, 22 Haziran 2018
Her sayfada modernizme yeni bir cephe açtı

8278

Her sayfada modernizme yeni bir cephe açtı

'Modern Dünyanın Bunalımı' isimli eserde Rene Guenon, geleneğin surlarına dayanarak Batının düşünce kavramlarına açıklık getirir ve savaşır. Salih Ağbalık yazdı..

İlgili Yazılar
Hans Fallada nın İçten ve Sessiz Çığlığı Herkes Yalnız Ölür
Hans Fallada’nın İçten ve Sessiz Çığlığı: Herkes Yalnız Ölür

Hans Fallada, modern klasik edebi eserler arasında sayılan ''Herkes Yalnız Ölür'' kitabında esasen çaresiz insanı anlatmış. Çaresiz, evinde ve sokakta bir biçimde mahkumu olduğu bir hayatı çeke sürükleye yaşayan zamanının insanını ve onun çok değerli çabasını... Şahin Torun yazdı.
19/06/2018 07:07
Hayrettin Orhanoğlu Kadim Doğu Metinlerindeki Zenginliğin Farkında Değiliz
Hayrettin Orhanoğlu: Kadim Doğu Metinlerindeki Zenginliğin Farkında Değiliz

''Ölse bile âşığın sevgiliye sözü devam edermiş. Tıpkı aşkın sonsuzluğu gibi sözün de sonsuzluğundan söz edebiliriz o halde..'' Akademisyen edebiyatçılarımızdan Hayrettin Orhanoğlu, son romanı 'Dullar Sokağı' ve diğer eserleri üzerine konuştuk.
01/06/2018 11:11
Sezai Karakoç un Şiir ve Hik yelerinde Şehir ve Medeniyet
Sezai Karakoç’un Şiir ve Hikâyelerinde Şehir ve Medeniyet

Mekke, Medine, Kudüs, Bağdat, Şam, İstanbul, Diyarbakır, Maraş gibi şehirler Sezai Karakoç’un dünyasında büyük önem taşıyan yerlerdir. Fikri Kula da 'Mekana Sinen Ruh' kitabında Sezai Karakoç’un düz yazılarında, Diriliş dergisinde yayınlanan hatıralarında ve şiirlerinde şehir ve medeniyet vurgusuna dikkat çekiyor. Recep Şükrü Güngör yazdı.
31/05/2018 09:09
Endülüslü Bir Sanatçının Gözünden İslam ve Çağdaş Sanat
Endülüslü Bir Sanatçının Gözünden İslam ve Çağdaş Sanat

Hashim Cabrera; resim, plastik sanatlar, edebi ve şiirsel teorik önermeler gibi farklı alanlarda çalışmalar yürüten bir sanatçı. Cabrera'nın 'İslam ve Çağdaş Sanat' kitabı üzerine Mustafa Uçurum yazdı.
20/05/2018 10:10
Son Dönem Pakistan ve Hindistan Öykücülüğü
Son Dönem Pakistan ve Hindistan Öykücülüğü

'Pakistan Hindistan Öyküleri', İslam coğrafyasının son yüzyıldaki fotoğrafını gösteriyor. İslam ülkelerinin hal-i perişanı, öykülerinden okunuyor. Yazarlar yaşadıkları dönemin fotoğrafını çekiyor. Bazıları itiraz edebilir ama hakikat böyle. Celal Soydan’ın çevirdiği öyküleri Recep Şükrü Güngör değerlendirdi.
08/05/2018 12:12
Öğretmen Tolstoy'u Tanıyalım
Öğretmen Tolstoy'u Tanıyalım

Daniel Moulin’in, romanları ve hikâyeleri ile tanıdığımız dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Tolstoy’un eğitimci yanını anlattığı 'Eğitici Tolstoy' adlı kitabı üzerine Mustafa Uçurum yazdı.
04/05/2018 11:11

Batının dünyaya kendi toplumsal ahlakıyla yön verme sürecinden ortaya çıkan melez kültürler ve ayağı yere basmayan, henüz olgunlaşmamış bir uygarlığı evrensel bir model olarak dünya halklarına sunması sonucunda bütün dünya adeta Batı toplumunun karakterine büründürüldü. Bu demek oluyor ki Ortaçağ’dan arınmışlığını ve bu tarihsel karanlığı diğer coğrafyalara uyarlayarak aynı sorun karşısında aynı çözümün ve aynı tepkinin oluşmasını beklediler. Fakat her toplum yapısının farklı olmasından dolayı tam olarak bir kaosun yaşanmasına neden oldular.

Toplumları tekdüzeleştiren bu teorinin pratiğe geçirilmiş olması ve toplumsal karakterlerin dejenerasyonun dışında sömürü düzeninden meydana gelen Batı toplumunun ulaştığı iktisadi refahın temelinde de Hindistan, Cezayir, Afrika ve bütün Doğu halklarının emeği ve kanı vardır. Köleleştirilen halkları düşünsel ve inançsal yönden de sömüren Batı, rasyonalizmi ölçüt alırken bunu endüstrileşme odaklı, yani dünyanın en hızlı bir şekilde tüketilmesi (yok edilmesi) şeklinde pragmatist sisteme dayalı bir uygarlık oluşturmuştur. Bu uygarlığın oluşum aşamalarında Batının kendi içindeki savaşları, rekabet yarışlarının ve en nihayetinde kendi insanının da kanı ve emeğinin olduğunu unutmamak gerekir. Batının tarihsel süreci homojen olmamakla birlikte sürekli devinimler ve köklü ihtilallerle günümüze gelmiştir. Yani Doğu uygarlıklarıyla kıyaslayacak olursak, Batı toplumu Naziler gibi bir barbarlıktan, Cezayir gibi bir katliamdan bile soyutlanıp 50-60 yıl gibi bir süre içerisinde dünyaya adalet(!) dağıtan bir uygarlık haline geldi. Batının bu homojen olmayan karakterinin omurgasıdır sürekli değişim ve sürekli yenilik!

Batı, Doğuya karşı kültürel ve düşünsel saldırısına son vermeli

Modernizmin çıkış sürecini, getirdiği yıkımları ve Batı toplumunda baş gösteren bireyciliği konu alan Modern Dünyanın Bunalımı isimli eserde Rene Guenon, geleneğin surlarına dayanarak Batının düşünce kavramlarına açıklık getirir, savaşır ve bu savaş çok çetin bir şekilde geçmektedir. Rasyonalizmin endüstriye paralel olarak, yani salt pragmatist bir düzen içinde maddenin maneviyata karşı mücadelesinden yola çıkar, Batı düşünce sisteminin yapaylığını eleştirir. “Modern insan, aşkın alanı duyular dünyasından ayıran yanılgı yaşamaktadır, öyle ki modern insan duyular dünyasını ilahi alandan yoksun olarak algılamaktadır.’’ diyen Guenon, ilahi olmayan bu sisteme karşı bireyi manevi olan dünyaya çağırmaktadır.

Batı uygarlığını Ortaçağ’dan dünyanın istilasına kadar bölümler halinde ele aldığı bu eserinde Batının bir yıkım sürecine girdiğini ve bu yıkımı ancak Doğu uygarlığının durdurabileceğini ve bundan dolayı Batının Doğuya karşı kültürel ve düşünsel saldırısına son vermesi gerektiğine değinir. “Doğu ve Batı” isimli eserinde de geleneği her yönüyle savunan Guenon'un, Hece Yayınları'ndan çıkan ve çevirisini Mahmut Kanık’ın yaptığı “Modern Dünyanın Bunalımı”nda geleneğe özlemi daha yoğun bir şekilde işlenmiş.

Rönesanstan hümanizm ve yıkılan skolastizmden laiklik doğmuştur ve Rönesans evrensel bir süreç olarak 3. dünya ülkelerinin tek kurtuluş yolu olarak sunulmuştur. Modern çağın her şeyi insana indirgeyen ve sadece insan tabiatının maddi ihtiyaçlarının temin edilmesine çalışılan yaklaşımını “karanlık çağın en karanlık çağı” olarak niteler Guenon. Çünkü basit bir doğrulama yerine kökten bir yenilemeye giden Batı uygarlığı en ufak bir sarsıntıda bile toplumsal bir yıkımı engelleyecek tedbirleri almaktan acizdir. Bundan dolayıdır ki bu çıkmaza karşı yeni bir dirilişin olanağı olmayacaktır artık. Bireyin toplumsal değerlere ve normlara karşı duyarsızlığı bireycilik bunalımını ortaya çıkarmıştır ve tam da burada birey bu bunalımın sancılarını çok geçmeden hissederek toplumsal bir çöküşe ön ayak olmuştur.

Endüstri devrimi tarihi yıkımın bir parçasıdır sadece

Ali Şeriati, Batı ideolojilerini eleştirirken varoluşçuluğun bireyin kendini var etme sürecine ve bireye sağladığı özgürlüğün sınırsızlığına değinir. Varoluşçuluğun bireyi kendisiyle yalnız başına bıraktığına ve bireyin kendisini yarattıktan sonra hiçbir eylemine ne müdahale ne de yönlendirmede bulunmadığına değinir. Bundan dolayı bireyin eylemlerinin sınırsız özgürlükten doğacak kötü sonuçlarını belirterek bütün Batı ideolojilerini eksik görür ve hâkim ideolojinin İslam olmasını savunur. Guenon ise bu bunalımdan kurtuluşun yolunun geleneği yaşatmak olduğunu belirtir. Nitekim Ortaçağı karanlıklar ve cehalet çağı olarak gören modern anlayışı garipsediğini açıkça dile getirmekten çekinmez.

Dünyayı endüstrileşme çılgınlığıyla talan eden zihniyetin “bu çağda savaşlara son vermekten bu kadar çok söz etmesi ne garip!’’ Dünyanın talanı endüstrileşmeyle birlikte hızlandı, fakat bu yıkımların ilki tarımda yaşandı. Çünkü yerleşik hayatla birlikte tarım ve tarımla birlikte işgücü, savaşlar, talanlar ve rekabet (kapitalizm) ortaya çıkmıştır. Bundan dolayıdır ki endüstri devrimi tarihi yıkımın bir parçasıdır sadece. Endüstri devrimiyle zenginleşen azınlığın çoğunluğa hükmetmesine meşruiyet kazandıran demokrasi kavramını Guenon şöyle açıklamaktadır: “Üstün olan aşağı olandan doğamaz, çünkü büyük küçükten çıkamaz; kendisine karşı hiçbir şeyin karşı çıkamayacağı mutlak bir kesinliktir bu.” Guenon, demokrasi kavramına getirdiği eleştiriyle, demokrasinin temellerinin dayanıksız olduğunu vurgular.

Batı dünyasının düşünce sistemlerinin çok yönlü eleştirildiği “Modern Dünyanın Bunalımı’’ isimli eserin her sayfasında modernizme karşı savaşa tanık olacaksınız.

 

Salih Ağbalık yazdı