En Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
Namaz Vakitleri
Not Defteri
Not Defteri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kitaptaki öyküler tasavvufa açılan birer kapı
Kitaptaki öyküler tasavvufa açılan birer kapı

Alim Kahraman, Rasim Özdenören


Mavera dergisinin Şubat 1985 tarihli 98. sayısında, Âlim Kahraman’ın Rasim Özdenören ile “Denize Açılan Kapı” kitabı vesilesiyle yaptığı bir mülakat yer alıyor. O mülakat üzerine İsmail Demirel yazdı..
Güncelleme: 16:00, 16 Nisan 2013 Salı

 

Rasim Özdenören, Türk hikâye tarihi içinde kendine has bir yol açmış ve ardından müteakipleri için ciddi duraklar bırakmış bir öykücümüz. Soldan bizim cenaha doğru esen körlük rüzgârından etkilenmemiş nadir öykücülerimizden Özdenören, herhangi bir reklâma ihtiyacı olmaksızın öykü okurlarının ilgisini, alakasını, dikkatini çekmiş ve çekmekte olan bir yazarımız.

Elbette Özdenören’i sadece bir öykücü olarak değerlendirmek mümkün değil. O, öykücülüğünün yanında, belki ondan da öte bir düşünce adamı. Türkiye’de salt öykü, şiir, roman gibi edebî türlerle yetinmek yetmiyor “sanatçı” sıfatını hak edebilmek için. Özellikle İslamcı camia içinde durumun böyle olduğunu ifade etmeliyiz. Bu durumun hoş bir durum olduğunu da belirtelim. Zira biz Sezai Karakoç’u hem şiirleri, hem de düşünce eserleriyle okuyor ve seviyoruz. Nuri Pakdil’i de hem tiyatro eserleri, hem de deneme eserleriyle okuyoruz. Rasim Özdenören de sadece öyküleriyle değil, aynı zamanda düşünce eserleriyle de dünyamızda kendisine yer açtığımız bir burcumuz.Rasim Özdenören, Denize Açılan Kapı

Yayınladığı son öykü kitabı İmkânsız Öyküler ile hem kendi öykü dünyasında, hem de Türk öykücülüğünde yeni bir durağı imleyen Özdenören’in yayımlanmış Çarpılmışlar, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Hastalar ve Işıklar, Denize Açılan Kapı, Kuyu, Hışırtı, Toz, Ansızın Yola Çıkmak ve İmkansız Öyküler’le toplamda on öykü kitabı bulunuyor. Hâlihazırda kimi öykülerini kimi dergilerde okuyageldiğimiz Özdenören, dergicilik konusunda da bir dönem faaliyet göstermiş. Malum olduğu üzere Mavera dergisinin etkin isimlerinden olan Özdenören’in Denize Açılan Kapı adlı eserini de Mavera’nın yayınevi olan Akabe basmış ilk olarak. Biz de elimizde bulunan eski Mavera dergilerini karıştırırken Denize Açılan Kapı ile ilgili, Özdenören’le yapılmış bir söyleşi bulduk ve okuduk. Sonra da bu söyleşiden yola çıkarak bir şeyler yazmayı düşündük. İşte okuyageldiğiniz haber bu şekilde vücut buldu.

Âlim Kahraman’ın kitapları, alanlarında önemli boşluk dolduran eserlerdi

Mavera dergisi şüphe yok ki, Türk edebiyatına kazandırdığı kalemlerin çokluğuyla ve bir mektep, bir ocak, bir kucak olmasıyla önemli bir konuma sahip. Bir de yayım yaptığı dönemde dünya Müslümandaki gelişmeleri yakından izlemesiyle adeta bir sivil toplum kuruluşu olarak çalıştığını da ifade etmemiz abartı olmasa gerek.

1976’nın Aralık ayında ilk sayısıyla okurların karşısına çıkan Mavera ocağından yetişen kalemlerden biri de Âlim Kahraman’dır. Mavera’ya denemeler ve eleştirel metinlerle katkıda bulunan Kahraman, bugün artık hem bir öykücü hem de bir eleştirmen olarak nitelendirilebilir. Kahraman’ın özellikle baskısı yıllar önce tükenmiş Bir Duyarlılığın Çağdaş Biçimleri, Okumaya Giriş, Toprağı İşleyen Kalem adlı kitapları, alanlarında önemli boşluk dolduran eserlerdi. Bu eserlerin bugün baskısının olmamasını bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Kahraman’dan söz açmamızın sebebi, Özdenören’le yaptığı söyleşi.

Denize Açılan Kapı kitabı henüz yayımlanmış. Âlim Kahraman da bu kitap bağlamında söyleşmek için Özdenören’in Ankara’daki evine gidiyor. Aklında bir iki soru var, onları sorar çıkarım diye düşünüyor. Demek ki henüz bugünkü gibi sorular ‘word’de hazırlanıp mail marifetiyle muhataba ulaştırılamıyor. Yazarın evine yanına kadar gidilecek, sorular yöneltilecek ve mümkünse kayıt cihazına söylenenler Alim Kahraman, Işıyan Kelimelerkaydedilecek; mümkün değilse, artık notlar alınacak ve notlardan bir söyleşi çıkarılacak. İşte Âlim Kahraman da Rasim Özdenören’i ziyarete gidiyor ve aklındaki soruları soruyor. Gelgelelim, sorular üç iken beşe, beş iken ona çıkıyor ve böylece tatlı bir sohbet ortamı oluşuyor. Okuyucu için de Rasim Özdenören’in öykü dünyasına yeni adımlar atılıyor.

Henüz tasavvuf, Rasim Özdenören öyküsüne iyice oturmamış

Bu söyleşiden yola çıkarak bir kaç cümle sarf etmek isteriz. Hemen şunu da belirtelim ki, söyleşi Mavera dergisinin Şubat 1985 tarihli 98. sayısında yayımlanmış. Denize Açılan Kapı da Aralık 1982’de yayımlanmış. Bu bilgileri de aktarmış olalım. Bir de şunu hemen ilave edelim; Rasim Özdenören her ne kadar o tarihten sonra da öykü yayımlamaya devam etse de, yeni bir kitap yayımlamaya ancak 1998’de girişti Kuyu adlı kitabıyla. Arada geçen 16 yıllık sürede epey bir öykü biriktirmiş olmalı ki Özdenören, o tarihten itibaren peş peşe öykü kitapları yayımladı.

Son kitabı Denize Açılan Kapı ile ilgili olarak iki üç soru sormayı planlıyor Âlim Kahraman. Yazarın Ankara’daki evine gidiyor. Fakat söz sözü açıyor ve güzel bir söyleşiye dönüşüyor.

Rasim Özdenören kitap için önce “Acemi Dervişler” adını düşünüyor, fakat yanlış anlaşılma tedirginliğinden vazgeçiyor ve “Denize Açılan Kapı” adını uygun görüyor. Kitaptaki öyküler, kitabın adından da anlaşılacağı üzere, deniz diye tasvir ve tavsif edebileceğimiz tasavvufa açılan birer kapı. Henüz tasavvuf, Rasim Özdenören öyküsüne iyice oturmamış. İşte bu kitaptan yaklaşık 15 sene sonra yayımlanan Kuyu kitabıyla birlikte tasavvuf da artık Özdenören öyküsünde önemli bir yer edinmeye başlayacaktır. Özdenören, kitaptaki öykülerle tasavvuf arasında bağlantı kurulmasını memnuniyetle karşılıyor. Kitabın adının da aslında daha denize girilmediğini, bir kapının aralanmak istenildiği izlenimini vermek için seçildiğini belirtiyor.Alim Kahraman

Özdenören her ne kadar Denize Açılan Kapı’ya “Acemi Dervişler” adını vermekten vazgeçse de ilerleyen yıllarda yayımlayacağı bir deneme kitabına Acemi Yolcu adını verecektir. Bu da kanaatimizce bazı isimlerin, imgelerin insanın zihninde yer ettiğini gösteriyor. Acemi Yolcu’nun da, yolculuğu temel alan bir deneme kitabı olduğunu belirtelim. Bu kitaptaki denemelerin Ben ve Hayat ve Ölüm adlı eserindeki denemelerin lezzetiyle eşdeğer olduğunu da ekleyelim.

Rasim Özdenören’in mülakatta söylediği önemli şeylerden biri de her öykü kitabıyla yeni bir içeriği denediğidir

Özdenören genelde edebiyat-tasavvuf, özelde ise öykü-tasavvuf ilişkisini iki başlık altında irdeliyor. Tasavvufun bir malzeme olarak kullanılması ve tasavvufun bir yaşantı olarak verilmesini ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini belirtiyor.

Rasim Özdenören, yazdığı metinlerin birer öykü olduğunu, kıssa olmadığını, bu bağlamda onlardan bir hisse devşirmenin mümkün ve doğru olmadığını söylüyor. Hisse devşirmek isteyenlerin kıssalara başvurmaları gerektiğini belirtiyor. Öyküler her ne kadar tasavvufu bir malzeme olarak kullanmış olsa da onlarda birer hisse olmadığını belirterek, bu tür bir algının okuyucuyu yanıltacağını belirtiyor.

Bu ifadeler hemen aklıma, yine Özdenören’le -yanılmıyorsam 1997 yılında- Yeni Şafak gazetesinde üç gün boyunca yayımlanmış bir röportajı getirdi. O röportajda Rasim Özdenören, bir fuarda, okuyuculardan birinin Gül Yetiştiren Adam hakkında sarf etiği sözleri naklediyordu. Okur, kitapla yanına gelerek, “bu kitabı geri vermek istiyorum” diyor. Sebep olarak da, kitapta nasıl gül yetiştirildiğinin anlatılmadığını belirtiyor.

Rasim ÖzdenörenRasim Özdenören’in, Âlim Kahraman’a verdiği mülakatta söylediği önemli şeylerden biri de her öykü kitabıyla yeni bir içeriği denediğidir. Özdenören’in öyküleri öz olarak, İslamî duyarlılıktan taviz vermeyen eserlerdir. İçerik olarak ise her öykü kitabıyla yeni şeyler denediğini dikkatli okur görmektedir. Nitekim üstat, son öykü kitabı İmkansız Öyküler ile edebiyatımızda benzeri henüz görülmemiş bir içerik deniyor. Gelgelelim, kitap, hak ettiği kadar bir gözleme ve irdelemeye tâbi tutulmadı. Şunu Türkiye şartları için söylemek yanlış olmaz sanırım: Değerli kitapları değerlendirecek insan sayısı az olduğu için o kitaplar fazla değerlendirmeye tâbi tutulmuyor. Fakat ortalama kitaplar, ortalama okur ve ortalama yazar sayısı çok olduğu için gündemde çok kalıyor. Öykücülüğümüze ve Rasim Özdenören öykülerine bir de bu gözle bakmak mümkün.

Son olarak eski dergilerde değerinden bir şey kaybetmemiş nice güzel öykü, şiir ve incelemenin yanında deneme, eleştiri ve söyleşinin de bulunduğunu belirtmeliyim. Edebiyat tarihçilerinin toptancılığı karşısında ilgili ve meraklı bir okurun nezaket dolu bakışına, sabrına, ilgisine muhtaçtır dergilerimiz.

 

İsmail Demirel yazdı


  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylas
  • facebook'ta paylas
  • Haberi Paylaş
  • Yazdır
  • Arkadaşıma Gönder

ANKET

Sizce İstanbul'un nesi ilham verici?

Anket sonuçlarını görmek için tıklayınız...
Anket sonuçları getiriliyor. Bekleyiniz...

dunyabizim.com on Facebook