, 24 Ocak 2017
Sahabe dönemini nasıl anlamalıyız

4744

Sahabe dönemini nasıl anlamalıyız?

Prof. Dr. Adnan Demircan, İÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. Prof. Dr. Adnan Demircan, Müslümanların sarsılmaz kılavuzlarından olan sahabeleri anlatmak için, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisi’ne konuk oldu 14 Mart gecesi. Ahmet Serin yazdı.

İlgili Yazılar
Allah Elçisi nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz
Allah Elçisi’nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz

''Türkiye’de ve bilebildiğim kadarıyla Arap dünyasında siyer alanında yapılan çalışmaların önemli bir kısmının henüz başlangıç aşamasında olduğunu, Müslümanların nitelikli çalışmalar yapması için biraz daha beklememiz gerektiğini söyleyebiliriz.'' Prof. Dr. Adnan Demircan, Son Peygamber Hz. Muhammed’in hayatını, mücadelesini ve yaşadığı dönemi inceleyen Siyer ilimi üzerine Muaz Ergü'nün sorularını cevapladı.
07/12/2016 10:10
Siyaset Fitnesi Yakamızı Bırakmıyor Bir Türlü
Siyaset Fitnesi Yakamızı Bırakmıyor Bir Türlü

Adnan Demircan, geçtiğimiz günlerde Bursa'da 'Müslümanların İç Meseleleri ve Fitne' başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.
14/11/2016 12:12
Tarihçi Gözüyle Urfa ve Mardin Kültürü
Tarihçi Gözüyle Urfa ve Mardin Kültürü

''Urfa-Mardin Hattı & Memleketime Dair Yazılar'' kitabı, Adnan Demircan'ın, ilmi bir disiplinle, Urfa ve Mardin başta olmak üzere kendisi üzerinde etkisi bulunan Diyarbakır ve Siirt üzerine yazdığı yazılardan oluşuyor. Halil Aslan yazdı.
13/11/2016 08:08
Hz Peygamber'in sas Beşeri Münasebetleri
Hz. Peygamber'in (sas) Beşeri Münasebetleri

Prof. Dr. Adnan Demircan’ın derlediği ''Hz. Peygamber'in (sas) Beşeri Münasebetleri- Temel Hak ve Hürriyetler'' kitabı, Efendimizin beşeri münasebetleri ve sosyal ilişki ağı içerisinde çok fazla değinilmeyen konulara işaret eden makalelerden oluşmuş. Ümit Savaş yazdı.
17/10/2016 08:08
Kerbela yı doğru okumak boynumuzun borcudur
Kerbela’yı doğru okumak boynumuzun borcudur

Prof. Dr. Adnan Demircan, geçtiğimiz yıl yayınlanan Kerbelâ/ Keder ve Belâ kitabı ve Kerbela’yı nasıl okumamız gerektiği üzerine Ayşegül Uyar'ın sorularını cevapladı.
10/02/2015 15:03
Kerbela'nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı
Kerbela'nın anlaşılmasına mütevazı bir katkı

Hicri 10 Muharrem 61’de meydana gelen Kerbela Vakıası, Kerbela Savaşı ya da Kerbela Katliamı da, İslam tarihinin en vahim, en trajik olaylarından biri. Bir büyük yıkımın, acının, kahrın izdüşümü. Muaz Ergü, Adnan Demircan'ın 'Kerbela-Keder ve Bela' kitabı üzerine yazdı..
05/04/2014 12:12

 

 

Prof. Dr. Adnan Demircan, İÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. Prof. Dr. Adnan Demircan, Müslümanların sarsılmaz kılavuzlarından olan sahabeleri anlatmak için, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisi’ne konuk oldu 14 Mart gecesi. Hazreti Peygamber’e ilk iman edenlerden olup, onunla sohbet arkadaşı olan ve her biri gökteki yıldızlara benzeyen bu güzel insanların kim olduklarını, onları nasıl anlamamız gerektiğini anlattı biz dinleyicilere. Prof. Dr. Adnan Demircan, İslam’ın referans dönemi olduğu için sahabe döneminin çok iyi incelenip, çok iyi anlaşılması gerektiğini söyledi öncelikle.

Bir vizyonu hayata geçirenler

Kendisinin de bu gece bu dönemi bir ölçüde anlatmaya çabalayacağını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Resulullah daha Mekke’deyken Müslümanlara, ‘Size bir kelime öğreteceğim. Bunu öğrendiğinizde Kisra’nın saraylarına sahip olacaksınız!’ diyordu. Onun bu cümlesi, bir vizyonu ifade eder. Resul’ün bu vizyonunu uygulayıp hayata geçirenler ise sahabelerdi.

Şimdi sahabe dendiğinde, dört halife dönemi anlaşılıyor. Oysa sahabe dönemi, son sahabenin vefat tarihi olan hicri 110 yılına kadar olan dönemi kapsar. Demek ki Emevi döneminin büyük bir kısmı, sahabe dönemidir aynı zamanda.”

Özellikli bir dönemdir bu dönem

Prof. Dr. Adnan Demircan, bu dönemin İslam tarihinin en özellikli dönemi olduğunu söyleyerek bu özelliği de şöyle açıkladı: “Bu dönem, özellikli bir dönemdir. Özellikli olmasını da günümüzde yaşanan birçok anlayışın, birçok olayın ilk kez o dönemde şekillenmesiyle açıklayabiliriz.”

Resul’ü gören her Müslüman sahabeydi ama…

Prof. Dr. Adnan Demircan, Resul’ü gören her Müslüman’ın elbette sahabe olduğunu ifade ederek, “Yine de burada önemli bir ayrıntı var” dediği sözlerini şöyle sürdürdü: “Resul’ü gören herkes sahabe olmakla beraber, her sahabenin de birikimi, kapasitesi, anlayışı aynı değildi. Sahabeler de bazen varlıkla, bazen yoklukla; bazen kolaylıkla, bazen zorlukla; bazen savaşla, bazen barışla sınanıyorlardı. İşte tüm bu sınamalardan başarıyla geçmiş, kapasitesi yüksek olan sahabeler, tabir caizse Resul’ün ‘A Takımı’nı oluşturuyordu.”

Halifeler dönemi

Hazreti Peygamber’in vefatından sonra, her toplulukta yaşanabilecek olayların Müslümanlar arasında da yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Adnan Demircan, burada Hazreti Ebubekir’in bir tavrının özellikle önemli olduğuna dikkat çekerek bu süreci şöyle açıkladı: “Resulüllah’ın vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebubekir, ciddi sorunlarla karşılaştı. Bu sorunlar arasında bir tanesi, topluluğun ‘devlet’ olup olamayacağıyla ilgili ciddi bir sorundu. Bilindiği gibi, Resul’ün vefatından sonra bazı kabileler zekât vermek istememişlerdi. O dönem için zekât, biraz da vergi anlamına geliyordu. Şimdi bakıldığında, zekat devlet tarafından toplanmasa, kabileler tarafından toplanacak ve zekat toplama da otorite tesisi anlamına geleceği için bir sürü küçük devletçik olacaktı. İşte bu kargaşada Hazreti Ebubekir’in, ‘Gerekirse savaşarak alırım!’ deyip orduya hazırlanmasını emretmesi, devleti şekillendiren bir olay olmuştur. Böyle yaparak o, otoriteyi tesis etmiş ve devletin parçalanmasını engellemiştir.”

Halife seçimleri

Prof. Dr. Adnan Demircan, o dönemden başlayıp günümüzü hala etkileyen bir olayın da, halifelik seçimleri olduğunu söyledi. O zaman seçim diye bir şey olmadığını, kişilerin biat ederek safını belli ettiklerini söyleyen Prof. Dr. Adnan Demircan, sözlerini şöyle sürdürdü: “O dönem halifeler biat esasına göre seçiliyorlardı. Biat edenler, dini bir öndere değil de siyasi bir lidere biat ettiklerini biliyorlardı. Hazreti Ebubekir, vefatına yakın Hazreti Ömer’i önerdiği zaman sahabe bu olaya itiraz etmedi. Çünkü böyle yaparak Hazreti Ebubekir, saltanat peşinde koşmadığını göstermiş, ümmetin yararını gözettiğini hissettirmişti. O sebepten dolayı da sahabe, kısmen tayin anlamına gelebilecek bu isteğe itiraz etmemiş, tam tersine benimsemişti. Hazreti Ömer dönemi, çok başarılı, çok parlak bir dönem olduğu için sahabe ona, ‘Yerine oğlunu bırak da ona biat edelim,’ demiştir. Ama Hazreti Ömer, bu isteği, ‘Bir aileden bir kurban yeter!’ diyerek reddetmiş, yerine Hazreti Osman’ı önermiştir. Hazreti Osman ve Hazreti Ali de, halifelik makamına devletin bekasını sağlayacak makamlar gözüyle bakıp, bu makamı tekellerine almayı düşünmemişlerdir. Kısacası bu dönem, başka birçok sorun olsa bile, yöneticiliğin sadece devlete hizmet olarak anlaşıldığı bir dönemdir. Bunu anlamak için mesela Hazreti Osman’ın Kur’an kıraatına bir standart getirmesi çabalarına bakmak yeterlidir. Böyle yapmakla o, Kur’an’ı koruma altına almış oluyordu. Çünkü o zaman Arap alfabesinde harf sayısı daha az olduğu gibi, hareke de yoktu. Belli bir birikime sahip olup Arapça bilmeyenler, o metinlerde ne olduğunu anlayamazlardı. Arap olmayan Müslümanları işte böyle bir tehlike bekliyordu. İşte Hazreti Osman, attığı bu adımla Kur’an’ı tek nüshaya indirmiş, doğabilecek birçok riski bertaraf etmiştir.”

Sahabe dönemi nasıl okunmalı?

Prof. Dr. Adnan Demircan, Müslümanların kendi aralarındaki savaşa varan anlaşmazlıklara da değindikten sonra, bu dönemi nasıl okumak gerektiğini de şöyle anlattı: “Bu dönemde olan olayları üç farklı okumayla okuyorlar. Bu okumalar şunlardır:

  1. Şii okuma: Hazreti Resul’ün vefatından sonraki dönemi, Hazreti Ali’nin mağduriyet dönemi olarak okumuşlardır. Onların okumalarında dört halife döneminin yer aldığı bir tarih değil de on iki imamın yer aldığı bir tarih söz konusudur,
  2. Harici okuma: Bu okuma, Hazreti Osman ve Hazreti Ali’yi tekfir eden bir okumadır,
  3. Ehl-i sünnet okuması: Ümmetin ana omurgasını oluşturanların okumasıdır. Bu okuma hem daha esnek hem de daha kuşatıcı bir okumadır.”

Prof. Dr. Adnan Demircan, günümüz Müslümanlarının bu olaylara nasıl bakmaları gerektiği konusunda kendi fikrini de şu sözlerle ifade etti: “Günümüzde bizler o döneme mezhebî değil, ilmî gözle bakmalıyız. Çünkü artık birilerini suçlamak bize bir şey kazandırmaz. Ayrıca aradan geçen bunca zaman içinde o olaylar hem taraflı bir gözle anlatılmış, hem de manipüle edilmiştir. O yüzden biz, taraf olmamalıyız.”

Sohbetin sonunda Prof. Dr. Adnan Demircan’a vakfın plaketi takdim edildi.

 

Ahmet Serin bildirdi






İlgili Konular