, 16 Aralık 2017
1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler Ahmet Halit Yaşaroğlu ile Muallim Ahmet

469

1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler: Ahmet Halit Yaşaroğlu ile Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi Üzerine

''Bizim meslek yalnız hatıradan ibarettir. Büyük ümitlerle basıp da elliden fazla satamadığımız kitapların hatırasından tutunuz da hiç ummadığınız bir kitaptan binlerce satışımız bizim acı ve tatlı hatıralarımızdır; hele okka ile satılanlar…'' 1936 tarihli Kitap ve Kitapçılık dergisinden alıntıladığımız yayıncı röportajlarına bu sefer Ahmet Halit Yaşaroğlu’yla devam ediyoruz.

İlgili Yazılar
1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler Hüseyin Kitapçı ile İkbal Kütüphanesi Üzerine
1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler: Hüseyin Kitapçı ile İkbal Kütüphanesi Üzerine

''Mesleğe 1901’de başladım. Babıâli caddesinde Şems Kütüphanesi vardı, orada bir sene kadar çalıştım, gördüm ki kitapçılık iyi meslektir, bu sanatta iyi, temiz, terbiyeli insanlarla temas ediliyor; bu yüzden kitapçılığa heves ettim.'' 1936'da Kitap ve Kitapçılık dergisinde İkbal Kütüphanesi sahibi Hüseyin Kitapçı ile yapılan röportajı M. Murtaza Özeren alıntılıyor.
28/11/2017 11:11
1936 Yılından Yayıncılık Üzerine Söyleşiler 'İbrahim Hilmi Meşihat Yasak Ediyor
1936 Yılından Yayıncılık Üzerine Söyleşiler: 'İbrahim Hilmi: Meşihat Yasak Ediyor!'

Kitap ve Kitapçılık, 1936 yılında Hakkı Tarık Us ve Ahmet Refik Sevengil yönetiminde 15 günde bir çıkan bir dergi imiş. Almanca, Fransızca ve İngilizce yeni çıkan kitapların tanıtımları ve incelemelerinin yanında dönemin kitapçıları ve kitapseverleri ile yapılan röportajlar da oldukça kıymetli. O döneme tanıklık eden söyleşilerden biri de Ankara Caddesinin en eski Türk kitapçısı Tüccarzade İbrahim Hilmi [Çığıraçan] ile yapılmış. M. Murtaza Özeren bu röportajı alıntılıyor.
13/11/2017 12:12
Yazı Hayatının 50 Yılındakilere Eşsiz Bir Jübile
Yazı Hayatının 50. Yılındakilere Eşsiz Bir Jübile

Türk Basın Birliği İstanbul Bölge Başkanı Hakkı Tarık Us, 16 Mart 1942 tarihi itibariyle yazı hayatında elli yılı tamamlamış olan yazarlar için bir jübile hazırlamaya karar verir. Devamında gelişen olayları İsmail Alperen Biçer aktarıyor.
11/12/2016 08:08
110 Yıllık Bir Yayıncının Gözünden 1972 de Yayın Dünyası
110 Yıllık Bir Yayıncının Gözünden 1972’de Yayın Dünyası

''Şimdiye kadar kimseden yardım görmedim, birçok yazarlardan da zarar görmüşümdür. Geniş yayın hayatımda her on senede bir Anadolu kitapçılarında kalan 25-30 bin lira civarındaki alacağımın üzerine sünger çekerim.'' Cağaloğlu’ndaki ilk Müslüman kitapçı Hacı Kasım Efendi’nin oğlu Hüseyin Tutya ile, 1972 yılında yapılan bir röportajı alıntılıyoruz.
05/12/2016 13:01
Gönül sohbet ister çiğ köfte bahane
Gönül sohbet ister çiğ köfte bahane

Cağaloğlu’na, artık haftada veya ayda bir iki kez gelip gidiyorum. Ancak ruhum ve gözüm buralardan kopmadı. İşte yine o anlardan birini yaşarken, Cağaloğlu’na gitmeye karar verdim. Ev halkına ise, biraz gecikmeli de olsa akşam yemeğine yetişeceğimi söyledim. Lakin çarşıdaki hesap eve uymadı. Mahmut Balcı yazdı
26/01/2014 14:02
Cağaloğlu Bursa'ya Taşınmış
Cağaloğlu Bursa'ya Taşınmış!

Dikkat! Bu bir yalan haber değildir!
02/03/2009 12:12

Kitap ve Kitapçılık dergisinden alıntıladığımız yayıncı röportajlarına bu sefer Ahmet Halit Yaşaroğlu’yla devam ediyoruz. Kendisi Nazım Hikmet’in 835 Satır, Gece Gelen Telgraf, Varan 3 kitaplarının yayıncısı. Bunun yanı sıra, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek eserlerini de ilk olarak kendisi basmış. Bir diğer ilk de Ömer Seyfettin’in hikayelerinin Latin harfleri ile ilk defa Ahmet Halit Kütüphanesi’nde dokuz cilt halinde basılmış olması.

Ahmet Halit, İstanbul işgal altındayken İstiklal Marşı’nı basıp el altından İstanbul’da dağıtıma sokan kişidir ayrıca. Ahmet Halit’in meslek hayatındaki bir diğer ayrıntı da 1940 yılında Adolf Hitler’in Kavgam kitabını iki cilt halinde neşretmesi.

Ahmet Halit de bir dönemin kitap dünyasındaki tanıklarından. Yalnız aşağıdaki röportajda kendisinin “Mızraklı İlmihal” konusunda söylediklerini ayrı bir paranteze aldığımızı belirtelim. Durumun garabetinin yanında, söyleyişindeki rahatlık da dikkat çekici… Buyurun Ahmet Halit’in ayrıntılarla dolu röportajına:

Ankara Caddesi’nde kitap basan ve satan müesseselerin başında bastığı kitabı kendisi yazan “Muharrir-tâbi”ler [Yazar-yayıncı] yok değildir; fakat yazdığı ve bastığı kitabı mektepte de bizzat kendisi okutan “muharrir-tâbi-muallim” Ahmet Halit Yaşaroğlu’dur.

Bu yıl muallimlik hayatının yirmi beşinci yılını dolduran Ahmet Halit Yaşaroğlu sorgularımıza şu karşılıkları verdi:

Benim kitap basımı ile uğraşmam üç safhaya ayrılır. İlk defa 1908’de yani bundan tam 28 yıl evvel mülkiyede talebe iken hocalarımın notlarını bastırıp arkadaşlarıma satmakla başladım. Hatta bu sebeple bana “Formacı Halit” derlerdi. Mektebi bitirdikten sonra arkadaşım Memduh ile beraber yazdığımız Umumî Tarih isimli kitabımızı ve daha sonra medreselerde okuttuğum İslâm Tarihi kitabını bastım.

23 Mayıs 1912’de talebe defteri mecmuasını çıkarmağa başladım. Ve talebe defteri kütüphanesi diye küçük bir dükkân açtım. Bundan sonra bana “Defterci” dediler.

Kitapçılığımın ikinci safhası 1918’de açtığım Halk Kütüphanesi’yle başlar. Bu itibarla 18 senelik kitapçı sayılırım. Kendi adımla Muallim Halit Kütüphanesi’ni 1928’de açtım.

Mesleğinizden memnun musunuz?

Ben şimdiye kadar kimsenin mesleğinden memnun olduğunu görmedim. Herkes işinden şikâyet eder. Buna rağmen kimse de işinden ayrılmaz. Herhalde bizim mesleğin de zevkli tarafları var: Bir kitabı birkaç defa basmak, mevcudu kalmadı demek, bu yüzden bir liralık kitabı beş liraya satmak gibi… Ben bu işi biraz da zevk meselesi saydığım için doğrusu memnunum. Eski Halk Kütüphanesi zamanında Faruk Nafiz, Orhan Seyfi, Halit Fahri gibi o devrin en genç ve en güzide şairlerinin ilk eserlerini bastım. O vakitler Halk Kütüphanesi genç şairlerin karargâhı idi. Onları gelir ararlar, sorarlar, edebiyat meraklıları kütüphanede toplantılar yaparlardı. İlk eserlerini bastığımız genç şahsiyetlerin bir gün yükselişleri mesleğin en heyecanlı zevkini duyurur.

Nazım Hikmet’in ilk eserlerini de ben bastım.

İlk bastığınız eser nedir?

Talebe defteri kütüphanesinde ilk bastığım kitap Endülüs Masalı, Halk Kütüphanesi’nde Görünmeyen Adam, Muallim Halit Kütüphanesi’nde Keloğlanın Hatıratı isimli kitaplardır. Yeni harflerle de Kendi Kendine Kıraat isimli ve Halk Kıraati olarak ilk defa basılmış olan kitabı yazdım, bastım.

Neşriyatınız bilhassa hangi sahalarda olmuştur?

Benim neşriyatım üç kısımdır: 1) Çocuk kitapları, 2) Muallim kitapları, 3) Umumî neşriyat.

En çok çocuk kitaplarına ehemmiyet veririm. Hatta kataloğumun en başında onların isimleri vardır. Bu kitaplar çocukların muhtelif derslerini alâkadar eden mevzular üzerine büyük bir itina ile hazırlanmış eserlerdir. Muallimler için de her dersin tedris usullerine ait muhtelif kitaplarla birçok meslekî eserler neşrettim. Galiba şiire karşı biraz zaafım var, genç şairlerin en çok eserleri bizim kütüphanededir.

Bastığınız kitaplar arasında belli başlı hangilerini hatırlıyorsunuz?

Çocuklar en çok Tilki Kardeş Avrupa’da kitabını sevmişlerdir. Bunu iki defa bastık. Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok yeni harflerle en çok sattığım kitaplardandır; 3000 tane satıldı.

Nazım Hikmet’in 935 Satır’ını da iki defa bastık ve 3000 tane sattık, Reşat Nuri’nin Yaprak Dökümü üç bine yakın satıldı. Yakup Kadri’nin Yaban isimli romanını da çok sattık. Falih Rıfkı’nın hemen bütün kitaplarını ben sattım; en çok okunan muharrirlerdendir.

Muallim kitaplarından refikamın yazdığı hayat bilgisi serileri iyi satıldı.

Halkın en çok sevdiği kitaplar, Doktor Poşe’nin Genç Kalınız, Hayatın Son Baharı, Nikbin Olunuz kitaplarıdır. Fakat en çok sattığım kitap benim yazdığım Mızraklı İlmihal’dir.

Yeni harfler çıkınca asrî bir ilmihal kitabı yazdım. Her gün kütüphaneye uğrayan köylüler “Mızraklı İlmihal var mı?” diye soruyorlardı. Bunun adını, eski mızraklı ilmihal ile satırının bile alâkası olmadığı halde Mızraklı İlmihal koydum. Ve bir sene içinde 40 bin tane basıp sattım. Başka kitapçılar bunu görür görmez hepsi birer ilmihal yazdırıp adını “Mızraklı İlmihal” koydular. Eğer böyle yapmasalardı üç yüz bin tane satacaktım. Başka kitapçılar yalnız ismini almakla kalmadılar, fiyatını da benim gibi 15 kuruş koydular.

Yeni harflerle bastığım alfabelerden 100 bin taneden çok fazla sattım. Harf inkılâbının ilk zamanlardaki rağbet devam etseydi bugün ben iki yüz bin liralık adam olurdum. O günlerde ne bastıksa satıldı, kaç para fiyat koysak hoş görüldü.

Kendi yazdığınız eserler kaç tanedir?

Çoğu bizim kıraat, bizim tarih, hayat kıraati gibi mektep kitapları olmak üzere 27 tanedir.

Şimdiye kadar neşrettiğiniz eserler kaç tanedir?

Otuz tanesi eski harfle olmak üzere mecmuu üç yüz taneden fazladır.

Mecmuacılığınız hakkında birkaç söz söyler misiniz?

İlk çıkardığım mecmua 1912’de neşre başladığım Talebe Defteri mecmuasıdır. Bu mecmuaya memleketin yüksek ve münevver üstatları yazı yazıyorlardı. Hepsi zevkle çalışıyorlar ve benden on para yazı parası almıyorlardı. Ben de mecmuayı yirmi paraya satıyordum. Meşrutiyeti müteakip kendi nevinde ilk mecmua olduğu için olacak ki bugün de Talebe Defteri hatırası unutulmamıştır. Bundan sonra Çocuk Dünyası mecmuası ile birkaç sayı devam eden Gençler Defteri’ni ve 1918’de Türk Kadını mecmuasını neşrettim. Birçok gündelik gazetelere de muallimliği alâkadar eder yazılarla çocuk sütunları yazılarını yazdım.

Mesleğinize ait hatıraları söyler misiniz?

Bizim meslek yalnız hatıradan ibarettir. Büyük ümitlerle basıp da elliden fazla satamadığımız kitapların hatırasından tutunuz da hiç ummadığınız bir kitaptan binlerce satışımız bizim acı ve tatlı hatıralarımızdır; hele okka ile satılanlar…

Bir gün bir arkadaş geldi. Bir kitabını bastırmak istedi. Bana dedi ki: “Bu kitaptan beş bin tane bas, yalnız bin tanesini benim talebem alacak!” Ben ihtiyar olarak bu kitaptan yalnız bin tane bastım. Almak için gelen müşterilere de birer birer kim olduklarını sordum; beş senede bu kitaptan ikisini talebesine olmak üzere 180 tane sattım.

En heyecanlı hatıram Nazım Hikmet’in Gece Gelen Telgraf’ını bastığım için mahkeme karşısına çıkışımdır. Adliye yangınında bin lira tutan iki bin kitap yandı, fakat ben de yakamı kurtardım.

Kaç yaşındasınız?

Söz aramızda 44 yaşındayım; fakat siz “üstat bu kadar görünmüyor” diye yazınız.

 

Alıntılayan: M. Murtaza Özeren