, 22 Şubat 2018
Cem Sökmen 'Marmara Kıraathanesi'ni anlattı

890

Cem Sökmen 'Marmara Kıraathanesi'ni anlattı

Cem Sökmen, 'Marmara Kıraathanesi' kitabının yazılış hikâyesini, Beyazıt ve Divanyolu üzerindeki kültür ve sanat çevresini, bu alanda hizmet verilen mekânları anlattı.

Babıali Enderun Sohbetleri’nde 1 Şubat Perşembe günü akademisyen, yazar Cem Sökmen, “Marmara Kıraathanesi” kitabının yazılış hikâyesini, Beyazıt ve Divanyolu üzerindeki kültür ve sanat çevresini, bu alanda hizmet verilen mekânları anlattı.

Mehmet Nuri Yardım toplantıyı açarken “Marmara Kıraathanesi’nin bizim kültür dünyamızda çok seçkin bir yeri var. Bizim geçmişten gelen bir sohbet kültürümüz var. Cumhuriyet döneminde Acemi Kahvesi, Küllük’le başlayıp Marmara Kıraathanesi ile sürüyor. Bugün Marmara Kıraathanesi’ni örnek alan birçok oluşum da var. Bu toplantılar da inşallah ilerde konuşulacak. Cem Sökmen Bey genç ilim adamımız, bu konuda emek verdi. Daha önce Eski İstanbul Kahveleri isimli bir eseri Ötüken Yayınları’ndan neşredilmişti. Çok emek verilen o eser ESKADER’den ödül almıştı. Şimdi de Marmara Kıraathanesi kitabıyla karşımızda. İnşallah Cem Sökmen kardeşimiz bu güzel hizmetlerine, araştırmalarına devam edecek.” dedi.

Toplantı, Yardım’ın “Bu kahvehane, kıraathane merakı, bu mahfilleri merak etme nereden ve ne zaman başladı?” sorusu ile başladı. Cem Sökmen, konuşmasına başlarken geçmiş yıllara gidip bu merakın köklerine indi: “Marmara Kıraathanesi’ni farkında olmadan görmüş birisiyim. Babam Gedikpaşa’da ayakkabı imalatı ile uğraşıyordu. Kendisi de Marmara Kıraathanesi’nin arka bölümüne son yıllarında gitmiş. Bizim hikâyemiz ön bölüm. 1997’de İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’ne başladım. O günlerden itibaren kendi meraklarımız çerçevesinde Divan Yolu, Süleymaniye çevresindeki bir takım kültür mahfillerini, bize kalanlarıyla tanımaya başladık.”

O dönem öğrencilik yıllarında herkeste cep telefonu bulunmadığı ve arkadaşları ile aramaya gerek kalmadan, Darüzziyafe’de, İkram’da ya da İLESAM’da buluştuklarını belirten Sökmen, ikinci yönü ile de köklü, kadim kuruluş derneklerin varlıklarına dikkat çekti: “Pazartesi akşamı saat yedide Birlik Vakfı, Çarşamba akşamı saat beşte Türk Edebiyatı Vakfı’nda programlar var. Cuma akşamı saat altıda Türk Ocağı’nda bir program var. Cumartesi günleri Kültür Ocağı Vakfı, Bilim Sanat Vakfı ve Kubbealtı’nda sohbet toplantıları olurdu. Herkese açık ona yakın vakıf ve derneğin düzenlediği toplantılarda, o üniversite yılları içerisinde arkadaşlarımızla birlikte çok sayıda konferans dinledik. Hem dostluklar ilerledi, hem de konuşmacı olarak dinlediğimiz mütefekkirleri, aydınları yakından tanıma imkânı bulduk. 2002’de üniversiteyi bitirince editör olarak yayın dünyasına girdim. Bu mekânlara devam ettik, Türk Ocağı ve Türk Edebiyat Vakfı’nda okuma gruplarımız vardı. Sürekli bir faaliyetimiz vardı. Bu toplantıların tamamı, bugün de devam ediyor.”

Marmara’da son Osmanlılar diye tabir edilen insanlar vardı

Cem Sökmen, konuşmasının ilerleyen bölümünde şöyle devam etti: “Biz sözlü kültür toplumuyuz, sözlü kültürün geleneğinin kesildiği yerde bunu kayıt altına almamız gerekiyor. Siz bunu kayıt altına almazsanız, başkalarının aldığı kayıtlar farklı olabilir. Yaşayanlar kadar kimse bilmez. Nevi şahsına münhasır insanlar var, onların kadim ölçüleri var, o ölçüler hiçbir şekilde şaşmıyor. Oralardan gelen bir kültür var, biz bu kültürün insanlarını tanıdık. Marmara’da son Osmanlılar diye tabir edilen insanlar vardı. Marmara Kıraathanesi’nde İzzettin Şadan ve Saip Atademir gibi çok ilginç insanlar var. Kahve müdavimleri arasında üniversitelerde hocalık yapan ilim adamları da var ilkokul mezunu olanlar da. Ama ilkokul mezunu insanların kafasında 1960’larda Türkiye ile ilgili sorular var. Hilmi Oflaz, Zaptiye Ahmet ve Filozof Cemal’i hikâyelerini çok dinlediğimiz için kitapta ayrı bir bölüm olarak aldım. Marmaratörlerin Söğüt gezileri var. Ziya Nur Aksun’un rehberliğinde yapılmış geziler var. “Marmaratörler şimdi nerde” diye de en son çalışmamı tamamladım. 37 kişi ile görüşebildim. Bizim bilmediğimiz nice ayrıntılar var, ben şimdi sözü onlara bırakmak istiyorum.”

Marmara Kıraathanesi’nin müdavimlerinden sözü ilk alan Reşat Şen’di. “Marmaratör” Şen, “Marmara’dan nasibini almamış kişi, demini almamış çaya benzer.” diyerek konuşmasına başladı: “Marmara her bakımdan bir kültür merkeziydi. Gelen giden herkes birbirinden memnun olsa da memnun olmasa da ayrılamazdı. Birbirini sevmeyenler bile birbirinden ayrılamazdı. Birbirine zıt insanlar bile birbirleri ile çok iyi anlaşırlardı. Hilmi Oflaz, Filozof Cemal ayrı renklerdi. Bir hatıramı paylaşmak isterim. Bir akşam Arif Nihat Asya ile Filozof Cemal konuşuyorlar. Saat gecenin biri oldu, sohbet devam ediyor. Konu ne biliyor musunuz? ‘İstanbul’daki yatırlar’… Ben de Filozof Cemal’in yatırlar ile ilgili o kadar geniş bilgisi olduğunu bilmiyordum, doyamadık birbirimize. Nevzat diye bir kahve vardı. Marmara kapanınca geceyarısı oraya taşındık. Sabah namazı okunasıya dek yatırları anlatıp konuştuk. Arif Nihat Asya ile tanışmak çok güzeldi.”

Reşat Şen’den sonra yaşayan Marmatörlerden Ahmet İyioldu, Fethi Erhan, Gündoğdu Serhatlıoğlu, Necati Fazıloğlu ve diğerleri kısa konuşmalarla Türkiye’nin en meşhur fikir ve kültür mahfili olan Marmara Kıraathanesi’ni anlattılar, unutamadıkları hatıralarını dinleyicilerle paylaştılar. Program, hatıra fotoğraf çekimlerinden sonra toplantı sona erdi. Cem Sökmen, büyük ilgi gören toplantının ardından “Marmara Kıraathanesi - Beyazıt’ta Bir Hayat Sahnesi” kitabını imzaladı.

 

Hülya Günay