, 23 Temmuz 2018
Temmuz 2018 Dergilerine Genel Bir Bakış

1057

Temmuz 2018 Dergilerine Genel Bir Bakış

Şehir ve Kültür, Yarın, Cımga ve Dil ve Edebiyat dergilerinin Temmuz 2018 sayıları hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

İlgili Yazılar
Temmuz 2018 Dergilerine Genel Bir Bakış-2
Temmuz 2018 Dergilerine Genel Bir Bakış-2

Ayasofya, Türk Edebiyatı, Şehir ve Ayasofya Çocuk dergilerinin Temmuz 2018 sayıları hakkında Mustafa Uçurum yazdı.
16/07/2018 10:10
Dil ve Edebiyat Dergisinin 115 Sayısı Çıktı
Dil ve Edebiyat Dergisinin 115. Sayısı Çıktı

Dil ve Edebiyat dergisinin Temmuz 2018 tarihli 115. sayısı okurlarıyla buluştu.
10/07/2018 16:04
Temmuz Dergisinin 24 Sayısı Çıktı
Temmuz Dergisinin 24. Sayısı Çıktı

Temmuz dergisi, Temmuz 2018 tarihli 24. sayısıyla ikinci yılını doldurdu.
09/07/2018 13:01
Bilimevi Kadın Dergisinin 6 Sayısı Çıktı
Bilimevi Kadın Dergisinin 6. Sayısı Çıktı

3 ayda bir yayınlanan Bilimevi Kadın dergisinin Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan 6. sayısı okurlarıyla buluştu. Dergi bu sayısında takipçilerine “Modayı ciddiye al!” diyor.
06/07/2018 15:03
Kitabın Ortası Dergisi 16 Sayısıyla Raflarda
Kitabın Ortası Dergisi 16. Sayısıyla Raflarda

Kitabın Ortası dergisinin Temmuz sayısı raflardaki yerini aldı. Derginin 16. sayısı yine birbirinden değerli dosyalarla, ilim ve sanat dünyasından kıymetli isimlerle yapılmış söyleşilerle ve kitap tanıtımlarıyla bizi yaz sıcağının rehavetinden kurtulup okumaya davet ediyor.
04/07/2018 16:04
Hayal Perdesi Dergisinin 65 Sayısı Çıktı
Hayal Perdesi Dergisinin 65. Sayısı Çıktı

Hayal Perdesi sinema dergisinin Temmuz-Ağustos 2018 tarihli 65. sayısı çıktı.
05/07/2018 15:03

Hüma Kuşu, Mükerrem Kemertaş’tan dinlenir

Şehir ve Kültür dergisi 48. sayısında Anadolu’nun renklerini barındıran, kültürleri birleştiren bir kilim deseni ile çıktı. Kültürün nefes alıp verdiği Anadolu’nun her karışında değerlerimizin yaşadığını gösteren izler hâlâ canlılığını korumaya devam ediyor.

Erzurum; tarih ve kültür şehirlerimizden. Geçmişle olan bağımızı sağlayan türkülerimizin de Erzurum’da ayrı bir yeri ve önemi var. İsmail Bingöl, 31 Mart 2018’de aramızdan ayrılan halk müziği sanatçısı Mükerrem Kemertaş ve onun sesiyle özdeşleşmiş olan Hüma Kuşu türküsü hakkında yazmış. Bazı türküler öyle bir hale gelir ki bir sanatçının adıyla tanınır ve o sanatçının sesiyle bir kimliğe kavuşur. Bingöl bu birliktelikten bahsediyor:“Hüma Kuşu dendi mi, herkes bilir onun Erzurum’un meşhur uzun havası olduğunu... Hüma kuşunun gölgesi üzerinde olduğu için olsa gerek, talihi hep yaver gitmiştir bu türkünün ve bir “efsane türkü” halini almıştır. İşte bu efsane türküyü, efsanesine yakışacak şekilde okuyan kişi, “Türkülerin Efendisi” unvanını hak edecek derecede tartışılmaz bir vukufun sahibi olan Erzurumlu Mükerrem Kemertaş’tı.”

Daha sonra türkülerden, Kemertaş’ın efsanevî sesinden bahsediyor Bingöl. Türkülerimizin, Erzurum türkülerinin büyülü atmosferinin bir türkü eşliğinde anlatıldığı yazı Mükerrem Kemertaş’ın kısa biyografisi ise son buluyor.

Halı deyip geçmeyin

Salih Doğan, Türkmenistan gezi notlarını paylaşıyor Şehir ve Kültür’de. Aşkabat’ta açılan halı müzesine dair izlenimlerine yer veriyor Doğan. Türk kültüründeki halının geleneksel özellikleri ve toplum açısından değeri anlatılıyor. Motifler, modeller ve anlamları örneklendiriliyor. Türkmen halısının kendine özgü özelliklerine değiniyor Doğan: “Binlerce yıllık bir geçmişe sahip Türkmen halısı hem Türkmenistan’ın hem de Türk dünyasının kültürel mirasının en önemli sembollerinden biri olmuştur. Zarif ve soylu bir geleneği temsil eden ve yüzlerce yıl korunmuş tarihi yaşam öyküleri ve geleneğimize dair kültürel kodların taşıyıcısı el emeği, göz nuru olan Türkmen halıları, dünyanın en kaliteli dokuma ürünleri arasında hak ettiği yeri almış durumda.”

Halı fuarı hakkında da detaylı bilgi var. Halı fuarının aynı zamanda halı bayramı olarak kutlandığını da öğreniyoruz. Bu fuar sadece halıların sergilendiği bir fuar değil. Ortak kültürlerin buluştuğu bir kültür merkezi olarak da görülebilir. Ayrıca Türk halıcılık sanatı ile Türkmenistan halılarının ortak yönlerini de bu fuarda tespit ettiğini belirtiyor Doğan: “Ortak tarihi, dil, din ve kültürü paylaşan iki kardeş ülke olarak kültürel mirasımızın en önemli bilgelik hazinesi, taşıyıcı ögelerinden biri olan halıcılık sanatımız adına mirasımızın korunması, sergilenmesi, tanıtılması ve gelecek kuşaklara taşınması konusunda bir hafıza mekan olan Türkmenistan Halı Müzesi’ni, bu kardeş ülkeyi ziyaret eden herkesin mutlaka görmesini ve büyük Türk milletinin kültür hazinesiyle buluşmasını tavsiye ediyoruz..”

Hepimizin hikâyesini anlatıyor Mustafa Kutlu

Yarın dergisi 6. sayısında Mustafa Kutlu dosyası ile çıkıyor okuyucularının karşısına. İstikrarı yakaladı Yarın dergisi. Özellikle dosya konuları ile merakla bekleniyor. Temmuz-Ağustos 2018 sayısında Mustafa Kutlu ve eserleri üzerine birçok yazı yer alıyor dergide.

Selçuk Küpçük, kendi kişisel öyküsü ile Mustafa Kutlu hikâyesindeki kesişen noktaları anlatıyor. Babasının gençlik döneminde aldığı Hareket dergisi ile başlayıp oradanhikâyelere, kitaplara ve Dergâh dergisine uzanan bir anılar demeti bu: “Dergâh dergisinde ilk şiirim Mustafa Kutlu’nun masasından geçerek Kasım 2000 tarihinde yayınlandı. İsmi ‘Cem Sultan Şiiri’. Bu tarihten itibaren bir dönem sadece Dergâh dergisinde yer aldı ürünlerim.”

Mehmet Bilal Yamak, Mustafa Kutlu hikâyelerinden örneklerle bizim hayatımızdan kesitleri buluşturmuş yazısında. Verdiği her örnek Kutlu’yu bize biraz daha yaklaştırıyor: “Mustafa Kutlu, isyan ahlakımızın hikâyeye dökülmüş heyecanıdır. Otel iftarlarında israf edilen ney ve semâzen soslu nimetlere inat; Erzincan tulumundan ve tiril tiril kokan memleket domatesinden müteşekkil sofrayı bir nesle daha cazip gösterendir. Yoksulluk içimizdedir çünkü.”

Mustafa Kutlu dosyasından son paylaşımım Meryem Betül Budak’ın yazısından olacak. Mustafa Kutlu’nun vatan anlayışı ve Kudüs üzerine yazmış Budak. Kutlu’nun “Vatan verilmiş sözdür. Söz namustur. Namusun ne olduğunu namussuzlardan başka herkes bilir.” sözü ile başlıyor yazı. Vatan sevgisinin sınırlarını Anadolu’dan başlatıp Kudüs’e kadar götüren bir ümmet bakışı var yazıda. Budak kurduğu tüm cümleleri “Özgür Kudüs temennisi ile” dile getiriyor. Fonda yine Kutlu var: “ Vatan sevmektir, benimsemektir, önemsemektir.”

Hallac-ı Mansur ile İbn-i Arabi arasında Aydın Hız

Aşk Kapını Ben Geldimve Hayal Denizi romanlarının yazarı Aydın Hız ile Mehmet Ayık’ın gerçekleştirdiği bir söyleşi var Yarın dergisinde. Söyleşinin merkezinde Hayal Denizi romanı var. İbn-i Arabi’den yola çıkarak Hayal Denizi romanının bir çözümlemesi sunuluyor okuyucuya.

Hallac-ı Mansur ve İbn-i Arabi, Aydın Hız’ın iki romanının kahramanları. Gerçek hayatla kurgu arasındaki o hassas dengeyi sağlamak oldukça güç olsa da bunu başarıyla romanlarına uygulayan bir isim Hız. Romanların yazılış süreci, kahramanlar, olaylar derken keyifli bir söyleşi bekliyor okuyucuları: “Dönemle ilgili siyasi, kültürel ve ekonomik bir çerçeve çiziyorum zihnimde, yapılmış bilimsel çalışmalarla onları araştırıyorum ve kurgumu sahih bilgiler üzerine inşa ediyorum. Bütün bunlardan hareketle ‘Hayal Denizi’ bir İbn Arabi biyografisinin ötesinde, bir dönem romanı da denebilir.”

Rahleme çarpan rabıta

Yarın dergisinden yapacağım son paylaşım Gazi Balcı’nın şiiri. Hem şiirsel duruşuyla hem de gayretiyle şair kumaşını hakkını vererek taşıyor Gazi Balcı. “Rahleme Çarpan Rabıta” şiiri de gerek imgesel özgünlük olarak gerekse mesajların dizelere sindirilmesiyle bir kenara not edilecek şiirler arasında: “Cahili olduğum belletildi bana / Dergâhına diz çöktüğüm bu tefekkürün / Ezberinde gözümü açtığım bilmeceler / Tütsüler rayihasında kıvrandığım / Meçhul uçurumlardan yuvarladılar beni / Hem Yusuf’un kuyusu da neymiş”

Zaman mı eskidi, biz mi eskidik?

Cımga dergisi 3. sayısına ulaştı. Sesini uzun soluklu yapmak istiyor Cımga. Ağır ve emin adımlarla yürüyor bu yüzden. Dergiyi elinize aldığınızda bir dahaki sayıya kadar dergi size yoldaşlık edebiliyor. Dergilerin en sevdiğim yönlerinden biri de bu işte.

Muhammed Sinan Kökcü Cımga’da Ali’ye Mektuplar’ına devam ediyor. Özlenen sihirli aynayı elinde tutan çocuk var bu kez karşımızda. Kökcü’nün anlatım tarzı okuyucuyu hemen kuşatabiliyor. Sıradan didaktik bir metin oluşturmak istemiyor Kökcü. Şairliğinin de imkânlarını kullanarak şiirsel bir metin sunuyor okuyucuya: “Bir çocuk en güzel aynadır. Bu cümleyi başka yere mi koymalıydım diyorsun. Yok yok… Bir çocuk en güzel aynadır. Aynadır da şu ecinni mi kova mı belli olmayan şeyden çok uzaklaştık sanmaya başladığın anda tam oraya dönüş yapayım ki daha doğru ifadeye büründürürken kelimeleri daha doğru zamanda da yapmış olayım. Hayret uyandırmadan ne etkisi olacak ki yazdıklarımızın.”

Bir çift ayakkabı

Cımga bu sayıokuyucularına nostaljik birbayram selamı sunmak istiyor. Birçok yazı var eski bayramlara dair. Değerlerimize sahip çıkalım vurgusunu yazılardan hissedebiliyoruz. Sevgi Yiğit’in “Bir Çift Ayakkabı” adlı yazısı da hatıralar eşliğinde ilerleyen içten bir yazı. Yiğit’in anlatımındaki sıcaklığı önemsiyorum. Yazılarında samimiyet dozunu iyi ayarlıyor Yiğit:

“Gardroplara sığmadığı için hiç giyilmediği halde ayakkabıların çöpe atıldığı bir devirde eskiyen ayakkabısını nasıl olur da çöpe atamaz insan? Yırtık bir ayakkabıya neden kıyamaz? İnsanın eskitmeye mecali yahut ayakkabıyı eskitebilmek için yürümeye takati yok iken ayakkabı eskitecek bir hâle erişebilmişse işte o vakit eskiyen ayakkabısını da saklar insan. Yıllarca belki de tek hayali bir çift ayakkabıyı eskitebilmek olan bir insan canlanabilir mi gözlerinizde? Eğer cevabınız “Hayır” ise ayakkabı eskittiğinize sevinmeseniz de ayakkabı eskitecek kadar sağlıklı iki ayağa sahip olduğunuz için şükredin. 25 yıl yani tam çeyrek asırlık yaşamımda eskiyen ilk ayakkabımla bugün tanıştım. Eskittiğim ilk ayakkabı, yürüdüğümün habercisi ve eskiteceğim ayakkabıların müjdesi oldu adeta benim için. İster adına birikim deyin, ister istifçilik, ister “öze vefa” ben sakladıklarımın arasına bir çift eskimiş ayakkabı koydum.”

Bir ırmak deniz olur içimde

Denize uzak olanlar için ırmakların değerine paha biçilmez. Kuruyan yüreklere bir damla ırmak serinliği yeter de artar bile. Denizlerden uzak kaldıkça ırmaklarla avutup durdum kendimi. Bu yüzden nerede bir ırmak görsem, nerede içinden ırmak geçen bir metin görsem biraz serinlik olsun diyerek kendimi ırmağın akışına kaptırırım.

Durmuş Sezgin yazısında Kelkit ile Yeşilırmak’ın aşkını yazmış. Şiirler eşliğinde, coğrafi güzelliklerle donatılmış bir yazı bu. Irmakların akışını hissediyoruz yazıda. Fuzuli’nin Su Kasidesi de eşlik ediyor bize:

“Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su”

Yanı başımızdaki güzelliklerin farkına varmadan yaşıyoruz. Ömür geçiyor, ırmaklar akıyor, heyhat demeye fırsat bile bulamıyoruz: “İnsanız işte… Nisyan en belirgin özelliğimiz değil mi? Farkında bile değiliz çevremizdekilerin… Hangimiz hatırlıyor daha yeni gördüğümüz arkadaşımızın, dostumuzun üzerindekileri? Belki çoğumuz, belki hiçbirimiz… Şu dönen gök kubbenin bile farkında değiliz, uçmak kaçmak istiyoruz çoğu kez… Ne zaman son bulacak bu gaflet hali, ne zaman uyanacağız bu derin ve sessiz uykudan? Ve ne vakit göreceğiz güzellikleri, güzeli?”

Levhalar da kimliğimiz

Dil ve Edebiyat dergisi 115. sayısına üzerinde hassasiyetle durdukları bir konuyu dergi kapağına taşıyarak çıktı; levhalar ve dil hassasiyeti. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı Ekrem Erdem uzun yıllar siyaset dünyasında hizmetleri olan bir isimdi. Şimdi milletvekilliğine aday olmayarak tüm mesaisini Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği çalışmalarına ayıracak görünüyor.

“Şehrin Kimlik Kartı: Levhalar” yazısında Ekrem Erdem aslında hepimizin farkında olduğu ama göz alışkanlığından olsa gerek üzerinde durulmayan bir konuya dikkat çekiyor. Levhalardaki yabancı kelimeler, Türkçeye aykırı kullanımlar yazısının ana konusu. Erdem’in dikkat çekmek istediği asıl nokta ise daha da önemli. Levha deyip geçmemek gerek. Dilimiz kimliğimiz diyorsak hayatın her noktasında bu hassasiyeti göstermek gerek: “Yabancı kelime kullanımı hastalığı ne yazık ki kendi ürettiğimiz ve geliştirdiğimiz ürün ve buluşlara bile yansımış durumdadır. Millî olma şuurumuzu bu durumda bile koruyamıyoruz. Ülkemizin önde gelen sanayi gruplarından birisi tarafından, görme engelliler için geliştirilen, ‘akıllı baston’a verilen isme bakar mısınız? WE WALK.” Böyle diyor Ekrem Erdem. Yani herkesin aynı duyarlılıkta olması gerek ki dilimizin sorunlarının üstesinden gelelim.

Tabelalarda olması gereken kurallar, yapılan düzenlemeler ile ilgili ayrıntıları da veriyor Erdem. Son cümleleri hassasiyetlerimizin daima diri olması yönünde: “Dünyada söz sahibi olmak isteyen bir milletin öncelikle kendi diline sahip çıkması ve dilini geliştirip zenginleştirmesi gerekir. Unutmayalım ki 2023, 2053 ve 2071 hedeflerimize ulaşmanın yolu hiç şüphesiz ki zengin ve temiz bir Türkçe ile oluşturacağımız millî kültür, sanat, bilim, eğitim ve her bir ferdin birbirini anladığı bir dilden geçmektedir.”

Dil ve Edebiyat’tan şiirler

Dil ve Edebiyat dergisinden seçtiğim şiirlerden dizeler paylaşmak istiyorum.

“bütün yollar bavuluma / sığdıramadığım bir rüya döngüsü / hiç yaşanmamış bir hikâye olarak / girer aramıza” Kadir Ünal

“Yalnızlık susuzluk gibi / Kana kana tüketiyor kalabalıkları / Hayat kornalarla geçiyor parmak uçlarımdan / Dahası öteden selamlar postalanıyor / Kimsesizsem yorgunsam ve kalabalıksa şehrim / Dünya büyüdükçe kurumuştur ne acı” Yunus Emre Koşar

“Sırf bu yüzden / Geceleri ürkek ağladım Allah’ım / Meğer ne çok seviyormuşum aldanmayı” Ahmet Hakan Karataş

 

Mustafa Uçurum