, 15 Aralık 2017
Bezmi lem Valide Sultan ın Hatırası Atıl Bırakılmasın

1421

Bezmiâlem Valide Sultan’ın Hatırası Atıl Bırakılmasın

Çeşmelerin uzun süredir içinde bulundukları yürek yakıcı perişanlıktaki hâllerini anlatan feryatların, estetik harikaları, mimarî özellikleri ve görsel şampiyonluklarını anlatan metinlerle at başı yürütülmesi gerekiyor. İkisini aynı anda vurgulamanın çelişen bir tarafı varmış gibi dursa da aslında birinin varlığına ikna edilmesi gereken zihinlerimizi diğerinin vurgusu tamamlıyor. Sadullah Yıldız tarihi çeşmeleri yazmaya devam ediyor.

İlgili Yazılar
Tarihin Kendi Ortalarda Yok ki Saygısı Olsun
Tarihin Kendi Ortalarda Yok ki Saygısı Olsun

''Görmezden gele gele, ısrarla değer vermemenin sonucu olarak şimdi nerdeyse tamamen yer altına inmiş bu ecdat hatırası sanmayalım ki diğer çeşmelerin de geleceği yeri temsil etmiyor.'' Sadullah Yıldız, asfatın ya da kaldırımın yuttuğu, keşmekeşin ortasında bunalan, tahrip edilen tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.
16/10/2017 11:11
Gemicilerin Çamaşırlarını Yıkadıkları 419 Yaşındaki Çeşme
Gemicilerin Çamaşırlarını Yıkadıkları 419 Yaşındaki Çeşme

''İnsan bu çeşmenin yanı başına gidip harap vaziyetini gördüğünde, mavi çölde aylar boyu insan görmeden yol alan gemicilerin karaya çıktıkları anda yaşadıkları duyguları ve bu çeşmeden temiz su içerken neler hissettiklerini düşünüyor. Sıradan bir çeşmenin kim bilir ne çok insan için harika bir hatıraya dönüşen keyifli mazisi oldu.'' Sadullah Yıldız tarihi çeşmelerin bugünkü hallerini gündemimize getirmeye devam ediyor.
12/10/2017 11:11
Ayakkabı Çekecekleri için Kullanışlı Çeşme Kitabesi
Ayakkabı Çekecekleri için Kullanışlı Çeşme Kitabesi

İstanbul’daki çok sayıda tarihî kıymetimiz harap ve bitap dururken bunlara yalnızca turistik ve ‘olduğu kadar’ gözle yaklaşan idarecilerin olduğu bir şehirde yaşıyoruz. Tarihi çeşmeler de bu görmezden gelmenin maruz kaldığı eserler bütününde bir kalemdir. Sadullah Yıldız yazdı.
04/06/2017 12:12
Çeşmeler Birer Vakıftır ve Vakfın Mülkiyeti Allah a Aittir
Çeşmeler Birer Vakıftır ve Vakfın Mülkiyeti Allah’a Aittir

İslam’da vakıf eserin mülkiyeti bizzat Allah’a aittir. O halde akarı kesilmiş bir vakıf, yıkılmış bir medrese veya suyu kesik bir çeşme aslında neyi akamete uğratmak anlamına gelmektedir? İstanbul’un tarihî çeşmelerini konuşurken neyin konuşulmakta olduğu bu netameli faktör de hesaba katılarak değerlendirmeye alınmalıdır. Sadullah Yıldız yazdı.
29/05/2017 12:12
Çeşmeler Tarihimize Hürmetimizin Ayrılmaz Parçalarıdır
Çeşmeler Tarihimize Hürmetimizin Ayrılmaz Parçalarıdır

‘Tarihî bölge, tarihî eser’ gibi kelimeler bağlamında zikredilen İstanbul yerleşim yerlerinden söz ederken de genellikle eser yoğunluğundan dolayı tarihî yarımadayı hatırlayıp gerisini yeşil, çiçek, böcek sanabiliyoruz. Hâlbuki İstanbul’un her noktası tarihî bölge kapsamındadır, içinde tarihinden eser bırakmadıklarımız bile… Sadullah Yıldız tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.
17/05/2017 11:11
Tarihi Olmayan Bir İstanbul dan Tiksinmeliyiz
Tarihi Olmayan Bir İstanbul’dan Tiksinmeliyiz

Hüsn-i zan için hiç yerimiz kalmadı ve yıka yıka dibine dayandığımız eserlerin elde kalanlarının önemli kısmının dikkatten kaçmadığı, bile bile görmezden gelinip değersizleştirilmeye çalışıldığı artık kesindir. Bu şehir hepimizin. Bizi yapan bu şehrin hatıralarıdır, onlarsız var olamayacağız ve olacağımız kişilerden peşinen tiksinmeliyiz. Sadullah Yıldız şehrin dört bir yanından tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.
15/05/2017 10:10

Geçtiğimiz aylarda, İstanbul ile ilgili yeni yayınları takip edenlerin ağına hemen düştüğünü tahmin edebileceğimiz yeni bir neşir raflarda yerini aldı:

Osmanlı Türkçesi’ne duyduğu ilginin onu pek de tahmin etmediği bir yere, İstanbul’un tarihî eserlerinin kitabelerine odaklanan bir kitap çıkarmaya kadar sürüklediği Hasibe Durmaz hanım, kırktan fazla çeşme-sebil-şadırvan hakkında fotoğraflarını da çekip kitabelerini incelediği, tarihsel arka planları ve banileri hakkında bilgi verdiği “İstanbul’un Çeşme ve Sebil Kitabeleri” adlı bir yayına imza attı.

Eserde yer bulan kitabeler ve vesikaların transkripsiyonlarını Esra Yavuz hanım üstlenmiş. Dolayısıyla en zorlu kısımlardan birinde onun imzasının bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Kitabın emektarları arasında üçüncü olarak da Murat Arslan ismi görülüyor.

Çeşmelerin uzun süredir içinde bulundukları yürek yakıcı perişanlıktaki hâllerini anlatan feryatların, estetik harikaları, mimarî özellikleri ve görsel şampiyonluklarını anlatan metinlerle at başı yürütülmesi gerekiyor bir bakıma. Bu sebeple Durmaz’ın çalışmasını eline aldığında insan, “bu şehirdeki çeşmelerin hepsi böyle süslü, bakımlı, tertemiz mi?” diye itiraz edemiyor. Ne kadar değerli ve güzel oldukları bir yandan, bir yandan da nasıl bakımsız, köşeye itilmiş ve yok olmanın eşiğinde bırakıldıkları üzerine dikkat çekilerek çalışmalar yürütülmesi gerekiyor. İkisini aynı anda vurgulamanın çelişen bir tarafı varmış gibi dursa da aslında birinin varlığına ikna edilmesi gereken zihinlerimizi diğerinin vurgusu tamamlıyor.

Düzensiz aralıklarla fakat yine de devamlı olmaya çalışarak sürdürdüğümüz tarihî çeşmeler derlememizde bizim de elimizde yine bazısı perişan ve susuz, bazısı nispeten keyfi yerinde çeşmelerden oluşan bir buket var. Şehrin farklı noktalarında gözümüze çarpan, bu zincirin önceki halkalarında (bakınız) değinmediğimiz çeşmelerle ilgili haberler getirdik.

İşlevi kısıtlanmış her şeyin varlığı da tehdit altındadır

İlk uğrağımız dört yıl süren restorasyondan çıkıp bu yaz açılışı yapılan Yıldız Hamidiye Camii’nin avlusundaki, üç yüzünde üç farklı tarih ve bir alnında da Sultan II. Abdülhamid’in tuğrasını taşıyan küçük çeşme (1). Tarihlerin ikisi II. Abdülhamid’in tahtta olduğu günlere isabet ediyor fakat üçüncüsünün mukabili olan yılda sultan tahtta değil. Bunun da doğum senesine işaret ettiği anlaşılıyor. Çeşmenin üç alnındaki üç tarih şöyle: 1258 (1842) sultanın doğum yılı, 1293 (1876) tahta çıkışı ve 1318 (1900). Üçüncü tarihin sultan için hangi önemli hadiseye tekabül ettiğini çıkaramadık ancak belki bebekken vefat eden kızları Aliye Sultan ve Cemile Sultan’a işaret ediyor olabilir.

1.
2.
3.

Suyu akar durumda ve ince işçilikli tezyinatı olan bu güzel çeşmenin cami restorasyonundan nasibini aldığı belli oluyor.

Başka mevkide yine hanedandan bir iz görelim: Müsrifliği ve para değerlendirme yöntemleri konusunda eleştirilebilir olduğu söylenirse de hayır işlerinde bundan çok daha ileride olan, İstanbul’a başka hiçbir hizmeti olmasa yaptırdığı hastaneden hesabına geçen hayır dualarla köşeyi dönecek kadar iyiliğe vesile olmuş Bezmiâlem Valide Sultan’ın, başhekimleri arasında Ferik Ahmed Paşa gibi meşhur bir simanın da olduğu kendi adıyla anılan Vatan Caddesi üzerindeki hastanesi, valide sultanın eşi Sultan II. Mahmud ile adeta yarışırcasına inşa ettirdiği sevap merkezlerinden biridir.

Ord. Prof. Kazım İsmail Gürkan’ın 1967 senesinde yayınladığı hastanenin tarihçesine dair çalışmada adını “Bezm-i Âlem Gureba-i Müslimin Hastanesi” olarak tespit ettiği merkezin Çapa cihetine dönük hizasındaki aynı adla inşa edilmiş camisinin yanında bir de çeşme bulunuyor (2). Bir son dönem eseri olduğunu bariz biçimde aksettiren süslemeleriyle güzelliğine söz ettirmiyorsa da çeşmenin suyunun akmaması hele hastane yanında bulunuyor olması bakımından üzüntü vericidir.

Tuğrasında 1261 (1845) tarihini taşıyan ve musluğunun yerinden koparılması ile birkaç ufak hasarı hariç tutarsak göz tırmalamayan çeşmenin gelin görün ki şehirdeki birçok çeşmeyle buluştuğu ortak ızdırap yine asfalt yutması. Kurnanın ok ışınlı güneş tezyinatını bir yerden kesen asfalt yine insaflı davranmışsa da bunun kabul edilemezliği ortada. Çeşmenin güzelliğinin şu hâliyle her an tehdit altında olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır zira işlevi kısıtlanmış her şey biraz öyledir.

Valide sultan gibi ümidini kendinden sonra da işleyecek bir sevap kapısına bağlayarak dünyadan ayrılmayı hesap eden (İsmail Gürkan hocanın yukarıda zikredilen eserinde de ifade ettiği gibi Osmanlı insanının müessese inşa etmesini dinî gayeden daha kapsamlı bir amaçla açıklamak pek mümkün değil; s. 12) bir başkası da Sefer Ağa’dır. Vefa’da, üniversite öğrencilerinin yoğun kullandığı bir güzergâhtaki yol ayrımında ulu bir çınarın gölgesinde duran Sefer Ağa hayratı sıcak günlerde serinlemek isteyenlere, çevredeki esnafın ihtiyacı için de yılın her günü su dağıtmaya devam ediyor.(3)

Çeşmeyi harap hâlinden kurtarıp onartan (Prof. Fuat Sezgin’in eşi) Ursula Sezgin hanım efendi, bir de bu güzel iş hakkında hülasaten bilgi verdiği internet sitesi kurmuş: istanbul-brunnen.de/harabe.htm

Doğrusu ben kitabe sonundaki tarihi altın yaldızın dolguları sebebiyle tam çıkaramadım ancak Ursula hanımın sitesi bu hususta da çare oldu: H. 1029 (1620) olarak okunmuş tarih doğruysa nerdeyse dört yüz yıldır süren bir hayır kapısına bakıyoruz demektir.

Sultanın eli değmesine karşın tuğrası bulunmayan çeşme

4.
5.

Bu noktadan Cağaloğlu civarına uzanıp daha önce uğramadığımız bir çeşmeyi görelim: Kazım İsmail Gürkan Caddesi, Cağaloğlu Hamamı Sokağı girişinde Sultan I. Mahmud’un hatırası bir çeşme bulunuyor (4). İki cepheli çeşmenin musluklarından biri çalışırken diğerinin çalışmıyor olması testi setinin yükler için geçici bir masa görevi görmesine neden olmuş ve bunun ne zaman-ne kadar tahribata sebep olacağı belli değil.

Nefis talik hatlı kitabesi hariç hiçbir süslemesi olmayan çeşmenin, işin tuhaf tarafı o ki bir sultanın eli değmesine karşın tuğrası da bulunmuyor. Diğer tezyinatıyla birlikte tuğranın da zamanla kayıplara karışmış olması bir ihtimal. Burada ‘sultan eli değmesi’ kısmına dikkat etmek gerekiyor zira iki satırlık kitabe, Sultan I. Mahmud’un çeşmeyi tamir ettirip suyuna kavuşturduğunu (1742 yılında) söylüyor, baştan yaptırdığını değil.

Henüz hayattaysa da pek hayatiyet izi göstermeyen bir başka mazlum çeşme, bir Mimar Sinan eseri olan Azapkapı Camii’nin arkasındaki sokakta, mabedin kubbesini gören açıklıktadır (5). Sökülmeden önce üç musluğu olduğu anlaşılan çeşmenin yine en ciddi meselesi kaldırım taşları dizilirken orada değilmiş gibi davranılarak gövdesinin yer altında bırakılmasıdır. Nişteki kesme taşlar sanki bir zamanlar yerinde duran kitabe için elverişli manzara sunarlarken, gel gelelim, caminin vakfına ait olma ihtimalini de değerlendirerek baktığım birkaç eserde hakkında bilgi bulamadığım bu çeşme, her hâlükârda bütün fonksiyonları çalışır duruma getirilmek için daha fazla beklememelidir.

6.
7.
8.
9.

Damacana takılı sebil

Girişte sözünü ettiğimiz eserinde Hasibe hanımın da kitabe okumalarını derç ettiklerinden biri olan Hekimoğlu Ali Paşa sebili, 18. asırda Şehremini taraflarındaki şimdi aynı isimle anılan bölgeye kütüphane ve tekkesi dâhil olmak üzere bir külliye inşa ettiren Ali Paşa’nın yadigârlarından biri.(6)

Yaprak motifi işlemeleri ve mukarnas tezyinatıyla göz alıcı ayrıntılar da taşıyan hatta sebil pencereleri önündeki parmaklıkların bile kubbe tarzında taçlandırılarak (7) boş çevrilmediği çeşmenin üzerinde âdet olduğu üzere ayetlerin de yer aldığı bol yazı bulunuyor. Bunların hoş bir talik stilde olmaları ayrıca bir göz şenliği yerine geçer.

Bu caminin müştemilatından olup daha evvel bahsetmediğimiz bir çeşmeden söz edersek aklımıza hemen Sultanahmet Camii içinde fil ayağında yapılmış başka bir çeşme (8 numara) gelir. Hekimoğlu Ali Paşa Camii girişindeki iki büyük sütunda da iki küçük çeşme bulunuyor. Ayna taşından ibaret muslukların çiçek tasarımlı nişine yakınlarda kireçle monte edildikleri tahmin olunabilir (8). Bu görüntüde bir aksaklık olarak addedilebilirse de esas maksadın suyun akıtılması olduğu hasebiyle pek bir önemi yok. Fakat diğerinin önünden damacana takılı sebili kaldırırsak en azından manzarayı komik olmaktan kurtarmış, kurnasına da sağlamlık testi uygulamamış oluruz.(9)

Son olarak da Vaniköy’de başka bir çeşmesi olduğu bilinen (bakınız) zamanımız hayırseverlerinden Süleyman Süleymangil Bey’in İstanbul’un kalbinde, Sultanahmet Camii’nin hünkâr kasrı duvarındaki gözlere şenlik çeşmesini arz edelim.

Kenar izlerinden de belli olduğu üzere buraya sonraları nakil ve monte edilen çeşme vakfedilmiş ancak gelin görün ki şu an vakfın işlerliği söz konusu değil. Barok tarzın şaşaalı bir örneği olan eserin nereden getirildiğini ve Süleyman Bey’in hangi fırsatlarla elde edebildiğini bilmiyoruz. Fakat suyunun akmaması ve yalağının ortalarda gözükmemesi öncelikli olarak halledilecek mesele gibi duruyor.

 

Sadullah Yıldız





Yorum
Eleştiri (9 no'lu resim)
Ömer
9 no'lu resimdeki sebilin konumu öyle bir yerde ki, mübalağa yaparak söylüyorum, yeryüzündeki tüm canlıları dakikalarca güldürebilecek bir görüntü. Yetkililer inşallah o sebili daha uygun bir yere yerleştirirler.
11/10/2017, 11:48

İlgili Konular