, 25 Eylül 2017
Mancınık yel değirmeni ve debbabe yapıyor

İbrahim Ethem Gören ve Yücel Aşıkoğlu

16611

Mancınık, yel değirmeni ve debbabe yapıyor

Yücel Aşıkoğlu, yel değirmeni yapıyor, el tornasında tesbih çekiyor, mancınık yapıyor, debbabe inşa ediyor. İbrahim Ethem Gören kendisiyle konuştu..

İlgili Yazılar
Z hidlere hod sübha-i sad-d ne virilmiş
Zâhidlere hod sübha-i sad-dâne virilmiş

Meryem Verâ, Beyazıt Meydanı’nda o saklı köşeyi gezdi ve yazdı.
14/09/2013 16:04
Hangi tesbih en güzel hangisi dayanıklı
Hangi tesbih en güzel, hangisi dayanıklı?

Tesbih sanatının inceliklerini tesbih sanatçısı Önder Cankurtaran’la konuştuk.
31/07/2012 14:02
Hangi tesbihler günümüzde tercih ediliyor
Hangi tesbihler günümüzde tercih ediliyor?

Asırlardır insanların ellerinde olan tesbihler, bir sanat eseri olarak da imal ediliyor. Tesbih sanatını günümüzde yaşatanlardan biri de Zekai Şenyurt. Ayşe Sonuşen, Şenyurt ile tesbihler üzerine konuştu.
17/02/2016 08:08
Ağaçta taşta rahmetin tecellisini arıyor
Ağaçta, taşta rahmetin tecellisini arıyor

Bankacı Aslan Demir, aynı zamanda tesbih sanatından da iyi anlayan bir koleksiyoner… Aslan Demir ile tesbih sanatı ve bu merakın kendisinde nasıl oluştuğunu konuştuk..
19/02/2013 14:02
Kehribar tesbihle düşmana karşı duruyorum
Kehribar tesbihle düşmana karşı duruyorum!

Bayım! Bu tesbihte inanılmaz lezzetler var. Bir tesbihiniz olsun sizin de. Allah\'a yaklaştıran, modernizmden uzaklaştıran bir tesbih...
19/11/2011 08:08

 

Yücel Aşıkoğlu soy ismiyle müsemma, Hakk âşığı bir yiğit delikanlı… İlim ve hakikat peşinde koşuyor. Bir yandan tarih doktorası yaparken, diğer yandan da İlim Yayma Cemiyeti’nin Üsküdar’daki bir öğrenci yurdunda yurt müdürü olarak vazife görüyor. Muhatabım Yücel’in elinden hemen her iş gelir. Ruhunda sanat ve estetiği bir arada bulunduran Aşıkoğlu, eline geçirdiği ahşap malzemeleri birer sanat eserine dönüştürüyor. Yel değirmeni yapıyor, el tornasında tesbih çekiyor, mancınık yapıyor, debbabe inşa ediyor. Debbabenin ne olduğunu merak ettiniz değil mi? O zaman bir zahmet mülakatımızı okuyun efendim…Yücel Aşıkoğlu, mancınık

Yücel Bey kardeşimiz, öncelikle sizi tanımak isteriz?

1975 yılında Kocaeli'de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi bu şehirde tamamladım.  İlkokuldayken iki yaz evimizin karşısındaki bir marangozda çalışmıştım. Lise eğitimimi meslek lisesi elektronik bölümünde tamamladım. Sonra Boğaziçi Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Elektronik Programını kazanarak burada eğitimime devam ettim. Boğaziçi Üniversitesi’ne geldiğimde gözlerimin önündeki dünya birden genişleyiverdi. Eğitimime sosyal bilimlerle devam etmek istedim. Tekrar üniversite giriş sınavlarına başvurdum. Sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nin Tarih bölümünden mezun olmak nasip oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalında Dinler Tarihi yüksek lisansı yaptım. Halen aynı bölümde doktoram devam ediyor.

Şimdiye kadar neler yaptınız?

Mancınık yaptım. Çok seviyorum mancınık yapmayı… İhsan Oktay Anar’ın Kitab-ül Hiyel isimli romanından ilhamla debbabe ve bir sehba yaptım. Tesbih yapıyorum. Halen bir yel değirmeni modeli üzerinde çalışıyorum.

Yücel Aşıkoğlu, debbabeDebbabe, yel değirmeni, mancınık…  Bunlarla meşgul olmak fikri nasıl ortaya çıktı?

Bundan beş sene kadar önce seyrettiğim film ve belgesellerin etkisinde kaldığımdan olacak, bir mancınık modeli yapmayı düşündüm. Nasıl yapacağımın üzerinde epeyce düşündükten sonra bir gün çöp şiş yerken aradığım malzemeyi buldum. Gittim, marketten bir paket çöp şiş çubuğu aldım; bir maket bıçağı, bir karga burun ve tutkalla ilk mancınığımı yaptım ve bir arkadaşıma hediye ettim. O model fazla yaşamadı çünkü arkadaşım evde yokken erkek çocukları aleti çalıştırmak istemişler ve kırmışlar. Sonra biraz daha büyük ve daha sağlam bir tane yapayım dedim. Yukarıda saydığım malzemeye kahve-çay karıştırma çubukları da eklendi.

Bu mancınıkla adım çıkmış ki bir gün İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden aradılar. İhsan Oktay Anar Sempozyumu düzenlenecekmiş, onun en sevilen romanlarından olan Kitab-ül Hiyel’deki çizimlerden birinin modelini yapıp yapamayacağımı sordular. Debbabe üzerinde karar kıldık. Bunun üzerine modelcilik için gerekli olan alet edevatı toplamaya başladım. Sempozyum yapıldı, benim model sergilendi. Bunun üzerine teknoloji tarihinden çeşitli örneklerin çalışır modellerini yapma hevesi bende tam olarak yer etti. O esnada Atik Valide Medresesi’nde bir hücreyi bana tahsis ettiler. Orada yeni aletler alarak atölyemi kurmaya başladım. O sırada büyük boy bir yel değirmeni yapmak için kolları sıvadım.Yücel Aşıkoğlu, mancınık

Mancınık bir zamanların en görkemli kuşatma aracıdır. Mancınığı Müslümanlar geliştirmiştir.

Mancınık yapıyorsunuz? Biraz anlatır mısınız mancınığı? Teknik özellikleri nelerdir?

Mancınık, ateşli silahların icadından evvel savaş meydanlarının gördüğü en görkemli kuşatma aracı. Ancak savaşlardaki faydası şöhretinden epey geride kalıyor. Biz Türkçede aynı işi gören birkaç farklı alete mancınık ortak adını veriyoruz. Benim yaptığım türüne “terazili mancınık” deniyor. Fırlatma kolunun ucundaki bir bölmeye ağırlık konuyor ki genelde kumla dolduruluyor. Bu ağırlık sayesinde fırlatma kolu hızla yukarı kalkıyor. Mancınıklar bir kez yapılıp farklı yerlere taşınmıyor, kuşatılacak kalenin karşısına taşınan ahşap malzeme burada ustalar tarafından inşa ediliyor. Bu türü beşinci yüzyılda Çin’de ortaya çıkmış (başka pek çok icat gibi). Daha sonra Doğu Roma’ya ve Müslümanların yaşadığı topraklara aktarılıyor. Müslümanlar aleti geliştiriyorlar. Orta çağlarda Müslüman devletlerin ve Avrupa’nın en gelişmiş silahı. Savaş teknolojisinde rakip silahlar sürekli birbirine karşı geliştirilir biliyorsunuz. Günümüzde de bu durum uçak/radar, tank zırhı/tanksavar örneklerinde olduğu gibi devam edip gidiyor. Mancınıklar da kale duvarlarının daha sağlam yapılması sayesinde etkisiz kaldı.

Ancak mancınıklar düşman kalesinde yangın çıkarmak için veya kokmuş cesetleri atarak salgın hastalığa sebep olmak amacıyla da kullanılıyor. İSAM Kütüphanesi’nde el-Enik fi’l Menacinik isminde Arapça bir kitap mevcut mancınık hakkında.

Mancınığı yaparken İbrahim Aleyhisselam’la Nemrud’u Aleyhillane’nin kıssasını düşündünüz mü?

Düşünmedim. Düşünseydim yapar mıydım bilmiyorum. Kur’an’da hadise anlatılırken ateşe atma işleminin nasıl yapıldığı anlatılmıyor. Bunun için bir araç kullanmış olmaları lazım. Ama ne kullandıklarını bilmiyoruz. Klasik kültürümüzde devr-i kadim anlatılırken yaşanılan günün kıyafetleri ve alışkanlıkları da -özellikle minyatürlerde- geçmişe aktarılır biliyorsunuz. Ecdad bu hadiseyi anlatırken kendi devirlerinin güncel bir aracı olan mancınığı da hikâyeye dâhil etmiştir diye düşünüyorum.

Yücel Aşıkoğlu, debbabeBir de burada debbabe görüyorum… Hikâyesini anlatır mısınız?

Benim yaptığım debbabe gerçekten varolmuş bir araç değil. İhsan Oktay Anar’ın romanındaki kahramanlar, icat ettikleri bir savaş aracıyla padişahın gözüne girip kısa yoldan köşeyi dönme hayali kuruyorlar fakat her girişimleri bir sebepten dolayı fiyaskoyla sonuçlanıyor. Debbabeye gelince, kurguya göre bu araç silindirlerin içindeki askerlerin sürekli önlerindeki basamaklara tırmanmaya çalışmalarıyla ileri doğru hareket ediyor. Ortadaki bölmenin gözlerinden ateş eden tüfekli askerler var. En üstteki taret benzeri yerde de üç kez ateş edebilen bir top mevcut. Debbabe silindirlere takılı paletler sayesinde denizde de hareket edebiliyor.

Debbabe Taif kuşatmasında kullanılmış

İşin hakikatine gelelim… Debbabe benzeri bir âlet tarihte herhangi bir savaşta kullanılmış mı?

İşin hakikat yönüne gelecek olursak; debbabe Arapların tanka verdikleri isim. Peygamber Efendimiz (sav), Taif kuşatmasında mancınıklar ve surlara yaklaşmayı sağlayan sığır derisiyle kaplı tahtadan yapılmış ve “debbabe” ismini verdikleri araçlar kullanmışlar.

Peki, biraz önce bahsettiğiniz sempozyumda katılımcılardan nasıl tepkiler aldınız?

Güzel tepkiler aldım. Sergilenen başka modeller de vardı. Ayrıca çeşitli sanatçılar, yazarın farklı romanlarından karakterlerin çizimlerini ve küçük heykellerini de yapmışlardı. Oturumları yanında görsel açıdan da zengin bir faaliyet oldu.Yücel Aşıkoğlu, yel değirmeni

Yel değirmeni tasarlayıp yapıyorsunuz? Yel değirmeni nasıl bir iş görecek?

Üzerinde çalıştığım yel değirmeni İngilizcede “smock mill” denilen türden. Bu tür, taştan silindir şeklinde örülenlerden ve kule tipi denilenlerden farklı olarak sekizgen veya altıgen olarak ahşaptan yapılıyor. Yel değirmenlerinin buhar gücünün yaygınlaşmasından önceki son neslini oluşturuyor. Yel değirmeni denince Hollanda’dakiler akla gelir ama ben üzerinde çalıştığım model için Amerika’daki çalışmaları esas aldım.

Türkiye’deki yel değirmenleri kule tipinde inşa ediliyor

Yel değirmenini yaparken içerdiği parçaların tümünü gerçeğine uygun yapabilmek için ölçeğini büyük tuttum. Yaklaşık iki metreden yüksek olacak. Bittiğinde rüzgâr enerjisiyle gerçekten çalıştığını görmek istiyorum. Bizim ülkemizde yel değirmenlerine rağbet Kuzey Avrupa’ya nazaran daha az olmuş. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde kule tipi olanlardan mevcut. Kadıköy’de de Yel Değirmeni isminde bir semt var. 18. Yüzyılda I. Abdülhamit buraya dört adet yel değirmeni yaptırmış.

Öğrendiğim kadarıyla bizde değirmenler daha çok su ve hayvan gücüyle işletilmiş.

Yeni projeleriniz neler?

Teknoloji tarihine yönelik uygulamalara devam etmek istiyorum. Tarihimizdeki su gücünden yararlanma ve suyu taşıma teknolojilerine dair bir model serisi inşa etme niyetim var. Bir taraftan da bu çalışmalarla ilgili yazıp çizmek istiyorum.

Yücel AşıkoğluAyrıca, modern çağda hayatımıza giren makinelerin parçalarını modelleyip bir sergi kurmak niyetim var. Bunlar arasında çeşitli dişliler, saat sarkaçları ve maşaları, mafsal, diferansiyel ilh. var.

Saat maşası, dişli sistemler, mafsal vs. Bunlar hep çocukların ilgisini çekecek şeyler? Bu konuda ne tür projeleriniz var?

Öncelikli olarak bunları çocukların kurcalayıp kendi elleriyle çalıştırabilmesi lazım. Bu yüzden mümkün olduğunca basit ve sağlam tutulmaları lazım. Ayrıca çeşitli düzeylerde bilgilendirme faaliyetleri yapılması lazım. Tabii bu işler bir ekip işi. Birlikte bir şeyler yapabileceğimiz dostlar gerekiyor.

Su ile ilgili teknolojilerden bahsediyorsunuz. Günümüzün teknolojileriyle geçmişin ya da eskimez zamanların teknolojilerini karşılaştırdığımızda önümüze nasıl bir sonuç çıkar? Saba Melikesi Belkıs’ın memleketinde çarşı-pazarın cam üzerine kurulduğunu, altından ırmakların aktığını biliyoruz. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Belkıs'ın ülkesiyle ilgili bu söylediklerinizi bilmiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim; tarih ve özellikle teknoloji tarihi çizgisel olarak gitmiyor. Bazı alanlarda ani sıçramalar, gerilemeler ve kopuşlar mevcut. Bununla ilgili olarak arkeolojide “out-of-place” (orda olmaması gereken) nesnelerden bahsedilir. Yani bir arkeolojik nesne bulunduğu yerle ve tarihlendirildiği zamanla irtibatı bir türlü kurulamazsa bu şekilde nitelendiriliyor. Bu konuda epey sahte ve şüpheli ürün mevcut ancak antikythera düzeneği adıyla meşhur, dişlilerden oluşan ve M.Ö. 1. Yüzyıl’la tarihlendirilen mekanik bir alet, bu alanda en iyi bilinen ve genel kabul görmüş örnek. Saba Melikesi Belkıs’ın yaşamış olabileceği dönem (MÖ 1000 civarı) ve yer (Yemen veya Habeşistan) itibariyle ülkesi su teknolojilerinde ileri bir düzeye ulaşmış olabilir. Antik dönemin yedi harikasından biri denilen Babil’in asma bahçelerinden de günümüze maddi hiçbir kanıt da ulaşmış değil; ancak antik çağda bundan bahseden yazarlar mevcut.

Bizler teknolojinin baskın olduğu bir dönemde yaşadığımızdan, geçmişe baktığımızda atalarımızın da teknik yönden üstün olmasını bir övünç meselesi haline getiriyoruz veyahut geçmişimizde hep teknolojik üstünlükler arıyoruz. Hâlbuki Altıparmak Tarihi’nde İbn-i Abbas’tan aktarıldığına göre İdris Aleyhisselâm’dan sonra insan topluluğu ikiye ayrıldı. Kabil’in soyundan gelen ve puta tapanlar şehirlerde otururdu. (Klasik kültürümüzde şehirlerin kurucusu olarak da İdris Aleyhisselâm’dan bahsedilir.) Müminler ise dağlara ve mağaralara çekildi. Dikkat ederseniz Kur’an-ı Kerim’de belirtilen kıssalarda tevhit inancına en şiddetli karşı çıkanlar mamur şehirlerin halkıdır ve bu kudret, onların kibrini artırmaktan başka bir işe yaramaz.Yücel Aşıkoğlu

İnşallah Atâ Efendi’nin manevi varisi olurum.

Üstadınız kim? Bu alanda örnek aldığınız ya da istişare ettiğiniz kimler var?

Başta değindiğim gibi evimizin karşısında bir marangoz vardı, Şerafettin Usta. İlkokula giderken dördüncü ve beşinci sınıfın yazlarında onun yanında çalıştım. Allah selamet versin. Maalesef tam manasıyla bir usta yanında yetişmek nasip olmadı. İnşallah bir gün bir ustam olur.

Bir de ondokuzuncu yüzyılın son yarısında Sultantepe'deki Özbekler Tekkesi‘nde şeyhlik yapan Hazerfen İbrahim Edhem Efendi var. Usta olduğu sanatlar ince marangozluk, doğramacılık, oymacılık, hakkaklık, dökmecilik, tornacılık ilh. uzayıp gidiyor. Bir ara buhar motoru imal edip bir kayıkta Üsküdar açıklarında denemeler yapmış. Bu girişim Saray’a jurnallenmiş ve bir daha da böyle bir şeye kalkışmamış. Ben de âcizane Özbekler Tekkesi’nin son şeyhi Ata Efendi'nin torunundan hat dersi alıyorum. İnşallah bu yolla hazrete vâris olmak nasip olur.

Fuat Sezgin Hocamızın bu alandaki çalışmalarına dair neler söylemek istersiniz?

Fuat Sezgin Hocamızdan Türkiye henüz tam manasıyla istifade edemedi. Şu ana kadar yapılan şey sadece Fuat Hoca’nın uluslararası şöhretinden çıkar sağlamaya matuf. Yanlış görüyorsam affımı istirham ederim, ama manzara böyle.

Yücel AşıkoğluAtik Valide Külliyesi’ne yolu düşenler Ömür Efendi’nin çayını içsin

Tüm bu çalışmaları Mimar Sinan Hazretleri’nin eseri olan Atik Valide Külliyesi’nden ve çalışma ortamınızdan da bahseder misiniz?

Atik Valide Külliyesi, Mimar Sinan Hazretleri’nin son büyük eseridir. Banisi II. Selim'in eşi Nurbanu Valide Sultan’dır. İstanbul şartlarında nisbeten ücra bir yerde olduğundan kalabalığı çok olmaz. Şu anda külliyenin medresesi İlim Yayma Cemiyeti Kadıköy Şubesi olarak hizmet ediyor. Yolu düşenler uğrayıp Ömür Efendi’nin bir çayını içsinler ve hayır duasını alsınlar. Benim atölyem, bir süre bu medresenin bir hücresindeydi. Külliyenin tekkesi (Karabaş-ı Veli Tekkesi) ise halen Nakkaş-Mimar Semih İrteş yönetiminde Nakkaş Tezyini Sanatlar Merkezi olarak hizmet veriyor. Burada tezyinî sanatlarda eğitim verildiği gibi son dönemde yurt içinde ve yurt dışında inşa edilen pek çok caminin tezyinatları burada imal edildi. Şu an bir hücresini atölye olarak kullanıyorum.

Tesbih de yapıyorsunuz? Nasıl oluyor bu işler? Kemane olmadan tesbihi sadece tornada nasıl işliyorsunuz?Yücel Aşıkoğlu, zeytin tesbih

Elimde küçük bir ahşap torna makinesi var. Önce bir iki tane zeytin çekirdeğini çektim, baktım oluyor, devam ettim. Zaten günümüzde elde tesbih imalatı elektrikle çalışan tornalarda yapılıyor.

Kemane de yapsanız bari!

Aslında niyetim var. Kemane yapan bir ustaya yetişebilirsem kemane yapmasını ve çalıştırmasını öğrenmek istiyorum. Geçenlerde antikacıdan ayaklı bir dikiş makinesinin tezgâhını aldım. Niyetim onu tesbih yapımı için ayak gücüyle çalışan bir torna makinesi haline getirmek.

Tekkelerde cansız eşyaya bile değer verilirdi

İlk tesbihinizi zeytin çekirdeğinden yaptığınızı söylediniz. Tekkelerdeki tesbihlerde özellikle zeytin çekirdeğinin kullanılmasının hikmeti nedir?

Hikmeti nedir? Ben henüz vâkıf olamadım. Ancak biraz akıl yürütebilirim. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim’de zeytin üzerine yemin ediliyor. Buradan gelen bir şey olabilir. Ayrıca tekkelerde sadece insana veya canlıya değil, cansız nesnelere de değer verilmesi, hürmet edilmesi gerekir. Örneğin tekkede bir inşa faaliyeti olsa yamulup yere düşen çiviler atılmaz, düzeltilip tekrar kullanılır. Zeytin çekirdeği de bu anlamda tesbih yapılmaya en uygun nesne. Mübarek bir nimet, çekirdeği çöpe mi gitsin? Bunun dışında mutlaka daha derin manaları vardır, ben bilmiyorum.

Tornadan çıkan bir tesbihi elinize aldığınızda ne düşünüyorsunuz?

Uzun uzun seyrederim, incelerim. Vakit sıkıntısı olmasa herhalde günümün yarısı böyle geçerdi. Çok zevkli.

Tespihle dervişlik arasında sıkı bir rabıta var. Dervişler elinden tespihi düşürmez. Tekkelerin vazgeçilmezlerinden biridir tespih. Muhterem, bu kadar tekkenin tespihi nereden geliyordu?

Yücel Aşıkoğlu, yel değirmeniGenç Abdal herkesi mest olur sanma,/ Her kurban derisi post olur sanma

Tekkelerde her işi herkes yapamaz. Bir şekilde işaret gelir, “sen bunu yap denilir”, öyle yapılır. Tekkelerin kapandığı yıllarda İstanbul'da yaklaşık 350 civarında tekke varmış. Nüfusun da o dönemde henüz bir milyona ulaşmadığı düşünülürse ve gayr-ı Müslim nüfus da dışarıda bırakılırsa tekkelerin yoğunluğu ortaya çıkar. Demek ki epey bir tesbih ihtiyacı varmış.

Siz bu müsaadeyi aldınız mı?

Tabii. Gidip desturumu aldım.

Yaptığınız işlerle alakalı olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Bugün bir Abdurrahman Çelebilik yaptırdınız bana. Bu konularda röportaj verecek kadar olmadım henüz.

Bu tür faaliyetler bireysel olarak değil de bir ekip halinde paylaşarak yapılması lazım. Ben işlerin daha çok başındayım. Türkiye’de bilim ve teknoloji tarihinde bir miktar mesafe alındı. Daha yapılacak çok işler var. Yayınlanan çalışmalardan uygulamaların da yapılıp eserlerin ortaya konması lazım. Birileri çıkıp bu işin nasıl yapılması gerektiğini bana öğretirse çok sevinirim.

İlginiz için teşekkür ederim.

Estağfirullah, asıl siz, bana ilgi gösterdiniz.

 

İbrahim Ethem Gören hasbıhal etti





Yorum
Emeğe saygı
Yavuz saygılı
Kardeşim..Bu ayetle desteğimi ifade etmek isterim"Insan için emeğinden/çabasından gayrısı yoktur"emeğinden ötürü tebrik ediyorum.irtibatta kalmak isterim...Almanyadan muhabbetle...wesselam. Instagram:lapis_kunst
27/05/2017, 11:49
Takipdeyim Yücel
TURGAy ATALI
Ilerletmen temennisiyle
14/02/2017, 02:54
Yücel AŞIKOĞLU
Alperen YILMAZ
Yücel abi projelerini cok başarılı buldum Allah devamını getirtsin. Tebrikler
02/04/2013, 20:48
selam
arda
yücel abiye selamlar ibttm summerschool :)
03/03/2013, 23:55
SELAM..
Metin YALÇIN
Eski dostum Yücel kardeşim,senden ve çalışmalarından haberdar olduğum için çok mesrur oldum...Allah çalışmalarını bereketlendirsin.Amin...
03/03/2013, 13:28

İlgili Konular