, 26 Mayıs 2017
BOYASIZ YÜZ Abdurrahman Arslan

12400

BOYASIZ YÜZ:Abdurrahman Arslan

Ahmet Mercan'ın yeni kitabındaki Abdurrahman Arslan ile ilgili portre yazısını minik isim karışıklığını hayra tebdil etmek için ç-alıntı köşemize alıntılıyoruz!

İlgili Yazılar
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Kasım 2016
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Kasım 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Kasım-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/12/2016 13:01
Geçmişten günümüze ilahiyatçılar tanıtılıyor
Geçmişten günümüze ilahiyatçılar tanıtılıyor

Mazi ile irtibat sağlayacak bir bağ olmak üzere topluma yön veren şahsiyetlere hem sahip çıkmak, hem de bunu gelen kuşaklara aktarmak önemli bir görevdir. 'Türkiye'nin Birikimleri -1: İlahiyatçılar' adlı eser, işte böyle bir hedefin ilk menzili. Haşim Akın yazdı.
23/06/2014 08:08
Kırk yıllık bir arşiv taranarak hazırlandı
Kırk yıllık bir arşiv taranarak hazırlandı

Demet Tezcan’ın hazırladığı 'Bir Çığır Öyküsüdür… Şule Yüksel Şenler!' kitabı, onun etkisi ta bugünlere uzanan başörtüsü serüveni ile bugün de çözüm aradığımız pek çok sorunun cevabını bize verecek ibretlik olaylarla dolu.. Selma Elmas yazdı..
10/10/2014 10:10
31 edebiyatçı tanıtılıyor bu kitapta
31 edebiyatçı tanıtılıyor bu kitapta

Türkiye'nin Birikimleri: Edebiyatçılar kitabı, bağları koparmamak ve bu toprakların gerçekten münbit arazi olduğunu ve buraların çok değerli medeniyet ürünleri sunduğunu göstermek için bizi özel değerlerle buluşturuyor. Haşim Akın yazdı..
01/07/2014 07:07
İmam Gazali hangi yedi kapıya işaret ediyor
İmam Gazali hangi yedi kapıya işaret ediyor?

Müslüman olmanın kilit noktası olan edeb ve âdâbı hangi gündelik eylemlerimize ne şekilde aksettirmemiz gerektiğini büyük İslam âlimi İmam Gazali'nin Âdâb Kitabı'nda bulabiliriz.
10/09/2013 10:10
Hasan El-Benna mektebi ne öğretti
Hasan El-Benna mektebi ne öğretti?

Hasan el Benna Mektebi, 21. yüzyılın siyasi yapısını kökten değiştirmişti. Sadece Mısır'a değil; Kuzey Afrika'ya Ortadoğu'ya yeni bir anlayış getirmişti. Yusuf el Kardavi'nin yazdığı Hasan el Benna Mektebi, Müslüman Kardeşler'in eğitim anlayışını gözler önüne seriyor..
25/08/2013 14:02

MODERN DÖNEMDE BİR HİKMET İŞÇİSİ
ÖZÜN ÖZÜNÜ ARAYAN
ABDURRAHMAN ARSLAN

 
Popüler kültürün tavan yaptığı bir dönemde, Abdurrahman Arslan’dan bahsetmek tam yerinde olur. Kalıplar kutsanıyor, muhteva berhava edili­yorsa ve de ahali sessizce buna ram oluyorsa, kal­bin gözüyle gören biri çıkmalı ortaya. Ve ekseriyet tarafından ne dediği anlaşılmasa da her ülkeye elzem profil olarak, Abdurrahman Arslan karşı­mıza çıkar.


Epistemolojik kopuşların kavşağında, “İşte kaza burada oldu ve şöyle gelişti”  dedikçe, “bilirki­şiler” tarafından “titri”  yeterli kontur ihtiva etme­diği gerekçesiyle dikkate alınmaz. Rahatı bozmak yerine, onu tanımazdan gelmek daha ekonomik bulunuyor. Kafa konforunu eyleme dönüştürme riskinden korumanın altın kurallarını “Kişisel Gelişim Programlarıından” devşiren “atılıcı” Müslüman gençler indinde Abdurrahman Arslan ismi, bulmaca sorusu bile olmaz. Ekonomik doktirini yok, borsa bilmez, kur paridesi hakkında konuşamaz.
Allahuekber’i modaya tahvil eden “ünlü mo­dacımızın” televizyonda kendisine yönelttiği “it­ham” onu tam anlatıyor: “İlahiyatçı değilsin, mo­dacı değilsin niye konuşuyorsun” 5191
Abdurrahman Arslan ağabeyi, işte tam buradan anlamaya başla­mak gerek. Moda ile ilahiyat  arasındaki gizli iliş­kiyi kavradığımızda, onu anlamak için hayli mesafe almış oluruz.


Aydın kalıbına oturmama mücadelesinde alimlerin öncü gücü. Öncü olarak savaştığı gü­ruhtan arkasında kimse yok. Belki bilmedik bir medreseden, tanımadık alimler çıkar da gelir deyu, aydınla olan mücadelesini sürdürüyor. Aydınlara düşünsel turlar düzenliyor. Maliyeti pahalıya pat­layacak bu turlara katılan olmayınca, gençlere yö­neliyor. “Bir kişi az değildir”  bahsinden yola çıka­rak, Hıristiyanlığın Romalaşmasını, araya Grek’in kaynak oluşunu ve aydınlanmanın ne menem bir başkalaşımla ortaya çıktığını, ana ve tali koordi­natlarıyla anlatır. Modernitenin istasyonlarını bir bir anlatarak, içinde bulunduğumuz halin kimin hesabına çalıştığını ortaya koyar. Ol dem anlarsınız ki, “küresel marketin”  reyonları için çalışmaktası­nız, onu muhafaza  etmek için canhıraş uğraş ver­mektesiniz. Formatın zokasını kıramamış ilahi­yatçı, gros marketin meşrulaştırma bahsinde bu yüzden önemli bir pazarlamacıdır ve modacıyla iyi geçinmesi, trajik düzlemde anlaşılabilirdir.


Sıcak bir Vanlı. Cömert, misafirperver oldu­ğunu, iyi çiğ köfte yaptığını, otlu peyniri sofrasın­dan eksik etmediğini söylemek ihtiyaç  harici. Dostları onu yürekten sever.

Hakikatin peşinde hiçbir modern ışıltı ve engele takılmadan yürümesi,  onu sıra dışına çıkarıyor. Bu yüzden gros marke­tin tek kopyadan ürettiği akademisyenlerine, onunla aynı toplantıda olmak cazip gelmiyor. Bilginin profesyonel üretme ve tüketme halini olumlamıyor.
Kuru temizleme için kimyasal  madde üreten atöl­yelerinde kardeşleriyle çalışıyor. Pek cazip olma­yan, fırın karşısında saatlerce bekleme işini gö­nüllü kabul ediyor; fırın karşısında okuma eyle­mini sürdürmek için. “Tavlanmış fikirler”  böyle çıkıyor ortaya.

Yıllar önceydi, bir gezide çadırda konuşanı dinleyenler arasındaydım. Farklı bir sıcaklık alı­yordum. İsmini yanımdakine sorunca, fiziki tanı­şıklık hasıl oldu. İlk tanışıklık sonrası, ona problem çıkarmakta hiç kusur etmedim. “Problematik Ço­cuk” ismini, fazlasıyla hak ettiğimi kendisi söylüyor. Ne zaman arasam, her şeye hazırlıklı ve temkinli konuma geçiyor.
Habitat kapsamında konferanslar düzenleme görevim vardı.
Şehirin ortaya çıkışını anlatan bir başlıkta, konuşmacı olmaya razı etmiştim onu. An­cak, saat üç’te sandığım toplantının saati on üç’müş. Millet toplanmış bekliyor. Çoğu ecnebi. Konu iddialı. Telefon acı acı çaldı. Soluk soluğa Abdurrahman ağabeyi alıp kürsüye ulaştırdım. “Ne olduğunu sonra anlatırım” dedim.Yanına tercümanı oturtturdum. Ancak tercüme yürümüyor.
Ne yapayım diye düşünüyorum. Ter­cümanı kaybetmek mi eftaldir; yoksa toplantıyı mı? İnsan kaybetmemekten yanayım. Abdurrahman ağabeyin düşüncesi de böyledir  diye de rahatlatı­yorum kendimi. Ancak, erkeklerden daha duygu­sal oldukları söylenen bayanlar, bir çırpıda  değiş­tirdiler mütercimi. Tam rahatlığa kavuştuğumu sandığımda, yeni mütercimin “Türkçe’siyle” irkil­dim: “Danışmaçi diyer ki, özümün başına  düş­müştür ki...” Salonda kahkaha kıvamına yaklaşan gülüşmeler… Ter basıyor beni. Ne diyeceğim  top­lantı sonrası diye. Su ve bardak koydurdum ma­saya. Bardağın dibi delik, suyu  doldurunca pan­tolonu sırılsıklam. Bir tek olay benden yana değil. Ülke  değiştirme durumunu düşünüyordum.
 

Toplantı sonrası fırsat vermeden atıldım: “Abdurrahman ağabey, sana öyle bir şey gösterece­ğim ki, bütün hatalarımı affedeceksin” dedim. “Yeni problemlerdir dediklerin”  anlamında karşı­lıktan sonra, onu Habitat içinde kerpiç ve ağaçtan yapılmış  duvar modelinin yanına götürdüm. “İşte” dedim; “elin Amerikalı’sı bizim kaybettiğimizi bulmuş. Alternatif, doğal yerleşim diye, “ yeni”  bir ev modeli sunuyor bize.
Bir duvarın zordaki insana bu kadar yardımcı olduğunu anlatsan kimse inanmaz. Daha nice problemler yaşattım ve yaşatmaya devam ediyo­rum. Ne zaman ihtiyacımız olsa, önceden sözü yoksa, mutlaka yardımcı olur. Ben de hayatını “renklendirecek”  konularda “yardımımı” esirgemiyorum.

Geçenlerde (2003) bir toplantı için İran’a davet edil­miştim. İki cümleden biri,  “Bilgi Toplumu” ola­rak, her konuşmacıdan sadır olmaktaydı. İnternetten mucize bekleniyordu. Bilgi Toplumu­nun tercümesinin Tüketim Toplumu olduğunu anladıklarında, onlar da “iyi” bir bedel ödemiş olacaklardı. Aklıma Abdurrahman ağabey geldi.  Bunlara da bir tane lazım diye düşündüm.
5192

Tür­kiye’ye gelir gelmez, Türkçe  bilen gazeteci arka­daşıma  Abdurrahman Arslan’a silah zoru ile yazdırılan “Modern Dünyada Müslümanlar” isimli kitabını gönderdim. Açlıkla ekmeğe saldı­ranlara,  “diyet yapın” demiş oluyoruz böylece, biliyo­rum; ama doğrusu bu; ben ne yapabilirim.

Abdurrahaman  ağabey, vefalı bir gelenekçi. Geçmişinden söz etmeyi sevmediği için, ben de girmiyorum. İslam dünyasının ana problemine elini koymuş bekliyor. Batıda yıllarca yaşama be­delinden bizi kurtararak, belleğimizi besliyor. An­cak biz bununla da yetinmiyoruz; “çözüm”  diyoruz. Adım problematiğe çıkmışken, ne yapsam yeridir. Üstelik yakın zamanda annesini kaybetti. Allah  rahmet etsin. Şimdi o bir yetim. Bu bir başka enerjidir. Görelim neler sadır olacak, sohbeti şifa olan bilgeden.
 
(on yıl sonra)
 
Not: Hala cep  telefonu yok. Hala olmayan alimler adına savaşıyor. Aynı adreste. Geçmişin izlerinden geleceğe yürüyor. (Kasım 08 )

 

Boyasız Yüzler, Ahmet Mercan, İlke Yayınları, Mayıs 2009

Asım Gültekin ç-aldı