, 27 Haziran 2017
Biz 'Köşe'lerimizi Kaybettiğimizden Beri Biz Olmaktan Çıktık

3766

Biz, 'Köşe'lerimizi Kaybettiğimizden Beri Biz Olmaktan Çıktık

Edebiyat Ortamı dergisi, Temmuz-Ağustos 2016 tarihli 51. sayısıyla birlikte şair Arif Ay’ın hazırlamış olduğu 'Fuzûlî’nin Yalnızlık Arkadaşı Sezai Karakoç' isimli kitapla da heyecanlandırıyor okuru. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

İlgili Yazılar
Dergilerin Haziran 2017 Sayılarına Toplu Bir Bakış
Dergilerin Haziran 2017 Sayılarına Toplu Bir Bakış

Dergiler haziran ayına ramazan bereketi ve huzuru ile girdiler. Haziran ayı dergileri hakkında Mustafa Uçurum yazdı.
20/06/2017 13:01
Vedalarımız da Okuntu Dergisinin Vedası Gibi Dolu Dolu Olsun
Vedalarımız da Okuntu Dergisinin Vedası Gibi Dolu Dolu Olsun

Üç yılda on sayı çıkan ve kapanış sayısı da Abdurrahman Cahit Zarifoğlu’na ayrılan Okuntu dergisi, keşke devam etseymiş dedirten bir muhtevaya ve zenginliğe sahip. Alişan Demirci’nin yönettiği derginin bu son özel sayısını yayına hazırlayanlar ise Ali Bayram, Âsım Gültekin ve Esra Özdemir. Yavuz Ertürk, Okuntu dergisinin bu özel sayısına değindi.
16/06/2017 11:11
Yolcu dergisinden Kudüs dosyası
Yolcu dergisinden Kudüs dosyası

İki ayda bir yayınlanan Yolcu dergisinin 83. sayısı “Benim Adım Kudüs” manşetiyle çıktı.
15/06/2017 11:11
Eski Zamanlarda İlim Yolculukları Er-Rıhl tu l-İlmiyye
Eski Zamanlarda İlim Yolculukları: Er-Rıhlâtu’l-İlmiyye

İlim öğrenmeye verilen önem, bizzat ilmin kendisine verilen önemle doğru orantılıdır. Geçmiş nesillerimiz ilim öğrenmeyi hayatın en ciddi meşgalelerinden biri, hatta bir ibadet olarak sayıyor, bu sebeple ilim öğrenme yolunda büyük fedakârlıklara katlanıyordu. Allah’ın sözünü yüce tutmak adına nelerin göze alındığını samimi Müslümanlığın bir ölçüsü olarak görmek doğru ise, bize geçmiş ile bugün arasında sahici bir kıyaslama yapma imkânı veren bir alandan bahsediyoruz: İlim uğrunda yapılan yolculuklar. Mehmet Fatih Kaya’nın Rıhle dergisinin ilk sayısında bir yazısını alıntılıyoruz.
10/06/2017 12:12
Ortası Yaşayan Bir Müze Etrafı Ruhsuz ve Kimliksiz İstanbul
Ortası Yaşayan Bir Müze, Etrafı Ruhsuz ve Kimliksiz: İstanbul

''İstanbul’umuzun daha güzel ve sorunsuz bir şehir olmasını istiyorsak, önce, tarihimizden gelen ortak değerlerimizi yeniden keşfederek bunlar etrafında kenetlenebilmeli, evlerimizi, sokaklarımızı, camilerimizi, okullarımızı, caddelerimizi, ortak alanlarımızı, iş yerlerimizi, sanayi sitelerimizi bu ortak düşünceler ve yüksek idealler etrafında şekillendirebilmeliyiz.'' Erhan Erken'in Şehir ve Kültür dergisinin 34. sayısında yayınlanan yazısını alıntılıyoruz.
11/06/2017 11:11
Okur dergisinin 2 sayısı çıktı
Okur dergisinin 2. sayısı çıktı

Okur dergisinin Haziran-Temmuz-Ağustos 2017 tarihli 2. sayısı çıktı.
09/06/2017 17:05

Edebiyat Ortamı dergisi Temmuz-Ağustos 2016 tarihli 51. sayısında edebî ürünlerin yanı sıra ülkemizde gelişen, dünya çapında Müslümanları ilgilendiren önemli olayları da gündemine alıyor. Giriş yazısında, Muhammed Ali ve Necip Fazıl üzerinde durularak, bu şahsiyetlerin topluma/edebiyata/İslâm’a katkıları anlatılıyor kısaca. Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Necip Fazıl gibi isimler derginin bu ayki sayısında üzerinde durulan isimler. Şiir, deneme, inceleme, öykü gibi türlerin yanında, bir tane fotoğraf okuma ve bir tane de gezi yazısının yer aldığı dergide, şiirlerin meselesi olan şiirler cinsinden olması göze çarpıyor. “Halepçe’den Halep’e/ Yaşamak ince bir sızı/ Ölü çocuklar parkı bu dünya/ Salla beni mama.” (Emre Miyasoğlu; Mama şiiri) “Ne yandan okşamalı yanaklarının Halep’in/ neresinden tutmalı ellerinin/ceset kokuları gibi çöker/ sıcaklığı yıldızlı gecede/ şehrin yükselen yalnızlığından/ dökülür üstüme gecenin rengi/ umut, cami avlusuna sığmayan çocuk gülüşlerinde.” (Mücahit Ocakden; Hangi Şiir Kurtarır şiiri) Bu mısralar ve diğerleri, insanlığı kalbinden yakalamak, ayağa kaldırmak, uyandırmak istercesinedir.

Derginin, ilgi çeken bir bölümü de “Dergimize Gelenler” başlığı altında, dergiye gelen ürünlerin incelenmesi üzerine yapılan yorumlardır. Kişinin cesaretine ve algısına göre, bu tarz değerlendirmeler bazen teşvik edici olurken bazen yıkıcı olabiliyor. Ürün sahibi, eser göndermeye cesaret edemeyip yerinde bir tabirse küsebiliyor; bazıları da aksine daha bir dört elle sarılıyor. İhsan Solmaz’ın hazırladığı “Benin (Orta Afrika Kıyıları)” başlıklı gezi yazısı, o coğrafyadaki İslâmî dokuyu, Müslümanları ve kapitalizm/emperyalizm istilasını anlatması bakımından önemli.

Kuramsal okumalar şiirin anlamını daraltıyor

Edebiyat Ortamı dergisi, edebiyatımıza önemli katkılar sağlıyor. Her yıl öykü ve şiir Yıllıklarıyla okurlarını heyecanlandıran dergi, Temmuz-Ağustos 2016 sayısında, şair Arif Ay’ın hazırlamış olduğu “Fuzûlî’nin Yalnızlık Arkadaşı Sezai Karakoç” isimli kitapla heyecanlandırıyor okurları. Sezai Karakoç’u ana hatlarıyla anlatan bu kitap, bir biyografi niteliğinde. Arif Ay, kitabın önsözünde bir müjde veriyor. Artık her ay, biyografi türünde hazırlanan bir kitap ekiyle Edebiyat Ortamı’nın takipçilerini selamlayacaklarını söylüyor. Sezai Karakoç ile başlatılan bu biyografik kitaplar serisinin birçok okura faydası olacağı kesin. Biyografisi hazırlanan yazar/şair hakkında bilgisi olmayan kimselere sahih bilgiler ulaştırılmış olacak ve derginin her sayısı merakla beklenmiş olacak böylece. Arif Ay, biyografi eserinin, beklenti ve mevcut durumun gerektirdiği üzere hazırlanacağının altını çizmiş: “Biz burada daha çok da gençlerin sıkılmadan bir solukta okuyacağı özet bir çalışma ortaya koyduk. Biliyoruz ki çağımız gençleri çok aceleci ve hemen her şeyden çabuk bıkan, sıkılan bir mizaca sahip. Hedef kitlemizin gençler oluşundan dolayı çalışmamızdaki eksikliklerin mazur görüleceği umudunu taşıyoruz.”

Söz konusu kitap ekinde, Sezai Karakoç’un portresi, hayatı, şiir-şair-edebiyat anlayışı, sanatı, şiirinin argümanları, dayanakları, beslendikleri, Karakoç şiirinin nasıl okunması gerektiği, Karakoç’un düşüncesi/ufku, bazı şiirlerinin incelemesi yer alıyor. Arif Ay, Karakoç şiiri üzerinden tartışma başlatarak, şiirin kuram uğruna harcanmaması gerektiği sonucunu destekliyor. Ay’a göre, insanlar istedikleri okuma biçimiyle, istedikleri kuramdan yola çıkarak şiirleri okuyabilirler. Burada önemli olan bu okumanın, şiirin murat ettiği manayı sağlayıp sağlamaması. Eğer şiir kuram uğruna gasp ediliyor ve şiirin hakkı yeniyorsa, bu kuramla şiiri okumaktan vazgeçilmelidir. Dolayısıyla Arif Ay, şiirin anlamını daraltan kuramsal okumalardan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Bunun şiire yapılan en büyük haksızlık olduğunu düşünüyor.

“Biz, köşelerimizi, odalarımızı kaybettiğimizden beri, biz olmaktan çıktık”

Arif Ay’ın Sezai Karakoç’un “Köşe” şiiri üzerinden başlattığı bir okuma, bizi ciddi bir yüzleşmeye çağırıyor. Kendimize ait hiçbir şeyin kalmadığı gerçeğiyle yüzleştiriyor. Zihnimiz, kalbimiz, evlerimiz, odalarımız, iş yerlerimiz, mahallemiz, caddeler, şehirlerimiz… Ağzına kadar yabancı maddelerle dolmuş durumdadır. Ruhumuz, yabancı bir dünyanın etkisi altındadır. Köşelerimizde bizim olanı değil, bize yabancı olanı ağırlar hâldeyiz. Aklımız, bize ait olmayan, başka zihinlerin mahsulü olan düşüncelerle çeliniyor. Özümüzden uzaklaştıran bir dönüşüm dünyasında yaşıyoruz ve başkalaşıyoruz. Köşelerimizde ağırladıklarımız, geldiğimiz noktanın acı tablosunu çiziyor ve anlatıyor. Övündüğümüz, bizim olduğuna inandığımız dünyaya yeniden dönmek için gerçeklerle yüzleşip küllerimizden doğuş imkânlarını aramamız gerekiyor. Neyi kaybettiğimizi, neyi aradığımızı bilmemiz gerekiyor.

“Köşe” şiirini kaçımız böyle okuduk bilemiyorum… Arif Ay, Karakoç’un “Köşe” şiirinden mülhem tespitler yaparak şöyle diyor: “Biz, köşelerimizi, odalarımızı kaybettiğimizden beri, biz olmaktan çıktık. Dün, bize bakıp kendine çekidüzen veren dünya, bugün bize çekidüzen vermeye başladı. Karanlıktayız ve Mevlânâ’nın anlattığı hikâyede olduğu gibi filin tamamını görmediğimizden dokunduğumuz yer üzerinden ahkâm kesiyoruz.”

 

Hatice Ebrar Akbulut