, 18 Ocak 2017
Millet Kütüphanesini keşfedelim

7631

Millet Kütüphanesini keşfedelim!

Geçtiğimiz gün Kadıköy İHL Mezunları Derneğinin düzenlediği Millet Kütüphanesi gezisindeydik.

İlgili Yazılar
Fatih'in ortasında saklı bir huzur menbaı
Fatih'in ortasında saklı bir huzur menbaı

Bıçakçı Alaaddin (Sofular) Camii, Şeyh Alâeddin Mescidi veya Alâeddin Mescidi ve Tekkesi olarak da biliniyor. Nidayi Sevim, Fatih'teki bu güzel camiyi yazdı.
27/03/2015 12:12
Tarihi medreseler asıl böyle yaşatılır
Tarihi medreseler asıl böyle yaşatılır

Fatih'te bulunan Gazanfer Ağa Medresesi, bugün yapılış amacına uygun hizmetler için kullanıyor. Mustafa Kesici, bu tarihî meknaın dünü ve bugünü hakkında yazdı..
31/05/2014 14:02
Fatih'te tefekkür için gizli ve uygun bir vaha
Fatih'te tefekkür için gizli ve uygun bir vaha

Fatih'in Atikali semtinde Kokulu Bahar Sokağı’nda çeşmesiyle, kabirleriyle, onlarca çeşit çiçeği ve ağacıyla adeta küçük bir botanik bahçesini andıran bir tekke Şeyh Hamza Tekkesi... Sadullah Yıldız yazdı..
31/03/2014 16:04
Selatin camiler gibi mükellef ve mükemmel
Selatin camiler gibi mükellef ve mükemmel

Zaman zaman ağzımızdan kaçırıyoruz İstanbul’da görmediğimiz yer kalmadı diye. Heyhat... Meğer daha İstanbul’un 'i'sini bile görmemişiz. Nidayi Sevim, Fatih'teki Nişancı Mehmet Paşa Camii'ne dair yazdı..
25/04/2014 14:02
Fatih'te gözden uzak ne çok tekke cami var
Fatih'te gözden uzak ne çok tekke, cami var

Fatih'in Fener semtinde Kırmızı Mektep'i geçtikten sonra sağa döndüğümüzde bu yol bizi iki tekke ve bir mescidin buluştuğu bir mekana götürecek. Ortada, meydan hüviyetinde şirin bir boşluk... Ömer Faruk Deliktaş yazdı..
22/04/2014 14:02
Bu şehrin adama ne yapacağı hiç belli olmaz
Bu şehrin adama ne yapacağı hiç belli olmaz!

Geçenlerde yolum İ.Ü. Yabancı Diller Fakültesi’ne düştü. İşimi bitirdikten sonra fakülteden çıkıp yola koyuldum ki, yan taraftaki tarihî yapıyı fark ettim. Uzun zamandan beri kapalıydı çünkü burası. İlk defa açık görüyordum bu güzel bahçeyi… Yunus Sürücü yazdı.
14/04/2014 08:08

  

Geçtiğimiz gün Kihlmezder Bayanlar komisyonu (Teşkilatlanma ve Genel Sekreterlik Kurulu'nun) düzenlediği Millet Kütüphanesi gezisindeydik. Hem de kütüphanenin kadim müdürlerinden ve aynı zamanda tarihçi Mehmet Serhan Tayşi Hocamızla... 

 

 

Kütüphanenin taş basamaklarından geçtik.

Millet Kütüphanesi daha öncesinde yani 1701 yılında Erzurumlu Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi tarafından Dârü'l Hadis (Hadis İlimleri Fakültesi) olarak yaptırılan bu mimari yapı,  bina kurucusunun adıyla “Feyziyye Medresesi” olarak tanınmış.

 

Ayrıca Şeyhülislam Feyzullah Efendi; Erzurum'da Kurşunlu Camiini ve Kurşunlu ( Fevziye) Medresesini yaptırtan muhterem bir zat...  

 

Mehmet Hocamız da Osmanlı'nın böyle zatlara verdiği kıymetten bahsediyor: “Feyzullah Efendi Osmanlı'da seyyidlerin başı, ayrıca kadı olan bir zat. Osmanlı seyyidlere, ulemaya ölünceye kadar maaş verir. Pek kıymetlidir alimler ve seyyidler...” 
 

 

Bu eseri muhakkak okuyun

“Meşhur bir alim vardır. Taşköprülüzade Ahmet Efendi. Onun bir eseri vardır; Mevzuat-ül Ulum. “İlimlerin Tarihi” diye Türkçe'ye çevrildi. Siz gençlerin muhakkak okuması gerekir bu eseri.”   

 

Ali Emiri bir kitap uğruna neler yapmazmış ki... 

Mehmet Serhan Hocamız o kadar diri bir birikime ve mütevazi bir üsluba sahip ki, kendisini dinledikçe sanki o zamanın tekrardan tecelli edişine tanık oluyor, heyecanlanıyorduk. Dursun Gürlek 'in deyimiyle “O da bu zamanın Ali Emiri'si...” 

 

“Ali Emiri Diyarbakırlı. Telgrafçı, sonra muhasebeci... Birçok tekkeyi yaptırmış. Aynı zamanda şair... Arapça, Farsça, Kürtçe divanı var. Hiç evlenmemiş. Kitaplarını herkese vermezmiş. Son görevi Halep defterdarlığı.  

 

Bir de kendisinde bulunan bir kitap için Yemen'e tayin edilmeyi isteyişi üzerine bir hatırası var. Kendisinde Yemen'le ilgili bir kitap varmış. Kitap iki ciltmiş, ama Ali Emîrî'de tek cildi varmış. Nereden duyduysa, Yemen'de bir kabilenin reisi olan bir şeyhte kitabın diğer cildinin bulunduğunu haber almış. Yemen'e tayin istemiş, soluğu Yemen'de almış. Şeyh çok şaşırmış, onun bu kitap aşkını görünce kitabı Ali Emîrî'ye vermiş, hem de bedava. Şuanda Millet Kütüphanesi'nde dünyanın hiç bir yerinde bulunmayacak şekilde Yemen yazmaları vardır. Yemen'de dahi yok.  

 

Ayrıca bu kütüphanede 16 bin kitap var ve 7 bine yakın yazma.

 

Gençler, önemli bir bilgi de vereyim: Kimin evinde el-yazma Kuran-ı Kerim varsa veyahut ayet, sure varsa oraya cin girmez. Bir sırrı var bu işin. Yazmanın kıymetini bilin diye söylüyorum. 

 

Ali Emiri kitaplarını Şeyhülislam Feyzullah Efendi tarafından Dâru'l-Hadîs olarak yaptırılan bu binaya getirmiş, yerleştirmiş. Yani kendisi 1916 yılında bütün kitaplarını buraya vakfetmiş, böylelikle Millet Kütüphanesi'ni kurmuş ve ilk müdürü olmuş.” 

 

 

 

Fransızlar Millet kütüphanesini satın almak isteyince... 

“Fransızlar gelip bu kütüphaneye otuz bin İngiliz lirası teklif ederler. Ali Emiri şiddetle reddeder. "Efendiler ben bu kütüphaneyi devletimin bana verdiği maaşlarla yaptım. Öldüğüm zaman milletime kalması için... Bir daha böyle bir teklifle gelirseniz sizi buradan kovarım!" der.

 

Ayrıca der ki “Ben bu kitapları milletim için biriktirdim. Gençlerimizin arasından İbn Sînâ'lar, Râzî'ler, Gazaliler yetişsin diye. Onun için kütüphanemin ismini Millet Kütüphanesi koydum.”  
 

İlmi'l-gol Fi'l-laibi  Futbol 

Mehmet Serhan Hoca bizimle bir ara hoş bir hatırasını paylaşıyor:

“Mehmet Şevket Eygi bir gün enderuna geldi. “Hocam, bugün İmam Süyûti sağ olsaydı, bir de futbolla ilgili kitap yazmış olsaydı ismini ne kordu” diye sorar.

 

Ali İhsan Hoca “Valla Şevket, sen daha bilirsin” diye takılmış. Şimdi Osmanlılar eserlerine seciyeli isimler koyuyor ya... Şevket Bey de düşünüp dedi ki “ İmam Süyûti sağ olsaymış ve futbolla alakalı kitap yazsaymış bence şu ismi koyardı;  İlmi'l gol, fi'l laibi futbol.” Gol ilmi ve futbol oyunu yani.” ( gülüşmeler...)  

 

 

 

Ali Emiri'yi heyecanlandıran kitap  

“Kitabı gördü mü kendini kaybediyor Ali Emiri. Bunun için ceketini, pantolonunu satmayı göze alan bir adam.

 

Divanü Lügati't-Türk'ü de duymuş.  Burhan Bey'de varmış kitap. Ali Emiri diyor ki; “Kitabı elime alınca vücuduma titreme geldi. Aman, Burhan bey kalbimin atışlarını duymasın. Dünya-ahiret aradığım kitap bu! Osmanlı topraklarında hep bu kitabı aradım, durdum.” Sonra kitabı satın alıp yolda ilerliyor, arada bir arkasına bakıyor birisi takip ediyor mu diye...”  Gülüşmeler...)  

Muallim Rıfat beyle 3 gün kitap başına oturuyorlar, karşılıklı mukabele yapıyorlar. Sonra şükür namazı kılıyor. “Rıfat Bey gidelim tapu işlerine. Sana evimin yarısını bağışlayayım.” “Efendim, benim dedemden kalma köşküm vardır. Bu fakire bir lütufta bulunacaksanız, bu eserin bir kopyasını neşretmeme izin verin” diyor. Ali Emiri “Peki, kitap senindir, neşredebilirsin” diyor. Rıfat bey hanımına diyor ki; “Evde yangın çıkarsa hiç bir şey almayın evden, sadece bu kitabı alıp çıkın” diyor. Sonra emaneti geri teslim ediyor.  İşte o kadar önemli bir kitap Divanü Lügati't-Türk... Bugün müslümanlar kendi kültürünün farkında olsalar keşke...” 

 

“Bu Kadir benim oğlum gibidir.”

Mehmet Hocamız böyle diyor. Kütüphanenin girişinde başlayan bu hoş sohbetle birlikte Kadir ağabeyi de tanıdık. Ağabeyimiz bize bir taraftan çay ikram ederken, diğer taraftan Ali Emiri'nin ve Feyzullah Efendi'nin eserlerinin bulunduğu kitaplığı gezdirdi.

 

Tabi ilginç bir şey oldu; Kadir ağabeyimiz ve bir görevli ablamız kitaplığın bulunduğu depolarda Mehlika Toyga arkadaşımızla bizi gezdirirken, üzerimize kapı kilitlendi.

 

Bir süre mahsur kaldığımız kitaplıktayken düşündüğümüz ve söylediğimiz tek şey: “ Evet, biz de bu ânın hayalini kuruyorduk. Ali Emiri'nin kitaplarıyla başbaşa kalmanın en huzur ve keyif verici yanı bu olsa gerek...” 

 

Millet Kütüphanesi'nde sergi var.

Millet kütüphanesinin sergisini de gezdik. Hiç bir yerde göremeyeceğiniz eserler var. Bir çok yazma eseri, meşhur hattatların ve sultanların eserlerini ve Ali Emiri'ye ait eşyaları inceleme imkânına kavuştuk.

 

Sergi hala açık. Bu fırsat kaçmaz! Beklemeyin, gidin ve görün... 

 

Fotoğraf galerisi için tıklayın: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=35

 

Hatice Algın yazdı





Yorum
(:
mehlika t.
anılarımı depreştiren bu ses de nereden geliyor (: müthiş bir hazinenin ortasında kilitli kalmak harika bir duyguydu. altını gümüşü kaça geçer bizim düştüğümüz mahzenin yanında... ama en çok da kadir ağabeyin sempatik duruşu, mülayim tavırları, ve o ak, huzur dolu çehresi kaldı hatırımda. teşekkürler dostum iyi iş çıkarmışsın.
11/05/2009, 21:30