, 21 Şubat 2017
1 talebe için 40 münafığın kahrını çekebilirim

Ömer Ziya Belviranlı

4508

1 talebe için 40 münafığın kahrını çekebilirim!

Dünyabizim olarak Ömer Ziya Belviranlı'yı ziyaret ettik ve kendisiyle ailesinden başlamak üzere, Konya yılları, Yüksek İslam Enstitüsü, Yeniden Milli Mücadele hareketi, ANAP ve Marifet Yayınları'na kadar pek çok konuda uzun bir sohbet gerçekleştirdik.

İlgili Yazılar
Ömer Ziya Belviranlı Yayıncılığı Bırakmak Evladını Kaybetmek Gibi Birşey
Ömer Ziya Belviranlı: Yayıncılığı Bırakmak, Evladını Kaybetmek Gibi Birşey

''Yani bir insan evladının hasta hali veyahut da artık ölüm haberi gibi bir şey bana göre bu yayıncılığın bitmesi. Şimdi... o hicrânı ben yaşıyorum.'' 35 yıldır istikrarlı bir şekilde yayın hayatını sürdüren Marifet Yayınları el değiştirdi. Yayınevinin sahibi Ömer Ziya Belviranlı, Marifet Yayınları ve yayıncılık macerası üzerine Kamil Büyüker'in sorularını cevapladı.
30/01/2017 13:01
Marmara İlahiyat'ın kurucu dekanıydı
Marmara İlahiyat'ın kurucu dekanıydı

Dünyabizim olarak üstadları ziyaret edelim ve kendilerini dinleyelim diye niyet etmiştik. Geçtiğimiz hafta bu ziyaretlerin ilkini Salih Tuğ hocaya gerçekleştirdik. İşte o sohbetimizden geride kalanlar...
08/02/2016 15:03
Ali Kemal Belviranlı tam bir gönül insanıydı
Ali Kemal Belviranlı tam bir gönül insanıydı

Ali Kemal Belviranlı hem doktor, hem hafız, hem hoca, hem musikişinas, hem hattat, hem yazar, mütefekkir ve kelimenin tam anlamıyla gönül insanıydı. Muaz Ergü, Belviranlı'ya dair yazdı ve onun çıkardığı İslam'ın Nuru dergisinden bir yazısını alıntıladı.
14/01/2016 15:03
Bu albüm listeleri sarsamayacak
Bu albüm listeleri sarsamayacak!

Musikinin de bir edep işi olduğunu belirten Kâmil Yeşil, Ömer Faruk Belviranlı'nın albümünden söz açıyor..
13/04/2010 09:09
Sizler benim kabul olunmuş dualarımsınız
Sizler benim kabul olunmuş dualarımsınız

Üstad Ali Ulvi Kurucu Hocaefendi’nin hatıralarını içeren Hatıralar serisinin 4. kitabı uzun bir bekleyişten sonra yayınlandı. Mehmet Emin Başalp yazdı..
18/08/2014 15:03
Anneannemden dinlemiştim A Ulvi Kurucu yu
Anneannemden dinlemiştim A. Ulvi Kurucu’yu

Tuğçe Kaman, üstad Ali Ulvi Kurucu’yu ve onu kendisine şevkle anlatan anneannesinin söylediklerini aktarıyor..
24/01/2013 08:08

Dünyabizim ekibi olarak başladığımız ziyaretlerimizden ikincisini, Marifet Yayınları'nın sahibi Ömer Ziya Belviranlı’ya gerçekleştirdik. Erhan Erken, Mehmet Erken, Mehmet Emre Ayhan, Kamil Büyüker ve Yusuf Tunçbilek'ten müteşekkil ekibimiz ile Cağaloğlu yoluna düştük ve Marifet Yayınları’nın Çatalçeşme Sokak, Defne Han’daki ofisine vardık. Konya’nın önemli ailelerinden birinde yetişmiş Ömer Ziya Belivranlı ile ailesinden başlamak üzere, Konya yılları, Yüksek İslam Enstitüsü, Yeniden Milli Mücadele hareketi, ANAP ve Marifet Yayınları'na kadar pek çok konuda uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Bu sohbet sonrasında, Ömer Ziya Belviranlı ile uzun soluklu bir röportaj yapmanın elzem olduğu fikri ile ayrıldık. Sohbetimizden bazı parçaları sizlerle paylaşıyoruz.

Konya yıllarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Doğumum 1946. İmam hatp lisesini Konya'da tamamladım. Bizim sülale mâruftu. 27 Mayıs ihtilali oldu, Ali Kemal [Belviranlı] Abimi, babamı, sürükleyerek götürdüler. Çok zengin bir kütüphanemiz vardı, ona zarar verdiler. Islah-ı Medaris diye bir yer vardı. Burada Arapça tedrisatı esastı. Hatta Mustafa Kemal bir defa geliyor buraya, fevkalade beğeniyor. Fransızca, Arapça dersler okutuluyor. M. Kemal Ankara'ya döndüğünde, hemen kapatıyor bunu. Eğitim kurumlarımızın en kalitelilerinden biri. Dedem de burada okumuş ama son senesinde, kapandığı için bitirememiş. Konya'da onun ekolü, Hacıveyiszade Mustafa Efendi, onun babası Hacıveyis efendi, vd. Sürekli Kur'an-ı Kerim okuttukları için, ulum-u diniyye dersleri okuttuğu için bunlar karakola götürülür her hafta, her hafta dövülür fakat onlar çıkarlar ve ders yapmaya devam ederlerdi. Bodrumlarda, kömürlüklerde ders verirlerdi. Ali Ulvi [Kurucu] Abi'nin babası mesela Konya'nın en büyük Kur'an-ı Kerim üstadı olan birisi, hafız yetiştirir. O da izbelerde okutur. Pas kokusundan insanın tahammül edemediği yerlerde okutur veya minare boşluğunda okutur. Bunlar Konya'ya böyle hizmet etmişlerdi. Ali Ulvi Kurucu da bunların en büyük temsilcilerinden birisidir. Mecburiyetten gitti Konya'dan.

Siz Hacıveyiszade'ye yetiştiniz mi?

Evet, Hacıveyiszâde Mustafa Hocamız bizim iki sene dersimize geldi. Zaten Konya'da İmam Hatip'in kurulması, açılması, bir çok vilayette kampanyalarla filan binasının yapılması hep onun gayreti ile olmuştur. Kayseri'ye kadar gitmiştir. Kayseri'de de meşhur Abdullah Saraçoğlu vardı. Onların da çok büyük gayreti olmuş. Onlar da orada benzer bir hizmet yürüttüler. İmam hatipler o zaman farklıydı biraz tabi. Her ne kadar devlet erkanı “cenaze yıkayacak adam yetiştireceğiz” dese de, o mahrumiyetler sebebiyle çocukların manevi hayatının şekillenmesine, en azından çocuklarımızın dinden uzak olmamasına vesile olmuştur.

Hacıveyiszade'nin öğretmenliğine dair neler hatırlıyorsunuz?

Derste öyle ciddiydi ki... Besmele hamdele salvele ile derse başlanır. Tövbe istiğfar edilir, öyle ders başlar. Derste kimseyi tanımaz. Arapça, akaid, belagat (o dönem Belagat dersi müstakil bir dersti) derslerine girerdi. Arapçası mükemmeldi. Kendisine has Konya konuşması ile dersini verirdi. “Sual soracaklar tenefüste gelsin yanıma” derdi. Her tenefüste 2 rekat nevafil kılardı. Okulun müdürü polisliğe niyetli birisiydi, ama o müessesenin devam etmesi Hacıveyiszade hocamızın gayreti ile olduğu için ona da saygı gösterirdi. O saygı sayesinde orada vazifesini yaptı.

Hatta Ali Ulvi abi de anlatır hatıratında: Bir gün hoca Aziziye Cami'inde görev yaparken, müdür de Aziziye Camii'ne geliyor. Ona çok iltifat ediyor Hacıveyiszade efendi, onu cemaate övüyor, “imam hatibimizin müdürü”, vs. diye. Bazı Konyalılar da garipsiyor, “bu adam münafık, niye bu adama bu kadar değer veriyor” diye düşünerek. Orada söylediği harika bir söz var, “ben bir talebe için 40 tane münafığın kahrını çekmeye hazırım” diyor. Hakikaten de öyle yapmıştır. O sayede Hayrettin Karaman, Ahmet Baltacı, Mustafa Ateş, Mustafa Feyzi Belviranlı abim yetişmiştir ve bu isimlerin hepsi bir sonraki nesil ilahiyat camiasında ciddi etkileri olmuş isimlerdir.

Siz kaç kardeştiniz?

6 kardeşiz. Bir tane ablamız vardı. Bunların arasından bir ben yarım hafızım. Onların hepsi hafızdı. Ali Kemal Abimin çok kuvvetli hıfzı vardı. Hatta Ali Kemal Abim vefatından önceki 1.5 aylık o en zor alzheimer döneminde sürekli Kur'an-ı Kerim okur namaz kılardı. Bizleri bile tanımıyordu. Biz takip ediyorduk; 2 cüz okurdu mesela, bir tane hatası çıkmazdı. Ali Kemal Abim musikişinastı aynı zamanda. Sırf Ali Ulvi Abi'den bestelediği 50 tane ilahi var. Klasik formlarda ve şarkı formunda meselleri var. Onun yanında İslam'ın Nuru mecmuasını çıkarmıştır. Bizim camianın çıkardığı ilk dergilerdendir. Mükemmel bir mecumaydı. Her sayıda öyle bir yazı kadrosu vardı ki. Sami Ramazanoğlu Efendi hazretleri falan muhasebesini tutardı. 24 sayı çıktı. Her sayıda muhakkak bir hat ilavesi vardı. Enteresan bir adamdı. Yazmış olduğu İslam Prensipleri kitabı çok büyük bir boşluğu doldurdu. Onun dışında cami musikisine -özellikle Anadolu'da- önemli bir hava getirdi. Güftelerde çok dikkatliydi. Bektaşi nefesleri gibi bizim akaidimiz açısından zor şeyleri seçmezdi. Birinci tercihi de Ali Ulvi abi olmuştur.

Ali Kemal Abimin İstanbul'daki hizmetleri de fazlaydı. 1944'de İstanbul Tıp Fakültesi'ne geliyor. Kemalettin Erbakan, Asım Taşer gibi isimlerle aynı dönem. O dönemler zaten insanlar mahduttu biraz. Var olan 6-7 tane şeyhin birbirleri ile rekabet havasında değil tamamlayıcı olduğu bir dönem yaşandığını hep söylerdi. Mesela Sami Efendi hazretlerinin "aman ha Abdülaziz Bekkine hazretlerine gidin" gibi teşvikleri olurdu, ihvanı diğer hocalara, şeyhlere gönderirlerdi. Birbirlerine muhakkak bayramlaşmaya giderlerdi. Katiyyen müritleri arasında biri diğerini küçültücü en ufak bir konuşmaya dahi izin vermezlerdi. Böyle bir saygı vardı. Şimdi tamamen farklılaştı.

Siz de İstanbul'a liseyi bitirdikten sonra geliyorsunuz değil mi?

İmam hatip lisesini bitirdikten sonra Yüksek İslam Enstitüsü'ne geldim 1965 yılında. O zaman imtihanla sınırlı sayıda insan alınıyordu Yüksek İslam Enstitüsü'ne. Yüksek İslam Enstitüsü Fındıklı'da Namık Kemal İlkokulu'nun çatı katındaydı. Biz Yüksek İslam'ın 4. dönemiyiz. Abim oranın ilk mezunlarındandı. Geldik, çok sıkı bir imtihan vardı. O imttihanlara 100 kişi giriyorsa 30 kişi alınabiliyordu. Çünkü fazlasına müsade edilmiyordu. Çok kaliteli hocaların bizi sahiplenmesiyle gerçekten çok iyi bir eğitim aldığımıza inanıyoruz. Bir de ek dersler vardı. Mesela hepimiz Sadrettin Yüksel Hocaya giderdik. O Arapça okutuyordu. 1969'da mezun oldum.

İlahiyattaki hocalarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Enstitüde bize yön veren en kıytmeli hocalarımızdan birisi Mahir İz idi. Ondan Çok şey öğrendik. Hocamız derslerde din, diyanet meselelerine gelince yapılan haksızlıklara kesinlikle tahammül edemez ve celallenirdi. Hatta bir defa Mahir İz hocanın ben evine gittiğim bir vakit hanımı bana tenbih etti, “aman hocanız kendisine hâkim olamaz, hamaset yapmaya başladığı zaman, sen el kaldır, konuşmasını mutlaka normalleştirsin, frene bassın” dedi. Bir gün yine heyecanlanmıştı, son zamanlarda hepimizi üzen hadiseler yaşanmıştı ve hoca da konuşmaya başlamıştı. Zaten hocanın hemen dudağı titrmeye başlardı sinirlendiğinde. Aşkla şevkle anlatıyor. Biz tabi fevkalade memnunuz. O anda ben elimi kaldırsam, arkadaşlar da üzülecek. Ama ben vazife olduğu için kaldırdım elimi, "indir be" dedi. "Şimdi konuşmayınca mezarda mı konuşacağız; şimdi konuşmamız lazım, bu kadar zaman sustuk" dedi.

Çok tatlı bir insandı. Onun amel-i salih anlayışı bize modeldir yani. Şu anda bazıları bunu uygular. “Aldığınız maaşın kuruşu daha kursağınıza gitmeden %2,5'unu hemen verin. Mutlaka bereketini göreceksiniz, huzurunu hissedeceksiniz” derdi. Hayrettin Karaman abi başta olmak üzere bütün talebeleri, maaş alanlar, memur olanlar buna riayet etmiştir ve çokca bereketini görmüştür. Maaş daha kursağına girmeden zekat oranını vermek. “Bunu yaparsanız mutlaka bereketini görürsünüz” derdi.

Bir de sohbetleri çok çok güzeldi. Şiire çok fazla vâkıf da olduğu için, “şiirsiz meclis olmaz” derdi, “mutlaka divanlardan ezberinizde 10-20 beyit olacak” derdi. “20 tane divandan en azından birkaç beyit bilmeniz lazım” derdi. “Bir Osmanlı münevverinin bilmesi elzem şeylerdir bunlar” derdi. “Hat, tezhip, ebru gibi sanatlara aşina olmanız lazım” derdi. “Bunları yazmasanız da anlamanız” lazım derdi. “Camilerde sadece namazı kılıp çıkmayacaksınız, orada yazılanların ne olduğunu değil, kimin yazdığını bile bileceksiniz” derdi. Maaşının çoğunu hayır hasenata harcardı.

Enstitü'de Mahir İz dışında eskilerden hocalarınız kimlerdi?

Zekai Konrapa, Nihad Sami Banarlı, Ali Nihad Tarlan, Ömer Nasuhi Bilmen. O dönem hocalarımız fevkalade insanlardı. Paralarını bile almaz, mutlaka oradaki ihtiyacı olan talebeleri tespit ettirip onlara dağıtırlardı. Ali Üsküdarlı hoca, Halil Can hoca. Halil Can hoca derse girer, salat-ı ümmiyye okunur, sonrasında sohbet ederdi. Musiki ağırlıklı dersleri olurdu. Biraz kendisi bektaşi meşrep bir insandı.

Zekai Konrapa'nın bir kitabı vardı değil mi, “İslam Peygamberi” isminde....

Bana göre en derli toplu siyer odur. Aşere-i mübeşşere, peygamberimizin hayatı. Şimdi o kitap basılmıyor, niye basılmıyor? Çocuklarından mıdır nedendir. Abdullah Işıklar vardı burada, o basardı. Şimdi kim basıyor, ne oluyor bilmiyorum. Kitabevi de bastı bir ara. Onu basan Fatih Yayınevi'ydi, Hilmi Kurtulmuş'lar. Fatih Matbaası'nın bir diğer kitabı, “Amentü Şerhiçok önemlidir. Bizim neslimizin okuduğu çok kıymetli kaynaklardandır. Hatta damadı Asım Taşer abi söylemişti, "bunu herkes basabilir, yeter ki okusunlar." O kitapta en ufak bir tereddüte düşmezsiniz.

Örgün eğitim dışında başka hangi hocalara gidiyordunuz?

Sadrettin Hocaya giderdik. Mahir İz hocamızın sohbetleri vardı hafta sonları. Haydarpaşa Lisesi'nden gelenler de vardı, Mehmed Niyazi abi, İsmail Kahraman gibi. Bizim abimiz Sadık Albayrak'dı. Biz 1. sınıftayken o 4. sınıftaydı. Daha başkaları da vardı ama o çok sempatikti. Çok teşkilatçı bir insandı kendisi. MTTB vardı, onun dışında musiki derslerinin verildiği yerler vardı. Mesela Ali Üsküdarlı hocaya gider, talim yapardık. Başka musiki dersleri veren hocalara giderdik. Bizim ailece musikiye bir ilgimiz olduğu için konserlere de giderdim. Çok verimli bir dönemdi. Sonrasında bizim Yeniden Milli Mücadele Birliği maceramız başladı.

Konya'dayken YMM ile bir bağlantınız var mıydı?

Burada başladı ama Konya'dakileri de tanıyorduk. Ondan sonra başladık. Bu hareketin en önde gelenleri Aykut Edibali ve Yavuz Aslan Argun'du. Bizler dahil olduk. 

Konya'da tasavvufi bir atmosferden, yetişme tarzından, Mücadele Birliği gibi tasavvufa mesafeli bir oluşuma girmeniz nasıl oldu? 

Bizim hareketin o zaman bilhassa İbn-i Teymiye’ye karşı ciddi bir bağlılığı vardı. Bir takım hurafelere, bu hurafelere dayandığını düşündüğümüz tasavvufi hareketlere karşı tavrımız vardı. Ama karşı olduğumuz tasavvufun özü değildi kesinlikle. Bizim tasavvufun özüne bağlılığımız İmam-ı Rabbani'nin şekillendirmiş olduğu yol üzerine idi. İmam-ı Rabbani'yi de herkes okurdu zaten. Biz Nesefi Akaidi'ni çok iyi okurduk. Otağ Yayınları'ndan basılan Nesefi Akaidi'ni bizim arkadaşlar adeta ezberlerdi. Bir de bizim kültür çalışmalarımız vardı. İlmi sağ diye ifade ettiğimiz görüşümüz vardı.

Bir de propaganda hareketine çıkardık. İkindi namazından sonra İstanbul'da dağılırdık, hemen propagandaya başlardık. Anti-siyonist, anti-komünist, anti-kapitalist, İslam’a bağlı bir grup olarak tanımlıyorduk kendimizi. Mücadele Birliği bu şekilde devam etti. Ama hareket 12 Mart’dan sonra yön değiştirmeye başladı. Bu tarihten sonra gruptan ayrılmalar oldu. Ben de 73-74 gibi hareketi bıraktım.

Yeniden Milli Mücadele Mecmuası ne zamana kadar çıktı?

Dergiyi çıkarmaya 1970'in ortasında başladık. Derginin ilk sahibi bendim. İki sene kadar sahipliğini ben yaptım. toplamda 4 sene kadar derginin içinde yer aldım ve sonra bıraktım fakat dergi 1980'e kadar yayınlanmaya devam etti. Ben ve bir çok arkadaş harekete kendimizi vermiştik. Neredeyse derginin bürosunda yatıp kalkardım. Fakat 12 Mart’tan sonra grup içinde yaşanan tartışmalar ve bir grup arkadaşla beraber hareket içinde bir yön değişikliği yaşandığına dair görüşlerimizden ötürü peyderpey ayrıldık hareketten.

Dergiyi bıraktıktan sonra teşkilatla bağlantılarınız koptu ve ne iş yaptınız?

YMM'den ayrıldıktan sonra Ali Kemal Abimin kitapları ile meşgul oldum. Onların yayınları, dağıtımı... Bir de 24 tane ilahiyat fakültesi tezi bastım ben. Çünkü arkadaşlarımızın kitaplarını bastıracak yerleri yoktu. Hayrettin Karaman gibi isimlerin burada kitaplarını bastım. Biz 1976 gibi Nedve Yayınları'nı kurmuştuk Konya merkezli. Marifet Yayınları da 1982'de kuruldu. Daha sonra Nedve Yayınları da Marifet Yayınları'nın altında yayınlandı.

Turgut Özal ile temasınız nasıl oldu?

Ali Kemal Abimin çevresi çok genişti. Korkut Özal'ı, Turgut Özal'ı iyi tanırdı. Darbe sonrasında yeni parti kuruluşu için hazırlanıldığı sırada Turgut Özal ile tanışmış ve bir nevi sekreterliğini yapmıştım. O dönem 3 ay kadar işe bile gelmedim hiç. Sürekli çalışıyor, insanlarla görüşüyorduk. Teşkilatlanma konusunda ciddi bir çalışma yaptık. O dönem yoğun çalıştık ama birkaç arkadaşımın YMM mensubiyeti dolayısıyla milletvekilliği başvuruları reddedilmişti. Ben de bu nedenle bana da milletvekilliği teklif edilse de kabul etmedim ve siyasete bu manada girmemiş oldum. Parti içinde yaşanan başka olaylardan dolayı partiyi bırakınca, tamamiyle yayınevine yoğunlaştım. O günden beridir de buradayız işte.

Yayınevinde Ali Kemal Abi’min, Ali Ulvi Kurucu Ağabey’in, Ahmet Muhtar Büyükçınar ve Mehmet Zihni gibi isimlerin kitaplarını bastık. Halen Arapça, Osmanlıca’ya dair kitaplar mevcuttur. Bir dönem Bekir Sıtkı Sezgin Hoca ile Kök dergisini çıkarttık. Çok zengin bir kadrosu vardı bu derginin. Cemil Meriç, Ali Kemal Abim, Bekir Sıtkı Hoca, Alaeddin Yavaşça, vd. burada yazardı. Her sayının yanında bir de hat yazısı verirdik. Bu dergi de 81’de yayına başladı ve 2 sene kadar yayınlandı.

Hocam Ali Ulvi Kurucu’dan biraz da bahsedebilir misiniz?

Ali Ulvi abi ile biz kardeş gibiydik. Sahabenin bugünkü yaşayan hali gibiydi Ali Ulvi Abi. Tüm İslami camianın ilk ziyaret ettiği yerdi onun evi. Gençlere çok önem verirdi. Safahat'ı ezbere bilirdi. 6 tane divanı ezbere bilirdi, Farsçayı çok iyi bilirdi. Bambaşka bir insandı. Osmanlı münevverinin sahip olması gereken tüm hasletlere sahipti. Şer'i ilimleri bilirdi, edebiyat bilirdi, musiki bilirdi. Onun hatıratı, belki 10 cilt olabilirdi ama Ali Ulvi Abi az konuştu huyu üzerine.

Neredeyse hiç kızdığını görmedim ben onun. Bir tek 28 Şubat döneminde Müslümanlara çok kızmış ve bozulmuştu; "Siz İslam tarihini hiç okumadınız mı? Bizim ecdadımız, babalarımız, dedelerimiz neler çekti bilmiyor musunuz? Hepiniz tırsmışsınız, ne oldu ya" demişti. “Çare bulun çare” diyordu, “En zor şartlarda, benim babam, dedem, küflü yerlerde ders okutmuşlar. Madem kurslar kapandı, sizler dükkanınızın bir kenarını kapatın, buralarda Kur'an okutun. Eğer bunu aşmazsak biz mesul oluruz bundan” demişti.

 

Mehmet Erken - Kamil Büyüker





Yorum
Allah razı olsun
sedat kocaoğlu
Emek harcanarak, isteyerek, gönül vererek gönüllere köprü kurulmuş. Allah razı olsun.
24/03/2016, 18:37