, 24 Temmuz 2017
Video Oyunlarına Toptancı Yaklaşım Doğru mu

2996

Video Oyunlarına Toptancı Yaklaşım Doğru mu?

Genç dergisi, bu ayki sayısında video oyunları ile tartışmalı serüvenimizi dosya konusu yapmış. Deniz Baran bu dosyaya değindi.

İlgili Yazılar
Bilgisayar Oyunlarında İslamofobi Üzerine Konuşuldu
Bilgisayar Oyunlarında İslamofobi Üzerine Konuşuldu

Dünyanın farklı bölgelerinden İslamofobi üzerine çalışan genç akademisyenleri bir araya getiren Genç Akademisyenler Forumu'nun açılışına katılan Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, konuşmasında, Forum’un konseptine uygun bir şekilde, Bakanlığın 'Bilgisayar Oyunlarında İslamofobi' konulu kampanyasına değindi. Deniz Baran notlarını aktarıyor.
31/05/2017 10:10
Nihayet in Yaklaşımı Video Oyunlar Meselesini Ne Kadar Kavrıyor
Nihayet’in Yaklaşımı Video Oyunlar Meselesini Ne Kadar Kavrıyor?

Nihayet dergisinin video oyunlarını merkeze alan Aralık sayısında, üzerinde sıkı sıkıya sabit kalınmış önkabullerle yola çıkılmış. Her ne kadar farklı bakış açıları ele alınmaya çalışılmış olsa da, onlarca sayfalık okumanın ardından bizim profilimizdeki okuyucuların nezdinde, maalesef, ortaya geniş bir yelpaze konduğu hissi kalmıyor. Deniz Baran yazdı.
04/01/2017 12:12
Sinan Akkol ile Röportaj İslami ve Entelektüel Perspektiften Video Oyunları
Sinan Akkol ile Röportaj: İslami ve Entelektüel Perspektiften Video Oyunları

''Oyunları yapanların beslendiği kaynaklar, zihinsel zenginliklerini damıttıkları doneler oyunlarda çok daha güçlü verilebiliyor. Çünkü bizatihi oyuncu olarak yaşıyorsunuz. O yüzden arka planı sağlam olan oyunlar elbette kitap ve film kadar derin mesajlar verebilir.'' Türkiye’de video oyun yayıncılığının öncüleri arasında yer alan Sinan Akkol, video oyunları üzerine Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.
12/12/2016 13:01
Birçok İnsan Hayatın Zorluğundan Kaçıp Oyunlara Sığınıyor
Birçok İnsan Hayatın Zorluğundan Kaçıp Oyunlara Sığınıyor

''Oyunlarda kendi değerlerimizi, kendi bakış açımızı verebileceğimiz çok fazla done var. Sadece ve sadece bunu günümüz oyun piyasasının kalitesinde üretmek ve sunmak lazım. Fakat oyun sektörü logaritmik olarak gelişiyor. Lazım demekle kalmayıp çok hızlı olmamız lazım.'' Sinan Akkol, oyunların ahlâki meseleler ile ilişkisi, sanal gerçeklik, oyunların politikayla ilişkisi ve Müslüman ülkelerde sahip olduğu konum üzerine Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.
13/12/2016 13:01
Genç dergisinin 129 sayısı çıktı
Genç dergisinin 129. sayısı çıktı

Genç dergisinin Haziran 2017 tarihli 129. sayısı çıktı.
06/06/2017 13:01
Genç dergisinin 128 sayısı çıktı
Genç dergisinin 128. sayısı çıktı

Genç dergisinin Mayıs 2017 tarihli 128. sayısı 'Bırakma Kendini!' kapağıyla çıktı.
03/05/2017 15:03

Bu ayın başında sosyal medyaya göz atarken Genç dergisinin kapağını görmüştüm. Daha önce Dünya Bizim’de incelediğim “Dava Out, Dawah In” kapağından beri Genç dergisinin bir kapağı ilk defa bu kadar dikkatimi çekmişti. Bunun sebebi, küçüklüğümde oynadığım bir oyun –ve aynı zamanda oyunun baş karakteri- olan “Hitman”in kapağın sağ tarafında belirmiş olmasıydı. Kapağın geri kalanına da Hitman’e eşlik eder şekilde farklı video oyun karakterleri serpilmişti.

Her ne kadar Genç dergisinin kapağı son derece dikkatimi çekmiş olsa da, kapağın ardındakilere göz atmak ancak ayın son haftasına nasip oldu. Bunun en büyük sebebi, Genç dergisini raflarda pek göremiyor olmamız. Görmeyince insan unutuyor, unutmasa bile günlük tempo içerisinde dergiye ulaşamıyor. Neyse ki derginin yazı işlerinden Salih Yüztgenç dostumuzu bir vesileyle Dünya Bizim’de ağırladık da bizzat o verdi bana dergiyi. Neticede o dergi hızla okundu ve şimdi bu satırlara konuk olacak. Ancak Salih’in de dem vurduğu bir problemin ne kadar aktüel bir sorun olduğunu bu noktada vurgulamak gerekir: Dergi dağıtımı, dergi dağıtımı, dergi dağıtımı… Yazan orada, okuyucu burada ama arada görünmez bariyerler var adeta.

Hitman’in kapaktan bizleri selamladığı Kasım 2016 tarihli sayısından bahsetmeden önce, evvela, Genç dergisinin 122. sayıya ulaştığını fark ettim ve bu uzun soluklu macera için onlara naçizane tebriklerimi iletmek isterim.

El atılmayana el atmak

Sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum: Genç dergisinin her ay bir dosya konusunu belirleme konsepti ne kadar hoşuma gidiyorsa, seçtikleri konular da bir o kadar hoşuma gidiyor. Seçtikleri konunun altını nitelik ve nicelik olarak ne ölçüde doldurdukları zaman zaman tartışılabilir olsa dahi yaptıkları iş değerli. Çünkü oldukça güncel meseleleri ele alıyorlar ve güncelle olan bu bağları, çoğu zaman, hepimizi ilgilendiren konuları tespit edip hedefi tam on ikiden vurmalarını sağlıyor. Hatta kimi zaman güncel bir problem olup da henüz üzerine söz söylenmemiş alanlara girip bir nevi öncü oluyorlar. Aynı bu ayki seçimleri gibi: Video oyunları ile tartışmalı serüvenimiz

Tuhaf bir tevafuk oldu, -kendi çapında oyunlara merakı süren biri olarak- video oyunlarla bizim camianın ilişkisine eğilmeye geçen ay karar vermiş ve bu doğrultuda yapmayı planladığım röportajı bu ay içerisinde yapıp Aralık’ta yayımlanmaya hazır hâle getirmiştim. Bir yandan pek ele alınmamış (bana kalırsa layıkıyla hiç ele alınmamış) bir alana adım atmanın heyecanını yaşarken öte yandan da bu konuya dair başkalarının ne diyeceğini merak ediyordum. Genç dergisinin Kasım ayında böyle bir dosya konusu seçmesiyle hem şaşırdım hem de “başkaları ne diyor” soruma bir nebze yanıt buldum. Bakir bir alana benimle beraber adım atan birilerinin olması ise ayrıca mutluluk vesilesi oldu.

Oyun meselesini toptan yaftalayıcı ve hor görücü tavır doğru mu?

Gözlemlediğim kadarıyla derginin yazı işleri, video oyunlarına karşı fazla katı bir tutum almış. Bu tabi şahsi kanaatim ve Aralık ayında yayımlanacak röportaj serisinde üzerinde durduğum noktalar irdelenecek ancak kabaca ifade etmek gerekirse;

Video oyunlarına has olmayıp günlük yaşamın birçok kısmına yayılan problemler oyunlara hasrediliyor. Oyun benim bakış açıma göre bir tür modern çağ fikri mülkü ve birçok fikri eser gibi bizlere katabilecekleri var. Ancak bu eserlerin neticede “oyun” oluşundan ötürü gereğinden fazla hedef alındığını, oyunlar değerlendirilirken pek derinlikli bir bakış açısı ortaya konmadığını düşünüyorum. Halbuki bir filme veya kitaba gösterilmesi gereken teveccüh kadar olmasa dahi, kimi zaman oyunlara da zihinsel katkısı bakımından teveccüh gösterilmesi gerekir. Bir üst neslin, belki de hiç bilmediği bir alan olduğu için oyun meselesini toptan yaftalayıcı ve hor görücü tavrı bize aynen miras kalmamalı, zira böylesi biraz arkaik bir bakış olurdu. Bunun tersi bir bakışı ortaya koymak içinse oyunlarla biraz daha haşır neşir olmak, daha doğrusu piyasadaki en meşhur fakat sıradan yapımlarla oyalanmanın ötesine geçerek farklı eserleri bilmek gerekir diye düşünüyorum. Nihayetinde sadece en popüler filmler ve kitaplarla yetinen biri için de izlediklerinin ve okuduklarının zihinsel katkısı tartışmaya açık olacaktır ve oyunlar için de bunu akılda tutmak gerekir.

Dergideki Mayadem (bkz. https://www.mayadem.com/) röportajı ise yukarıda bahsettiğim ve derinlikli bulmadığım bakış açısını dengeleyici bir unsur olmuş. Her şeyden önce Mayadem’in Genel Müdürü Mehmet Sami Saylam ile yapılan röportaj, alanında nadir sohbetlerden biri olduğu için değerli. Saylam’ın dedikleri ise ayrıca değerli zira oyun meselesine nüfuz eden, meseleyi farklı boyutlarıyla ele alan bir yaklaşım sergiliyor. Tabi ki neden böyle düşündüğümü uzun uzadıya anlatmayıp merak edenleri Kasım sayısına yönlendiriyorum ancak röportajdan tek bir cümle ile özet geçeyim: “Oyun başlı başına bir eğlence kültürü hâline gelmiş durumda, ülke olarak buna karşı olmaktansa kendi değerler dünyamız içinde oyunlara nasıl yön veririz’i tartışmalıyız.”

Ben de kendimden bir cümleyle pekiştirme yapayım; kesinlikle tartışmalıyız. Eğer bugün tartışmaz da günü kaçırırsak yarın öbür gün komik derecede sığ bir şekilde üretim yapmaya çalışacağız. Yine röportajda verilmiş, benim de bakış açımın temelini oluşturan çok güzel bir örnek var: 18. yüzyılda Alman pedagoglar çocukların kitap okumasını sakıncalı buluyor, kitapların yozlaştırıcı bir etkiye sahip olduğunu söylüyorlarmış. Bağlantı anlaşıldı sanırım…

Oyunların ahlaki etkisi

Oyunlar, hayatta münasebet kurduğumuz hemen her şey gibi ahlakımızı etkiliyor. Buna şüphe yok. Ancak bu meselede de yine oyunlara haddinden fazla yüklenildiğini düşünüyorum.

Söz gelimi, oyunlardaki bazı “kötü ögeleri” ahlak bozucu buluyoruz. Eminim ki öte yandan bu “kötü ögelerin” bir kısmını filmlerde, kitaplarda yadırgamıyoruz. Mesela şiddeti körükleme suçlamasına maruz kalan oyunların birçoğunun, akıl sağlığı yerinde bir birey üzerinde abartıldığı kadar bir etkisi olduğunu zannetmiyorum. Elbette oyunda film ve kitaptan öte aktif bir süje oluşumuz işin rengini bir nebze değiştirebilir. Ve elbette bir tür şiddet pornografisi sunan oyunlar da var (aynı bu tarz filmler ve kitaplar olduğu gibi). Fakat nihayetinde oyunda anlatılan hikâyenin, verilen mesajın, ortaya çıkan bağlamın bir kenara atılması suretiyle “bu oyun şöyle şöyle şiddeti körüklüyor” demek kolaycı bir bakış. Esas olan nokta, oyuncunun oyundaki mesajı kavrayabilmesi; gözümüze kötü gelen bir öge varsa bunun olumlanma amacıyla öne mi çıkarıldığının yoksa oyundaki hikâyenin bağlamının doğal bir parçası mı olduğunun ayırt edilebilmesidir. (Şehvani ve teşhirci unsurları bu filtrenin dışında tutuyorum, doğrudan bakmak yasak olduğu için bizim açımızdan bunun bir istisnası olamaz çünkü)

İşte bu noktada yaş sınırları devreye giriyor. Bizimki gibi ebeveynlerin genel olarak bilmediği şeyden kaçtığı ve o meseleye dair bilinçsizliğe mahkûm olduğu bir toplumdaki refleksler, problemin özünü teşkil ediyor. Oyunları toptan mahkûm etmek yerine hangi yaş grubunun neyi idrak edebileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Nihayetinde Genç dergisinde bir yazarın değindiği Grand Theft Auto’yu (GTA serisi) bir çocuğun oynaması farklı bir şeydir, bir yetişkinin oynaması farklı bir şeydir. Şiddet vb. eleştirileri yaparken bu hassas detayı pas geçemeyiz.

Hazır bu detaya değinmişken şu noktaya geçiş yapmak istiyorum: Esasında tüm sanat eserlerine/fikri eserlere yönelik temel bir ikilemin cevabını vermek yerine oyunlardaki “kötü ögeleri” mahkûm ederek kolaya kaçtığımız da söylenebilir. Nedir bu ikilem? Edebiyattaki realizm/ natüralizm-klasisizm tartışmasına benzer bir tartışma. Biz fikri eserlerin her zaman “iyiyi, doğruyu öğütleyen ve bunu da hep güzeli göstererek yapan” bir mahiyette olmasını mı savunuyoruz, yoksa olan biteni olduğu gibi anlatmanın da kimi zaman bizlere gerekli mesajı verdiğine inanıyor muyuz? Şayet ikincisini seçiyorsak gördüğümüz her “kötü ögeden” ötürü eserin kendisi kötü olmayacağı gibi, tam tersine, onu iyi yapan şey bu olabilecek.

Tek ikilemimiz yukarıda bahsettiklerim de değil esasında. Yazıyı daha uzatmadan bir soru sorup geçmekle yetineyim: Başka bir zihin ve inanç dünyasının bizim benimsediğimiz ahlak/etik kriterlerini benimsememesi ve bu hâlde iken fikri üretim yapması ve bize aykırı fakat kendi etik tutarlılığına uygun ögeleri eserine koyması durumunda bu ögelerin varlığını nasıl değerlendirmeliyiz? Kendi doğrumuza aykırı olan ögeleri barındıran bu tip eserlerin tümünü değerlendirirken, üretenin kendi zihinsel ve ahlaki bağlamını, düşünsel derinliğini göz önünde bulundurmazsak haksızlık etmiş olmaz mıyız?

Bu sorular bir kenarda kalsın…

Oyunlar ve İslamofobi

Bana kalırsa Genç dergisinin Kasım sayısının en büyük katkısı bu başlığa dair. Elbette oyunlara dair bir önceki bölümde yaptığım kısmi savunuların yanında zaman israfı, ahlakın korunması, çocukların sanallığa saplanıp sokaktan kopması gibi meseleleri oldukça önemli buluyor ve derginin bu hususlardan bahsetme kaygısını önemsiyorum. Fakat İslamofobi meselesi daha spesifik ve güncel bir mesele olduğu için ayrıca önemliydi. Kasım sayısı bu konuda detaylı bir çalışma ve beraberinde ciddi bir bilinçlendirme gayretini de ortaya koymuş. Bu detaylı çalışma nedir diye soranları yine GENÇ’in sayfalarına yönlendiriyorum. Sadece çalışmaya dair ipucu verecek bir fotoğraf eklemekle ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanı Huzeyfe Yılmaz ile çok başarılı bir röportaj yapıldığını belirtmekle yetineyim. Huzeyfe Yılmaz’ın röportajında belirttiği “www.oyunlardaislamofobi.com” projesini de not etmeyi unutmadan tabi…

İkinci bir not, Yılmaz’ın duyurduğu “oyunlar ve İslamofobi” temalı çalıştayı da heyecanla bekliyor olacağız. Tabi oyun meselesine derinlikli şekilde eğilen başka çalıştayları da…

Velhasıl -eleştirdiğim yahut eksik bulduğum noktalar bir yana- Genç dergisini Kasım sayısı itibariyle tebrik etmek ve konuyla ilgiliysek bu sayıyı edinmek gerekir. Yine ilgilenenler için, yazının başında belirttiğim gibi, ben de pek yakında inşallah video oyunları dosyasına kendimce katkıda bulunacağım. Başkalarının da bu zincire dâhil olması dileğiyle…

 

Deniz Baran





Yorum
tabi ki?
kedi
tabiî ki, çift i ile. (nispet eki) çok sık yapılıyor bu hata.
01/12/2016, 00:27

İlgili Konular