, 17 Ağustos 2017
Bülent Parlak için 1984 nedir

Bülent Parlak, Yalnızlığın İcadı

10813

Bülent Parlak için 1984 nedir?

Bülent Parlak’ın ‘Yalnızlığın İcadı-1984’ kitabı İzdiham Yayınları’ndan çıktı..

İlgili Yazılar
Yalan Dünyanın Ziynetine Aldanan İnsana Şiirler
Yalan Dünyanın Ziynetine Aldanan İnsana Şiirler

‘Minnet Eylemem’ adlı şiir kitabıyla Kul Nesimi’nin 17. yüzyıldaki avazına Yağız Gönüler 21. yüzyılda karşılık veriyor. Muaz Ergü yazdı.
29/04/2017 08:08
Beni tarihe havale etseniz ah ne iyi'
'Beni tarihe havale etseniz ah ne iyi'

Güven Adıgüzel’in Kadraj Hataları’nın diğer kitaplarından farklı yönü ve hatta piyasadaki tüm kitaplardan farklı bir yönü var. Salih Ağbalık yazdı..
02/12/2014 08:08
Hayatın diğer yakasına götürüyor okuru
Hayatın diğer yakasına götürüyor okuru

Hep Haksız Hep Hiç kitabında Yasin Kara, hayata dair naif dokunuşlar yapıyor..
14/01/2013 08:08
Sen şarkılar söyle yoksulluğa dair şair
Sen şarkılar söyle yoksulluğa dair şair

Sıradışı bir eser olarak tanımlayacağım Yoksulluk Şarkıları’nın deneme ile hikaye arasında bir niteliği var..
14/11/2012 08:08
Kanserden ölen annelerin şairi o
Kanserden ölen annelerin şairi o!

İzdiham şairi Bülent Parlak'ın şiir kitabı Selis'ten çıktı. Bülent Parlak bize neler anlatıyor, hangi acıları..?
10/06/2010 10:10
Şair biraz da konuyu değiştirmiş Ricakeş'le
Şair biraz da konuyu değiştirmiş Ricakeş'le

Bülent Parlak, yeni şiir kitabı 'Ricakeş' ile dünyaya şairane bir kafa tutuşun duruşunu sergiliyor. Emine Şimşek yazdı..
17/01/2015 11:11

 

Elçiler yanlış beyanda bulundular, çünkü beklediğimiz haberler ve yolcular gelmedi, gelmeyecek de. Bir babanın ansızın çocukluğumuzdan çıkıp gitmesi, henüz eylüle dayanmadan başlayan bir sağanak gibi şaşkına uğratır bizleri. Beklenmeyen bu sağanak karşısında şairlerin seçkin cümleleri bile suskunluğun inkılâbında hükmünü yitirir ve bir şair ansızın babasını...

Bülent Parlak'ın 1984'ten gelen yalnızlığını sorguladım kendimce, aslında pek uzağa gitmeye gerek yoktu, kaynak taramasına da... Çünkü 1984'te bir babanın gidişiyle bir yitirmişliğin sebep olduğu bir doğum gerçekleşmişti: Şair Bülent Parlak... “İki Yılda Bir Gün” isimli denemesinde Bülent Parlak kendi çocukluğunu anlatmış. Henüz küçük bir çocukken babasını kaybetmesi sonucu bu yalnızlığını cümlelerle resmetmiş ve Bülent Parlak'ın ilk defa ağladığını bu cümleler açığa vuruyor, tıpkı denizin bir nesneyi dalgalarla sahile vuruşu gibi, bir cesedi... Bülent Parlak; ilahi adaletin sağlanması için o haksızlığa el kaldırıyor ve sonrasında başlıyor cümlelerin seçkinliği ve bir şair gizlice boy veriyor dünyadan gizlediği yalnızlığından.Bülent Parlak, Yalnızlığın İcadı

Cümlelerinde Bülent Parlak'ın hayatının izi

İçinizde şair inancı varsa yalnız ve başarısızsınızdır örneğin; ilkokulda 'yıldızlı pekiyi’yle ödüllendirilmezsiniz, andımızı okumak için en arka sıralarda durur ve çekimser bir şekilde parmak kaldırışınız kimseler tarafından farkedilmesin diye titrek bir şekilde minicik parmağınızı kaldırıp indirmek arasında kalırsınız ve üniversitede en az bir yıl okulu uzatırsınız. Tüm bu şablonlara Bülent Parlak'ı uydurmaya çalışmadım zira böyle bir şey abes olurdu. Çünkü o bu şablona sığmayacak kadar yalnız ve başarısız geçen bir hayatın peydahladığı bir şair.

Fakat bu aralar şairliğin dışına çıkmaya çalışmış ve Yalnızlığın İcadı-1984 adlı bir deneme kitabı çıkarmış İzdiham Yayınları'ndan. Aslında bir denemeden da ziyade otobiyografi niteliği de taşıyor bu eser, çünkü cümlelerinde Bülent Parlak'ın hayatının izini sürmemiz hiç de zor olmuyor. Kar üzerinde yürüyen bir insanın ayak izleri nasıl belli olursa, bu eserin de Bülent Parlak'ın yaşamından kaynağını aldığı o kadar aşikâr. Eserin bir diğer yönü ise bazı cümlelerde birdenbire Aziz Nesin'i farkediyoruz çünkü o cümlelerinde şair tavrıyla hem güldürüyor hem de düşündürüyor bizleri.

Bülent Parlak, Yalnızlığın İcadıBir diktatör öldürülürken bana düşen susmaktır

Kül Kedisi'ni izlemişsinizdir; Prens, camdan yapılmış bir ayakkabının ülkenin bütün genç kızlarının ayağında denenmesini ister ve nihayet sıra Kül Kedisi'ne gelince, Kül Kedisi'nin iki üvey kız kardeşi ayakkabıyı taşıyan görevliye çelme takarak ayakkabının düşürülüp kırılmasına neden olurlar. Bu hikâyeden yola çıkacak olursak yazarın “Bir diktatör öldürülürken bana düşen susmaktır” isimli denemesinde susmanın aksini eyleme döktüğünü görüyoruz, zira cinayet mahallinde mendilini bırakması haksızlığa karşı cesur ve tahammülsüz olduğunu gösteriyor.

Kaddafi'ye de bir gönderme yapan yazar, Kaddafi'nin öldürülüşünü “herkesin karşı olduğu bir haksızlığa karşı isyan etmenin kolay olmadığıyla” anlatmaya çalışıyor ve ekliyor; “su içince bir mebus/ kalkar dokunulmazlığı!” “Su içerken yılan bile dokunmaz” deyimiyle yola çıkacak olursak; insanın en masum olduğu anın su içtiği an olduğunu ve Kaddafi'yi su içen bir insana benzeterek masum olduğunu ifade etmeye çalışıyor.

 

Salih Ağbalık yazdı