, 19 Ağustos 2017
Kerbela'nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı

5883

Kerbela'nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı

Hicri 10 Muharrem 61’de meydana gelen Kerbela Vakıası, Kerbela Savaşı ya da Kerbela Katliamı da, İslam tarihinin en vahim, en trajik olaylarından biri. Bir büyük yıkımın, acının, kahrın izdüşümü. Muaz Ergü, Adnan Demircan'ın 'Kerbela-Keder ve Bela' kitabı üzerine yazdı..

İlgili Yazılar
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Temmuz 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Temmuz 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri yeni çıkan kitaplarından neleri göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Temmuz-2017 döneminde Dünyabizim'e gönderilen yeni kitaplar...
01/08/2017 11:11
Huzur Dersleri nde seçkin ve sahih bir  lim Üveys
Huzur Dersleri’nde seçkin ve sahih bir âlim: Üveys Vefâ Erzincânî

Huzur Dersleri’nden bir kayıp isim daha: Üveys Vefâ Erzincânî… Onun hakkında bir eser Beyan Yayınları’ndan çıktı.
25/03/2012 14:02
Erol Güngör ve İhsan Süreyya Sırma Üzerinden Misyonerliğe Bir Bakış
Erol Güngör ve İhsan Süreyya Sırma Üzerinden Misyonerliğe Bir Bakış

''Hristiyan-Batı dünyasının, öteden beri Orta-Doğu İslâm dünyası üzerindeki emperyalist emelleri inkâr edilemez. Her ne kadar bu emperyalist emeller, 19. ve 20. yüzyılda sadece ekonomik bir sömürgecilik olarak görülüyor ise de, bunların kökeninde Hristiyan dünyasının, kendisi için kutsal saydığı Kudüs ve çevresine egemen olan İslâm varlığını ortadan kaldırma düşüncesi yatmaktadır.'' Mehmet Akif Öztürk, Erol Güngör'ün ''Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri'' ve İhsan Süreyya Sırma’nın ''Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri'' kitapları üzerinden misyonerlik faaliyetlerine değindi.
24/05/2017 08:08
Hazreti Ali Döneminde Yaşananlara İki Kitaptan Mukayeseli Bir Bakış
Hazreti Ali Döneminde Yaşananlara İki Kitaptan Mukayeseli Bir Bakış

Hz. Ali ile Muaviye arasında iktidar sebebiyle çıkan ve günümüze kadar etkileri gelen savaşın hikayesini Mustafa Günal’ın ''Hz. Ali Dönemi ve İç Siyaseti'' ve Adnan Demircan’ın ''Ali-Muaviye Kavgası'' kitaplarından kıyaslayarak okumak oldukça verimli oldu. Sedat Palut yazdı.
24/04/2017 08:08
Beyaz Saray efsanesine dair ilk kitap
Beyaz Saray efsanesine dair ilk kitap!

Hasan Başpehlivan, ‘Kağıt Kokulu Yıllar’ adlı nehir söyleşi kitabında Asım Öz’e, yayıncılık ve hassaten İslami yayıncılık alanında akla gelebilecek pek çok detayı büyük bir edep çerçevesinde anlatmış.
21/06/2013 16:04
Bir Avukattan Çocuk Kitabı Nasreddin Hoca'nın Bisikleti
Bir Avukattan Çocuk Kitabı: Nasreddin Hoca'nın Bisikleti

Mehmet Ali Başaran’ın ikinci kitabı ''Nasreddin Hoca’nın Bisikleti''nde Vuk Gıtgıt’ın maceraları, birbirinden ilginç ve eğlenceli dört masalla, kaldığı yerden devam ediyor. Uğur Şener yazdı.
31/03/2017 08:08

 

 

İnsanlık tarihi; büyük yıkımların, kıyımların, tarifsiz acıların, kardeş kavgalarının, iktidar mücadelelerinin tarihidir aynı zamanda. İyinin ve kötünün birbirine karıştığı, kitlelerin zulmün yanında saf tuttuğu, iyilerin parmakla gösterilecek kadar az olduğu, iyilerin arkalarında muhteşem mağlubiyetler bıraktığı, idealler uğruna ölüme bile gülümsendiği, menfaat için bütün insani değerlerin çiğnendiği, âdemoğlunun adeta bir canavara dönüştüğü tarih. Zalimlerin dünyevi galibiyetlerle çılgınlaştığı, mazlumların ve mağlupların üzüntüleriyle, derin kederleriyle, büyük yitimleriyle taçlandırdıkları…

Hicri 10 Muharrem 61’de meydana gelen “Kerbela Vakıası”, “Kerbela Savaşı” ya da “Kerbela Katliamı” da, İslam tarihinin en vahim, en trajik olaylarından biri. Bir büyük yıkımın, acının, kahrın izdüşümü. Bir tarafta İslam Peygamberi’nin torunu, ailesi ve en yakın dostları, diğer yanda Yezid’e bağlı ordu… Bu vakıa üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen bütün diriliğiyle, yakıcılığıyla içimizde, hâlen etkileri devam ediyor. Dinmeyen bir sızı gibi yüreklerde. Çok hüzünlü, iç yakıcı bir hatıra…

Üzerinden binlerce yıl geçmiş olması dolayısıyla, birçok Kerbela tasavvuru var karşımızda

Üzerinden binlerce yıl geçmiş olması dolayısıyla, birçok Kerbela tasavvuru var karşımızda. Vuku bulduğu ilk andan bu zamana inançların, ideolojilerinden tornasından çıkan değişik Kerbelalar… Daha doğrusu muhayyel Kerbela ve gerçek Kerbela. Ve hep muhayyel Kerbelalarla gerçek Kerbela birbiriyle yarış içerisinde. Efsaneyle hakikat arasında gidip gelen… Kimileyin inançlara, algılara mahkûm edilen kimileyin de siyasal metinlere malzeme edilerek tahrifata uğratılan, bozulan Kerbela… İslam’ın ilk döneminde var olmayan mezheplerin, kliklerin, muhalefet mahfillerinin kendilerini meşrulaştırmak için odaklarına yerleştirdikleri Kerbela Vakıası… Ehl-i Beyt’e yürekten bağlı olanların, hiçbir siyasi, ideolojik tavrın içinde olmadan “Hamse-i Ali Aba”ya sevdalı olanların gözlerinden akan samimiyet yaşları olan Kerbela faciası… Hüseyin’e ağlamak, Ali’nin çocuklarına… Hiçbir hesap kitap içinde olmadan.

Evet, birçok Kerbela… Birden çok… “Kerbela-Keder ve Bela” kitabıyla Prof. Dr. Adnan Demircan gerçek Kerbela’yı arama gayretine girişiyor. Kerbela’nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı sunma gayesinde. Klasik, kadim metinlerin ışığında Kerbela’nın izini sürüyor. İslam tarihinde hangi Kerbelalar varmış onları sorguluyor. Üç Kerbela’dan bahsediyor Demircan: Efsane, ideoloji ve gerçek. Efsanevi anlatımların en çok da Şii ve Alevi çevrelerde yaygın olduğunu söylüyor. Aynı şeylerin, çok yoğun olmasa da, Sunni kaynaklarda da var olduğu belirtiliyor. Efsanevi anlatılar doğası gereği olayı farklı şekillere büründürerek işliyor. Olaydan Peygamberimizin haberdar olduğu, facianın meydana gelmesinden sonra ufukların kan kızılına boyandığı, Şam ve Kufe’de kan yağmuru yağdığı, güneşin tutulduğu gibi aklı ve mantığı zorlayan hadiselerin vuku bulduğundan bahsediyor efsanevi anlatımlar.

İdeolojik anlatımlar ise Büveyhi ve Safevi iktidarları döneminde sistematikleştiriliyor. Burada mitolojik anlatımlar da işin içine sokularak dönüştürülüyor. İran’da da bu ideolojik yaklaşım kendini hissettiriyor. Hatta Demircan’ın da bahsettiği gibi, Ali Şeriati ideolojik Kerbela anlayışındaki aşırılıkları Hıristiyanlıktaki karnavallar ve tarihi trajedilere benzeterek eleştiriyor. “Gerçek Kerbela”, olayı doğru bir şekilde anlamak için üzerinde düşünülmesi gereken en doğru yaklaşım. Olayın, etrafında oluşturulan duygusal, mitik, hakikat dışı tasvirlerden soyutlanarak değerlendirilmesi… Bu gerçekten zor bir durum ama başarılması gerekir. Sonuçta katledilen Peygamber torunu…      

Hepsinin ortak yanı, büyük bir üzüntüyle bu hadiseye yaklaşmaları

Prof. Dr. Adnan Demircan, kitapta Hz. Hüseyin hakkında genel bilgiler veriyor. Sonrasında ortamı karıştıran siyasi havaya değiniyor. Kerbela’yı hazırlayan sosyo/psikolojik durumu anlatıyor. Daha sonra Ehl-i Sünnet’e, Şiilere ve Alevilere göre Kerbela olayının vukuunu değerlendiriyor. Burada aynı zamanda Hz. Hüseyin’i haklı görenler, Hz. Hüseyin’i haksız görenler ve olaya daha ihtiyatlı yaklaşanların görüşlerine yer veriliyor. Özellikle yazarın Ehl-i Sünnet içinde değerlendirdiği İbn Teymiyye’nin Kerbela olayını değerlendirdiği bölümün okunması gerekir. Ayrıca Şiilere ve Alevilere göre Kerbela’nın anlatıldığı bölümde, bu inanç biçimlerinin değişik kollarındaki Kerbela algısı hakkında da bilgiler yer alıyor. Yazar, aynı zamanda modern dönemlerde Kerbela’nın izi düşümleri üzerine değerlendirmelerde bulunuyor. Devlet ve birey ilişkisi ve muhalefet hakkının kullanımı gibi başlıklarda Kerbela’ya ilişkin değerlendirmeler söz konusu.

Kitabı okuduğumuzda ister Ehl-i Sünnet, ister Şia, ister Alevi literatürde Hz. Hüseyin’e derin bir üzüntünün olduğunu, Kerbela Vakıası’nın bütün vicdanlarda derin bir yara bıraktığını görebiliyoruz. Hz. Hüseyin’in şahadeti bitmeyen bir hüzün ve teessür kaynağı. Bu keder sağanağına rağmen olayın üzerinde düşünülmesi ve gereken dersin çıkarılması gerekir.

Kerbela ve Hz. Hüseyin’in şahadeti, günümüzde özellikle edebiyat ve düşünce piyasasında bitmez tükenmez bir rant kapısı. Olayla uzaktan yakından alakası olmayan bir sürü roman yazılıyor. Duyguları kışkırtan ve bunu kitap satışlarına tahvil eden bir organize durumlar. “İslam’dan soyutlanan Mevlana” gibi, bir aylağa dönüştürülen Yunus Emre gibi Hz. Hüseyin de, kendi kimliğinden arındırılma tehlikesinde. Bu tuzaklara düşmemek gerekir.

“Kerbela-Keder ve Bela” ayrılıkları, fikir zıtlıklarını kaşımadan, oturaklı bir üslupla, “Kerbela’da ne oldu?” sorusuna yanıt arama gayretini ifade ediyor. Acılarımızı adam gibi yaşayabileceğimizi de hatırlatıyor satır aralarında. Çok iddialı, uçuk kaçık fikirler serdetmiyor. Ayakları yere basan şeyler söylüyor yazar. Klasik metinleri ve düşünce dünyamızın büyük kafalarını es geçmiyor. Karınca kararınca Kerbela’nın anlaşılmasına katkı sunuyor.

 

Muaz Ergü yazdı