, 24 Ekim 2017
Çeşmeler Tarihimize Hürmetimizin Ayrılmaz Parçalarıdır

1810

Çeşmeler Tarihimize Hürmetimizin Ayrılmaz Parçalarıdır

‘Tarihî bölge, tarihî eser’ gibi kelimeler bağlamında zikredilen İstanbul yerleşim yerlerinden söz ederken de genellikle eser yoğunluğundan dolayı tarihî yarımadayı hatırlayıp gerisini yeşil, çiçek, böcek sanabiliyoruz. Hâlbuki İstanbul’un her noktası tarihî bölge kapsamındadır, içinde tarihinden eser bırakmadıklarımız bile… Sadullah Yıldız tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.

İlgili Yazılar
Tarihin Kendi Ortalarda Yok ki Saygısı Olsun
Tarihin Kendi Ortalarda Yok ki Saygısı Olsun

''Görmezden gele gele, ısrarla değer vermemenin sonucu olarak şimdi nerdeyse tamamen yer altına inmiş bu ecdat hatırası sanmayalım ki diğer çeşmelerin de geleceği yeri temsil etmiyor.'' Sadullah Yıldız, asfatın ya da kaldırımın yuttuğu, keşmekeşin ortasında bunalan, tahrip edilen tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.
16/10/2017 11:11
Gemicilerin Çamaşırlarını Yıkadıkları 419 Yaşındaki Çeşme
Gemicilerin Çamaşırlarını Yıkadıkları 419 Yaşındaki Çeşme

''İnsan bu çeşmenin yanı başına gidip harap vaziyetini gördüğünde, mavi çölde aylar boyu insan görmeden yol alan gemicilerin karaya çıktıkları anda yaşadıkları duyguları ve bu çeşmeden temiz su içerken neler hissettiklerini düşünüyor. Sıradan bir çeşmenin kim bilir ne çok insan için harika bir hatıraya dönüşen keyifli mazisi oldu.'' Sadullah Yıldız tarihi çeşmelerin bugünkü hallerini gündemimize getirmeye devam ediyor.
12/10/2017 11:11
Bezmi lem Valide Sultan ın Hatırası Atıl Bırakılmasın
Bezmiâlem Valide Sultan’ın Hatırası Atıl Bırakılmasın

Çeşmelerin uzun süredir içinde bulundukları yürek yakıcı perişanlıktaki hâllerini anlatan feryatların, estetik harikaları, mimarî özellikleri ve görsel şampiyonluklarını anlatan metinlerle at başı yürütülmesi gerekiyor. İkisini aynı anda vurgulamanın çelişen bir tarafı varmış gibi dursa da aslında birinin varlığına ikna edilmesi gereken zihinlerimizi diğerinin vurgusu tamamlıyor. Sadullah Yıldız tarihi çeşmeleri yazmaya devam ediyor.
10/10/2017 11:11
Ayakkabı Çekecekleri için Kullanışlı Çeşme Kitabesi
Ayakkabı Çekecekleri için Kullanışlı Çeşme Kitabesi

İstanbul’daki çok sayıda tarihî kıymetimiz harap ve bitap dururken bunlara yalnızca turistik ve ‘olduğu kadar’ gözle yaklaşan idarecilerin olduğu bir şehirde yaşıyoruz. Tarihi çeşmeler de bu görmezden gelmenin maruz kaldığı eserler bütününde bir kalemdir. Sadullah Yıldız yazdı.
04/06/2017 12:12
Çeşmeler Birer Vakıftır ve Vakfın Mülkiyeti Allah a Aittir
Çeşmeler Birer Vakıftır ve Vakfın Mülkiyeti Allah’a Aittir

İslam’da vakıf eserin mülkiyeti bizzat Allah’a aittir. O halde akarı kesilmiş bir vakıf, yıkılmış bir medrese veya suyu kesik bir çeşme aslında neyi akamete uğratmak anlamına gelmektedir? İstanbul’un tarihî çeşmelerini konuşurken neyin konuşulmakta olduğu bu netameli faktör de hesaba katılarak değerlendirmeye alınmalıdır. Sadullah Yıldız yazdı.
29/05/2017 12:12
Tarihi Olmayan Bir İstanbul dan Tiksinmeliyiz
Tarihi Olmayan Bir İstanbul’dan Tiksinmeliyiz

Hüsn-i zan için hiç yerimiz kalmadı ve yıka yıka dibine dayandığımız eserlerin elde kalanlarının önemli kısmının dikkatten kaçmadığı, bile bile görmezden gelinip değersizleştirilmeye çalışıldığı artık kesindir. Bu şehir hepimizin. Bizi yapan bu şehrin hatıralarıdır, onlarsız var olamayacağız ve olacağımız kişilerden peşinen tiksinmeliyiz. Sadullah Yıldız şehrin dört bir yanından tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.
15/05/2017 10:10

İstanbul’un Avrupa kıtasındaki semtlerinin her birinin kendine mahsus havası bunca kozmopolitliğe ve inşaat keşmekeşine rağmen hâlâ hissedilebilir durumdadır.

Bunu veren şey elbette çoğu zaman yine tarihî eserler oluyor. Bir hendeseye uzaktan baktığımızda onu yaptıran, yaşadığı dönem, geçirdiği badireler ve ifade ettiği iyi ya da acı bir anlamla birlikte düşünüyoruz ve bu duygusal zihin arka planı semte bakışımızı şekillendiriyor.

Avrupa yakasında durum bu olduğu gibi Anadolu tarafı da elbette böyledir ama bana sorarsanız Anadolu cihetindekiler kendi içlerinde birbirlerine daha fazla benzerler. Sözgelimi Kadıköy’ün Batılı yönünü saymazsak köyleri ve patikaları, Çengelköy’ün patikalarının vereceği havanın eşsizliğiyle benzeşir ve bunlar otantik, bakir ve biraz da ilkel olmakta tetabuk hâlindedirler.

Tabii ki bu mukayeseler her iki yakanın mekanik ve betonarme biçime hapsolmuş mıntıkalarını kapsamayıp vitrinin arkasında duran ve keşfedilmesi herkese nasip olmayan bölgeleri için geçerli.

‘Tarihî bölge, tarihî eser’ gibi kelimeler bağlamında zikredilen İstanbul yerleşim yerlerinden söz ederken de genellikle eser yoğunluğundan dolayı tarihî yarımadayı hatırlayıp gerisini yeşil, çiçek, böcek sanabiliyoruz. Hâlbuki İstanbul’un her noktası tarihî bölge kapsamındadır, içinde tarihinden eser bırakmadıklarımız bile…

Mesela böyle bir iz sürmeyi çeşmeler üzerinden yürütmek mümkündür. Bir sokakta göreceğimiz tarihî çeşme bize sokağın vasfıyla ilgili direkt bilgi sunduğuna göre çeşmeler bu bakımdan iyi birer yardımcıdırlar. Dilerseniz belli bir hattı takip ederek İstinye itibariyle aşağı doğru sahile paralel ilerleyen yol boyunca görebileceğimiz çeşmeleri konuk edelim ve sadece bu araba yolunda tek başlıkta şahit olunabilecek çeşmelerin miktarına ve vasıflarına bakalım.

Yeter ki banisine ve hatırasına hürmet etmek isteyelim…

İstinye’de göreceğimiz bu çeşme (1) akantüs ve istiridye-vari tezyinatıyla Avrupaî üslubunu hiç de saklamıyor. Alttaki iki gözü muhtemelen çeşmenin ilk musluk yerleriymiş ve zemin seviyesini yükselten yol yapımları sebebiyle musluğun da yukarı taşınmak zorunda kaldığını tahmin edebiliriz. Akar durumdaki eser 1988’de Ziya - Savcı Çelikbilek anısına onarılmış. Böylesi küçük çeşmelerde genellikle ilk yaptıranıyla ilgili bilgiye ise rastlamak mümkün olmuyor.

1.
2.
3.
4.

Baltalimanı Hastanesi arkasında duran bu pembe duvar o kadar da pembe değil; zira küçük yolların ulaştığı orta bölgedeki kabarıklıktan anlayabilirsiniz ki burada bir çeşmenin ayna taşı vardır ve duvar hazır boyanırken zahmet edilip bu çeşme de olduğu gibi boyanmıştır, ne güzel...(2)

Bir sonraki adımda şu da tahmin edilebilir: Üç gözlü çeşmenin ortada musluk izi dışarı çıkmışının yanı sıra sağdaki göz yerinde durmaktadır ama soldaki gözün yalnızca üstündeki beyaz-ufak saçağı kalmıştır; öyleyse çeşmenin aslında üç gözü vardır ve boya-badanalar bu izleri -belki uzun bir unutkanlık devresinin ardından- hepten kapatmıştır.

Bu çeşmenin bizatihi çeşme olması itibariyle suyunun akması ve bakımının yapılması gerektiği gibi, hatırlarsanız daha önce Cerrahpaşa Hastanesi avlusunda ziyaret ettiğimiz çeşme hakkında ifadeye çalıştığımız üzere, hastane içinde olması hasebiyle bu su kaynağı çok fazla hizmet ve ihtiyaç görebilir. Yeter ki banisine ve hatırasına hürmet etmek isteyelim.

Yola devam ederken kaldırım üzerinde, duvara dayalı bir çeşme daha göreceğiz (3). Bu kervana yeni katılmış, henüz geçtiğimiz yüzyıl ortasında yapılmış bir çeşmedir ancak böylelerini de yaşlarına hürmeten zikretmek lazımdır ki yarın bir bu kadar yaş daha geçirdiklerinde zaten diğer çeşmeler tarafından da kâle alınacakları miktarda görüp geçirmiş olacaklar. (Bir başkası 11 numarada.)

Necipbey Hayratı’ 1951 tarihini taşıyor ve aynataşından ibaret. Musluğu hâlâ akmaktadır ve öğrenebildiğimiz kadarıyla Terkos suyudur. Süslemesi ise Osmanlı son devir çeşmelerinde görülebilecek perde motifinin basit bir taklididir. Kurnasının altındaki istinat direğinde ağaç gövdesi biçimli işlemeler vardır.

Sahil yolundan devam ile Rumeli Hisarı’nda görülebilecek küçük kıyı mabetlerinden Hacı Kemalettin Camii’nin avlusunda şadırvana bitişik yapılan, kuvvetle muhtemel ki şadırvanla aynı anda inşa edilmiş akar durumdaki çeşme, ilk etapta caminin banisi Hacı Kemalettin’in 1743’te camiyle birlikte yaptırdığı bir eser sanılabilirse de kitabe otuz dört yıl daha ileriye, 1777’ye tarihlenmektedir. Öyleyse Beylizade Ahmed Raşid Efendi de Hacı Kemalettin Efendi’nin sevabına ortak oluyor ve ikinci Fatiha ona gidiyor.(4)

Acaba şehrin en eski çeşmelerinden biriyle mi karşı karşıyayız?

Rumeli Hisarı demişken, bir de önünden geçiyorken hisarı görmek lazımdır. Hisarı görmüşken dibinde ona bitişik yapılmış çeşmeyi de.(5)

5.
6.
7.
8.

Rumeli Hisarı’nın İstanbul’un fethinden bile önce inşa edildiğini (çünkü Fatih Sultan Mehmed, Boğaz’dan gelecek yardım gemilerini içindekilerle birlikte balıklara yem etmeyi tasarlıyordu, bu hisarın diğer adı zaten Boğazkesen’dir) düşünürsek acaba şehrin en eski çeşmelerinden biriyle mi karşı karşıyayız diye düşünüp bu ihtimal karşısında heyecanlanmıyor değiliz.

Gerçi tarihî miras konularında heyecanı da makul seviyede tutmak lazım çünkü onu güdük bırakan bir şey hemen olur: Velev fetih zamanına tarihlenmesin, bu çeşmenin hâli nedir? Kitabe yuvası boş kalmış, suyu kesik ve testi seti kırılmış bu ata yadigârıyla ilgilenilmesi için geçmişinin illa Fatih devrine mi uzanması lazım. Hani uzanıyorsa da bir şey olduğu yok ya neyse. (Uzanıyorsa ne olduğu: 11 numara.)

Yol üzerinde görebileceğimiz türbelerden İsmail Maşuki hazretlerinin de mezarının bulunduğu hazirenin yol üzeri duvarında, üzerinde ‘Fatma Rana Hanım Hayratı’ yazılı, ayna taşından ibaret bir çeşme var (6). Hazretin kabrini ziyaret edenlerin birer Fatiha ve duası için yapıldığı belli olan hayratın musluğu ne yazık ki yerinde değil ve bir de tehlikeli çatlağı var.

Bundan biraz daha büyük bir taneye Kuruçeşme sınırlarında, Alayemini Sokak girişinde rastlarız (7). Şirin kurnası ve süslemeleriyle sağlam durumda olan çeşmenin biraz ilerisindeki, muhtemelen şehrin en dar aralığı olan Alaylı Sokak yanındaki çeşme ona nazaran büyük ama süsleri bakımından bir parça daha talihsizdir.(8)

Kitabesinin söylediğine göre padişahın kız kardeşi tarafından yaptırılan ve suyunun temizliği övülen bu hayrat, kendisiyle birlikte yapılmış bir hanın da parçasıdır. Yani bani-i hayrat, iki vakıf eserin sahibidir. Çeşme şehirdeki yaşlılar sınıfına mensup bir tarihî eserdir: Behçetî mahlaslı şair tarih beytini düşmüştür ve miladî karşılığıyla 1681 tarihi yazılıdır. Kitabesindeki altı rozeti ve ayna taşındaki basit süslemesi dışında pek bir varlığı olmayan çeşmenin ne yazık ki suyu kesik durumda ve sağına soluna bir şeyler çivileyip çakmak isteyenlere mecburî hizmet veriyor.

Padişah Necmettin?

Yine Kuruçeşme sınırlarında, yolumuzun üzerinde duran çeşmelerden biri iki sene önce KUDEB tarafından basit onarımı halledilip gün yüzüne temiz elbiseleriyle çıkarılan bu tuğralı çeşmedir.(9)

9.

Aslına bakarsanız yanı başına asılan ve düşecek gibi duran ufak künyeyi her kim kaleme almışsa ya Osmanlı sultanları arasında Necmettin adında birinin olmadığından ya da Necmettin adında bir padişahın bu topraklarda hiç olmadığından veya büyük ihtimalle her ikisinden bihaberdir. Zira künyede şöyle yazılmıştır: “Padişah Necmettin’in mahdum-i şehriyareleri Necmüddin Efendi Hazretleri’nin annesi Dürriaden Kadın Efendi tarafından yapılmıştır. 1909”

Altı üstü üç-dört kısa satırlık bir künyede bu derece bilgi ve okuma hataları, ayrıca Necmettin isminin iki farklı şekilde neden yazıldığı sorusu gibi bazı göz nizamı rahatsızlıkları yer alabilmiş. Bu elbette ecdadımızdan kalan bir hatıraya gösterilen ilginin seviyesi bakımından manidardır.

Yol seviyesinden çok yukarıda, adeta havada duran çeşme iyi ki yol çalışmalarına feda edilmemiş, bu kısmı rahatlatıcı. Solda testi seti de olan bir göz ve sağda abdest musluğu olan ikinci gözü bulunan çeşme bazı sütun motifi süslemeleri dışında kitabesinin yerli yerinde ve zararsız biçimde durmasıyla dikkat çekiyor.

Gelelim künyede okunamamış kitabede yazanlara: Sultan V. Mehmed Reşad’ın tuğrasının altında yazdığına göre padişahın eşlerinden Dürriaden Kadın Efendi’nin, yani şehzade Necmettin Efendi’nin annesinin bir hayratıdır bu. Metnin tamamı şöyledir: “Padişah-ı meşrutiyet-perver Sultan Mehmed Han-ı Hamis efendimiz hazretlerinin mahdum-ı şehriyarîleri Necmettin Efendi hazretlerinin valide-i muhteremeleri Dürriaden Kadın Efendi merhumenin hayratıdır.”

En sonda “sene” ifadesi yazılıysa da herhâlde bir zamanlar ‘sin’ harfinin kucağına konmuş rakamlar ortalıkta görünmüyor. Düşmüş olmaları muhtemeldir.

10.

Ortaköy sınırlarına dâhil olmadan önce son göreceğimiz çeşme Defterdar İbrahim Paşa Camii’nin şirin avlusundadır.(10) Ömrü zaferler ve hezimetlerle geçen ama daima izzetiyle hatırlanan bir Osmanlı veziri olan İbrahim Paşa, Sultan IV. Mehmed zamanında bir hayli saray entrikasıyla da uğraşmak zorunda kalıp zaten nihayetinde de bunlardan biri yüzünden can vermiş devlet büyüklerinden.

Dışarıdaki levhada caminin adı paşanın defterdarlık payesi sebebiyle ‘Defterdar İbrahim Paşa Camii’ diye yazılmışsa da aslında İbrahim Paşa ‘Melek’ lakabıyla anılırmış. Kabri nur olsun. Caminin avlusundaki minik çeşmede fizikî zararlar pek dikkat çekmemekle birlikte rutubet kaynaklı izler oluşmuş. Suyunun akması çeşme için en önemli mesele; bu hallolmuş.

Camiyi 2011’de Kerem Aydınlar’ın sevabına restore ettiren Mehmet Ali Aydınlar ise bu huzur dolu sahil camisinin içinde yüzyıllardır süren sevap çarkına müdahil olmuş ve umulur ki bir daha aksi gerçekleşmemek üzere hep güleceği zamanlara hazırlanmaya başlamıştır.

 

Sadullah Yıldız






İlgili Konular