, 23 Kasım 2017
30 Yıldır Aynı Heyecanla Yedi İklim Cuma Buluşmaları

3455

30 Yıldır Aynı Heyecanla: Yedi İklim Cuma Buluşmaları

Yedi İklim’in Cuma buluşmalarına katılmaya çalışıyorum imkân buldukça. Dergi bürosunda yapılıyor buluşmalar. Haftanın diğer günleri de açık büro. 30 yıldır yayınlanıyor dergi. Cuma buluşmaları da derginin yayın hayatı boyunca aksamadan devam ediyor. Şakir Kurtulmuş yazdı.

İlgili Yazılar
Hangi Yaşta Ölürsek Ölelim Tamamlanmamış Cümlelerimiz Olacak
Hangi Yaşta Ölürsek Ölelim Tamamlanmamış Cümlelerimiz Olacak

" Kitap başlı başına bir kavramı anlatıyor aslında. Zaman’ı. Bu zamanın baş rol oyuncusu ise insan. Anladığı anlayamadığı pek çok şeye inat dönüyor dünya zamanın kıskacında. Akrep ve yelkovan değil mesele". Hatice Kübra Karadeniz Ali Haydar Haksal'ın Aradan Geçen Uzun Yıllar kitabını yazdı
02/07/2017 08:08
Dr Kenan Bey ve Hastaları
Dr. Kenan Bey ve Hastaları

“Kenan Bey olayları anlatırken hep başka şeyler de anlatıyor. Açık olmak gerekirse bu durum önceleri kötü bir ruh hali olarak kalıyor içinizde. Hatta geriliyorsunuz “şimdi olaya girecek şimdi, şimdi, şimdi....” derken, birden olayın baş kahramanı olabiliyorsunuz.” Hatice Kübra Karadeniz, Ali Haydar Haksal'ın 'Kör Kuyu' kitabını yazdı.
01/08/2017 08:08
Sezai Karakoç'un eserleri hep yanıbaşımda
Sezai Karakoç'un eserleri hep yanıbaşımda

Yedi İklim Dergisi'nin genel yayın yönetmeni ve editörü, hikâye, roman ve düşünce türünde eserleriyle tanıdığımız Ali Haydar Haksal'a, okumaları hususunda bir kaç soru tevcih ettik. Ahmed Sadreddin sordu.
11/12/2013 12:12
Romanda Çaplı Eserler Verme Şansını Büyük Ölçüde Yitirdik
Romanda Çaplı Eserler Verme Şansını Büyük Ölçüde Yitirdik

Müslüman yazarlara düşen sorumluluğu, medeniyet ve düşünce tarihini, insanlık tarihini kendi ruhundan doğan bir bilinçle yeniden yorumlamak, anlatmak olarak öne çıkaran Ali Haydar Haksal, ‘Kendilik ve Edebiyat’ kitabı çevresinde Şakir Kurtulmuş'un sorularını cevapladı.
23/09/2016 08:08
Oruçla konuşurken kendini bulmuşsan
Oruçla konuşurken kendini bulmuşsan!

Ali Haydar Haksal’ın Ramazan ayı ve oruçla ilgili metinleri Oruç Çağrısı adıyla yayımlandı. Kitapta ilk olarak yazarın oruç ile kurduğu arkadaşlık dikkat çekiyor.
29/07/2013 12:12
Ruha yabancıdır göğü göstermeyen kent
Ruha yabancıdır göğü göstermeyen kent

Ali Haydar Haksal, “Ruh Denizi”nde insan ruhunun gizli köşelerinde kalmış duygularını dile getiriyor.
07/06/2013 12:12

Birlik olmak, birlikte olmak, birlikte olgunlaşmak.” Yedi İklim’in varoluş amacını herhalde en güzel yukarıdaki cümle açıklıyor diye düşündüm. Sürekli yenilenen, devingen bir içerik tanımı.

Osman Bayraktar, ‘Mekân Hikayeleri’ isimli kitapta Yedi İklim dergisi bürosunu anlatan ‘Yedi İklimde Zaman ve Mekan’ başlıklı yazısına böyle başlıyor ve dergiye gelenlerin neden geldikleri, oradan ne aldıkları da dâhil pek çok özelliklerini anlatıyor Yedi İklim mekanının.

Yıllardır sürüyor Cuma toplantıları

Yedi İklim’in Cuma buluşmalarına katılmaya çalışıyorum imkân buldukça. Dergi bürosunda yapılıyor buluşmalar. Haftanın diğer günleri de açık büro. İsteyen gidebilir ama özellikle Cuma günleri buluşma saati öncesi ayrı bir heyecan sarıyor beni. Üsküdar’da büroya kadar olan yolu nasıl hızlı adımlarla kat ettiğimi, oraya nasıl ulaştığımı fark edemiyorum çoğu kez. Zaman mı hızlı ilerliyor, kavuşma heyecanı ile dolu olan gönlüm hiç mi yorgunluk hissetmez. Bir arkadaşla orada buluşmak üzere sözleşmişsek eğer, koşarak gidişimin başka nasıl izahı olabilir ki. Özellikle İstanbul dışından gelen arkadaşlarla buluşmak için sözleştiğimiz bir mekândır Yedi İklim.

30 yıldır yayınlanıyor dergi. Cuma buluşmaları da derginin yayın hayatı boyunca aksamadan devam ediyor. Bir ara Ali Haydar Haksal’ın ağır hastalık döneminde kısmen aksamalar olsa da daha sonra yeniden sürdürülmüş toplantılar. Her dönemin müdavimleri olmuş, gelenler, gidenler… Dergiye katkı sunanlar, sadece Cuma akşamları sohbetlere katılanlar… İsimleri saymakla bitiremeyiz. Ama biz son dönem Cuma sohbetlerine değinelim istiyorum. Neler oluyor, kimler düzenli katılıyor, neler konuşuluyor? Gençler ne düşünüyor, ne bekliyorlar, neler alıyorlar? Buradan bunlara bakalım…

Kimler var?

Dergiye ilk sayısından bu yana omuz vermiş, derginin ana omurgasını oluşturmuş isimler Ali Haydar Haksal, Osman Bayraktar, Hasan Aycın hemen her hafta eğer İstanbul dışında değillerse katılıyorlar toplantılara. Recep Yumuk, Mete Çamdereli, Nurettin Durman ve ben yaşlı grubun halkasını tamamlamış oluyoruz. Bu arada derginin teknik ve idari işlerini yürüten, derginin bürosunu daima açık bulunduran, abonelerin isteklerini kısa sürede tamamlamaya çalışan, büroya gelenlere sunulan ikramları hazırlayan iki güzel insan Ahmet Tahir Haksal ve Müstakim Haksal da hazır bulunurlar.

Bu halkaya en yakın olan ikinci bir listemizde ise dergi kadrosundaki şair ve yazarları sayabiliriz. Serdar Kacır, Osman Koca, İsmail Demirel, Fatih Demirel, Yunus Emre Özsaray, Ahmet Demirel, Nabi Çömez, İshak Aslan, Adem Turan, Erkan Kara, İbrahim Eyibilir, Mustafa Cemil Efe, Nuhan Nebi Çam, Ömer Hatunoğlu ikinci kuşağa dahil edebileceğimiz isimler.

Yine dergi kadrosuna ürünleri ile katkı sağlayan genç kuşak da bu halkanın üçüncüsünü oluşturuyor. Bu genç yazarların yanında bir de sadece sohbetlere katılmak için gelenler var, onlarla birlikte hemen her Cuma 25-30 kişiden aşağıya düşmüyor sayı. Çeşitli öğretim kurumlarında görevli öğretmen arkadaşları da unutmamalıyız.

Neler konuşuluyor?

Cuma buluşmalarının önemli konukları yazı kadrosunda olmasalar da buradaki sohbete iştirak etmek, konuşulanları dinlemek üzere gelen üniversite öğrencileri. Her hafta düzenli olarak gelen öğrenciler olduğu gibi sınavlarından, işlerinden fırsat buldukça katılmaya gayret edenler de var. Bu öğrencilerin cesaretlerine hayranım. En az 30 kişilik bir toplulukta açık açık öne atılıp görüşlerini söyleyebilme cesaretini göstermelerini önemli buluyorum. Kimi zaman kendimizi onların yerine koyduğumuzu düşünüyor, hayretler içerisinde kalıyorum. Lise dönemimizde bizim de böyle toplantılara katıldığımızı ancak sadece dinlemeyi tercih ettiğimizi düşününce bugünkü gençlerdeki bu cesaretin onlar için ne kadar anlamlı, ne kadar verimli olduğunu görmek daha da mutlu kılıyor insanı.

Cuma sohbetlerinin güzel bir yanı, önceden belirlenmiş bir konu üzerinde konuşulmaması. Hemen o anda ortaya çıkıveriyor bir konu ve o akşamın ana gündemini oluşturuyor. Derginin yeni sayısı çıkmışsa öncelikle dergi ile ilgili konuşuluyor. Şiirler, öyküler, denemeler değerlendiriliyor. Şiir ve öyküden yola çıkılarak günümüz edebiyatı üzerinde değerlendirmeler yapılıyor. Gündem oluşturan haftanın önemli sanat etkinlikleri, dergiler ya da gazetelerde yer almış herhangi bir yazı üzerine de konuşulabiliyor ve gündemin ucu buradan yakalanmış oluyor.

Okuma grupları ve kitap tahlilleri

Hasan Aycın’ın özel olarak ilgilendiği öğrenci gruplarını zikretmeden geçemeyiz. Aycın, Cuma buluşmalarına gelmeden önce Topkapı’da bir öğrenci yurdunda gençlerle bir araya geliyor, oradan çıkıp Üsküdar’a dergi bürosuna geliyor. Bazen onunla görüşmek isteyen öğrenciler o gelmeden önce gelmiş oluyorlar büroya, bazen de kendisiyle birlikte geldikleri oluyor. Bu gençlerin arasında mutlaka çizgi ile uğraşanlar vardır ve çizgilerini yanlarında Hasan Aycın’a getirmişlerdir göstermek için. Masanın bir ucunda hemen ayrı bir sohbet halkası oluşuverir böyle durumlarda. Hasan Aycın ve 3-5 genç masanın bir ucunda ayrı bir konuyu yatırmışlardır masaya. Hasan Aycın o çizimlerden yola çıkarak yorumlamaktadır ürünleri. Gençlerin nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

Çeşitli üniversitelerde öğrencilerin oluşturduğu okuma grupları da sık sık Yedi İklim’in bürosunda bir araya gelerek kitap tahlilleri yaparlar. Marmara, Şehir, Boğaziçi, Medeniyet, Fatih gibi çok değişik üniversitelerin değişik fakültelerinde okuyan gençler oluşturdukları okuma gruplarında önceden belirledikleri kitapları okuyup daha sonra bir araya gelerek tahlil ediyorlar. Bu gruplarla genellikle Ali Haydar Haksal ilgilenir. Onun İstanbul dışında olduğu zamanlarda bir başka arkadaşımız onun yerine kitap tahlili yapan grupla bir araya gelir. Okudukları kitap hakkında değerlendirmede bulunurlar.

“Bu ortamda aslolan malzeme değil, insan sıcaklığıdır”

Yedi İklim’in bürosunda Ali Haydar Haksal’ın yıllarca biriktirdiği kitaplar da kütüphaneye ayrı bir zenginlik katar. Ömrünü bu kitapları bir araya getirip okumakla geçirmiştir Haksal. Dedesinden kalan Arapça ve Osmanlıca eserlere de o sahip çıkmıştır. Zaman zaman şehir içinden olsun dışarıdaki illerden olsun Üsküdar’a gelip de Yedi İklim kütüphanesine uğrayan öğrenci gruplarının buradaki manevi havadan çok etkilendiklerine, buradaki havayı tarif edilmez bulduklarına şahit olmuşuzdur. Özellikle edebiyatla ilgili gençlerin kütüphaneye geldiklerinde uzun süre kitaplar ve dergiler arasında vakit geçirdiklerine çok tanıklık etmişizdir. Bu kütüphanede aradığınız bir kitabı hemen bulamayabilirsiniz çünkü çok kitap vardır ve sistematik bir kayıt bulunmamaktadır. Biraz vakit ayırıp inceleyerek aradığınız kitabı bulabilirsiniz.

Cuma buluşmalarına gelen gençlerin bir kısmı ise sosyal medyadan tanıdığı şair ve yazarları bizzat yakından tanımak amacıyla dergiye gelip gitmektedir. Onları yakından tanımış olmanın huzuru ile daha sıkı bir ilişki içine girdiğini görürsünüz bu okuyucuların. Ellerinde yazdıkları kimi şiir ve öykülerle gelir bu gençlerin bir kısmı. Utanarak çıkarıp gösterirler yazdıklarını. Cesur yürekli gençler de vardır aralarında. Söylediklerinizi dikkate alırlar. Eleştirilerinizi göğüsleyebilecek olgunluktadırlar. Yazdıklarının bir edebi değeri olmadığını söylediğinizde buna kızan ve size küsebilen gençler olduğu gibi, böyle söylediniz diye hiç alınmayan, üstelik “bunları bizim daha iyi şeyler üretebilmemiz için söylüyorsunuz” diyerek olumlu karşılayan cesur yürekli gençlerle de karşılaşmanız mümkün. Sosyal medyadan bize zaman zaman şiirlerini, yazılarını gönderip değerlendirmemizi isteyen gençlere eğer İstanbul içindelerse Üsküdar’da Yedi İklim bürosuna gelebileceklerini söylüyoruz. İstanbul dışındalarsa ürünlerini mail yoluyla dergi adresine göndermelerini, oradan editör arkadaşların o ürünleri inceleyip değerlendireceklerini söylüyoruz. Dergi ile böyle ilişki kuran İstanbul dışındaki edebiyatla ilgili kimi gençler daha sonra bir vesile ile İstanbul’a yolu düştüğünde mutlaka dergi bürosuna uğrayıp Yedi İklim’in havasını soluyor, çayını içiyor, gıyaben tanıdığı arkadaşlarla yüz yüze görüşmenin mutluluğunu yaşıyor.

Osman Bayraktar’ın söz konusu yazısında dergiye gelenlerle ilgili tasviri müthiş: “Dergi ortamları, geçmişi ve geleceği ile zamanın sıcağı sıcağına, derinlemesine algılandığı mekânlar. Belki birçoğu henüz olgunlaşmamış fikirler bazen bir soru, bazen bir karşı çıkış, bazen de heyecanla savunulan kuvvetli bir tez biçiminde atılır ortaya. Şair şiirini yeni tamamlamış olmanın muzaffer edasıyla girer kapıdan. Öykücü, sanki kendi kurguladığı öykü zamanının içinde yaşamakta gibidir. Bu ortamda aslolan malzeme değil, insan sıcaklığıdır. Konuşabilecek, dinleyebilecek birilerini bulmuş olmanın engin hazzı.’’

Yedi İklim’de otuz yıldır devam eden bu hareketlilik, sürekli kendini yenileyerek dingin bir halde canlılığını korur. Yaş ortalamasına baktığınızda 3 kuşağın bir arada var olduğunu, aynı ortamda yazdığını, konuştuğunu görürsünüz. Bu birliktelik, sürekli bir yenilenmeyi, hareketliliği de beraberinde getirir.

Cuma buluşmalarında katıldığınız sohbetten geç vakit ayrılıp Üsküdar sokaklarında evinize doğru yol alırken, sırtınızda taşıyabileceğiniz kadar yükle dolu olduğunuzu hatırlar, coşkulu, heyecanlı, yoğun duygu ve düşünceler içerisinde emin adımlarla yürürsünüz.

 

Şakir Kurtulmuş