, 24 Temmuz 2017
Reçete Taklit Değil Orijinalliğini Koruyup Kendini Geliştirmek

Mustafa Yazgan - Süleyman Hayri Bolay

1932

Reçete Taklit Değil, Orijinalliğini Koruyup Kendini Geliştirmek

Genç dergisinde yer alan kısa Mustafa Yazgan röportajı ve Notlar dergisinde yer alan gayet uzun ve etraflı Süleyman Hayri Bolay röportajları, kendimiz olmamız ve orijinalliğimizi kaybetmememiz gerektiğine dair ilham veriyor. Necdet Ömer Özer yazdı.

İlgili Yazılar
Türkiye de tefekkür pınarı yeniden canlandırılmalı
Türkiye’de tefekkür pınarı yeniden canlandırılmalı

Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’ın hazırladığı ve alanında kapsamlı ilk eser olan 'Tanzimattan Günümüze Türk Düşünürleri' üzerine geçtiğimiz günlerd ebir panel düzenlendi. Ömer Faruk Deliktaş etkinlikten notlarını aktarıyor.
21/12/2015 08:08
Velud kalem Mustafa Yazgan ile konuştuk
Velud kalem Mustafa Yazgan ile konuştuk!

Ömrünü İslam davasına adamış, yıllarca üstad Necip Fazıl’ın yanında bulunmuş Mustafa Yazgan Hoca ile, hayatını ve mücadelesini konuştuk.
01/05/2012 16:04
Özellikle sinema alanında büyük atılım yapılmalı
Özellikle sinema alanında büyük atılım yapılmalı

Mustafa Yazgan, geçtiğimiz günlerde 'Büyük Doğu Işığında Pozitif Maneviyat Etüdleri’ üst başlıklı seminer dizisinin Şubat oturumunda konuştu. Şakir kUrtulmuş etkinlikten notlarını aktarıyor.
11/02/2016 08:08
Dava adamı neyse Mustafa Yazgan da o'dur
Dava adamı neyse Mustafa Yazgan da o'dur

Dil ve Edebiyat dergisinin 64. sayısı, Mustafa Yazgan ağırlıklı bir sayı olmuş. Zübeyir Yetik, M. Atilla Maraş ve Hüseyin Yorulmaz 'Yazgan'ı yazmış. Mustafa Uçurum yazdı.
18/04/2014 10:10
Elli sayfaya sığar mı bir milletin hik yesi
Elli sayfaya sığar mı bir milletin hikâyesi?

Birileri bizimle sürekli oynayıp duruyor. Tam kazandığımızı zannettiğimiz anda bile aslında en büyük yenilgiyi aldığımızın farkına ne vakit varacağız? Mustafa Yazgan, Monark kitabıyla fark etmemizi sağlıyor..
17/10/2013 11:11
Necip Fazıl neden uçakla git demiş ki
Necip Fazıl neden uçakla git demiş ki?!

TYB İstanbul Şubesi Necip Fazıl’ın talebesi Mustafa Yazgan’ı misafir etti. Bir hatıralar geçidi sunuldu..
24/10/2012 11:11

Bence günümüzde insanın kendi olabilmesi için bir nevi mücadeleye girişmek, bir duruş sergilemek ve bu duruş içinde bol bol okuyarak ve gayret göstererek bir şeyler üretmesi gerekiyor. Lakin bunu günümüzde yapmak için sabırlı olmak şart. Tanzimat Fermanı'ndan bu yana bilim dünyasında bir şeyleri üretme babında sıkıntı çektiğimiz bir gerçek. O zamanlar bir şeyler yapılırken çağa ayak uydurabilmek için hep Batı taklit edilmiş ve orijinallikte bunun üzerine bir şey konulamamış. Nitekim Tanzimat Edebiyatı döneminde bu durumu eleştiren yazılar ve eserler meydana getirilmiş. Mesela; Ahmet Midhat EfendiFelatun Bey ve Rakım Efendi romanında Felatun Bey'in giyimiyle, hayata bakış açısıyla ve kitapları dizip dizip okumamasıyla dalga geçiyor. Keza Recaizade Mahmut Ekrem, Araba Sevdası'nda Bihruz Bey'le dalga geçiyor.

Öteki taraftan  oryantalistlerin yazdığı yazılara bakıldığında, Mısır henüz Osmanlı'ya bağlıyken Kavalalı zamanında çağdaşlaşma girişimleri için Mısır heyeti Fransa'ya gidip geliyor. Fransızların eğitim sistemini çok beğenip aynısını Mısır'a uygulamak istiyorlar ve bunu hayata geçiriyorlar; fakat bu eğitim sisteminin sanayide çalışan çocuklara uygulandığını bilmiyorlar. Sonra Batılı tarzda ordu kurulmaya çalışılıyor. En sonunda pamuk ticareti yapılıyor. Bu faaliyetler sonucunda hem Mısır sömürülüyor hem de ekonomik iflasına sebep olunuyor. O yüzden eğer bir düşünceyi, dış özelliği ve sistemi taklit edersek, birilerinin bizimle dalga geçmesine veya birilerinin bizi sömürmesine neden olabileceğimizi bilmeliyiz. Bu babda vurgulamak istediğim kendimiz olmamız ve orijinalliğimizi kaybetmememiz gerektiğidir. Yoksa aklımızı başkalarına kiraya vermiş, orijinalliğimize de veda etmiş oluruz.

Bu girizgahın sebebi, bu ayki Genç dergisinde yer alan kısa Mustafa Yazgan röportajı ve Notlar dergisinde yer alan gayet uzun ve etraflı Süleyman Hayri Bolay röportajları... 

Samimiyet ve orijinalite

Mustafa Yazgan, Genç dergisinin Mart 2017 tarihli sayısında verdiği röportajda gençlere tavsiye olarak şunu söylüyor: “Gençlere tavsiyem, onun (Necip Fazıl Kısakürek) çalışma tarzını taklit etmek yerine, eksiksiz tüm eserlerini okuyarak, anlayarak, imkan varsa satın alarak, yoksa kütüphanelerde sabırla, azimle tüm eserlerini okuyarak, ulvi dava'nın samimi birer bağlıları olmalarıdır.” Yani Necip Fazıl Kısakürek gibi yazmak yerine onun davasını zihnimizde iyi tasavvur edip analiz ederek kendi orijinalitemizde bir şeyler üretmeliyiz.

Notlar dergisinin 6. sayısındaki Süleyman Hayri Bolay röportajında da şuna değiniliyor: “...Mehmet AkifAbduh'tan da, Afgani'den de istifade ediyor, başkalarından da istifade ediyorlar. Ama kendilerince farklı bir şey geliştirmeye çalışıyorlar.” Yani eserleri okuyup aynen taklit ederek değil de, kendi orijinalliği içerisinde icraat yapılmasını vurguluyor. 

“Bundan iyi teori mi olur; hem milli bir teori, hem bize ait bir felsefe”

Tanzimat Edebiyatı'ndan sonra yavaş yavaş İslam'dan uzaklaşma furyası başladı ve bunun sonucunda dışarıdan gelen fikirlerden etkilenen nesiller türemeye başladı. Yeni nesille eski nesil arasında kıyasıya tartışmalar meydana geldi. Mesela bu konuyla ilgili Bolay aynı dergideki röportajda şunları söylüyor: “1855'te, bir Alman doktor bilimsel gelişmelerden ilham alan maddeci bir görüş geliştirdi. ‘Madde ve kuvvet’ adıyla dilimize çevrilen meşhur kitabını yayınladı. Bu kitaptaki düşünceler 1870'lerde bize tesir etmeye başladı. Ali Süavi ve A.Midhat Efendi bu görüşlere karşı çıktılar. Daha sonra Beşir Fuat, ondan sonra da 1910'da Baha Tevfik ve arkadaşları o görüşleri benimsediler. Tamamen materyalist. Dergi çıkardılar, muhtelif dergilerde yazdılar, kitapları tercüme ettiler. Ders kitapları hazırladılar, hatta bu ders kitapları ile okullara girmeye çalıştılar. Onlara karşı da büyük çaplı kitaplar yazanlar oldu. Reddiye yazan kitaplar oldu ve bunlar en çok bizim fikri gelişmemizi, gelenekçi bağlarımızı kuvvetlendiren çalışmalar oldu.” 

Bolay, röportajın devamında da dışarıdan alınan fikirlerin bizimle uyuşmadığını, bizde saçma sapan düşünceler uyandırdığını (geçmişimizi reddetmek gibi) söyleyip bunun hâlâ üniversitelerde devam ettiğinden yakınıyor. Hâlâ çoğu üniversitemizde Batı felsefesi ve Yunan felsefesi büyük bir havuzu işgal ederken İslam felsefesiNİN küçük bir havuzu kapladığından bahsediyor. Buna karşı Anadolu mayasının önemli olduğunu da vurgulamadan geçmiyor: “Yalçın Koç, tabii sahayı da geliştiriyor. Anadolu'ya mayayı çalan Ahmet Yesevi Hazretleridir. Ama Ahmet Yesevi hazretlerine mayayı veren İslam’dır. İlahî Kelam ve Peygamber hazretleridir." diyor ve öyle bağlıyor. Ama Anadolu küçük bir coğrafya değil ona göre. Anadolu bu idealle Viyana'ya kadar uzanıyor, Orta Asya'ya uzanıyor, eski Çin'e kadar da uzanıyor. Fikriyat bakımından ve imanın kaynağı bakımından çok mühim. Dolayısıyla “Hilmi Ziya'nın bir takipçisi var mı? Yeni bir teori var mı?” sorusuna cevabı şu oluyor hocanın: “İşte bundan iyi teori mi olur, hem milli bir teori, hem bize ait bir felsefe. Çünkü orada, o Anadolu mayasında ‘Greko Latin kilise Diyarı’ adıyla Batı'yı çok güzel tahlil ediyor, çok güzel tenkit ediyor ve daha da mühimi kavramlaştırıyor. O Kant'ın v.s. insan anlayışındaki sakatlığı, onların insan anlayışlarının nasıl kargaşalığa sebep olduğunu, insanları ve milletleri birbirlerine nasıl düşürdüğünü, insanları nasıl köle olarak gördüklerini vs. çok güzel tahlil etmiş.” 

Ahiret bilinci taşıyan insan…

Röportajın devamında Batılıların bir şeye karar verirken vicdana göre karar vermesi meselesinden bahsediyor. Bolay, Allah'a iman ve ahiret bilinci ile beslenmeyen vicdanların sadece kendi çıkarlarına göre karar vereceğini savunuyor. Buna örnek olarak Batının PYD'yi yok etmeyip destek olma tavrı verilebilir. Kendileri terörizme karşı çıkarken kendi vicdanlarının menfaatlerine göre hareket ettiğini görebiliyoruz buradan. Halbuki ahiret bilinci taşıyan bir insan, herkesin barış içerisinde yaşadığı, huzurun ve refahın olduğu bir yer oluşturmayı hedefler. Necip Fazıl da bunu hedefleyenlerden biriydi. Burada Mustafa Yazgan'ın, Üstad'ın temsil ettiği davayla alakalı söylediği çok hoş cümleleri nakletmeden geçemeyeceğim: “Üstad tek kelime ile İslam'ın ferd ve cemiyet planında insanlığın barış, mutluluk, medeniyet içinde yaşamasının mücadelesinde idi. Dava olarak sunduğu kavram, Allah ve Resulü'nün ezeli ve ebedi davası olan ‘İslam’ idi. Türkiye'nin, ümmet-i İslam'ın ve tüm beşeriyetin mutlak eriş, oluş, kurtuluş ve yükseliş reçetesi. İlahi şifa...” 

Sonuç olarak ​iki röportajı bir arada düşündüğümde anladığım, ​önemli olan çok okuyup çok çalışarak bu toprağa ve davaya yaraşır bir şeyler üretmek ve aklımızı başka kişilere kiraya vermeden bir şeyler oluşturmaktır vesselam...

 

Necdet Ömer Özer