, 19 Haziran 2018
Bursa Amerikan Mektebi nde Kızlarımız Tanassur mu Ettiriliyor

1384

Bursa Amerikan Mektebi’nde Kızlarımız Tanassur mu Ettiriliyor?

Ahmet Uçar’ın ''1928’de Hıristiyanlaştırılan Kızlar'' isimli kitabı, Bursa Amerikan Kız Koleji’nde 1928 yılında meydana gelen dört Müslüman Türk kızının Hıristiyanlaştırılması hadisesini, dönemin kaynaklarına dayanarak ele alan kapsamlı bir çalışma. Metin Uygun yazdı.

İlgili Yazılar
Yüz Yıl Öncesinin Mamur Mısır ve Kahire'sine Seyahat
Yüz Yıl Öncesinin Mamur Mısır ve Kahire'sine Seyahat

Halid Ziyaeddin’in ''Musavver Mısır Hatıratı'', yüz yıl öncesinin Mısır ve Kahire şehri hakkında bir tarihi vesika, şehir tarihi konusunda da önemli bir verim… Yazar seyahati esnasındaki Mısır’ın halinden etkilenmiştir. Bunların kendi memleketimize tatbik edilebilecek yönlerini göstermek onun için bir hizmet vesilesidir. Metin Uygun yazdı.
26/02/2018 08:08
Abdülhamid in nasıl bir aile hayatı vardı
Abdülhamid’in nasıl bir aile hayatı vardı?

Osmanlı padişahları içerisinde Abdülhamid, her şeyiyle çok özel bir yere sahiptir. Ömer Faruk Yılmaz’ın Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Aile Hayatı adlı kitabı, bu özel sultanı bir de aile hayatı yönüyle ele alıyor..
18/10/2013 11:11
Tarih seni haklı çıkardı ey koca sultan
Tarih seni haklı çıkardı ey koca sultan

'Sultan Abdülhamid Han Hakkında Meşhurların İtirafları' isimli kitapta, Abdülhamid Han’ın siyasi ve hususi hayatıyla beraber, meşhurların kendisi hakkındaki itirafları ve hakkında söylenenler konusu işlenir.
30/05/2015 08:08

Dr. Ahmet Uçar’ın, Çamlıca Yayınları tarafından 2017 yılında yayınlanan 1928’de Hıristiyanlaştırılan Kızlar isimli kitabı, Bursa Amerikan Kız Koleji’nde 1928 yılında meydana gelen dört Müslüman Türk kızının Hıristiyanlaştırılması hadisesini, dönemin kaynaklarına dayanarak ele alan kapsamlı bir çalışma.

Yazarın verdiği bilgiye göre Bursa Amerikan Kız Lisesi’nde, 1924 yılına kadar serbestçe Protestanlaştırma propagandası yapılmaktadır. 1924 yılında Türkiye Maarif Vekaleti okullardaki programlarda bazı değişiklikler yapar. İncil öğretimini yasaklayan bir genelge yayınlar. Bu durum karşısında kısa bir bocalama yaşayan okul idaresi, Hıristiyanlaştırma faaliyetlerini hiç aksatmadan gizli bir şekilde devam ettirir. Öğretmenler tarafından Hıristiyanlığa meyli olan Türk öğrencilere okulun çamaşırhanesinde, öğrencilerin girmesi yasak olan arka bahçede İncil öğretilir. Okulun karşısındaki dağda bazı ayinler tatbiki olarak gösterilir ve öğretilir. Bu öğrencilere her sabah yemek duası olarak bilmeden İncil’den İngilizce parçalar okutulur. Okul İdaresi Müslümanların kutsal günlerine saygı göstermez. Hıristiyanların özel günlerinde; pazar günleri, yortu ve Noellerde merasimler tertip eder. Öğrencilere o günlere ait özel kıyafetler giydirilir.

“Şayan-ı Hayret Bir Hadise: Bursa Amerikan Mektebi’nde Kızlarımız Tanassur mu Ettiriliyor?”

Ahmet Uçar, Bursa olayının, 1927 yılında Protestanlığa ilgi duyan bazı kız öğrencilerin günlüklerinin diğer kız öğrenciler tarafından yataklarının altından çalınmasıyla başladığını belirtir. Günlükler hemen Bursa Maarif Eminliği’ne gönderilir. Tercüme edilen günlüklerin ardından hadise İstanbul Maarif Emini Behçet Bey’e intikal eder. Okul sorgulamaya alınır. 22 Ocak 1928 yılında Cumhuriyet gazetesinde yer alan “Şayan-ı Hayret Bir Hadise: Bursa Amerikan Mektebi’nde Kızlarımız Tanassur mu Ettiriliyor?” başlıklı haber ile olay Türk kamuoyunda ilk kez duyulur ve çok büyük bir tepkiye sebep olur.

Haberde dört Müslüman Türk kız öğrencinin okuldaki öğretmenler tarafından Hıristiyanlaştırıldığı bildirilir. Misyonerlik faaliyetlerine karşı olan bir grup kız öğrenci kendi aralarında toplanarak bu duruma karşı nasıl engel olabileceklerini tartışırlar. Kendi aralarında “Uyanık Yavrular” grubunu kurarlar ve misyonerlik faaliyetlerini takibe alırlar. Bundan sonra hadise Bursa İl Maarif Müdürlüğü’ne intikal eder. Teftişler başlar ve Maarif Vekaleti olaya el koyar. 18 yaşındaki Seniha, 18 yaşındaki Ma’delet, 18 yaşındaki Nemika ve 22 yaşındaki Kamuran isimli kızların gördükleri telkinat üzerine Protestan oldukları anlaşılır. Maarif Vekaleti okulu kapatma kararı alır.

Yabancı okullar, modernizm ve Batılılaşma değil, misyonerlik ve Hıristiyanlaştırma ameliyesi görmektedir 

Kitapta, toplumun çeşitli kesimlerinin hadiseye verdiği tepkiler tafsilatlı olarak işleniyor. Edebiyat çevreleri de hadise karşısında kayıtsız kalmamış, verdikleri eserlerle tepkilerini dile getirmişlerdir. Yabancı okulların misyonerlik faaliyetlerini detaylı bir şekilde anlatan, bunu milli varlığa düşman faaliyetler olarak gören, bu gayeyle yazılmış ilk romanlar; Müfide Ferit Tek’in “Pervaneler”ve Necmeddin Halil Onan’ın “Kolejli Nereye” isimli romanlarıdır.

Uçar’ın verdiği bilgiye göre Müfide Ferit, kitabını hadiseden dört yıl önce yazar. Romanında o yıllarda çok aktif olarak çalışan Hıristiyan Kadınlar Cemiyeti’nin zararlı faaliyetlerini gündeme taşır. İstanbul’da bir Amerikan Koleji’nde eğitim gören Türk kızlarının milli benliklerinden nasıl uzaklaştıklarını ve kolejin nasıl bir misyonerlik yuvası olduğunu anlatır. Roman, Bursa’da yaşanacak olanların adeta dört yıl önceden habercisi gibidir.

Necmeddin Halil Onan’ın kitabıyla ilgili olarak ise Uçar, Onan’ın Kolejli Nereye romanının Bursa hadisesinden dört yıl sonra Şubat 1932’de İzmir’de yazıldığı bilgisini verir. Kitap olarak basılmayan roman, İstanbul’da yayınlanan Vakit gazetesinde “Milli Roman” başlığı altında “İşleyen Yara” adıyla tefrika edilir. İzmir Amerikan Koleji’nde öğretmenlik yapan Necmeddin Halil Onan’a göre Amerikan okulları, Türkiye’yi yönetenlerin ümit ettikleri gibi modernizm ve Batılılaşma değil, Hıristiyanlaştırma ve misyonerlik ameliyesi görmektedir. Ünlü romancı Reşat Nuri de bu hadiseye kayıtsız kalmaz, yazdığı “Gökyüzü” ve “Eski Hastalık” romanlarında bu konuyu işler.

Basın hadiseyi milli bir duruşla ele alır

Basın da hadiseye büyük tepki gösterir, konuyu etraflı bir şekilde ele alır. Bu gazetelerden biri de Cumhuriyet’tir. Gazete hadiseyi; milli bir hassasiyetle kamuoyuna duyurur. Bu işte ailelerin ve Maarif Vekaleti’nin de sorumluluğu olduğunu belirtir. Hıristiyan olan kızların babalarının son dakikaya kadar bundan habersiz oldukları yönündeki beyanlarını, kızlarının din değiştirmesini zımnen kabul etmiş oldukları şeklinde değerlendirir. Aynı hatayı Maarif Vekaleti’nin de yapmış olduğunu belirten gazeteye göre, “Talebenin muhtaç olduğu din bilgisini, milliyet duygusunu vermemekle laik bir eğitim yapıldığını ve bu suretle Cumhuriyet’in âli prensiplerine riayet edildiğini iddia etmek her şeyden evvel bu prensiplerin layıkıyla kavranılmadığını göstermekteydi.”

Cumhuriyet gazetesi Amerikan mekteplerine itibar eden aileler hakkında de bir değerlendirme yapar ve buraya çocuklarını gönderenlerin münevver aileler olduğunu belirtir. Gazeteye göre moda halindeki bu rağbetin maksadı İngilizce öğrenmek hırsıdır. Fakat bu okullara devam edenler iptidai şekilde bile İngilizce öğrenememişlerdir. Kitapta dönemin diğer gazetelerinin de bu paralelde yaklaşım gösterdikleri ayrıntılı bir şekilde ele alınır.

Kapatılan bir okula karşı üç yeni Amerikan okulu açılır

Maarif Vekaleti’nin okulu kapatma kararı almasından sonra hadise mahkemeye taşınır. Mahkeme süreci uzun ve meşakkatli geçer. Hem Amerikan kamuoyunda, hem Türk kamuoyunda mahkeme süreciyle ilgili hararetli tartışmalar yaşanır. Amerikalılar bu süreçte iki ülkenin ilişkilerinin bozulacağı yönünde baskı yaparlar. Hükümet nezdinde girişimlerde bulunurlar. Onların asıl maksadı bu hadise sebebiyle diğer Amerikan okullarının zarar görmemesidir. Türk hükümeti de maddi imkansızlıklar sebebiyle yeterli eğitim hizmeti verememek gibi bir sıkıntı içindedir. Yabancı okullara ihtiyacı vardır.

Bu şartlar altında devam eden mahkeme sürecinden sonra suçlanan kişilere 3’er günlük ev hapsi cezası ve 3’er liralık hafif para cezası verilir. Ceza alan misyonerler Türkiye’yi terk ederler. Yazar, Hükümetin hadise ve yargılamalar sebebiyle Batı’da bozulan imajını düzeltmek ve Amerika ile gerilen ilişkileri yumuşatmak için böyle hafif bir ceza vermiş olduğunu, kapatılan bir Amerikan okulu yerine de üç yeni Amerikan okulunun, Kayseri Talas, Tarsus ve Merzifon okullarının açılmasına izin verdiğini belirtir.

1928 yılında meydana gelen bu hadise karşısında; halkın, münevverlerin, basının ve hükümetin takındığı tavrı ve gösterdikleri yaklaşımı gayet ilgi çekici bir şekilde ortaya koyuyor bu çalışma.

 

Metin Uygun