, 16 Aralık 2017
Kurmaca Dünyada Hazreti Peygamber sav 'in Yeri

1101

Kurmaca Dünyada Hazreti Peygamber (sav)'in Yeri

'Sireti Surette Görmek' adlı çalıştayın ilk ayağında Hz. Peygamber’i (sav) kurmaca dünyada, özellikle roman ile anlatmanın mümkün olup olamayacağı tartışıldı. Fatih Andı, Ahmet Murat, Necip Tosun, Zeynep Şerefoğlu Danış gibi isimler tartışmaya fikirleriyle katkıda bulundular. Hatice Erken etkinlikten notlarını aktarıyor.

29 Kasım’da Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde, Meridyen Derneği’nin Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile ortaklaşa düzenlediği “Sireti Surette Görmek” adlı çalıştayın ilk ayağı gerçekleştirildi. Dört oturumluk programda Hz. Peygamber’i (sav), kurmaca dünyada, özellikle roman ile anlatmanın mümkün olup olamayacağı tartışıldı. Sabah 9.30’dan yatsı namazına kadar süren programda, birçok ismi dinledik. Uzun ve dinleyenler olarak oldukça yorulduğumuz programda, dikkatimi çeken noktalara değinmek istedim.

Kurmaca dünyaya hapsetmek

Yapılan giriş konuşmalarının ardından program esas olarak Prof. Dr. Fatih Andı’nın toparlayıcı ve programın amacını ihtiva eden konuşmasıyla başladı. Andı konuşmasında temel olarak roman türünün, etimolojik sebeplerinin yanı sıra, yapısal olarak da Hz. Peygamber’i anlatmaya müsait olmamasına vurgu yaptı. Görselleştirme, trajedi, çatışma ve mahremiyet ifşaları temelli “kurmaca” bir dünyaya “O”nu hapis edemeyeceğimizi ve bunlardan kaçınarak yazdığımız romanımsı eserlerin vasat olacağını, vasat bir eserle Peygamberimizi anlatmanın ne kadar kıymetli olup olmayacağını düşünmemiz gerektiğini sorguladı.

Bu soruların ardından Hz. Peygamber’in bizim için ne manaya geldiğinin ve bu manaların romanda kendisine nasıl yer bulacağının üzerinde düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Nihayetinde Hz. Peygamberin hayatının muhayyel bir alan olmadığını, ahlak ve ahkam boyutlarının olduğunu ve bu boyutları ile hayatını muhayyel bir zemine taşımanın tartışmalı olduğunu dile getirdi.

Fatih Andı’dan sonra söz alan Ömer Lekesiz, tartışmaya girmekten ziyade meselenin kavramsal-etimolojik boyutlarını açıklayarak bu manada bir toparlama yoluna gitti ve sözü Ahmet Murat Özel’e bıraktı.

Kurmacalarda düğümü kim çözüyor?

Ahmet Murat Özel’in konuşmasının yine kurmacanın özellikleri ile Hz. Peygamber’in hayatının özelliklerini karşılaştırarak bir sonuca vardığını söyleyebiliriz. Ahmet Murat, düğüm ve kutsal çözümle ilgili, olay ve durum öykülerinin üzerinden; hayatımızda karşılaştığımız düğümler, onlara karşı ürettiğimiz çözüm anları ve öykülerde okuyucu ile yazar arasındaki sözsüz anlaşmaya değinerek, bir öykünün etkisini ve özelliğini yitirmesine sebep olabilecek önemli bir noktanın, düğümlerin ana karakterler dışında dış etkiler veya ikincil aktörler tarafından çözülmesi olduğunu vurguladı. Ve konuşmasının sonunda şu soruyu sordu: Biz Rasulullah’ın hayatında kesit veya düğüm diyebileceğimiz noktaların birçoğunda ilahi bir unsur (dış etki) görüyoruz. O zaman romana O’nun hayatını, bir roman gibi alabilir miyiz?

Büyük isimlerde böyle bir örnek göremiyoruz

Bu oturumdan sonra sözü alan romancı ve hikâyeciler, meseleyi bir önceki oturumdan farklı açılardan bakarak değerlendirdi. Necip Tosun bizlerle tereddütlerini paylaştı. Kutsala bakışın, Doğu’da ve Batı’da kendini farklı formatlarla bütünleştirmesinin sanata da yansıdığını, bundan edebiyatın etkilenmeden geçmesi imkansızken, romanın bu durumun en bariz formu olduğunu söyledi. Yalan söylemeden sanatın olmayacağını ve iyi bir eser için iyi bir kurgunun şart olduğunu ama bunun siyer-roman arasında nasıl uygulanacağı konusunda tereddütlü olduğunu söyledi. Bu anlamda incelemelerinde büyük isimler olarak zikrettiğimiz Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Rasim Özdenören gibi isimlerde bu formata yakın örnekler göremediğini, özel olarak Mehmet Akif’in de bu tür bir eser vermekten kaçındığını dile getirdi. Bu isimlerde örnek görememiş olmasının, tereddütlerini beslediğini söyledi.

Gizli Özne örnek alınabilir

Güray Süngü de konuşmasında bir eserin biçimine bakarak türüne karar vereceğimizden hareketle, yeni ve farklı anlatım biçimleriyle belki bunu başarabileceğimizi altını çizdi. “Anlatım olanakları sınırsızdır; imge, metafor, temsil vb… Görselleştirmeden de yaşadığımız beş altı duygumuz varken, bunların en mükemmel yaşandığı insanı neden anlatamayalım” dedi.

Esra Fahriye Poyraz ise konuşmasında siyer ve roman tartışmalarının geçmişinin 2000’lere dayandığını belirterek, o zamandan günümüze ‘siyer ve roman’ isminin bir arada kullanıldığı eserlerin genel ve daha somut örnekler üzerinden incelemesini yaptı.

Mustafa Özel de, Hz. İsa’nın romanlardaki anlatım, temsil ve tasvir gücünü örnek verip “kötü örnekler üzerinden bütün külliyatı çıkmaza sokmayalım” dedi. 

Zeynep Şerefoğlu Danış ise meseleye farklı bir açıdan yaklaşarak, Hz. Peygamber’in romanda temsili noktasında, Nihan Kaya’nın Gizli Özne kitabında kullanılan anlatım ve tekniklerin örnek alınabileceğini düşündüğünü söyleyerek bu romanı, sempozyum konusu bağlamında irdeledi. Gizle Özne romanında, yazarın ‘İFK’ hadisesini, metnin içinde tam da olması gereken yere, sahih kaynaklar çerçevesinde hiçbir sıkıntı olmadan, hem siyer usulüne hem de metnin edebi haline zarar vermeden koymuş olmasını, içerisinden girebileceğimiz, teknik anlamda yeni bir kapı olarak örnek gösterdi.

Nezih bir tartışma ortamıydı

Her oturum sonunda gerçekleştirilen müzakereler kısmında farklı hocalarımız değerlendirme yaptılar. Alaattin Karaca, Cemal Şakar, Şerif Keskin gibi hocalarımızı dinledik.

Yazının başında, Fatih Andı’nın roman ile Hz. Peygamber’in (sav) hayatının anlatılamayacağına dair yorumunu dile getirdiğini söylemiştim. Fakat bu çalıştayın güzel taraflarından bir tanesi de, bu müzakereler bölümünde aykırı görüşlerin de dile getirilmiş olmasıydı. Cemal Şakar, Alaattin Karaca gibi hocalar, bu noktada Fatih Andı’dan farklı düşündüklerini ve özetle Hz. Peygamber’in (sav) hayatının romanla anlatımının imkânlarının aranması gerektiğini dile getirdiler.

Maalesef ki çalıştayın son oturumunda, saatin ilerlemiş olmasının azizliğine uğramıştım, dikkat ve zihni değerlendirme yapabilecek yetilerimi pek barındıramamaktaydım.      

Günün sonunda, farklı birçok isimden konuya dair fikirlerini dinleme fırsatı bulmamızın yanında, çalıştaylar serisi olarak düzenlenmesi düşünülen bu programın diğer ayaklarında neler söyleneceğine dair merakla salondan ayrılmış olduk. Son dönemlerde maalesef pek rastlayamadığımız bu nezih ortam için; özelikle bir genç olarak, farklı görüşlere sahip hocalarımızın bir konuyu ölçülü ve dikkatli bir biçimde masaya yatırıp, üslup ve hoşgörü sınırlarını zedelemeden gerçekleştirdikleri tartışmalar için şükranlarımı sunmak istiyorum.

 

Hatice Erken





Yorum
Abduhu ve Resuluhu
Celalettin Akça
Hatice, ☺️ teşekkürler Programa katılmış gibi oldum. Leziz ve akıcı bir üsluba sahipsin yazmaya devam edersin umarım. İsterim hatta.. Kurgu yalan değildir olda olsa hayaldir. Okuyucu kalitesi önemli bence. Abileri örnek alalım fakat takılmayalım aşalım, Resulullahın kul olma vasfı iyi değerlendirilirse Onu bugüne taşıyabiliriz. Onu tarihte anlamaya çalışmak kumul içinde yürümekten farksız olur, ilerleyendeyiz.. muhabbetle kalın selamlar
08/12/2017, 01:40