En Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
Namaz Vakitleri
Not Defteri
Not Defteri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bir modern zaman dervişi Hüsamettin Yivlik
Bir modern zaman dervişi Hüsamettin Yivlik

Hüsamettin Yivlik


Ahmet Sadık Yivlik Efendi’nin oğlu olan Hüsamettin Yivlik, dergâhın görünmez direği gibiydi. Sabır, sükûnet, edep, gayret, hizmet ve sohbet, kısaca bir dervişte aranacak her türlü vasfı onda bulmak mümkündü..
Güncelleme: 16:00, 14 Şubat 2013 Perşembe

 

4 Zilkade 1420 günü, arkadaşlarımla beraber Kara Baba Dergâhı’nın kapısını çaldığımızda, kapıyı açan kişidir Hüsamettin Yivlik. Dergâhın sessiz hizmetkârı ve hazirenin türbedarıdır. Dergâhın cümle kapısından girdiğinizde, sağ taraftaki hazirenin karşısında, bir kapı açılırdı onun odasına. Eski mutfağın küçük bir kısmını atölyeye çevirmişti. Bir yandan kendi çalışmalarını o atölyede yapar, diğer yandan dergâha gelen ziyaretçileri karşılardı. Ne zaman ziyarete gelsek, odasında mutlaka birkaç misafiri olurdu.

Ahmet Sadık Yivlik Efendi’nin oğlu olan Hüsamettin Abi, dergâhın görünmez direği gibiydi. Sabır, sükûnet, edep, gayret, hizmet ve sohbet, kısaca bir dervişte aranacak her türlü vasfı onda bulmak mümkündü. Dergâhın yaşlı ve harap binasını ayakta tutan manevi hava, onun hizmetiyle ete kemiğe bürünüyordu. Her türlü tesisat ve tamirat işini halleden, her sohbetten önce ve sonra dergâhı düzenleyen ve temizleyen, üstelik bunları yaparken bir kez bile şikâyet etmeyen hep Hüsamettin Abi idi.

Daima hazır ve nazır oluşu, hizmetten asla kaçmayışı, her müşküle bir çözüm buluşu, dergâhın sırlı havasıyla birleşiyor, onun hallettiği işlere sanki Hızır (AS)’ın eli değiyordu. Herkesten önce geliyor, en son çıkıyor, ancak bir saatin tutturabileceği ritimle çalışıyordu. Üstelik bunları kimseye görünmeden, göstermeden, sessiz sedasız yapıyordu. Öyle ki biz kitaplarda okuduğumuz, menkıbelerde dinlediğimiz birçok hasleti onun sayesinde bilfiil görmüş oluyorduk.

Ahmet Sadık Efendi, Hüsamettin Bey’i kendi gittiği sohbet ve derslere de götürmüştürKara Baba dergahı

1947 yılında İstanbul’un Beyazıt İlçesi’nde doğan Hüsamettin Yivlik, o zamandan beri hayatını Sultanahmet – Beyazıt hattında geçirmiştir. İlkokulda resim öğretmeni tarafından keşfedilen yeteneği, onun sanat hayatının da başlangıcı olmuştur. 1968 yılında Beyazıt’taki İstanbul Sağlık Müzesi Atölyesi’nde memur olarak çalışmaya başlamış, sert malzemeler üzerinde çalışarak ahşap oyma sanatını kendi kendine geliştirme imkânını bulmuştur.

Ahmet Sadık Efendi’nin manevi terbiyesi altında yetişen Hüsamettin Bey, çocukluğunda, ömrünün son devrini manevi evladı Ahmet Sadık Efendi’nin evinde geçiren Dramalı Ahmet Hamdi (Tek) Efendi ile aynı bereketli havayı teneffüs etme bahtiyarlığına nail olmuştur. Ahmet Sadık Efendi, küçük bir çocuk olduğu halde Hüsamettin Bey’i kendi gittiği sohbet ve derslere de götürmüştür. Hüsamettin Bey bu vesile ile küçük yaştayken, Bekir Haki Efendi’nin Şehzadebaşı Camii’ndeki Hadis derslerine, İbn’ül Emin Mahmut Kemal Bey’in Bakırcılar Çarşısı’ndaki Konağı’nda düzenlenen sohbet toplantılarına, Kenan Rufai Hazretleri’nin sene-i devriyelerine, Celalettin Ökten Hoca’nın Soğanağa Camii’ndeki İhya derslerine iştirak etmiştir. Celalettin Ökten Hoca İhya dersi verirken aynı camide Emin Işık Hoca da müezzinlik vazifesinde bulunmaktadır. Hüsamettin Bey daha sonra İmam Hatip Lisesi’nde Emin Işık Hoca’nın öğrencilerinden biri olur. Ahmet Sadık Efendi Hüsamettin Bey’i mutaden Beyazıt Camii’ne de götürür, bu camide Hafız Abdurrahman Gürses Hoca ve Hafız Kani Karaca merhumların tilavet ve mukabelelerini dinletir.

1980 öncesindeki öğrenci olayları ve çatışmalar Hüsamettin Bey’i derinden etkiler. Bu dönemde M.T.T.B. saflarında mücadele etmek ve görev almak ister. Ancak Ahmet Sadık Efendi Hüsamettin Bey’e; “Oğlum her memlekette kasap vardır. Fakat sen kasap olma!” nasihatinde bulunarak onu çatışmalardan ve öğrenci olaylarından uzak tutar.

‘80 İhtilali döneminde, Kara Baba Dergâhı’nda herkese açık olan sohbetler devam etmiştir. Bu dönemde gerek sohbet günlerinde, gerekse diğer günlerde emniyet ve istihbarattan görevliler sivil kıyafetlerle gelip, halktan kimseler gibi davranarak dergâhı sıkı bir şekilde kontrol etmektedirler. Durumu fark eden Hüsamettin Bey, endişelerini Ahmet Sadık Efendi ile paylaşır. Ahmet Sadık Efendi; “Evladım onlar da vazifelerini yapıyorlar. Kontrol edecekler ki işin doğrusu ile sahtesi meydana çıksın. Korkma gelirler, sohbet dinler, çaylarını içer, giderler” diyerek Hüsamettin Bey’i teskin eder. Gerçekten de, dergâhta tasavvuf ve tevhid sohbetinden başka bir faaliyet olmadığını, siyasetle uğraşılmadığını görünce, bu kimseler gelip gitmeyi bırakırlar.

Neyzen Tevfik’ten nasıl ders almış?

Dergâhtaki Perşembe sohbetlerine dönem dönem Hafız Uncu Kemal Efendi, Enver Baytan ve Mahmut Toptaş Hoca gibi değerli âlimler, sinemacı Üstün İnanç ve müzisyen Necati Başara gibi önemli sanatçılar da katılmaktadır. Hüsamettin Bey kendisini derinden etkileyen ve “Düdükçü Necati” adı ile meşhur olan Necati Başara’dan dinlediği şu hatırayı sık sık anlatır: Necati Bey az bilinen zor bir makamı bir türlü icra edememektedir. Sora sora bu makamı sadece Neyzen Tevfik Bey’in bildiğini, ancak onun da akıl hastanesinde yatmakta olduğunu öğrenir. Necati Bey ne yapıp eder, kendisini de akıl hastanesine attırmayı başarır! Neyzen Tevfik Bey’e asıl amacını anlatsa, kat’iyyen yardım görmeyeceğini bildiğinden başka bir yol dener. Neyzen Tevfik’in koğuşunun kapısında yere oturup, bir Hüsamettin Yivlikşekilde hastaneye soktuğu kavalını çıkarıp o makamı kıra döke çalmaya başlar. Bu hal uzunca bir süre böyle devam edince, Neyzen Tevfik hışımla koğuştan dışarı fırlar. Necati Bey’in elindeki kavalı kapıp; “Yeter, ver şu mereti, bu meret öyle değil, böyle çalınır!” diyerek makamı güzel bir şekilde icra eder.  Amacına ulaşan Necati Bey, bir müddet sonra iyileşerek(!), akıl hastanesinden çıkar.

1985 yılında memuriyetten ayrılan Hüsamettin Bey, Selçuklu Atölyesi adını verdiği kendi atölyesini kurarak, Kara Baba Dergâhı’nın giriş kapısındaki mütevazı odaya taşınır. Burada yaptığı çalışmalar ile, ahşap oyma, ajur ve kakma sanatlarında ülkemizdeki en önemli sanatçılardan biri haline gelir. Hüsamettin Bey, yazılmış hattı, çizilmiş tezhibi bütün özelliklerini koruyarak sert malzemelere uygulamakta, klasik yöntemlerin yanı sıra, kendine has alet ve yöntemlerle en ince detayları işleyebilmektedir. Bu işlem aynı zamanda hat ve tezhip sanatlarını da bilmeyi gerektirmektedir. Aynı zamanda hat ve tezhip ağırlıklı takı ve süs eşyası tasarım ve uygulamaları da yapan Hüsamettin Bey, ülke içinde ve dışında çok sayıda sergiye katılmış, geleneksel sanatlarımız olan ahşap oyma ve kakma sanatlarını tekrar canlandırmayı başarmıştır.

Kara Baba Dergâhı’nda, her Çarşamba akşamı sanatkârların katıldığı toplantılar tertip edilirdi

90’lı yılların başında Kara Baba Dergâhı’nda, Çarşamba akşamları sanatkârların iştirak ettiği kültür ve sanat ağırlıklı sohbetler düzenlenir. Bu sohbetlerin başlangıç hikâyesi şöyledir: Ahmet Sadık Efendi’nin kızı Ayşe Yivlik Neftçi, Mimar Sinan Üniversitesi’nde hocası olan ebru ustası Hikmet Barutçugil’den bahsedince, Ahmet Sadık Efendi; “Hikmet Bey’e sor bakalım Rıfat Barutçugil’in nesi olur?” buyurur. İlim Yayma Vakfı’nın kurucularından olan ve meşhur İslam’ın Dirilişi Davası’nda üstad Sezai Karakoç’un avukatlığını yapan Rıfat Barutçugil, Hikmet Bey’in babasıdır. Bu vesile ile Ahmet SadıkHikmet Barutçugil Efendi’den haberdar olan Hikmet Bey, onu ziyarete gider. Bu ziyaret neticesinde Ahmet Sadık Efendi ile babası Rıfat Barutçugil’in 40 yıllık köklü bir dostluğu olduğunu öğrenir. Hikmet Bey, baba dostu olan Ahmet Sadık Efendi’ye muhabbet duyar ve dergâhın manevi havasından etkilenerek, dergâhın müdavimlerinden olur.

O zamanlar Hikmet Bey, Sultanahmet’te bir otel işletmektedir. Otelde geleneksel sanatlarla uğraşan sanatkârların bir araya geldiği toplantılar da tertip edilmektedir. Otelde kapsamlı bir tadilat başlayınca, Ahmet Sadık Efendi bu sanatkârlar grubunu dergâha davet eder. Böylece Kara Baba Dergâhı’nda, her Çarşamba akşamı sanatkârların katıldığı toplantılar tertip edilmeye başlanır. Bu toplantılara ebru ustası Hikmet Barutçugil, eşi Füsun Barutçugil, müzehhibe Ayşe Yivlik Neftçi, ebrucu Ayla Makas, sanat tarihi hocası Candan Nemlioğlu, kumaş boyama, tezhip, minyatür ve resim sanatkârı Sevil Apaydın, yazar Belkıs İbrahimhakkıoğlu, yazar ve araştırmacı Mustafa Özdamar, yazar ve araştırmacı Müfit Yüksel, hattat Ali Toy, hattat Fuat Başar, çini ustası Güven Güvenç, hattat Savaş Çevikel, ressam Osman Kehri, sedefkâr Mazhar Anacan, mimar ve fotoğraf sanatçısı Aras Neftçi, hattat Efdalüddin Kılıç, yayıncı Ebubekir Erdem, yayıncı Remzi Göknar, Oktay Sinanoğlu, Ahmet Şükrü Ünsel ve Abdullah Bülent Erel Bey’ler başta olmak üzere birçok sanatkâr ve aydın iştirak etmişlerdir.

Uzun yıllar aralıksız olarak devam eden toplantılardan birine katılan Hattat-ı Azam Ali Alparslan Hoca, daha sonra çok güzel talik bir yazı meşk ederek dergâha hediye olarak göndermiştir. Daha sonra bu toplantılar, Ahmet Sadık Efendi’nin tavsiyesi ile Abdullah Bülent Erel Bey’in riyasetinde Üsküdar yakasına nakil olunmuştur.

Ahmet Sadık Efendi’nin Hakk’a yürüyüp de Kartal Soğanlı Kabristanı’nda sırlandığı günün ertesinde, dergâha gitmiştim. Karlı bir 15 Şubat günüydü. Cuma namazını Pertevniyal Camii’nde kılıp Çemberlitaş’a yürümüştüm. Dergâhın kapısını çaldığımda, kapının açılacağından emin değildim. Kapı açıldı, kapıyı açan yine Hüsamettin Abi idi. Daha sonra sahaf İbrahim Sofuoğlu Hoca da geldi. O gün Hüsamettin Yivlikdergâhta üç kişiydik. Hüsamettin Abi’deki dingin, sakin ve huzurlu hali bugün gibi hatırlarım. Yine dergâhın görünmez direği gibiydi.

Daha sonraki yıllar boyunca, dergâhın kapanmaması, sohbetlerin devam etmesi, her biri muhterem babasının hatırası olan müdavimlerin dağılmaması için büyük bir gayretle hizmet vermeye devam etti. Dönemin Vakıflar İdaresi’nin düşmanca tutumuna karşı, madden ve manen yıpranmasına rağmen elinden geldiğince mücadele etti. Bu hukuki mücadele şüphesiz ki ayrı bir hikâyedir. En sonunda dergâhın tahliyesi mecburiyeti doğduğunda, Hüsamettin Yivlik yine o sokağı terk etmedi. Şimdi hâlâ, dergâhın karşısındaki iş hanında, el emeği, göz nuru, alın teri ile sanat çalışmalarına devam ediyor. Bir yandan da sokağın hemen karşısındaki dergâhın sessizliğe bürünmüş halinde, sadece kendisinin duyabileceği, birçoğuna bizzat şahit olduğu hatıraların yankısını dinliyor. Kader böyleymiş.

 

Yetkin İlker Jandar yazdı


  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylas
  • facebook'ta paylas
  • Haberi Paylaş
  • Yazdır
  • Arkadaşıma Gönder
YORUMLAR
Teşekkür
Yılmaz
Dün, Sedefkâr Hüsamettin Bey'in bir tv programındaki mülakatını dinledim. Sanat hayatımızı zenginleştiren değerli sanatçımıza uzun bir ömür, gayretli çalışmalar dilerim.
25/03/2014, 08:48

İlgili Konular » Hüsamettin Yivlik | Kara Baba dergahı |
dunyabizim.com on Facebook
TAMAM