, 22 Ekim 2017
Suriye'nin Savaş Mağduru Çocuklarıyla Dolu Dolu 10 Gün

778

Suriye'nin Savaş Mağduru Çocuklarıyla Dolu Dolu 10 Gün

UMHD geçtiğimiz günlerde kanın ve gözyaşının bir türlü dinmediği Suriye’de çocuklar için bir şenlik düzenledi. 10 gün süren şenlikte neler yoktu ki... Şarkılar söylendi, ip atlandı, deneyler yapıldı, top oynandı. Çocuk gözlerdeki sevinç görülmeye değerdi. Fatih Alibaz şenlikten notlarını yazdı.

Arap kardeşlerinin çok umrunda olmasa da ülkemize derinden tesir eden Suriye Devrimi’nin başlangıcından bugüne tam altı yıl geçti. Kan emici zalimler, memleketi harap etti. Yüz binlerce insan evlerini terk etmeye icbar edildi, on binlerce insan şehit düştü, binlerce çocuk yetim kaldı. Bu elim tabloda, bölgeye insani yardım ulaştıran bütün STK’lar mahşer günü hepimizin hesabını bir nebze olsun hafifletmek için canla başla uğraştı, uğraşmaya da devam ediyor. Maamafih, Fırat Kalkanı operasyonunun da muvaffakiyete ulaşmasıyla nispeten istikrar bulan Azez-Cerablus hattındaki çocuklar bariz biçimde aynî/nakdî yardımdan ziyade manevi desteğe aç durumda. Küçük yaşlarına rağmen, bütün dünyanın kendilerine sırt çevirdiğinin farkındalar.

Bu vakıadan hareketle yola çıkan UMHD’nin (Uluslararası Mülteci Hakları Derneği) “Suriye’de Sınırsız Şenlik” sloganıyla bir avuç gönüllü ve insanlığa ve İslam’a hizmeti kendilerine dert edinmiş İHH çalışanının gerçekleştirdiği 10 günlük şenlik bir ilkti. Daha evvelden elbise, barınak, yemek, oyuncak gibi yardımlara alan çocuklar ve aileleri bu neviden bir hizmetle karşılaşınca ciddi manada mutlu oldular. Allah’ın izniyle güzel bir bidayet oldu.

Gördüğüm en tatlı tebessümler

18-27 Eylül tarihlerinde düzenlenen şenlikte, çocukları önce deney salonuna alıyor, orada kimyasalları birbirine katınca ortaya çıkan ilgi çekici tepkimeleri seyrettiriyorduk. Bunu yaparken aralarda içlerinden birisine şarkı söylettiriyor, duygularını hür bir biçimde ifade etmelerine imkan sağlıyorduk. Kimi zaman beraber getirdiğimiz tekbirler ve salavatlarla salon coşuyordu, kimi zaman yüksek sesle çaldığımız çocuk şarkılarına eşlik ediyorduk. Deney sonrasında çocukları hemen oyun oynamak için bahçeye çıkarıyor, orada abi/ablalarıyla doyasıya vakit geçirmelerini sağlıyorduk. Onlarla ne yapmadık ki... Yüzlerini boyadık, beraber ip atladık, top oynadık, koştuk, terledik. Oyun alanında bir müddet oynayıp yorulduktan sonra Hüseyin Goncagül ve ekibinin gösterisi başlıyor, Ümit Kaplan –namı diğer İbiş- sahnede çocukları güldürüyor, cambaz Mithat Abi yürek hoplatan akrobatik hareketleriyle izleyenleri etkiliyordu. Bütün bunlar bir yana; hiçbir şey yapmasak bile, yalnız bir el sıkışması, bir selam, bir hal-hatır sorması, bir baş okşaması çocukların tebessüm etmesine yetiyor da artıyordu. Belki de ömrümde gördüğüm en değerli ve güzel tebessümlerdi bunlar.    

Gözlerdeki minneti görmeliydiniz

Şenliğin ilk günlerinde İHH’nın Azez’de açtığı Uluslararası Şam Üniversitesi’nin bahçesindeydik. Orada bize yardımcı olan üç yerli hoca vardı, gruptaki az sayıda ilahiyatçıdan biri olmam hasebiyle onlarla iletişime geçme vazifesi bendeydi. Kendileriyle ilk günden tanışıp kaynaştım. Çocuklarla konuşabilmem için yeterli ammice (Ammice: Günümüz Arapçası’nda fasih (kitabî) ve ammice (halk dili) olmak üzere bir ayrım söz konusudur. İkisi de Arapça olarak nitelenmesine karşın, fasih Arapça’yı bilenlerin anlayamayacağı kadar farklılaşmış bir ammice dili söz konusudur. Ammice için, muharref Arapça demek de yanlış olmaz. Bunun yanında, her yörenin ammicesi de değişmektedir. Suriye ammicesi, Ürdün ammicesi, Mısır ammicesi gibi.) bilmediğimden, kendileriyle her gün ammice dersi yapıyordum. Öğlen yemeklerinde onlara eşlik ediyordum, böylece aramızda bir ülfet olmuştu. Suriye meselesinin dünü ve bugününden söz ediyorlar, Türkiye’ye olan sevgilerini dile getiriyorlar, tarihten, Osmanlı’dan bahsediyorlardı. Savaş yorgunu bedenleri, şenlikte oynadıkları oyunlarla bir nefes alıyordu adeta.

En az çocuklar kadar, o hocaların da mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Türkiye’den gelen kardeşlerine, bizlere, öylesine minnet doluydular ki... Ellerinde avuçlarında ne varsa ikram etmek istiyorlardı. Bir lahza yorulup kenara mı oturdum, hemen birisi görüp halimi hatrımı soruyor; su, kahve veya çay getirmek için koşuyordu. Belki tek değerli aletleri olan motosikletlerini bile özel bir isteğimiz olmadığı halde sürüp eğlenmemiz için veriyorlardı. Ettikleri duaları söylemiyorum bile. Her konuşmanın sonunda mutlaka dua etmeyi ihmal etmiyorlardı. Yaşları ve tecrübeleri benden büyük olan, üstelik savaş mağduru insanların bu minnettar davranışları karşısında, hem yapılan hayrın kalplere dokunmasına seviniyor; hem de bu mesuliyet karşısında eziliyor, gözyaşlarımı tutamıyordum. Henüz ilk günlerden, bu şenliğin yalnızca bir grup çocuğu birkaç saatliğine eğlendirmekten ibaret olmadığını anlamıştım. Bu şenlik bölgedeki yetişkin/çocuk bütün mazlumlar için bir ümit ışığı, bizler içinse savaşın tahrip ettikleriyle farklı mücadele usullerinin de varolduğunu hatırlatan bir anahtardı.

Rağad’ın gülüşünü unutamayacağım

Üniversite bahçesinde çocuklarla oyun oynarken yanıma yaklaşan kırmızı elbiseli, şirin mi şirin esmer bir kız çocuğu “Üstaz” (hocam) diyerek yaklaştı yanıma. Halini hatrını sordum, öyle güzel gülüyordu ki. “Şenliği sevdin mi” diye sordum ona. “Çok sevdim” dedi. Hemen civardaki Reyyan Kampı’nda yaşıyormuş, sekiz yaşındaymış. Onu sırtıma aldım, cambaz gösterisi yapan Mithat Abi’nin denge tahtası üzerinde çevirdiği topları meraklı gözlerle seyretti. Beraber el çırpma oyunu oynadık, kollarından tutup havada çevirdim, tek ayağımız üzerinde sekerek bütün bir bahçede koştuk. O ne düşündü bilmem ama, benim için hayatımın en güzel dakikalarıydı. Gün biterken, ısrarla bir daha gelip gelmeyeceğimizi soruyordu Rağad. Bilmiyorum diyemedim...

Yetimler ve mahzun yüzleri

Birkaç gün sonra, İhtimlat denen bir bölgedeki yetimler okuluna taşıdık şenliği. Kısa bir süre öncesine kadar DAEŞ’in işgalinde karargâh olarak kullanılan binayı tadil ederek yetimlerin hizmetine sunmuş İHH. Üniversitedeki şenlikten alıştığımız kamp çocukları oldukça hareketlilerdi; koşuyorlar, tırmanıyorlar, çocukluklarını doyasıya yaşıyorlardı. Yetimler öyle değildi, hemen hiçbir şeye abartılı tepki vermiyorlar, bütün etkinliklere çekinerek yaklaşıyorlar, öğretmenlerinin sözünden biraz olsun çıkmamaya özen gösteriyorlardı. Sanki çok fazla gülmemeye, çok fazla eğlenmemeye, yaşadıklarını unutmamaya şartlamışlardı kendilerini. Dudaklarının kenarından güçlükle seçebildiğim gülüşlerinde acı bir burukluk hâkimdi hepsinin. Neyse ki günün sonunda kısa da olsa bir süreliğine nefes almış olarak evlerine döndüler.

Kahraman Mare

Şenliği götürdüğümüz şehirlerden birisi de şehit Abdülkadir Salih’in memleketi kahraman Mare’ydi. Bu küçük şehrin halkı kenetlenerek devrimin başlangıcından beri ne rejim, ne PYD, ne DAEŞ güçlerinin beldelerine girmesine izin vermiş. Biz de şehrin ruhuna uygun olarak hareketli parçalar yerine neşid ve marşlar çaldık o gün. Böylece muhaliflerin başlıca sloganlarından olan “Yallah irhal ya Beşşar!” (haydi def ol ey Beşşar) asıl anlamını kavramış oldu. Bunun yanında, Türkiye destekli Suriyeli polislerin göğüslerinde taşıdığı ay yıldızlı bayrağı görünce bir kez daha Allah’a şükrettik. Bizim gönderdiğimiz teçhizatları kullanıyorlar, bizim inşa ettiğimiz polis merkezinde konuşlanıyorlar, bayrağımızı taşıyan kamuflajları giyiyorlar ama bizi emperyal bir güç olarak görmüyorlardı. Belki yalnız bu tabloyu görmek bile yeterdi bana.

Elim bir gerçek

Şenliğin bütün güzelliklerinin yanında, hemen her gün ve her yerde karşılaştığımız iç burkan bir hadise vardı: Çocuklar sürekli olarak maddi bir şey istiyordu. Ne olduğu çok önemli değil; meyve suyu, gofret, balon... İlk zaman “Çocuktur bu, olur öyle” diye düşünsem de, yetişkinlerin de benzer davranışlarda bulunduğunu görünce meselenin öyle olmadığını anladım. Ne yazık ki, sürekli olarak kendilerine yardım edilmesi sebebiyle, el açmaya alışmış bu insanlar. Bu durum canımızı epey sıktı tabii. Zira bu vakıa şu anlama geliyor: Beşşar zalimini ve işbirlikçisi alçakları -lanetullahi aleyhim- kovup harap olan memleketi tamir etmeyi başarsak bile yaşamak arzusunu ve lazım olan mücadele azmini kaybetmeye yüz tutan bu insanların gönüllerini imar etmemiz için çok daha fazla gayret etmemiz gerekecek.  

Yalnız değilsiniz; biz sizdeniz, siz de bizdensiniz

Rahman ve kahhar olan Allah’a hamdolsun ki sınırsız şenliğimiz 10 gün içerisinde 5 ile 10 bin arası çocuğun yüzünü güldürmeye muvaffak oldu. Hemen hepsine boyama kitabı, kuru boya ve şekerleme hediye edildi. Ancak elbette bir ilki gerçekleştirmenin neticesi olarak eksiklerimiz de oldu. İnşallah kimsenin kalbi kırılmamıştır.

Bu meyanda, başta bu çokça emek getiren aynı zamanda bir o kadar da tehlikeli işi yaş ortalaması 22-23 olan gençlere emanet ederek bizlere güvenen UMHD başkanı Uğur Yıldırım’a, 10 gün boyunca şenliğe gösterileriyle renk katan Hüseyin Goncagül ve ekibine, İHH Kilis Lojistik merkezi çalışanlarına, İHH Suriye çalışmaları sorumlusu Ömer Koparan’a, İHH Babüsselam çalışanlarına, ismini zikretmesem de emeği geçen herkese, maddi/manevi yardımlarla şenliğin düzenlenmesine katkıda bulunan bütün kişi ve kuruluşlara teşekkür ediyorum. Hepsinden Allah razı olsun.

Umarım şenliğimiz güzel bir bidayet olur, buradan başlayarak sevgi ve uhuvvet bütün Bilad-ı Şam’a yayılır. İnanıyorum ki, bu şenlikle yalnız belli bir miktarda çocuğu eğlendirmedik, aynı zamanda orada çok zor şartlar altında hayat mücadelesi veren mazlum halka “Yalnız değilsiniz; biz sizdeniz, siz de bizdensiniz.” demiş olduk.

 

Fatih Alibaz





Yorum
Duam
Neslihan
Allah sizlerden razı olsun
08/10/2017, 22:58