, 15 Aralık 2017
Cüneyt Kaya'ya İslam Felsefesi'ni sorduk

Cüneyt Kaya

11909

Cüneyt Kaya'ya İslam Felsefesi'ni sorduk

Doç. Dr. M. Cüneyt Kaya ile geçtiğimiz aylarda 'İslâm Felsefesi: Tarih ve Problemler' başlığıyla İSAM Yayınları arasından çıkan ve editörlüğünü üstlendiği çalışmasını konuştuk. Hacer Kor sordu.

İlgili Yazılar
Ilımlı İslam' Sömürgeleştirilmeye Ortam Hazırlar
'Ilımlı İslam', Sömürgeleştirilmeye Ortam Hazırlar

Asya bölgesi ile ilgili çalışmaların oldukça az olduğu ülkemizde Dr. İsmail Hakkı Göksoy’un 1993 yılında hazırladığı 'Endonezya'da İslam ve Hollanda Sömürgeciliği' kitabı oldukça değerli. Kitapta Hollanda’nın bölgede kendi sömürge idaresini tekrar kurma çabaları ve bağımsızlık sonrası modern Endonezya’da İslâmî gelişmelere de yer verilmiş. Şerife Yılmaz yazdı.
29/10/2017 08:08
İbrahim Kalın'ın Penceresinden İslam ve Batı
İbrahim Kalın'ın Penceresinden İslam ve Batı

İbrahim Kalın, 'İslam ve Batı' kitabını Batı’nın İslam algısının sorunlu yönlerini tartışırken İslam dünyasındaki Batı tasavvurunun problemli yönlerine dikkat çekmek üzere kaleme almış. Sedat Palut yazdı.
02/10/2017 08:08
Emeviler Hakkında Titizlikle Hazırlanmış Bir Kaynak Eser
Emeviler Hakkında Titizlikle Hazırlanmış Bir Kaynak Eser

İsmail Yiğit, 'Emeviler (661 – 750)' kitabında, Emevi tarihinin kendilerini yıkan Abbasiler döneminde yazıldığını, bu durumun da bazı haksız eleştiri ve isnatlara zemin hazırladığını ifade eder. Yaptıkları iyi şeylerin pek çoğunun görmezden gelindiğini, kötülüklerin ön plana çıkarıldığını, Emevilerin daha çok bu yönleriyle hatırlanır hale geldiğini aktarır. Metin Uygun yazdı.
14/09/2017 08:08
Yaşanan Göçler Memlükler'i İlmi Hayatta Zirvelere Taşımıştı
Yaşanan Göçler Memlükler'i İlmi Hayatta Zirvelere Taşımıştı

Fatih Yahya Ayaz'ın ''Memlükler'' çalışması, tarihteki en büyük Müslüman-Türk devletlerinden biri olan Memlükler'in, İslam dünyasının batısını Moğol istilasından koruması ve Suriye bölgesindeki Haçlı devletlerini ortadan kaldırmasını konu alıyor. Kitapta ilmi-kültürel sahada İslam medeniyetine Memlükler'in katkısı da ele alınıyor. Şerife Yılmaz yazdı.
11/09/2017 08:08
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Temmuz 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Temmuz 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri yeni çıkan kitaplarından neleri göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Temmuz-2017 döneminde Dünyabizim'e gönderilen yeni kitaplar...
01/08/2017 11:11
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Aralık 2016
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Aralık 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Aralık-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/01/2017 10:10

 

 

İstanbul Üniversitesi Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. M. Cüneyt Kaya ile geçtiğimiz aylarda İSAM Yayınları arasından çıkan, editörlüğünü üstlendiği çalışmasını konuştuk. “İslâm Felsefesi: Tarih ve Problemler” ismini taşıyan bu çalışma, genelde felsefe alanına, özelde de “İslâm felsefesi”ne dair merakı olanların mutlaka faydalanabilecekleri bir eser. Bu çalışma, klasik dönem İslam felsefesi adı altında atıfta bulunulabilecek bütün isimlerin felsefi düşüncelerine, tavır alışlarına dair derli toplu bir bilgi bütününe sahip olmak isteyenler için de kaynak niteliğinde. İlgilisine tavsiyemizdir.

Öncelikle çalışmanız hayırlı olsun. Neden "tarihi" olana yönelik derleme bir eser hazırlama gereği duydunuz? Benzeri diğer çalışmalardan bu kitabı ayıran unsurlar nelerdir?

Teşekkür ederim. Bu eserin ortaya çıkışındaki en büyük âmil, İslâm felsefesi alanında Türkiye’de, hem nicelik hem de nitelik olarak gün geçtikçe artan birikimi bir araya getirme niyetidir. Bilhassa ilahiyat fakültelerinin geçtiğimiz otuz yılda gösterdiği gelişimden payını en çok alan disiplinlerin başında kanaatimce İslâm felsefesi gelmektedir. Şimdiye kadar İslâm felsefesi mirasının “keşfi”ne yönelik birbirinden değerli çalışmalar ortaya koyan/koymaya devam eden bu alanın uzmanları, ne yazık ki İslâm felsefesinin tarihi ve problemlerine dair dengeli bir bakış açısına sahip ve kuşatıcı bir telif eser vücuda getirememişlerdir.

Bu eksiklik yıllardır genellikle Batılı dillerden tercüme edilen İslâm felsefesi tarihleriyle giderilmeye çalışılmış olsa da, bu kitapların söz konusu geleneği ele alıştaki “problemli” yaklaşımları, gerek eğitim gerekse araştırma açısından, beraberinde pek çok sorun doğurmuştur. İşte, “İslâm Felsefesi: Tarih ve Problemler”ini benzeri diğer çalışmalardan ayırt eden öncelikli husus, bu tür “problemli” yaklaşımların bir yansıması olmamasıdır. Bunun yanı sıra eserin kapsamlı içeriği de bir diğer önemli özelliği olarak zikredilmeli. Kitap sadece Kindî-İbn Rüşd arasındaki dönemle sınırlı olmayıp, klasik sonrası dönemi şekillendiren Fahreddin er-Râzî, Nasîruddin et-Tûsî, İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî gibi isimleri ele alan bölümlerle, İslâm felsefesi mirasının daha geniş bir perspektiften görülmesini sağlamakta. Bütün bunların yanı sıra, “birlikte çalışma” geleneğine sahip olmayan Türk akademisyenlerin ortak bir ürünü olması da, kitabın bir başka özelliği olarak kaydedilmeli herhalde.

Çalışmanın bir “tarih”e bakan tarafı, bir de “problemler”e bakan tarafı var. “Problemler” başlığından kasıt nedir?

22 bölümden oluşan kitabın İslâm felsefesinin mahiyetinin ele alındığı giriş kısmı ve İslâm felsefesinin nasıl bir felsefî mirasa dayandığının irdelendiği birinci bölümünü takip eden 13 bölümde, Kindî’den İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî’ye kadarki süreçte ön plana çıkan isimler müstakil olarak inceleniyor. Kitabın bundan sonraki problematik kısmında ise, klasik dönemde felsefenin kapsamına girin disiplinler merkeze alınmakta. Bu çerçevede sırasıyla mantık, psikoloji/epistemoloji, metafizik, ahlak ve siyaset ayrı başlıklar altında irdeleniyor. Kitabın son bölümünde ise, klasik dönemde felsefe eğitiminin nasıl yapıldığı ve felsefenin farklı entelektüel gelenekleri nasıl etkilediği ortaya konuluyor.

Klasik dönemde felsefenin kapsamında olmasına rağmen kitapta diğer bilimlere verdiğiniz yeri, "tabiat" ve "matematik" bilimlerine veremediğinizi ve bu durumu manidar bulduğunuzu ifade etmişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Kitabın planlarken problematik alanda, tabiat bilimleri ve matematik bilimlere dair de birer bölüm olmasını istemiştik. Zira bildiğiniz üzere klasik felsefe tasnifinde, nazarî/teorik ilimler üç ana kısma ayrılır: Tabiat bilimleri, matematik bilimler ve metafizik. Ancak bu iki bölüm için yazar arayışına çıktığımızda yakinen gördük ki, Türkiye’deki İslâm felsefesi çalışmaları metafizik, psikoloji/epistemoloji, ahlâk, siyaset ve -bunlara göre daha sınırlı düzeyde olsa da- mantık alanına yoğunlaşmış durumda. Dolayısıyla filozofların tabiat bilimlerine ya da matematik bilimlere dair görüşlerini, tasvirî düzeyde de olsa ele alacak uzmanlara sahip değiliz ve bu, İslâm felsefesi mirasını bütünlüklü bir şekilde anlamamız önünde ciddi bir engel olarak durmakta.

“İslam felsefesi” adı altında atıfta bulunulan alanın isim ve muhtevasının tartışmaya çok açık olduğunu söylüyorsunuz. İsimlendirme neden bu kadar önemli?

Aslında isimlendirmenin çok önemli olmaması gerekiyor; ancak İslâm felsefesi özelinde ona yüklenen anlamlar, genelde ona verilen isimler üzerinden kendisini açığa vurduğundan, bu noktada isimlendirme önem kazanıyor. Buna ilaveten, “İslâm felsefesi” veya onun yerine kullanılan diğer tabirlerin nevzuhur bir mahiyet arz etmesi de, işin bir kat daha çetrefilleşmesine yol açıyor. Aslında farklı isimlendirmeler, aynı “müsemmâ”ya verilmiş farklı “isim”lerden ibaret değil; her biri, aynı zamanda “müsemmâ”nın ne olduğuna, hatta ne olması gerektiğine dair açık veya zımnî kabuller içeriyor. Bir başka ifadeyle, “İslâm felsefesi” tabirindeki “İslâm”a ve “felsefe”ye yüklediğiniz anlam(lar)a veya “İslam felsefesi”ne alternatif olarak kullandığınız başka terkiplere göre araştırma sahanızın mahiyeti, sınırları değişiyor diyebiliriz.

Oryantalistlerin "köken arayıcı ve özgünlük temelli" değerlendirmelerine İslam dünyasından verilen cevapların, çoğunlukla savunmacı bir psikolojiyi yansıttığını vurgulamışsınız. Yakın geçmiş ve günümüz için hala aynı psikoloji varlığını koruyor mu?

Aynı oranda koruduğunu söyleyemeyiz. Bunun bir sebebi günümüzdeki “oryantalistler”in çalışmalarının, genel itibariyle, seleflerininki kadar saldırgan ve tahripkâr bir mahiyet arz etmiyor olması. Hiç şüphesiz şer'î ilimler söz konusu olduğunda, oryantalist bakışın temel parametrelerinin hâlâ bu alana dair çalışmalar açısından işlevselliğini sürdürdüğü rahatlıkla görülüyor. Ancak felsefe alanında aynı şeyden söz etmek pek mümkün değil. Buna karşılık İslâm felsefesi özelinde konuşacak olursak, İslâm dünyasında bu alana dair artan birikimin daha özgüvenli yaklaşımları beslediği söylenebilir. Yine de oryantalist bakış açısı özellikle bir konuda etkisini hâlâ koruyor: “Gerileme söylemi”. İbn Rüşd sonrası veya XIII. yüzyıldan sonra felsefenin veya daha geniş bir ifadeyle “düşünce”nin mahiyetine dair genel-geçer yargıların, İslâm dünyasında bu alanın uzmanları tarafından bile tekrarlandığını görmekteyiz. Bunun altında, İslâm felsefesi çalışmalarının Kindî-İbn Rüşd arasındaki döneme sıkışmış olması ve dolayısıyla XIII. yüzyıl ve sonrasının büyük oranda ihmal edilmesi yatıyor. Son yıllarda bu ihmalin farkına varan azımsanmayacak sayıda araştırmacının, söz konusu dönem üzerine çalışmaya başlaması, gerileme söyleminin de yerini yakın gelecekte daha sahih alternatiflere bırakacağı konusunda bize ümit veriyor.

Râzî sonrası dönemde felâsife kavramının tarihsel bir gerçekliğe tekabül ettiğini, felsefi etkinliğin yeni bir "âlim prototipi"nde sürdürüldüğünü iddia ediyorsunuz. Günümüz için soracak olursak, felsefi etkinlik söz konusu olduğunda hangi prototipe yönelmeliyiz?

Evet, bu sizin de dediğiniz gibi bir “iddia” ve biraz önce belirttiğim üzere XIII. yüzyıl ve sonrasına dair daha ayrıntılı çalışmalarla desteklenmeye ihtiyacı var. Benim araştırmalarım neticesinde ulaştığım sonuç şu: Râzî sonrası dönemde felâsife kavramı, gittikçe artan bir oranda, sadece bir “tarihsel gerçekliği” ifade eder hale gelmesine mukâbil felsefe, entelektüel hayatın derinliklerine nüfuz ediyor olması, felâsifenin, hem naklî hem de aklî ilimleri şahsında bir araya getiren yeni “âlim prototipi”nde varlığını sürdürmesine yol açıyor. Artık kendisine feylesûf denen ya da kendisini feylesûf olarak niteleyen isimlerin sayısı gittikçe azalırken, ciddi bir felsefî birikime sahip olan kelâmcı, sûfî ve fakihlerin varlığından söz etmek daha anlamlı hale geliyor. Günümüz açısından bilgi disiplinlerinin yatay ve dikey olarak devasa bir büyüme içinde olduğu çağımızda, bu tür bir âlim prototipinin ne kadar mümkün olduğunu sorgulamak gerekiyor. Buna rağmen söz konusu âlim prototipinden günümüze taşıyacağımız en önemli özellik, kanaatimce, disiplinlerin köreltici, bağlayıcı ve dışlayıcı yaklaşımından sıyrılarak, insanoğlunun problemlerine bütünlüklü ve hikmetli bir yaklaşımla çözümler ortaya koymak olmalı.

Felsefenin ortaya çıktığı dönemden itibaren kapsadığı alanlar tarihsel süreç içinde sürekli değişkenlik göstermiş. Sizce bugün felsefe denilince ne anlamamız gerekiyor?

Herhalde en doğrusu, bu soruya açık yüreklilikle “bilmiyorum” şeklinde cevap vermek. Zamanın görece daha yavaş aktığı geçmişte bile felsefenin ne olduğu, neyi içerdiği, neyi nasıl incelediği gibi sorulara verilen cevaplar zamandan zamana, mekândan mekâna değişirken, çağımızda bu değişimin ve dönüşümün daha hızlı olduğunu siz de takdir edersiniz. Tabiat ve matematik bilimlerin felsefenin bağrından çıkarak bağımsız birer disiplin haline geldiği yaklaşık yüz elli yıldır felsefe, klasik dönemde kendisinden güven ve destek aldığı “bilimsel kesinlik”ten mahrum. Disiplinlerarası parçalanmışlık, eskisi gibi kozmolojiden epistemolojiye, metafizikten ahlâk ve siyasete kadar varlığın her alanını kuşatan “felsefî sistemler” kurmayı da imkânsız hale getirmiş durumda. Ancak diğer yandan, insanoğlunun varlığın çeşitli görünümleriyle ilgili merakı, ilgisi, sorgusu ilk günden beri devam ediyor ve devam edecek. “Hakikat” hakkında konuşmak gün geçtikçe zorlaşsa da, “hakikat arayışı”nın hâlâ insanoğlu için varoluşsal bir konumda olduğunu düşünüyorum. Varlığın/var olanların hakikatini arayışta ise felsefe, eleştirel yaklaşımı ve tarihî birikimi sayesinde, -din, bilim ve sanatla birlikte- düşünen zihinler için ilham kaynağı olmayı sürdürecek.

 

Hacer Kor konuştu.