, 15 Aralık 2017
Ahmet Sarıoğlu Hoca  lim ve arif bir zattı

Ahmet Sarıoğlu talebeleriyle

9858

Ahmet Sarıoğlu Hoca âlim ve arif bir zattı

Ahmet Sarıoğlu Hoca dersi sessizce izliyor, yaptığımız acemice yorumları güzel bir çaba olarak görüyor, telaşımıza ise imrenerek bakıyordu..

İlgili Yazılar
Ahmet Sarıoğlu Hocadan ne öğrendik
Ahmet Sarıoğlu Hocadan ne öğrendik?

Erol Dilaver, 'Kardeşim Ahmet Hoca' diyerek tanıdığı, bildiği, sohbetlerine ve derslerine devam ettiği merhum Ahmet Sarıoğlu'nu değişik hususiyetleriyle birlikte yazdı..
14/04/2014 16:04
Sarıoğlu Hoca vedasının 29 yılında anıldı
Sarıoğlu Hoca vedasının 29. yılında anıldı

Ahmet Sarıoğlu Hoca'nın vefatının 29. yıldönümü münasebetiyle İstanbul'da 'İhyayı Yeniden Düşünmek' konulu bir panel düzenlendi. Muradiye İlim Merkezi Eğitim ve Kültür Derneği tarafından gerçekleştirilen panele katılım oldukça yüksekti.
03/04/2014 13:01
O mukayyet kültürünün son temsilcilerinden
O, mukayyet kültürünün son temsilcilerinden

Şevket Hüner’in pekçok özelliğine dikkat çekebilirsiniz.
15/10/2011 13:01
Karaoğlu Ahmet Sarıoğlu'nu anlattı
Karaoğlu Ahmet Sarıoğlu'nu anlattı

Son devrin müstesna ilim adamlarından Ahmet Sarıoğlu merhumu damadı, ümmetin sesi Ömer Karaoğlu'na sorduk.
06/07/2011 15:03
A Sarıoğlu güzel insandı
A. Sarıoğlu güzel insandı

Ömer Karaoğlu çocukluğundan ve yetiştiği çevreden bahsediyor.
13/08/2010 16:04

 

Buhari’nin “Tecrid-i Sarih” derlemesinin 3. cildinde o yıllara ait bir notuma rastladım. Bu not beni 1983 yılına götürdü. O yıllar askeri darbeden sıkılmış haldeydik. Hem mahallede, hem de üniversitede içinde bulunduğumuz grupla birbirine benzer şeyler yapılır ama hep bir şeyler eksik kalırdı. Bu nedenle bir arkadaş gurubuyla, diş hekimliğinde okuyan yeni evlenmiş birinin evinde toplanır, bir gecede bir cilt Tecrid-i Sarih okurduk. Şimdilerden bakınca, bu hadis okumaları meğerse Allah’ın âlim bir kulunun hayatımıza girmesine davet niteliğindeymiş.

Böyle toplandığımız gecelerden birine o, yani Ahmet Sarıoğlu Hoca da davet edilmişti. Saçları genç yaşta dökülmüş bu zatta en belirgin olan şey, gözlerimizin içine sevgi dolu bakışlarıydı. Gömleği eski, muhtemelen bir takım elbiseye ait çizgili pantolonu yıpranmıştı. Dersi sessizce izliyor, yaptığımız acemice yorumları güzel bir çaba olarak görüyor, telaşımıza ise imrenerek bakıyordu. “Gusülde suyu vücuda akıtmak mı yoksa vücudu suyla ovmak mı gereklidir?” babındaki hadise sıra geldiğinde, bir arkadaşımızın “Tabi ki suyu akıtmak lazım zira kürek kemiklerimizin arasına elimizi değdiremeyiz” demişti. Bunun üzerine hoca, sanki müdahale etmese yapılan çabalar boşa gidecekmiş gibi aceleyle “Bir dakika” demiş ve devam etmişti: “Eğer Resulullah (sav) vücudumuzu suyla ovuşturarak gusül almamızı söylüyorsa biz de karateciler gibi aylarca uğraşıp sonunda sırtımızdaki o yere dokunuruz.”

Bu söz üzerine şu notu almıştım: “İşte, bu benim hocam.”

“Kim bu derste bir yanlışımı görüp düzeltmezse…”

Ve artık derslerimize yeni bir heyecan gelmiş, hadisleri sanki Resul’ün (sav) halkasında dinler olmuştuk. Hadislerde gördüklerimizi hayatımızda tatbik etme gayretiyle uyguladığımız bazı sünnetler namazımızı farklılaştırmış, bu nedenle çevremizde mezhepsiz ilan edilip ciddi uyarılara muhatap olmak bile iştahımızı kaçıramamıştı.  Hatta bir kış günü Bayrampaşa minibüslerinin kalkışını bile engelleyen kar yağışı azmimizi kıramamış, bir saatten fazla yürüyerek “Buhari” dersine yetişmiştik. Onun ise, bu kar yağışından sonra kimse gelmez derken salonun tamamının gençlerle dolduğunu görünce gözleri yaşlarla dolmuştu.

Verdiği bütün derslere “Kim bu derste bir yanlışımı görüp düzeltmez, benim ahirette zor durumda kalmama rıza gösterirse iki elim onun yakasındadır” uyarısıyla başlardı. Hâlbuki dinlediğim birçok “üstad” sözünün kesilmemesini, kendisinin sessizce dinlenmesini özellikle tembihlemişti. Kendisini övüp gönendirmeye kalkanlara sert ikazlarda bulunmasına anlam veremez, içimden “Seni seviyorlar, bunu ilan etmelerinde ne mahzur var” diye geçirirdim. Ama bugün hocaların etrafındaki şakşakçıların verdiği zararları görünce hocamı rahmetle anıyorum.

Hadis okumanın, sade bir hayatı, cömertliği, fedakârlığı, adil olmayı, diğerkâmlığı ve etrafındaki zulümlere engel olma gayretini beslemesi gerektiğini onun örnekliğinden öğrendim.

Hocamın dersin sonunda meyve aldırması âdetindendi. Bunu parası varsa kendi karşılar, yoksa havlu altı yapardı. “Havlu altı” eyleminde ortaya bir havlu konur, parası olan da olmayan da elini havlunun altına koyup elindekini bırakırdı. Bu metotla aramızda kimin verip kimin vermediği bilinmez, parası olmayanlar ezilmez, para koyanlar da başa kakamazdı. Hatta parası olmayanlara “Havlunun altına elinizi boş koyun, ama dolu çıkarın.” diye tembihlerdi.

Dersin sonunda sayımıza göre alınan elmaları dağıtırken adeta çocuklaşır, elmalar gelince bize sırtını döner ve poşetin içinden her hangi bir elmayı tutar bunun kimin olduğunu sorardı. Biz de bir isim söyler, o elma ona verilirdi. Böylece herkese farklı boyutta ve renkte verilmesine rağmen kimsenin gözü diğerinin elmasında kalmazdı. Bunun nedeni dağıtan elin adil olmasıydı. Bu günlerde insanların adil dağıtan bir ele ne kadar çok ihtiyacı var değil mi?

Kur’an ve Sünnetin hayata dair bir ölçü olduğunu söylerdi


Maaşının büyük bir kısmıyla eserlerin Arapça orijinal metnini alırdı. Her talip olana Arapça öğretir, devam etmeyenlere gönül koymaz, tekrar başlamak istendiğinde aynı heyecanla öğretmeye devam ederdi. O, dinin kaynaklarından öğrenileceğini ve aslına uygun yaşantı sürüleceği ümidini yeşertenlerdendi. “Önce doğruları, sonra yanlışları, daha sonra doğruların niye doğru, yanlışların niye yanlış olduğunu hep beraber öğreneceğiz” sloganı ise heyecan vericiydi.

Eksikliğini en çok hissettiğim şey ise herkese değer verip ümitvar olmasıydı. O, yaptığımız densizliklere rağmen bizi azarlamaz, adeta üzerimize titrer, asla kaldıramayacağımız yükler yüklemezdi. Ailemize ve akrabalarımıza daha yakın davranmamızı salık verirdi. Bize fetva ve garanti vermez, İslam dairesinin içinde kalmamızı tembihlerdi. Kur’an ve Sünnetin hayata dair bir ölçü olduğunu söyler, bunların mecburi kurallar gibi anlatılmasına ve anlaşılmasına karşı çıkardı.

Dini, karşısındakinin kaldırabileceği kadar ve kavrayabileceği tarzda örneklerle anlatması onun entelektüel değil arif olduğunun alametiydi. Mesela annenizle size “Darül Harb”i anlatsa, ders çıkışında kendinizi annenizle bu meseleyi enine boyuna tartışır bulurdunuz.

Velhasıl dostlar, hocalığın yanında gerektiğinde babam, lüzumunda ağabeyim ve hayatıma değer katıp içimde tertemiz ümitler yeşerten, Resulullah’ın ümmeti olma kıvancını yaşatan mümin bir dostu kendisine daha doyamadan 28 Mart 1985’te kaybetmenin hüznü hâlâ alışılır gibi değil…

Allah mekânını, çok sevdiği ve yürekten bağlı olduğu Resulullah’a komşu eylesin. Âmin…

 

Şevket Hüner yazdı





Yorum
Ahmet Sarıoğlu Hocaya Armağan
sorucu
Merhabalar, yazınızı büyük bir ciddiyetle okudum. Dünya Bizim yazılarını bir haftadır güncel olarak takip ediyorum. Ahmet Sarıoğlu Hoca ilgimi çekti, sizin yazınızdan sonra Erol Dilaver'in yazısını da okudum. Bir okur olarak bu tip tanıklıkların Hocaya Armağan biçiminde kitaba dönüşmesini arzu ederim çünkü bugünlerde gençlerin bu tip kitaplara ihtiyacı var. Bu tip hatıratlar gençler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Çok güzel bir yazı olmuş, teşekkürler
10/09/2017, 19:16
Allah rahmet eylesin
Serkan
Maşallah güzel bir yazı olmuş. .Allah böylesi alimlerin sayısını artirsin. .Allah hocamiza rahmet eylesin
27/10/2016, 19:17

İlgili Konular