, 18 Ocak 2017
Ahmet Sarıoğlu Hocadan ne öğrendik

Ahmet Sarıoğlu

6676

Ahmet Sarıoğlu Hocadan ne öğrendik?

Erol Dilaver, 'Kardeşim Ahmet Hoca' diyerek tanıdığı, bildiği, sohbetlerine ve derslerine devam ettiği merhum Ahmet Sarıoğlu'nu değişik hususiyetleriyle birlikte yazdı..

İlgili Yazılar
Sarıoğlu Hoca vedasının 29 yılında anıldı
Sarıoğlu Hoca vedasının 29. yılında anıldı

Ahmet Sarıoğlu Hoca'nın vefatının 29. yıldönümü münasebetiyle İstanbul'da 'İhyayı Yeniden Düşünmek' konulu bir panel düzenlendi. Muradiye İlim Merkezi Eğitim ve Kültür Derneği tarafından gerçekleştirilen panele katılım oldukça yüksekti.
03/04/2014 13:01
O mukayyet kültürünün son temsilcilerinden
O, mukayyet kültürünün son temsilcilerinden

Şevket Hüner’in pekçok özelliğine dikkat çekebilirsiniz.
15/10/2011 13:01
Karaoğlu Ahmet Sarıoğlu'nu anlattı
Karaoğlu Ahmet Sarıoğlu'nu anlattı

Son devrin müstesna ilim adamlarından Ahmet Sarıoğlu merhumu damadı, ümmetin sesi Ömer Karaoğlu'na sorduk.
06/07/2011 15:03
A Sarıoğlu güzel insandı
A. Sarıoğlu güzel insandı

Ömer Karaoğlu çocukluğundan ve yetiştiği çevreden bahsediyor.
13/08/2010 16:04
Ahmet Sarıoğlu Hoca  lim ve arif bir zattı
Ahmet Sarıoğlu Hoca âlim ve arif bir zattı

Ahmet Sarıoğlu Hoca dersi sessizce izliyor, yaptığımız acemice yorumları güzel bir çaba olarak görüyor, telaşımıza ise imrenerek bakıyordu..
08/06/2013 12:12



Başlık tuhaf gibi görünüyor ama aslında gerçek; Ahmet Sarıoğlu Hoca Rahmeti Rahmana kavuştuğu vakit yaşı 45 idi, yani bugün için benden 3 yaş küçüktü. Yani rahmetliye rahatlıkla "kardeşim" diyebilirim. Çünkü ölülerin yaşlandığına dair bende bir bilgi yok.

Ayrıca bir keresinde bir arkadaşımız Hoca’ya biyolojik kardeşlerini kastederek, "Murat mahallesinde kardeşlerin kavga ediyorlar" dediğinde bizi gösterek "benim kardeşlerim sizlersiniz" demişti. Görüldüğü gibi kardeşliğimizin iki tane çok sağlam şahidi var.

Bundan 29 yıl önce aramızdan ayrıldı. Tuhaf bir duygu ile defnetmiştik. Defin esnasından net olarak hatırladığım mezara toprak atmak için kürek sırasının bana gelmesini beklerken rahmetli Ali Sayı Hoca’nın elimi tutarak; elimle toprak attırması ve bunun bana tuhaf bir huzur sağladığıdır. Bu hareket ile sanki diğerlerine göre daha doğru bir iş yapmıştım. Allah (CC) her ikisine de rahmet eylesin.

Dönüşte Mehmet Duman, “şu ölünün ardından Fatiha okumayı hocaya bir soralım” demişti de garip bir şekilde birbirimize bakakalmıştık. Sahi kime soracaktık biz tembel öğrenciler?

Verdiği pek çok derse defalarca yeniden başlamıştık. Her seferinde de "Hocam bu sefer tamam, kararlıyız" diyorduk. Hoca da her seferinde hiç usanmadan bizimle yeniden başlamıştı. Başlamadan önce de “sık tükürmeyin, seyrek tükürün” demeyi ihmal etmezdi. Yaptığınız işi az da olsa devamlı yapmaya gayret edin diyordu adeta.

Tembel olanların yanında içimizde devamlı ve çalışkan olanlar da vardı ve belki Hocamızdan sonra biz bu soruları onlara soracaktık.

Ölümünden sonra farkettiğim en önemli gerçek, Hoca’dan ne çok şey öğrendiğim oldu.

Hocayla tanıştıktan sonra, bizler meğerse Kur’an’la tanışmışız, hadis ile tanışmışız, siyerle tanışmışız, fıkıhla tanışmışız, Akif’le tanışmışız, Sezai Karakoç’la tanışmışız… Samimiyetle tanışmışız, kardeşlikle tanışmışız… Ve şimdi aklıma gelmeyen pek çok kişiyle ve kavramla tanışmışız. Rahmetli bizi tüm bu güzelliklerle buluşturmuş.

Samimi insanlara tahammül edemeyeceksek...

Mealcilik akımının bilinir olduğu zamanlarda, Hocamız bir arkadaşımızla kitap fuarına giderken bu akımın önemli temsilcilerindien biriyle Sultanahmet'te karşılaşmışlar. Mealci arkadaş Hocayı durdurmuş, adetleri üzere ona bir aşir ve sonrasında da kafirlere yönelik uyarıcı ayetleri okumuş (tabii ki mealen). Hoca sabırla dinledikten sonra sormuş: "Tamam mı?" "Evet" deyince selam verip o arkadaşın yanından ayrılmışlar. Bu olay yaklaşık yarım saat kadar sürmüş. Hoca’nın yanındaki arkadaşımız "Hocam nasıl tahammül ettiniz" deyince, "evladım adam davasında samimi ve bize meal okudu. Samimi insanlara tahammül edemeyeceksek kime tahammül edeceğiz" demiş. Bu olayı bize yanındaki o arkadaşımız anlatmıştı.

Hocamızın siyasete bakışı nasıldı?

İran Devriminden sonra devrimi radyolardan sürekli takip ederdi rahmet Ahmet Sarıoğlu Hoca. Bu dönemde bizim ölçülerimize göre Rabıta hareketi ile bağlantılı olduğunu düşündüğümüz bir hocaefendi ile tanışmıştık. Sarıoğlu Hoca’nın selefi duruşu sebebebiyle o hocaefendi bize çok yakınlık gösteriyordu. Bir gün İbni Teymiyye’nin Rafızilere karşı yazdığı Minhacus Sunne kitabının çevirisi için yardım talep etti. Hoca bunu ne için istediğini sorduğunda, Şia’nın devrim sebebiyle insanları etkilediğini, bu kitapla onların nasıl bir sapkınlık içerisinde olduklarının anlatılabileceği cevabını aldı. Buna karşı söylediği söz benim için zihnimi kurcalayan pek çok sorumun cevabı olmuştu: “Bak hoca, biz teorik Şia ile pek çok alanda anlaşamayız ama mevzu Humeyni ve Devrim olursa onların aleyhine bizden birşey çıkmaz. Teorik olarak Vahhabilik’le pek çok alanda görüşlerimiz örtüşebilir ama mevcut Suud yönetimiyle aramızda hiçbir ortak nokta yoktur.” Bu nedenle Minhac tercümesi yapılamadı. Ancak sonradan Hoca’nın öğrencilerinden bazıları Minhac'ın muhtasarı olan el Munteka’yı Türkçeye çevirdiler.

Bütün Sahahat'ı ezbere bilirdi

Birlikte pek çok defa Safahat okumaları yaptık, Akif geceleri düzenledik. Akif ve Safahat onun için ayrı bir öneme sahipti. Kocakarı ve Ömer şiirini dinlerken ağladığını defalarca gördüm. Hoca bütün Safahat’ı ezbere bilirdi.

Sezai Karakoç'un kitaplarını tavsiye ederdi

Ahmet Sarıoğlu Hoca, "Taha’nın Kitabı"ndan Mehmet Duman’ın okuduğu şiirleri yorumlar ve Sezai Bey’in değerinin yeterince bilinmediğini söylerdi. Bizlere onun kitaplarını tavsiye ederdi. İslam’ın Şiir Anıtları'ndaki çevirilerin, orijinalinden daha şiirsel olduğunu söylerdi. Peygamber şairini Arapça aslından okurdu.

Geleneksel olanı ucubeye tercih ederdi

Geleneklerimizin bozulduğu, bir kısmının da gayriİslami unsurlar içermesi sebebiyle reddedildiği bir dönem yaşıyorduk. Terkedip reddettiklerimizin yerine, üretmeye çalıştığımız modeller de genellikle ucube bir şey halini alıyordu.

Bir arkadaşımızın düğününe davet edilmiştik. Hep beraber o düğüne gittik. Düğünün ne kadar düğüne benzediğini anlatabilmek için bir arkadaşımızın o düğünle ilgili şu sözü hâlâ kulaklarımdadır. “Çok miting gördüm ama bu kadar siyasal içeriklisine ilk defa denk geldim.” Arkadaşlarımız kendi hazırladıkları besteleri ve bir kısmı şairin sözleri bir kısmı da kendi sözleri olan “ezgi”leri söylediler. Hoca baştan sona hepsini çatık kaşla dinledi. Zaten gülümsenerek dinlenecek bir şey de yoktu aralarında. Hepsi adeta askeri marş kıvamında “şarkı” idiler. Düğün yapılan mekandan çıktıktan sonra, "düğünü nasıl buldunuz" diye sormuştum. "Ali çok güzel söyledi" dedi. Ali o gün “Çayelinden öteye” türküsünü söylemişti. Geleneksel olanı ucubeye tercih ettiğini anlamıştım bu sözünden.

"Biraz da sen saptır"

Bir tefsir dersinde anlattığı bir konu için arkadaşlarımızdan biri "hocam meseleyi saptırıyorsunuz" demişti. Bu ağır söze canı sıkılmıştı. Yerinden kalkarak arkadaşı iskemlesine davet etmiş, "öyleyse gel biraz da sen saptır" demişti. Arkadaşımız da hatasını anlamıştı ve sonrasında arkadaşımızla kucaklaşıp helallik istemişti.

Değişiklik olsun

10 çocuğuyla birlikte caminin iki oda bir salon lojmanında yaşıyordu. Aldığı imamlık ücreti dışında bildiğimiz başka bir geliri de yoktu. Ekmeğin yanındaki katığı her hafta nasıl değiştirdiğini ve bunun çocuklar üzerinde yarattığı olumlu etkiyi anlatırdı. Mesela bu hafta zeytin ve peynir yiyoruz, gelecek hafta reçel ve peynir…

İslam dünyasını dolaşmak istiyordu

Hoca’dan geleceğe dair duyduğum tek plan, eline geçeceğini umduğu emekli ikramiyesiyle bir ev almaktı. Çocuklarını o eve yerleştirmek ve kalanıyla da (ne kalacak idiyse) İslam dünyasını dolaşmak istiyordu. İslam dünyasını yeterince tanımadığımızı, yeryüzündeki diğer Müslümanlarla irtibatımızın zayıf olduğunu söylerdi.

İhbar

Yılbaşı geceleri yaptığımız uzun toplantılar genellikle polise ihbar edilirdi. Polis gelir, etrafa bakar, bizlerin sohbet dışında bir şey yapmadığımızı görür ve giderdi. Sonraları bu ihbarları tanıdığımız bir imamın yaptığını duymuştuk. Onun gençlerle ilgisini anlayamayan bu zavallı meslektaşı, hocamıza gösterilen ilgiyi çekemeyip bu sohbetleri ihbar edermiş. Rahmetli Hocamız da bildiği halde bu hali umursamazmış.

Çok kıymetli kardeşim Ahmet Hoca'ya Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.



Erol Dilaver yazdı

 





Yorum
Tanıdıkça daha çok
Abdullah S
Allah rahmet eylesin, Ahmet Hoca ile ilgili farklı vesilelerle ve dünyabizimde o kadar güzel anekdotlarla karşılaştım ki her seferinde daha bir sevmemek elde değil... Mekanı firdevs olsun... Nasıl bir iz bıraktıysa talebelerinde, ondan bahsederlerken yüzleri aydınlanıyor...
17/04/2014, 00:13

İlgili Konular