, 25 Mart 2017
Akademik Kıyafetler Nereden Geliyor

20251

Akademik Kıyafetler Nereden Geliyor?

Türkiye’de ilk akademik kıyafetimiz tarihi köklerimizden gelmiş. Peki, bugün neden Batıcı bir kıyafet ile karşı karşıyayız? Melih Turan yazdı.

İlgili Yazılar
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu Yazarlara Sorduk
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu; Yazarlara Sorduk

Son zamanlarda bazı kurumların yaptıkları araştırmalar Türkiye'de kitap okuma oranının oldukça düşük olduğunu, okuma alışkanlığımızın kalmadığını vurguluyor. Peki bu ne kadar doğru? Ayşe Sonuşen, Cevat Özkaya, Selim İleri, Erhan Afyoncu, Cemal Şakar, İsmail Kara, Hasan Aycın ve Münir Üstün'e, bu konu hakkında görüşlerini sordu.
02/03/2017 13:01
Hüseyin Kutlu Hoca ile Birlikte Bir Cami İmamındaki Aşkı Gördük
Hüseyin Kutlu Hoca ile Birlikte Bir Cami İmamındaki Aşkı Gördük

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Hüseyin Kutlu Saygı Gecesi’ne Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Özcan, Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Mahmut Kaya konuşmacı olarak katıldı. Şakir Kurtulmuş etkinlikten notlarını aktarıyor.
27/01/2017 08:08
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, geçtiğimiz günlerde Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerine düzenlenen bir panelde konuştu. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.
02/11/2016 08:08
İsmail Kara'dan Ramazan ve Kadir gecesine dair
İsmail Kara'dan Ramazan ve Kadir gecesine dair

'Gök kapısı açıldı, hemen duanızı yapın.' İsmail Kara'nın, 'Aramakla Bulunmaz' kitabında yer verdiği Kadir gecesi ile ilgili bir hatırasını ç-alıntılıyoruz.
22/06/2015 12:12
Onu tartışmaya bu kitaptan başlayalım
Onu tartışmaya bu kitaptan başlayalım

İsmail Kara’nın yayıma hazırladığı Nurettin Topçu Hayatı ve Bibliyografyası hem Topçu’nun eserleriyle ilk defa tanışanlara güzel bir yönlendirmede bulunmuş hem de onlarla uzun süre meşgul olmuş, okuyucuların zihinlerini tazelemiş, düşünce dağınıklıklarını gidermiş. Ömer Yalçınova yazdı..
19/05/2014 08:08
Nurettin Topçu yu nasıl okumak gerekir
Nurettin Topçu’yu nasıl okumak gerekir?

İsmail Kara örnek bir çalışmayı daha literatürümüze kazandırdı: Nurettin Topçu Hayatı ve Bibliyografyası.. Zeki Dursun kitap üzerine yazdı..
31/10/2013 16:04

“Selahaddin Eyyubi - İslam Birliğinin Mimarı” ana başlığı ile çıkan Derin Tarih dergisinin Ekim 2016 tarihli sayısında çok daha önceleri dikkat çekilmesi gereken ancak “maarif davamız” için gecikmiş bir konu var: “Akademik Kıyafetlerimiz Nereden Geliyor?”

Geçtiğimiz günlerde Dünya Bizim’de alıntılanan Nurettin Topçu’nun kitabının bir bölümünde geçtiği gibi, bugün akademik kıyafetler konusunda da, “aşağılık karmaşasından gıdalanan bu taklit içgüdüsü, zehirleyici bir parazit gibi bütün hür düşünceyi ve bahtiyar iradeyi bizde boğmuş bulunuyor.” Ancak, dergide konuyu ele alan İsmail Kara, modern eğitim sürecimiz gibi akademik kıyafetlerin ilk olarak 1948 tarihinde kabul edildiğinde aşağılık karmaşasından doğan bir taklit olmadığını, aksine yüceliğin tarihinden geldiğini ifade ediyor.

“Böylece İstanbul Üniversitesi başlangıcını bu yönden de büyük Fatih’e bağlamış oldu”

Bir sahafta tevafuken kendisine 1948 yılına ait "Üniversite Öğretim Üyeleri Akademik Kıyafetleri" adlı bir kitapçık hediye edildiğini ve daha önce sahafları çok gezdiğini ancak böyle bir kitapçığa rastlamadığını ifade eden İsmail Kara, bu kitapçık ile eski yaraların depreşmesinin başladığını söylüyor ve meselenin peşine düşüyor.

Bize aktardığına göre 1948 yılında İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinin akademik kıyafetleri hakkında yönetmelik çıkınca iki grup harekete geçmiş. Bir tarafta o zamanlar İstanbul, Fetih ve Fatih konulu çalışmalara önayak olan ve eski(meyen) değerleri yeniden canlandırma peşine düşen Süheyl Ünver ve Ebulûla Mardin var. Diğer tarafta da yukarda adı geçen kitapçığı özenle Hıristiyan geleneğine göre hazırlayan "Batıcı" bir grup. Hangi grubun galip olduğunu biz, zamanın rektörü Kazım İsmail Gürkan’ın “İstanbul Üniversitesi’nin Başlangıcı” adlı eserden naklen öğreniyoruz. Gürkan, akademik kıyafeti tespit eden senatoda kendisinin de bulunduğunu ve seçtikleri kıyafetin sebebini şöyle açıklamaktadır: “İstanbul’u aldıktan sonra da Fatih (…) bizim ulemamız için de muntazam bir kisve yapılmasını emreylemiş, ancak Hıristiyan papazlarından tefrik edilmeleri için cübbelerin kol ağızlarından dirseklerine kadar açılmasını tensip etmiştir. (...) kabul ettiğimiz robun [cübbenin] örneğini [İstanbul Hukuk Fakültesi hocalarından, aynı zamanda medrese çıkışlı bir müderris olan] Ebulûla Mardin’in Meşihat müsteşarı iken giydikleri kıyafetten aldık ve bunun Fatih’ten bize kadar gelmiş olduğuna yine kendilerinden yukarı ki rivayet tarzında öğrendik. Böylece İstanbul Üniversitesi başlangıcını bu yönden de büyük Fatih’e bağlamış oldu.”

İsmail Kara böyle bir kıyafetin kabul edilmesinde, rastladığı kadarıyla, 1948’lerde “laiklik elden gidiyor”, “irtica üniversiteden içeri girdi” gibi tartışmaların olmadığını şaşırarak ayrıca ifade etmektedir. Yukarıdaki açıklamadan da anlaşıldığı üzere Türkiye’de ilk akademik kıyafetimiz köklerimizden gelmiş. Peki, bugün neden Batıcı bir kıyafet ile karşı karşıyayız?

İhsan Doğramacı’nın marifetleri

İsmail Kara, bu konuda ilk bozulmanın sebebini “YÖK tekkesinin piri Doğramacı’nın bidati” olarak açıklamaktadır. Ankara, İzmir Ege, Erzurum Atatürk üniversiteleri İstanbul Üniversitesine tabi olurken, 1968’de kurduğu Hacettepe Üniversitesi ile bu geleneği ilk bozan İhsan Doğramacı oluyor. Zamanın milli eğitim sistemine de uygun olmayan şartlarda kurulan bu üniversitenin ve 12 Eylül sonrası YÖK’ün müdahalesiyle üniversite eğitimini iyice yoldan çıkaran politikaların kıyafetleri etkilemesinin, diğerlerinin yanında küçük kalacağını söyleyerek hayıflanıyor Kara.

Üniversite hocalarının profesör, doçent gibi unvanlarının da taklitçi geleneğe ait olduğunu vurgulayan Kara soruyor: “Lütfen insafa gelin ve bir bakın nereden biçilip, dikilip geliyor bu siparişler, bu kıyafetler!!??”

Bundan yaklaşık 70 yıl önce köklerimizden gelen kıyafetlerin kabulü mümkün iken bugün neden Hıristiyan/Batı geleneğinin âdetiyle mezuniyet törenlerimiz taçlanıyor diye sormanın zamanının geldiğini bu yazısıyla bize hatırlatan Kara, kanaatimce zahiren küçük ama oldukça büyük bir meseleye dikkat çekmiş. Ayrıntılarına derginin Ekim sayısında ulaşılabilen bu yazının bize verdiği intibaha kulak vermemiz, “maarif davamız” ve “beklenen gençlik” için acilen gerekli. Ancak Karatay Üniversitesi’nin bu noktada bir adım attığını da düşünürsek diğer üniversitelere ilham olacağını da ümit edebiliriz o halde.

 

Melih Turan






İlgili Konular