
Recep Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç’ın katılımıyla gerçekleşen ‘medeniyetlerin anlatılmamış hikayesi’ sloganına sahip ‘Batı’ya Doğru Akan Nehir’ adlı belgeselin tanıtımı İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşti geçtiğimiz günlerde.
MEDAM , Bahçeşehir Üniversitesi ve TRT’nin katkılarıyla oluşturulan bu belgesel, sadece İslam topraklarını değil, bütün dünyayı ilgilendirdiğini gözler önüne serdi. Bu açıdan, ‘medeniyet’ kavramının hakim olduğu belgesel, birçoklarının(!) zihnini açmalı bence. O dönemin geri kalmışlığına dair safsataları silebilecek nitelikteki belgesel, Avrupa’nın Orta Çağ’ı ‘karanlık çağ’ olarak nitelendirmesindeki yanlışlığı bir kez daha ortaya koymuş oldu.
1001 İcat Sergisi’nde de âşikâren tüm dünyaya gösterilen bu yargı, Orta Çağ’ın Avrupa için karanlık bir çağ olsa da İslam Uygarlığı için en aydınlık dönem olduğunu göstermeye yetiyor.
Proje müellifi Prof. Dr. Bekir Karlığa’nın projenin fikir babası olması ve tüm süreçte birinci derece yürütücüsü olması hasebiyle emeği yadsınamaz büyüklüktedir. ‘Altından kalkılabilir mi acaba’larla dolu tereddütler ve neticede alınan semere… İşte emek, işte azim ve işte bir meydan okuma… Bu vakte kadar yapılan belgesellerden alanında en uzun ve en kapsamlı 13 bölümlük İngiliz yapımı ‘Civilisation’ yani, güya ‘Medeniyet’ adlı belgeselin ne kadar dar bir pencereden baktığını gözler önüne seren bir başarı…
Orta Çağ’ın bilindiğinin aksine bir altın çağ olduğunun kanıtı olan belgesel bir medeniyeti baştan sona anlatmak yerine, medeniyetlerin başlama ve çökme evrelerini su metaforu üzerinden dünyaya sunmuştur. ‘Su bulgularına göre, günümüze ulaşabilmiş en eski medeniyet kalıntıları, bundan 12000 yıl evvel, Güneydoğu Anadolu’muzun şirin ve tarihî Urfa kentinin yakınlarındaki, eski adı ‘Ziyaret Köyü’ olan Göbekli Tepe’de bulunmaktadır. Buradan başlayıp sonsuza dek devam edeceği anlaşılan uygarlık yürüyüşü, Konya yakınlarındaki Çatal Höyük üzerinden dünyanın dört bir yanına uzanmıştır.’ diyen Karlığa, belgeselde işte medeniyetlerin bu 12000 yıllık macerasından kesitler sunulduğunu dile getirirken son iki bölümün, dünyamızın önde gelen siyaset, düşünce, edebiyat ve sanat adamlarının görüşlerine tahsis edildiğini de vurgulayarak medeniyetlerarası çatışma, uyum ve ittifak konuları ile medeniyetlerin dünü, bugünü ve yarınını ele alıp değerlendiklerinin altını çizmiştir.
Türkiye ve İspanya öncülüğünde başlatılan ‘medeniyetler ittifakı’ girişiminden de çokça söz edilen programda ‘Nehir Doğu’ya da aksa,Batı’ya da aksa hep denizlere dökülür, denizler okyanuslarla buluşur. Ve bu sular bizimdir, bu dünya hepimizindir, büyük medeniyet mirası tüm insanlığındır.’ denilerek medeniyetlerin birbirini doğurduğu ve çatışmalarla, kan dökmelerle medenî olunamayacağı tüm dünyaya gösterilecek nitelikte bir belgesel sunulmuştur bizlere…
Çekimi BBC ve HBO gibi dünyanın önde gelen televizyon kanallarına belgeseller yapan, bu alanda pek çok ödül almış ve merkezi Londra’da bulunan LION TV tarafından gerçekleştirilen belgeselin sanat danışmanlığını, Roma dizilerinin ünlü yapımcısı Amerikalı senarist ve sinema adamı John Milius üstlenmiştir. Bunları görünce, bizim fikir adamlarımızın üretkenliği ve üstün çabalarıyla ortaya konulmuş olan bir belgeselin, (halâ) önde gelen Batı televizyonları işbirliği ile çekiliyor olması, beni üzdü açıkçası. Halen esaslı bir TV’mizin yokluğu, seviyeli programlara imza atabilecek senaristlerimizinse azlığı üzüntümü dile getirmeme sebep olacak büyüklüktedir. Duam odur ki; bir gün bizler de kendi yapım şirketimizle, kendi senarist, kendi perde arkası ekibimizle bir çok başarıya imza atarız da, arayan değil, aranılan oluruz.
Unutmadan söyleyelim belgesel her Salı TRT 1’de gösterilecek.
Ayşegül Aktaş biraz sevinç biraz hüzünle bildirdi





- Tweet
- Haberi Paylaş
- Yazdır
- Arkadaşıma Gönder








