, 22 Şubat 2017
Üç Dili Çok İyi Bilmeyi İsterdim Arapça Farsça ve Türkçe

Atilla Koç

4961

Üç Dili Çok İyi Bilmeyi İsterdim: Arapça, Farsça ve Türkçe

Kültür eski bakanlarından Atilla Koç geçtiğimiz günlerde Bursa'da bir söyleşi gerçekleştirdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

Türkiye’de, sayısı hiç de azımsanmayacak kadar çok olan bir kuşak evlerde, derneklerde, kıraathanelerde yapılan sohbetlerle, gerçekleşmesi önemli olaylar kategorisine dâhil edilen konferanslarla, kültür-sanat dergilerinin ofislerindeki entelektüel sohbetlerle yetişti. Tüm bu yapılanların hepsi yüz yüze olduğu için bu eylemlerin tümü, bir anlamda kadim geleneğimizin süreği olan usta-çırak ilişkisi gibiydi. Bu eylemlerin hepsi yüz yüze temas ile olduğu için insanlar çekilen çileleri, yapılan fedakârlıkları görüyor ve dolayısıyla dâhil olduğu inanç-kültür-sanat dünyasının değerini derinden anlıyor, kendisi de o dünya için bir şeyler yapma çabası içine giriyordu. Merhum Cahit Zarifoğlu’nun, Akabe Kitabevi’ni ilk kez ziyarete gelenlere bile bir koli uzatıp “Koş, bunu hemen şuraya yetiştir.” diye ünlemeleri, Akabe ziyaretlerinin en canlı hatıralarındandır. Bu tavır, samimiyetin, fedakârlığın, diğergamlığın ifadesi olduğu için kimse tarafından yadırganmıyor; tam tersine, kişinin kendisini o dünyaya ait hissetmesini sağlıyor ve böylelikle kişiler arasında görünmez bağlar oluşmasına yol açıyordu. Bir kuşak böyle yetişti ve o kuşak şimdi ülkenin kaderine yön veriyor.

Kültür eski bakanlarından Atilla Koç da, o kuşağın temsilcilerinden biri. Kendi ifadesine göre, ilkokulda başlayan deli gibi okuma serüveni, yetmiş birinci yaşını sürdürdüğü şu dönemde, günde yüz sayfadan az olmamak kaydıyla hâlâ devam ediyor. Atilla Koç, haberdar olduğu sohbet meclislerine iştirak ediyor, davet edildiği yerlere konferanslar vermek için yüksünmeden gidiyor. Bir geleneği devam ettiriyor yani.

Birikimli, kafası dolu insanların birçoğunda görünen bir konuyu bitirmeden diğer konuya sıçrama, Atilla Koç’ta da olmalı ki, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin 6 Ocak Cuma akşamki Cuma Meclisi sohbetinde Atilla Koç, bir konudan diğerine sıçrayarak bir güldeste oluşturdu.

Müslüman olmak nimettir

Sohbetine, dünya üzerinde başka bir dinden olabilecekken Müslüman bir toplumda, Müslüman olarak doğmanın büyük bir nimet olduğunu söyleyerek başlayan Atilla Koç, kendisinin bu dünyayla tanışmasını sağlayan kişinin, irfan sahibi ağabeyi olduğunu söyledi: “Rahmetli ağabeyim bir kasaba hekimiydi. Bana İslam’ı öğreten, insan tanıma sanatını öğreten hep oydu. Altmış sene boyunca kasaba hekimliği yapması hasebiyle de irfan sahibi, hikmet sahibi biri olmuştu. İşte ben İslam’ı onun aracılığıyla tanıdım. Müslüman olmak benim için en büyük şereftir ama ben yine de bir konuda muzdarip ve muazzebim.”

Muzdarip ve muazzeb olmasının sebebini ise, kendisini istediği gibi donatamaması olarak açıklayan Atilla Koç, bu konuyla ilgili şunları söyledi: “Günümüzde birçok insan bağlı olduğu inancı, ideolojiyi ezberden biliyor. Yani kulaktan dolma bilgilerle biliyor. Ezberden bilmeyi bu anlamda kullanıyor artık insanlar ve ezberi küçümsüyorlar. Oysa ezber önemlidir. Düşünün ki ezber olunmadan hafız olunamıyor. Ezber olmasa hafızlar da olmayacak. Ezberin önemini buradan da anlıyoruz. Ama ezber tek başına olursa önemli değildir. Ezber, yorumla desteklenmeli. Yorumu olmayan bir ezber gereksiz, ezber olmadan yorum yapmak da imkânsızdır. Yorum ve ezber için zekâ işlek olmalıdır. Ben belki hafız olabilirdim ama olamadım ve şu yaşımda bunun ıstırabını yaşıyorum.”

Elsine-i Selase (Üç Lisan) Cemiyeti

Okumanın ve düşünmenin kendini bildi bileli rutin uğraşısı olduğunu söyleyen Atilla Koç, son zamanlarda dil konusuna eğildiğini, kendinde güç ve imkân bulursa Elsine-i Selase Cemiyeti (Üç Lisan Derneği) adlı bir dernek kurmayı düşündüğünü şu sözlerle aktardı: “Son zamanlarda, biraz da Wittgenstein’den ilham alarak dil üzerine düşünüyorum. İnsan, bildiği kelime kadar düşünebilir bilindiği gibi ve insan düşündüklerini dilin imkânları kadar ifade eder. Dille uğraşmak insanı geliştirir. Üç dili çok iyi bilmeyi isterdim: Arapça, Farsça ve Türkçe. Bu diller, insana ufuk verir ve dünyayı anlamasını sağlar. Çünkü bu dillerden biri fiil, diğeri özne ve diğeri de tümleç üzerine kuruludur. Dünya da bunlardan ibaret değil mi zaten? Bu düşüncelerimi ve bu dillerin değerini anlatabilmek için Elsine-i Selase Cemiyeti adında bir dernek kurmayı da düşünüyorum.”

Müslümanlar neden bu halde?

İslam’ın en mükemmel din olduğu konusunda kimsenin kuşku duymadığını söyleyen Atilla Koç, günümüz Müslümanlarının halinin ise hiç de iyi olmadığını söyledi. Müslümanların bu hallerinin hiçbir şeyle açıklanamayacağına dikkat çeken Atilla Koç, konuyla ilgili şunları söyledi: “Müslümanların ellerinde her türlü imkân, aydınlanmak için her türlü kaynak var. Müslümanların da uyanık olması, bu imkân ve kaynakları doğru şekilde kullanması gerekiyor. 2011 yılında siyaseti bıraktıktan sonra Sezai Karakoç ağabeyin ‘Yeşil sarıklı hocalar, bana bunu öğretmediniz’ dizesini çok daha anlamlı bulmaya ve bu dizeyi sık sık tekrar etmeye başladım. Evet, birileri bize bir şeyleri öğretmedi. Birileri de bize bir şeyleri yanlış öğretti.

Öğretilmeyenlerin neler olduğunu anlamak için mesela siyer kitaplarını öğrenmeli. İslam tarihinde muteber bilinen dört siyer kaynağı var. Bir bunları okuyun, bir de sonra yazılanları. Sadece siyer değil, hâlâ yayımlanmaya devam eden tefsir, meal ve hadis kitaplarını da okuyup birbirleriyle karşılaştırın. Ama şunu bilin ki, bunları okudukça karşılaştığınız çelişkiler sizleri sarsacaktır. Olsun, sarsılın ve sarsılmaktan da korkmayın. Sarsıldıkça düşünecek ve çelişkileri ayıklayacaksınız. Mesela bakın, İslam’ın beş şartı var ama bu beş şart İslam’dan önce de vardı. Kelime-i şahadete hazreti Peygamber’in adını eklemek dışında, bu beş şart İslam öncesinde de vardı. İnsanlar bu beş şarta inanıp ibadet ediyorlardı. Önemli olan bu şartların, bu inanç manzumelerinin olmasıdır. Bu inancın ve bu inançtan kaynaklanan ibadetlerin şekli farklı olabilir. Bu farklılık sizi ürkütmesin, diğerlerine düşman kılmasın. İnsanlar ibadetlerini sizin düşündüğünüz gibi yapmak zorunda değiller. Bırakın istedikleri gibi yapsınlar. Siz onlara karıştıkça onlar da size karışacak ve Müslümanların enerjisi küfre yönelmek yerine inanç sahiplerine yönelecektir. Bundan uzak durun. Bu bizi zayıflatıp bölüyor çünkü.”

Ahlaklı olmalıyız

İslam’ın hoşgörüsünün benzersizliğine çeşitli örnekler veren Atilla Koç, sohbetini Müslümanların her zaman ahlaklı ve hoşgörülü olması gerektiğine dikkat çeken şu sözlerle bitirdi: “Ahlak sahibi olmalı ve başkası hakkında hüküm vermemeliyiz. Önyargı, körleştiricidir. Buhara, Taşkent gibi kadim İslam beldelerinin medreselerinde gayrimüslim hocalar da ders veriyordu, bunu unutmayınız. Müslümanlar da düşüncenin durağanlaşmaması için fikir çatışmasının şart olduğunu bildiklerinden buna izin veriyorlardı. Onlar biliyorlardı ki çatışma yaşamayan düşünce donar. Bu yüzden ufuklarını ve hayatlarını geniş tutuyordu o dönem Müslümanları. Görünen o ki günümüz Müslümanlarının da, Muhammed İkbal’in dediği gibi, yeniden yapılanmalarına ihtiyaç var. Allah sonumuzu hayretsin.”

 

Ahmet Serin






İlgili Konular