etmiştir o tarihte ve sanatçılığın egoyu besleyen bir şey olduğunu, nefsi akıl almaz biçimde körüklediğini ve bunun da dervişin düşmanı olduğunu çok güçlü bir şekilde hissetmiştir.

Tosun Bayrak’ın Amerikanlaşması”

İkinci meseleye gelelim. Tosun Baba, 60’ların sonunda gerçekleştirdiği “Tosun Bayrak’ın Amerikanlaşması”nı İstanbul Modern Sanat Müzesi Koleksiyonu’na bağışladı. Bu çalışma, Smithsonian Institute, New Jersey State Museum, Guggenheim Museum, Rose Art Museum, Riverside Museum, Fordham University, Newark Museum, Montclair Museum, Trenton State Museum, Fairleigh Dickinson University, Monmount College gibi müzelerden sonra Bayraktaroğlu’nun Türkiye’de müzeye kabul edilen ilk ve tek eseri oldu.

169x246,3 cm ölçülerindeki “Tosun Bayrak’ın Amerikanlaşması”nın Türkiye’ye getirilmesini sağlayan Murat Ülker, bir röportajında süreci şöyle anlatıyor: (Tosun Bayrak) Bu yapıtı bağışladığını ve İstanbul’a getirilmesi için bir desteğe ihtiyacı olduğunu Yahşi Baraz’a söylemiş. ‘Benim böyle bir eserim var, ölsem burada kalacak, bunu memlekete götürelim’ demiş. Ben de memnuniyetle bu yapıtın Türkiye’ye getirilmesine önayak olacağımızı belirttim. Sandım ki Amerika’dan gelirken eseri kolumun altına alıp geleceğim. Meğer çok büyükmüş. (Gülüyor) Şaka bir yana, eserin çok titizlikle ve uzmanlıkla İstanbul’a getirilmesi gerekiyordu. Biz de taşıma sponsoru olarak memlekete bir eserin gelmesine vesile olduk.”

Murat Ülker, Facebook sayfasındaki bir paylaşımında da Tosun Baba’nın bir e-mailini alıntılamış. Orada Muzaffer Efendi’nin “Gördüğünden ders alamayan kimsenin gözleri, başının üstünde taşıdığı iki düşmandır” sözünü aktaran Tosun Baba, şöyle devam ediyor, “Allah’a şükür gözümüz görür, inşallah gördüğünden de ders alır. İşte tuval üstündeki de, (burada Murat Ülker’e hediye ettiği yeni eserden bahsediliyor) bu dersin manası gibime geliyor. Hem de başka bir eğlencemiz kalmadı, bu meşgale bizi eğlendiriyor...”

(+)

Görene görene… Köre ne köre ne…”

Yeri gelmişken Tosun Baba’nın Muzaffer Efendi’den sık sık aktardığı bir başka söze de değinelim: “Görenedir görene… Köre nedir köre ne?”

Yukarıda sanatın egoyu beslediğini ifade ettik ama Tosun Baba’nın sanat hakkındaki görüşleri elbette menfi değil. Sanatın insanı uyandırdığını ve ona göremediği şeyleri gösterdiğini, hiç olmazsa sezdirdiğini düşünüyor. Bunun da insanlara bir şeyler öğretmek yani hocalık olduğunu söylüyor.

Bir röportajında Tosun Baba’ya “Şok Sanat insanları şok etti mi?” diye soruyorlar. O da “Ölü bedene bakmak kolay değil. Tabii ki bakmak ve görmek ayrı şeyler. İnsanlar, anlamak için şok olmaya muhtaç. Onlar resimlere hakikaten görmeksizin bakıyorlar. Bizim niyetimiz insanları şokla hakikate uyandırmak. Bu anarşi değil.” diye cevap veriyor. Burada, Tosun Baba’nın -kitabında da yazdığı- Oscar Wilde’ın “İnsanlar uykudadır, kördür. Ressam onları uyandırıp burunlarının dibindeki hakikati gösterir” sözünü farklı bir şekilde ifade ettiğini görüyoruz. Tosun Baba, böyle hakikatin peşindeydi ve –bir röportajında dediği gibi- uyanıktı ki Muzaffer Efendi’ye intisap etti. Şimdi New York’ta tekkesi olan bir şeyh efendi.

Tosun Bayraktaroğlu’nun Fransa’daki sanat eğitimini, 1970’lerde Amerika’da nasıl meşhur olduğunu, Shock Art’ı icat ve icra etmesini, üniversite hocalığını ve en önemlisi bu dervişlik serüvenini burada yazmadık, yazamazdık da. Okumak isteyene hararetle tavsiye edilir. Kendi kaleminden... Yayımlandığı sene Yazarlar Birliği hatırat ödülünü kazanan: Amerika’da Bir Türk. Vesselam.



Suleyha Şişman “Bir Dervişin Notları”nı okumaya çalıştı