, 25 Temmuz 2017
Afrika yla Kadim Duygusal Bağımız Yeniden Canlanıyor

Ahmet Kavas

3119

Afrika’yla Kadim Duygusal Bağımız Yeniden Canlanıyor

''Afrika'ya İspanyol istilası sona erdiğinde, ihtişam, medeniyet ve zenginliğin hüküm sürdüğü bu topraklarda taş üstünde taş kalmaz. İspanyolların kıtadaki ülkelere hediyesi ateşli silahlar kullanarak kan dökmek, can almak ve göz kamaştıran bir medeniyeti bitirmektir.'' Ahmet Kavas, Bursa'da ''İslam Medeniyetinde Afrika’nın Yeri'' başlıklı bir konferans verdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

İlgili Yazılar
Türkler ve İtalyanlar bir mi
Türkler ve İtalyanlar bir mi?

Prof. Dr. Ahmet Kavas'ın İTM'deki son konuşmasını sizler için takip ettik.
14/03/2011 09:09

“Bundan yirmi otuz sene önce bize ‘Afrika’ dendiğinde ilk aklımıza gelen şey, vahşi insanlar, balta girmemiş ormanlar, medeniyete alabildiğine uzak bir dünyaydı. Şimdi biliyoruz ki bu algı bizim tarih kitaplarından öğrendiklerimize değil, Batılıların bize anlattıklarına dayanmaktadır. Bu anlatılanlara inanmak bizim en büyük hatalarımızdan biriymiş doğrusu. Bizim hatamız, Afrika’yı kendi kaynaklarımızdan değil, Batılıların anlattıklarından tanımamızdır. Artık Afrika’nın öyle olmadığını biliyoruz ve Osmanlının ve İslam medeniyetinin mirasçısı olarak dokunuşumuzu Afrika’ya kadar uzatıyoruz.” cümleleriyle giriş yaptı Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin 17 Mart Cuma geceki geleneksel Cuma Meclisi’ndeki sohbetine Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi ve Çad eski büyükelçisi Prof. Dr. Ahmet Kavas. Konu “İslam Medeniyetinde Afrika’nın Yeri” başlığını taşıyordu ve bu konu, biz dinleyiciler için de ilgi çekici, bakir bir konuydu.

Mali hep yoksul muydu?

Sohbet bittikten sonra eve gittiğimde, Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın sohbetinde zihnime kazınan bir ismi araştırdım. Bu isim ve bu kısa araştırma, günümüzün yoksul ülkesi olan Mali’yle ilgiliydi.  Prof. Dr. Ahmet Kavas, sohbetinde Mali Sultanı Kankan Musa’dan ve onun efsanevi hac yolculuğundan bahsetmişti. Kankan Musa, 400 milyar dolarlık kişisel servetiyle hâlâ dünyanın en zengin kişisi sıfatını elinde tutan bir Müslüman sultandı. İşte Wikipedia’da Kankan Musa’ya dair yazılanlardan birkaç satır: “Mansa Kankan Musa 14'üncü yüzyılda onuncu mansa veya Mali İmparatorluğu'nun yükseliş dönemindeki imparatoruydu. Ülkeyi mansa olarak 1312 yılından 1337 yılına kadar yönetti. Musa, en çok kendisinin 1324 yılında hac için Mekke'yi ziyareti ve İslami bilginlik velinimetiyle kaydedilir. Musa Mansa, Mali'nin etkisini Timbuktu şehri dâhil olmak üzere pek çok toprağı imparatorluğunun kontrolü altına getirerek Afrika boyunca genişletti. Ve Batı Sudan'ın büyük bir parçasını tek sistemli ticaret ve yasa içinde ilave etti. Bu yapılması beceri, güç veya cesaret isteyen bir şeydi ve bu Musa Mansa'yı Afrika tarihinde en büyük devlet adamlarından biri yaptı. Mansa'nın koruması altında Timbuktu şehri zenginlikte ve prestijde büyüdü ve en güzel şairlerin, bilim adamlarının, Afrika ve Orta Doğulu sanatçıların toplantı yeri haline geldi.”  

Kankan Musa, Ortaçağ’ın sonlarına doğru Afrikalıların bilim, kültür ve sanata nasıl baktıklarını yansıtan bir profildir. Aynı zamanda Kankan Musa önderliğindeki Mali, Afrika’nın 14. yüzyılda nasıl bir gelişmişlik yaşadığının somut örneğidir. Konuyu öğrendikte sonra biliyoruz ki şu anda zengin Arap ülkelerindeki ve Afrika’daki hayranlık uyandıran mimarinin temelleri de yine o dönemde, Mali’de atılmıştır.

Afrika, İslam medeniyetiyle aydınlandı

Pekala, Afrika kıtasının yakaladığı bu zenginlik ve medeni gelişmişliğin arkasındaki güç neydi? Prof. Dr. Ahmet Kavas, bunu incelediğimizde karşımıza İslam’ın çıktığını söyledi. Bu cümlesinden sonra Prof. Dr. Ahmet Kavas, Afrika’ya dair şu bilgileri verdi: “Müslümanlar, Hz. Ömer zamanında, yani 640’lı yıllarda Mısır üzerinden Afrika’ya uzanmaya başlamışlardır. Hz. Osman zamanında devam eden bu çalışmalar, Emeviler zamanında tamamlanmış; Müslümanlar Afrika’yı da aşıp Fransa sınırlarından içeri girmişlerdir. İslam’ın oluşturduğu medeniyet, tüm dünyayı olduğu gibi Afrika’yı da derinden etkiledi. Mesela, o zamana kadar sıradan bir şehir olan Kahire, Fatımiler zamanında dünyanın en önemli merkezlerinden biri oldu. Yine Fas, Cezayir, Çad, Tunus ve Sudan gibi ülkelerde yüksek bir ilim, kültür ve sanat hayatı yaşanır oldu. Afrika’nın hemen yanı başında yaşanan Endülüs deneyimi, Afrika’yı da derinden etkiledi ve Endülüs’te yaşanan gelişmişlik, İslam’ın elinin dokunduğu Afrika’da da yaşandı.”

Amerika’daki kara derililer

Kolomb’un günlüklerinde Amerika’da yaşayan kara derili insanlardan bahsedildiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kavas, bu kara derili insanların kim olabileceklerine dair de şunları söyledi: “Mali’nin Senegal’e yakın bölgesinde hüküm süren Faga Laye, Atlas Okyanusunu aşıp yeni ticaret yolları keşfetmeleri için birçok donanma göndermiştir. Giden bu donanmalardan bazıları geri dönmüş, bazılarından ise bir haber alınamamıştır. En sonunda Faga Laye, sultanlığı oğlu Musa’ya bırakarak bir sefere de kendi çıkmıştır. Faga Laye, bu seferden geri dönmemiş ve akıbeti hakkında bir bilgiye de ulaşılamamıştır. Ama o zamanki bilgi kırıntılarından ve Malililerin denizcilikteki başarılarından yola çıkarak onların Amerika’ya yerleştiklerini anlayabiliyoruz. Bu tezi, Kolomb’un günlüklerinde sözü geçen ‘Amerika’daki kara derililer’ ifadesi de desteklemektedir.”

Yine İspanyol kıyımı

Tarihin en acımasız kıyımlarından birini Endülüs’te gerçekleştiren İspanyolların kıyımlarının sadece Endülüs’le sınırlı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kavas, Afrika’da kurulan bu ihtişamlı medeniyetlerin ve göz kamaştıran zenginliklerin vahşi Batı’nın ilgisini çektiğini söyledi: “1500’lü yılların başında İspanyollar Afrika’nın zenginliğini talan etmeye başlarlar. Yaklaşık olarak 1492 yılında başlayan bu İspanyol istilası, 1510 yıllarında sona erer. Bu istila sona erdiğinde, ihtişam, medeniyet ve zenginliğin hüküm sürdüğü bu topraklarda taş üstünde taş kalmaz. İspanyolların kıtadaki ülkelere hediyesi ateşli silahlar kullanarak kan dökmek, can almak ve göz kamaştıran bir medeniyeti bitirmektir.”

Fransızcanın kısa ve vahşi tarihi

Büyük bir illüzyonla başkalarını vahşi, kendilerini medeni gösteren Batılıların tarih ve kültür alanında bulundukları yeri de şu birkaç cümleyle anlattı Prof. Dr. Ahmet Kavas: “Yaygınlığına ve oluşan algıya bakarak sanırsınız ki Fransızca kadim bir bilim, kültür, medeniyet dilidir. Öyle bir şey yok. Eldeki ilk Fransızca belgeler 800’lü yıllara dayanmaktadır. O da kısa ve içeriği dolu olmayan metinlerdir. Fransızca metinler asıl olarak 1400’lü yıllardan sonra yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. O zamana kadar, ciddi anlamda bir Fransızcadan söz etmek mümkün değildir. Hele hele bir bilim dalı olarak Fransızcadan hiç söz edilemez. O dönemde Batı, bilim üretmiyor, Müslümanların ürettiği bilimi anlamaya çalışıyordu. Bunun için durmadan çeviri yapıyorlardı. Bu çevirilerle Müslüman medeniyetini anlıyor ve onu yenmenin yollarını arıyorlardı. Bu faaliyet yaklaşık dört yüz sene sürdü. Dört yüz sene sonra Batılılar, Müslümanların ürettikleri bilimi kavradılar ve sonrasında kendi bilimlerini üretmeye başladılar. Onlar alan kazandıkça Müslümanlar geriledi. Üstelik de vahşi bir biçimde alan kazanan Batılılar, Müslümanları acımasızca yok ediyorlardı. Bu korku Müslümanlarda o kadar derin yer etti ki, Müslümanlarda eskisi gibi geniş bir ufuk da kalmadı, tüm enerjilerini sadece hayatta kalmaya sarf eder oldular.”

Yine II. Abdulhamid farkı

18. yüzyılla beraber Osmanlının yıkılmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kavas, geniş ufuklarıyla tüm dünya coğrafyasına uzanan Müslümanların da yavaş yavaş içlerine kapanmaya başladığını söyledi. Bu içe kapanma sonucunda, özellikle coğrafi olarak uzaklarda yaşayan küçük ülkelerin, çeşitli küçük kabilelerin sorunlarına Osmanlı tarafından kayıtsız kalınmaya başlandığına dikkat çekti. İçteki sorunların büyümesiyle birlikte tüm enerjinin içe yöneldiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kavas, bir devletleri olsun olmasın, sadece Müslüman oldukları için Batılıların hışmını üzerlerine çeken uzak ülke Müslümanlarının yardım çağrılarına cevap verilememesi sonucunda aradaki bağların iyice yitmeye başladığını not düştü. Sadece II. Abdulhamid’in bu duruma kayıtsız kalmadığını, kendisine ulaşan her mektubu dikkatle inceleyip bu mektup yazanların kimler olduklarını, nerede yaşadıklarını ve onlara nasıl yardım edileceğini araştırtarak elinden geldikçe yardım etmeye çalıştığını anlattı.

Afrika’yla kadim duygusal bağımız yavaş yavaş kuruluyor

Kendisi de Çad’da büyükelçi olarak bulunan Prof. Dr. Ahmet Kavas, özellikle 2005 yılından sonra Türkiye’nin o merhametli elinin Afrika kıtasına da değmeye başladığını söyleyerek yüz yılların tahrip edici etkilerine rağmen o bölge insanının tekrar Osmanlı’yla buluşmanın sevincini yaşadıklarına çok şahit olduklarını söyledi. Prof. Dr. Ahmet Kavas, adlarını bile bilmediğimiz bir sürü ülkede, yine adlarını bile bilmediğimiz bir sürü topluluğun hasretle bize dair haberler beklediğini, onların büyük bir heyecanla Türkiye’deki gelişmeleri izlediklerini ve o kadim duygusal bağların yine yavaş yavaş kurulmaya başladığını söyledi. Prof. Dr. Ahmet Kavas, tüm Müslümanları, Afrika başta olmak üzere dünya Müslümanlarını kendi kaynaklarımızdan ve doğru şekilde öğrenmeye davet ederek sohbetine son verdi.

 

Ahmet Serin






İlgili Konular