, 18 Ocak 2017
Beni 'Kur an dinlemeyle' tanıştırdı Abdussamed

3595

Beni 'Kur’an dinlemeyle' tanıştırdı Abdussamed

''Yayın bittiğinde ise benim içim öylesine değerli bir an'ın başrolünde o içli ve derinlere işleyen sesiyle yer alan ismi gördüm: Abdulbaset Abdussamed.'' Deniz Baran yazdı.

İlgili Yazılar
K be'nin matematikçi imamı Mahir Al Muaiqly
Kâbe'nin matematikçi imamı: Mahir Al Muaiqly

"İmam Mahir'in, Kâbe imamlarının diğerlerinden bir farkı var. Mahir, aynı zamanda matematik alanında profesör ve ders vermekte." Deniz Baran, Kâbe imamlarının en bilineni İmam Mahir'i yazdı.
07/08/2015 15:03
Mısır ekolünün en parlak isimlerinden biri
Mısır ekolünün en parlak isimlerinden biri

Ahmed Naina hayata nasıl Kur’an ile haşır neşir başladıysa öyle devam etti. 'Hayatta Kur’an okumaktan daha anlamlı bir şey yok.' sözü hayatının özeti gibiydi. Deniz Baran yazdı.
05/10/2015 15:03
Kur'an tilavet ederken anlama da hakim olunmalı
Kur'an tilavet ederken anlama da hakim olunmalı

Türkiye’nin güzide hafızları arasında yer alan Ahmet Karalı, aynı zamanda uluslararası bilinirliğe de sahip bir isim. Deniz Baran yazdı.
15/12/2015 15:03
Yürekleri sarsan bir ses Remzi Er
Yürekleri sarsan bir ses: Remzi Er

Abdussamed’den aldığı özel eğitimi apaçık ortaya koyarcasına 'Türk Abdussamed' diyebileceğimiz bir okuyuşa sahip Remzi Er.. Deniz Baran yazdı.
13/12/2015 15:03
İsmail Biçer'in izinde bir hafız Bünyamin Topçuoğlu
İsmail Biçer'in izinde bir hafız: Bünyamin Topçuoğlu

Deniz Baran, Kur'an okuyuşuyla gönülleri titreten kariler hakkındaki yazılarını sürdürüyor. Baran, bu sefer Fatih Camii imamı dünya Kur'an-ı Kerimi güzel okuma 1. Bünyamin Topçuoğlu'nu yazdı.
03/12/2015 15:03
İstanbul tilavet geleneğinin son temsilcilerindendi
İstanbul tilavet geleneğinin son temsilcilerindendi

İsmail Biçer sadece bir hafız/ kâri ve hoca olarak değil, kişisel özellikleri ile de çevresinde büyük hayranlık uyandırırmış. Deniz Baran yazdı.
13/11/2015 15:03

Yanılmıyorsam 2009 yılının Ramazan ayıydı… Kaba tabirle ilk kez “dini vecibelerini yerine getirmeye gayret eden bir dindar” olduğum seneydi. Çocukluktan gençliğe adım attığım dönemlerdi. O yıl da en garibiydi belki de bu dönem içerisinde… İlk idrak ettiğim Ramazan olacaktı. Nitekim orucumu eksiksiz tutup teravihlere katılmaya özen gösteriyordum. Zerre kadar Kur’an okumayı bilmediğim hâlde mukabelelere ara ara katılıyor, hiç tanımadığım bilmediğim bir camianın içinde saf tutmaya çalışıyordum.

Fakat bu büyük değişimin tüm getirileri bir yanda, hayatımdaki asıl büyük değişim Ramazan boyunca izlediğim televizyon programlarında oluyordu. Birçok okuyucumuza basit gelebilir ancak bu camiayı ve kültürü ve hatta koca bir dini keşfe çıkmış bir genç için her şey çok tuhaftı. İftar vakitleri ve sahur vakitleri izlediğim her şey bende büyük bir ilgi ve şaşkınlık uyandırıyordu (şimdilerde Ramazan boyu en fazla 3-5 kez göz atıyorum). Birkaç tanıdığım ve dindar oluş sürecimde yazılarını okuduğum hocanın televizyona çıkacağını duyduğumda heyecanla ekrana kilitleniyordum. Öyle ki sanki o programları izlemesem dindar camiayı asla anlayamayacak, ömür boyu böyle Araf’ta kalacaktım. Bu yoğun ilgim ve dikkatim sebebiyledir ki zaten o vakitler izlediklerimden duyduğum ne varsa hepsi aklıma mıhlanmış gibidir. Benim “tabula rasa”mı dolduran şeyler bir nevi o Ramazan’ın iftar ve sahur programları olmuştu sanki.

Peki kendi hikayemin Mısırlı meşhur hafız Abdulbaset Abdussamed ile alakası nedir? İşte bu alaka tam da ilk paragrafta belirttiğim televizyon serüvenimde kuruluyor. Kimisi için basit, benim için ise hayatımın en ilginç anlarından biri, benim hikayem ile Abdussamed’in yolunu kesiştiriyor: Ben Kur’an’ı televizyonda ilk kez o Ramazan’da dinlemiştim. Ve bu ilki yanılmıyorsam Abdussamed’in sesiyle yaşamıştım.

Öylesine hüzünlü öylesine derinden gelen bir sesti ki o...

Hiç unutmam, saat sabaha karşı 3-4 civarıydı. Şimdilerde son derece sıradan gelen sahur programları arasında o zamanlar tercih dahi yapamıyordum. Hepsini dinlemek istiyordum. Bir o kanal bir bu kanal dolaşıp sahuru beklerken, Ramazan televizyonlarının vazgeçilmezi Nihat Hatipoğlu’nun programına takılı kalmıştım. Hz.Hüseyin’in öldürülüşünü anlatıyordu o bildik coşkusuyla. Açıkçası etkilenmiştim. Kerbelâ’yı ilk duyuşumdu herhalde. Ağzım açık dinlemiştim sonuna kadar. Tam duygularımın kabardığı bir andı ki Kur’an tilaveti başladı. İşte o anda beynimden vurulmuşa dönüştüm. O zamana kadar tüm vaktini meal ile harcamış ve camilerdeki vakit namazları dışında Kur’an duymamış biri için tuhaf bir andı. Ekranda okunan şey benim aylardır okuduğum şey miydi? Peki bu ses neydi, neden bana son derece kaşları çatık şekilde (yanlış bir tabirse Allah affetsin, o zamanki hislerim buydu diye teşbihi böyle yapıyorum) seslendiğini düşündüğüm ayetler sonunda içimi ısıtıyordu?

Gece dağılmış gibiydi, ekranda gösterilen Mescid-i Haram’a gözlerim kilitlenmiş; tüm ruhum ise televizyondan gelen sese odaklanmıştı. Öylesine hüzünlü öylesine derinden gelen bir sesti ki o ses, sanki içimden geliyordu. O an'a kadar insan hayatında ve özellikle dini meselelerde böyle anların varlığına pek itibar etmezdim ancak bu sefer gafil avlanmıştım. Ne kadar sürdü bilmiyorum, belki 1 dakika belki 10... Sadece hayatımda daha önce hissetmediğim bir hazzı duyumsadığımı hatırlıyorum. Öyle ki aradan geçen 6 yılda öyle “yüksek” bir an'ı sadece bir iki kez daha yaşadım.

Yayın bittiğinde ise benim içim öylesine değerli bir an'ın başrolünde o içli ve derinlere işleyen sesiyle yer alan ismi gördüm: Abdulbaset Abdussamed. Abdussamed kafamda soyut bir figür olarak kaldı o sahur boyunca. Sanki bizden biri değildi, çünkü öyle olsa bana o an'ı yaşatamazdı. Elbette işin asıl kerameti Kur’an’da idi ama ben önce Kerbelâ olayından haberdar olmanın, sonra da hayatımda ilk kez böyle bir tilavet dinlemenin tesiri altındaydım. Duygularımı böylesine harekete geçiren o isimde kalmıştı kafam.

Aklımdan ilk geçen Abdussamed’in Kâbe imamı olduğuydu. Fakat anladım ki Mısırlı idi. Ve yine anladım ki aslında pek meşhur idi. Zaman geçtikçe İslami camiayı daha çok tanıdım ve tanıdıkça birçoğunun aklına gelen ilk yabancı kârinin Abdussamed olduğunu gördüm. Daha da zaman geçti, bolca Arap arkadaşım oldu. Fas’tan Irak’a kadar hepsinin ortak bir değeri hâline gelmiş meğer o içimi titreten kâri, bunu fark ettim. Mısır ekolü denen bir şey olduğunu, Abdussamed’in o içli sesiyle yaptığı tilavete nağme ile mana verme dendiğini; ayrıca kendisinin 10 yaşında hafız olacak kadar Kur’an ile haşır neşir bir hayat geçirdiğini sonraları öğrendim. Nihayetinde Abdussamed o ilham verici geceden sonra somutlaştı kafamda, ancak benim için bir ilk olduğundan ötürü ekranda “Abdulbased Abdussamed” yazan andaki heyecanım hâlâ capcanlı hatırımdadır.

Hayatıma “Kur’an dinlemek” diye bir eylemi gerçek manada sokan ilk kişi

Doğrusu yıllar geçti, artık Abdussamed’i çok da dinlemez oldum. Herkesin olgunlaştıkça tercih ettiği tarzlar değişiyor; ben de farklı isimlere meyil ettim. Onları dinlemeyi tercih ettim edeli pek de açıp dinlemedim kendisini. Nitekim kârilere dair yaptığım yazı dizisinde de Abdussamed’e değinmeme kararı aldım, zira artık başka isimlerle daha haşır neşir olduğum için onlardan bahsetmem daha samimi olacaktı. Fakat bu duruma rağmen tüm bu dinlemeyi tercih ettiğim isimlerden öte Abdussamed hâlâ özel bir yere sahiptir içimde. Hafızamın en pırıltılı anlarından birinin başrolünde vardır çünkü. Ve o an'ın ilhamını tekrar yakalamak için tekrar tekrar bilgisayarıma koşup bin bir türlü Kur’an yarışmasını dinlediğim, farklı farklı kârilere yolumu düşürdüğüm maceramın başladığı noktada o vardır çünkü. Hayatıma “Kur’an dinlemek” diye bir eylemi gerçek manada sokan ilk kişidir ve aslında bugün kendisi yerine dinlemeyi tercih ettiğim her kim varsa onlara uzanan yolun ilk basamağı yine bizzat Abdussamed’dir.

Onun yad edildiği bu vefat yıldönümünde kendisinden bahsetmek de bana nasip oldu. Sanki yazı dizimde kendisine yer vermeyişime nispet yaparcasına beni kendisine geri döndürdü. Ben de tilavetine hayranlık duyduğum isimlerde yaptığım gibi Abdussamed’in hayatından, kimliğinden bahsetmek istemedim. Madem onun ismi farklı bir yoldan benim önüme gelmişti, ben de onun benim için farkını anlatmalıydım.

Onun sesi Allah’ın bir armağanı

Yazıyı ise bizzat onun memleketi olan Mısır’dan bir iki dostumun Abdussamed dinleyince neler hissettiğini aktararak bitirmek istiyorum:

Amr: “Aklımın başımdan gittiğini hissediyorum onu dinlerken. Tüm çevrem uzaklaşıyor benden. Allah’ın kelâmının, Kur’an’ın kalbime bir kurşun gibi girdiğini hissediyorum. Onun Kur’an okuyuş tarzı, bilhassa da hızlı okuduğu zaman sözün manasına çok daha fazla odaklanabiliyorum ve bu sözün hayatımızda neye karşılık geldiğine.”

Dostum Cherif’in babası: “Ben çocukken televizyon yoktu ve insanlar bugünkünden daha fazla iletişim hâlindeydi. Memleketimizde bu sohbetlerin en büyük konularından biri ise kimin daha güzel Kur’an okuduğu olurdu. Cenazelere vs. gittiğimizde iki tane hoca Kur’an okur ve dinleyicileri etkilemek için gayret ederlerdi. Biz de onlar hakkında uzun uzadıya konuşurduk. Ancak Abdussamed’i dinledikten sonra her gün dinlemek istedim. Her akşam radyoda haberlerden önce 20.00-20.30 arası Abdussamed dinlerdik, şimdiki Şampiyonlar Ligi maçları gibi akşamların en büyük etkinliklerindendi. Onu dinlerken 2-3 saat bile geçse hissetmezdim. Sesinde bir güzellik ve huşu hissederdim. Ayrıca telaffuz ettiği her harfin net şekilde anlaşılması da çok hoşuma giderdi.”

Bir başka dostum: “Onun sesi Allah’ın bir armağanı. Allah bazı insanlara Allah’ın yolunu hatırlamaları, hatırlatıcı olmaları için farklı şeyler bahşeder. Kur’an da bir nesilden diğerine Abdulbased gibi kimseler sayesinde aktarılıyor. Allah onu sevdiği için bugün hâlâ, vefatından sonra da videoları, kayıtları tüm dünyaya yayılıyor.”

 

Deniz Baran yazdı