, 20 Haziran 2018
Çeşmeler Tarihimize Hürmetimizin Ayrılmaz Parçalarıdır

2729

Çeşmeler Tarihimize Hürmetimizin Ayrılmaz Parçalarıdır

‘Tarihî bölge, tarihî eser’ gibi kelimeler bağlamında zikredilen İstanbul yerleşim yerlerinden söz ederken de genellikle eser yoğunluğundan dolayı tarihî yarımadayı hatırlayıp gerisini yeşil, çiçek, böcek sanabiliyoruz. Hâlbuki İstanbul’un her noktası tarihî bölge kapsamındadır, içinde tarihinden eser bırakmadıklarımız bile… Sadullah Yıldız tarihi çeşmelerin izini sürmeye devam ediyor.

İlgili Yazılar
Bazı Çeşmelerin Çeşme Olduğunu Anlamaya Şahit Lazım
Bazı Çeşmelerin Çeşme Olduğunu Anlamaya Şahit Lazım

Bu yazılar şehirde bağlamlarından kopuk, izole edilmiş hâlde varlıklarını sürdüren ve yanı başlarındaki konutla duygusal-manevî hatıraları olmayan, olması için çaba sarf edilmeyen yahut şehrin yeni sakinlerinin kayıtsız kaldığı birilerine dönüşen çeşmeler için bir nüfus sayımı cüreti, dahası saygı duruşu denemesidir. Sadullah Yıldız yazdı.
10/06/2018 10:10
Yükseliyor Gibiyiz Ama Belimizden Aşağısını da Hissetmiyoruz Sanki
Yükseliyor Gibiyiz Ama Belimizden Aşağısını da Hissetmiyoruz Sanki

Yirmi-otuz yıl öncesine kadar birçoğu kullanılabilir durumda olan çeşmeler de bu yok edilişten nasiplerini alıp atalete mahkûm oldular. Fırtınayı çok sayıda çeşme atlatamayıp şehri kimliksizlikten koruyan konumlarını terk etti, başka birçoğu gönülsüzce nefes alıp vermek zorunda bırakıldığı bir tahriple yaşıyor, şanslı olan azınlıksa suyunun kesilmesiyle paçayı şimdilik kurtardı. Sadullah Yıldız tarihi çeşmeleri yazmaya devam ediyor.
05/06/2018 11:11
İstanbul un En Tatlı Suları Tamamen Kaybolmuş Değil
İstanbul’un En Tatlı Suları Tamamen Kaybolmuş Değil

İstanbul’un çeşmeleri kadar su yolları ve kaynak suları da maceralar ve hikâyeler saklayan bir konu başlığıdır. Mesela Kanlıkavak suyu, İstanbul’un kaynak suları arasında en iyilerden biri kabul edilegelmiş, oldukça nitelikli bir su. Sadullah Yıldız yazdı.
01/06/2018 07:07
İstanbul un Tarihi Yok Olurken L le Halısı Yapıp Sergiliyoruz
İstanbul’un Tarihi Yok Olurken Lâle Halısı Yapıp Sergiliyoruz

İstanbul’un çeşmeleri, bir tekke veya hamam kadar önemli ve onlarla aynı gerekçeden ötürü kıymetli olmalarına karşın layık görüldükleri, bundan çok daha aşağı bir muameledir. Hatta bir muamele gördükleri bile şüphelidir zira içinde oldukları bütün durumlar aslında başka durumların yan etkilerine maruz kalmaktan başka bir şey değil... Sadullah Yıldız yazdı.
30/04/2018 12:12
Ecdat Edebiyatını Bırak Çürüyen Tarihine Bak
Ecdat Edebiyatını Bırak, Çürüyen Tarihine Bak

Osmanlılar birbirlerinin hatıralarını büyütmeye ve daha değerli yapmaya programlıdırlar. Bu onlara yüzyıllar içinde bir süreklilik kazandırmıştır. Sadullah Yıldız İstanbul çeşmelerini yazmaya devam ediyor.
23/04/2018 09:09
Sandığınız Kadar Bol Çeşmemiz Yok Kalmadı Bırakmadılar
Sandığınız Kadar Bol Çeşmemiz Yok, Kalmadı; Bırakmadılar

1950’lerden itibaren imar faaliyetlerine ve kaçak yapılaşmaya ilk kurban edilen namazgâhlar ve çeşmeler için tehlike çanları henüz susmuş değil. Onları kendi kendilerine yok olmaya terk etmekle bizzat yok etmemiz arasında esas bakımından fark yok. Öyleyse bir yerinden tutmalı ve şehrin çehresinde oynadıkları asıl rolleri cümlesine iade etmelidir. Sadullah Yıldız yazdı.
17/04/2018 10:10

İstanbul’un Avrupa kıtasındaki semtlerinin her birinin kendine mahsus havası bunca kozmopolitliğe ve inşaat keşmekeşine rağmen hâlâ hissedilebilir durumdadır.

Bunu veren şey elbette çoğu zaman yine tarihî eserler oluyor. Bir hendeseye uzaktan baktığımızda onu yaptıran, yaşadığı dönem, geçirdiği badireler ve ifade ettiği iyi ya da acı bir anlamla birlikte düşünüyoruz ve bu duygusal zihin arka planı semte bakışımızı şekillendiriyor.

Avrupa yakasında durum bu olduğu gibi Anadolu tarafı da elbette böyledir ama bana sorarsanız Anadolu cihetindekiler kendi içlerinde birbirlerine daha fazla benzerler. Sözgelimi Kadıköy’ün Batılı yönünü saymazsak köyleri ve patikaları, Çengelköy’ün patikalarının vereceği havanın eşsizliğiyle benzeşir ve bunlar otantik, bakir ve biraz da ilkel olmakta tetabuk hâlindedirler.

Tabii ki bu mukayeseler her iki yakanın mekanik ve betonarme biçime hapsolmuş mıntıkalarını kapsamayıp vitrinin arkasında duran ve keşfedilmesi herkese nasip olmayan bölgeleri için geçerli.

‘Tarihî bölge, tarihî eser’ gibi kelimeler bağlamında zikredilen İstanbul yerleşim yerlerinden söz ederken de genellikle eser yoğunluğundan dolayı tarihî yarımadayı hatırlayıp gerisini yeşil, çiçek, böcek sanabiliyoruz. Hâlbuki İstanbul’un her noktası tarihî bölge kapsamındadır, içinde tarihinden eser bırakmadıklarımız bile…

Mesela böyle bir iz sürmeyi çeşmeler üzerinden yürütmek mümkündür. Bir sokakta göreceğimiz tarihî çeşme bize sokağın vasfıyla ilgili direkt bilgi sunduğuna göre çeşmeler bu bakımdan iyi birer yardımcıdırlar. Dilerseniz belli bir hattı takip ederek İstinye itibariyle aşağı doğru sahile paralel ilerleyen yol boyunca görebileceğimiz çeşmeleri konuk edelim ve sadece bu araba yolunda tek başlıkta şahit olunabilecek çeşmelerin miktarına ve vasıflarına bakalım.

Yeter ki banisine ve hatırasına hürmet etmek isteyelim…

İstinye’de göreceğimiz bu çeşme (1) akantüs ve istiridye-vari tezyinatıyla Avrupaî üslubunu hiç de saklamıyor. Alttaki iki gözü muhtemelen çeşmenin ilk musluk yerleriymiş ve zemin seviyesini yükselten yol yapımları sebebiyle musluğun da yukarı taşınmak zorunda kaldığını tahmin edebiliriz. Akar durumdaki eser 1988’de Ziya - Savcı Çelikbilek anısına onarılmış. Böylesi küçük çeşmelerde genellikle ilk yaptıranıyla ilgili bilgiye ise rastlamak mümkün olmuyor.

1.
2.
3.
4.

Baltalimanı Hastanesi arkasında duran bu pembe duvar o kadar da pembe değil; zira küçük yolların ulaştığı orta bölgedeki kabarıklıktan anlayabilirsiniz ki burada bir çeşmenin ayna taşı vardır ve duvar hazır boyanırken zahmet edilip bu çeşme de olduğu gibi boyanmıştır, ne güzel...(2)

Bir sonraki adımda şu da tahmin edilebilir: Üç gözlü çeşmenin ortada musluk izi dışarı çıkmışının yanı sıra sağdaki göz yerinde durmaktadır ama soldaki gözün yalnızca üstündeki beyaz-ufak saçağı kalmıştır; öyleyse çeşmenin aslında üç gözü vardır ve boya-badanalar bu izleri -belki uzun bir unutkanlık devresinin ardından- hepten kapatmıştır.

Bu çeşmenin bizatihi çeşme olması itibariyle suyunun akması ve bakımının yapılması gerektiği gibi, hatırlarsanız daha önce Cerrahpaşa Hastanesi avlusunda ziyaret ettiğimiz çeşme hakkında ifadeye çalıştığımız üzere, hastane içinde olması hasebiyle bu su kaynağı çok fazla hizmet ve ihtiyaç görebilir. Yeter ki banisine ve hatırasına hürmet etmek isteyelim.

Yola devam ederken kaldırım üzerinde, duvara dayalı bir çeşme daha göreceğiz (3). Bu kervana yeni katılmış, henüz geçtiğimiz yüzyıl ortasında yapılmış bir çeşmedir ancak böylelerini de yaşlarına hürmeten zikretmek lazımdır ki yarın bir bu kadar yaş daha geçirdiklerinde zaten diğer çeşmeler tarafından da kâle alınacakları miktarda görüp geçirmiş olacaklar. (Bir başkası 11 numarada.)

Necipbey Hayratı’ 1951 tarihini taşıyor ve aynataşından ibaret. Musluğu hâlâ akmaktadır ve öğrenebildiğimiz kadarıyla Terkos suyudur. Süslemesi ise Osmanlı son devir çeşmelerinde görülebilecek perde motifinin basit bir taklididir. Kurnasının altındaki istinat direğinde ağaç gövdesi biçimli işlemeler vardır.

Sahil yolundan devam ile Rumeli Hisarı’nda görülebilecek küçük kıyı mabetlerinden Hacı Kemalettin Camii’nin avlusunda şadırvana bitişik yapılan, kuvvetle muhtemel ki şadırvanla aynı anda inşa edilmiş akar durumdaki çeşme, ilk etapta caminin banisi Hacı Kemalettin’in 1743’te camiyle birlikte yaptırdığı bir eser sanılabilirse de kitabe otuz dört yıl daha ileriye, 1777’ye tarihlenmektedir. Öyleyse Beylizade Ahmed Raşid Efendi de Hacı Kemalettin Efendi’nin sevabına ortak oluyor ve ikinci Fatiha ona gidiyor.(4)

Acaba şehrin en eski çeşmelerinden biriyle mi karşı karşıyayız?

Rumeli Hisarı demişken, bir de önünden geçiyorken hisarı görmek lazımdır. Hisarı görmüşken dibinde ona bitişik yapılmış çeşmeyi de.(5)

5.
6.
7.
8.

Rumeli Hisarı’nın İstanbul’un fethinden bile önce inşa edildiğini (çünkü Fatih Sultan Mehmed, Boğaz’dan gelecek yardım gemilerini içindekilerle birlikte balıklara yem etmeyi tasarlıyordu, bu hisarın diğer adı zaten Boğazkesen’dir) düşünürsek acaba şehrin en eski çeşmelerinden biriyle mi karşı karşıyayız diye düşünüp bu ihtimal karşısında heyecanlanmıyor değiliz.

Gerçi tarihî miras konularında heyecanı da makul seviyede tutmak lazım çünkü onu güdük bırakan bir şey hemen olur: Velev fetih zamanına tarihlenmesin, bu çeşmenin hâli nedir? Kitabe yuvası boş kalmış, suyu kesik ve testi seti kırılmış bu ata yadigârıyla ilgilenilmesi için geçmişinin illa Fatih devrine mi uzanması lazım. Hani uzanıyorsa da bir şey olduğu yok ya neyse. (Uzanıyorsa ne olduğu: 11 numara.)

Yol üzerinde görebileceğimiz türbelerden İsmail Maşuki hazretlerinin de mezarının bulunduğu hazirenin yol üzeri duvarında, üzerinde ‘Fatma Rana Hanım Hayratı’ yazılı, ayna taşından ibaret bir çeşme var (6). Hazretin kabrini ziyaret edenlerin birer Fatiha ve duası için yapıldığı belli olan hayratın musluğu ne yazık ki yerinde değil ve bir de tehlikeli çatlağı var.

Bundan biraz daha büyük bir taneye Kuruçeşme sınırlarında, Alayemini Sokak girişinde rastlarız (7). Şirin kurnası ve süslemeleriyle sağlam durumda olan çeşmenin biraz ilerisindeki, muhtemelen şehrin en dar aralığı olan Alaylı Sokak yanındaki çeşme ona nazaran büyük ama süsleri bakımından bir parça daha talihsizdir.(8)

Kitabesinin söylediğine göre padişahın kız kardeşi tarafından yaptırılan ve suyunun temizliği övülen bu hayrat, kendisiyle birlikte yapılmış bir hanın da parçasıdır. Yani bani-i hayrat, iki vakıf eserin sahibidir. Çeşme şehirdeki yaşlılar sınıfına mensup bir tarihî eserdir: Behçetî mahlaslı şair tarih beytini düşmüştür ve miladî karşılığıyla 1681 tarihi yazılıdır. Kitabesindeki altı rozeti ve ayna taşındaki basit süslemesi dışında pek bir varlığı olmayan çeşmenin ne yazık ki suyu kesik durumda ve sağına soluna bir şeyler çivileyip çakmak isteyenlere mecburî hizmet veriyor.

Padişah Necmettin?

Yine Kuruçeşme sınırlarında, yolumuzun üzerinde duran çeşmelerden biri iki sene önce KUDEB tarafından basit onarımı halledilip gün yüzüne temiz elbiseleriyle çıkarılan bu tuğralı çeşmedir.(9)

9.

Aslına bakarsanız yanı başına asılan ve düşecek gibi duran ufak künyeyi her kim kaleme almışsa ya Osmanlı sultanları arasında Necmettin adında birinin olmadığından ya da Necmettin adında bir padişahın bu topraklarda hiç olmadığından veya büyük ihtimalle her ikisinden bihaberdir. Zira künyede şöyle yazılmıştır: “Padişah Necmettin’in mahdum-i şehriyareleri Necmüddin Efendi Hazretleri’nin annesi Dürriaden Kadın Efendi tarafından yapılmıştır. 1909”

Altı üstü üç-dört kısa satırlık bir künyede bu derece bilgi ve okuma hataları, ayrıca Necmettin isminin iki farklı şekilde neden yazıldığı sorusu gibi bazı göz nizamı rahatsızlıkları yer alabilmiş. Bu elbette ecdadımızdan kalan bir hatıraya gösterilen ilginin seviyesi bakımından manidardır.

Yol seviyesinden çok yukarıda, adeta havada duran çeşme iyi ki yol çalışmalarına feda edilmemiş, bu kısmı rahatlatıcı. Solda testi seti de olan bir göz ve sağda abdest musluğu olan ikinci gözü bulunan çeşme bazı sütun motifi süslemeleri dışında kitabesinin yerli yerinde ve zararsız biçimde durmasıyla dikkat çekiyor.

Gelelim künyede okunamamış kitabede yazanlara: Sultan V. Mehmed Reşad’ın tuğrasının altında yazdığına göre padişahın eşlerinden Dürriaden Kadın Efendi’nin, yani şehzade Necmettin Efendi’nin annesinin bir hayratıdır bu. Metnin tamamı şöyledir: “Padişah-ı meşrutiyet-perver Sultan Mehmed Han-ı Hamis efendimiz hazretlerinin mahdum-ı şehriyarîleri Necmettin Efendi hazretlerinin valide-i muhteremeleri Dürriaden Kadın Efendi merhumenin hayratıdır.”

En sonda “sene” ifadesi yazılıysa da herhâlde bir zamanlar ‘sin’ harfinin kucağına konmuş rakamlar ortalıkta görünmüyor. Düşmüş olmaları muhtemeldir.

10.

Ortaköy sınırlarına dâhil olmadan önce son göreceğimiz çeşme Defterdar İbrahim Paşa Camii’nin şirin avlusundadır.(10) Ömrü zaferler ve hezimetlerle geçen ama daima izzetiyle hatırlanan bir Osmanlı veziri olan İbrahim Paşa, Sultan IV. Mehmed zamanında bir hayli saray entrikasıyla da uğraşmak zorunda kalıp zaten nihayetinde de bunlardan biri yüzünden can vermiş devlet büyüklerinden.

Dışarıdaki levhada caminin adı paşanın defterdarlık payesi sebebiyle ‘Defterdar İbrahim Paşa Camii’ diye yazılmışsa da aslında İbrahim Paşa ‘Melek’ lakabıyla anılırmış. Kabri nur olsun. Caminin avlusundaki minik çeşmede fizikî zararlar pek dikkat çekmemekle birlikte rutubet kaynaklı izler oluşmuş. Suyunun akması çeşme için en önemli mesele; bu hallolmuş.

Camiyi 2011’de Kerem Aydınlar’ın sevabına restore ettiren Mehmet Ali Aydınlar ise bu huzur dolu sahil camisinin içinde yüzyıllardır süren sevap çarkına müdahil olmuş ve umulur ki bir daha aksi gerçekleşmemek üzere hep güleceği zamanlara hazırlanmaya başlamıştır.

 

Sadullah Yıldız






İlgili Konular