Ç-alıntı - 08:00, 22 Kasım 2010 Pazartesi
Elif Şafak fena eleştirildi!

Elif Şafak fena eleştirildi!
Ekrem Sakar, Çatı dergisinde Elif Şafak'la ilgili bir eleştiri yayınlamış. Eleştirilenlerin tümüne katılamasak da kimi tespitlerine katılıyoruz.


Elif Şafak'ın romanını eleştirdi!Ekrem Sakar

Ekrem Sakar, Çatı dergisinde Elif Şafak’la ilgili bir eleştiri yayınlamış.

Eleştirdiği tüm hususlara katılamasak da kimi tespitlerine siz de hak vereceksiniz. Bu ilginç çalışmayı ç-alıntılıyoruz.


Millî Olmayan ama Uluslararası Olan Bir Roman

(Ekrem Sakar, Millî Olmayan ama Uluslararası Olan Bir Roman; Çatı Dergisi, Sayı 2, Kasım 2010, sf.66-69)

Edebiyat muhitlerinde bir kaideymiş gibi sıkça tekrarlanan bir söz vardır: Millî olmadan evrensel olunamaz. Peki, millî nasıl olunur? Millî kavramını anlamak için evvelâ millet mefhumunu idrak etmek gerekir. Derginin ilk sayısında millet kavramıyla ilgili verilmiş güzel bir misal var.¹ Milleti oluşturan birlikte yaşama şuuru bir aşure yemeğiyse, içine koyulan malzemeler dil, soy, zaman, ülkü vs. unsurlardır. Yerine göre bu unsurlar diğerlerine nazaran ağır basıyor. O hâlde millî olmanın, millî roman yazmanın şartları da bu milleti millet yapan unsurları romana işlemek mânâsına geliyor.

Çatı, fikir, sanat ve aksiyon dergisiEvrensel olabilmiş romanlara baktığımızda hakikaten işin böyle olduğunu görebiliyoruz. Dünya klasikleri adını verdiğimiz cihanşümul başucu kitapları, kendi zamanlarında ağır basan fikir akımlarının rüzgârıyla millet olma şuurunu veren unsurlar çerçevesinde yazılmış. Meselâ Fransız Hugo’da Fransa’nın tasviri, Rus Dostoyevski’de Rusya’nın fikir akımları, Joseph Conrad’da (ki kendisi Polonyalıdır) İngiliz dilinin incelikleri bulunmasaydı, belki de bu kadar ün sahibi olmayacaklardı.

Bir diğer mesele, millî olmayanın ne olduğu... Zikrettiğimiz unsurlardan yalnızca bir veya birkaç tanesi üzerine roman bina etmekle millî olunamaz. Meselâ bir roman yazılırken her bir unsur tek tek işlenmesine rağmen millî bir dil kullanılmazsa; roman alemşumul bir başarı kazanmak bir yana, bu memlekette bile muvaffak olamaz. Bir unsur ağır basabilir; ancak milleti millet yapan aslî unsurlardan kopmamak şartıyla.

Millî olmadan uluslararası olanlar

Millî ile mahallî farkına değinmek lâzım. Yöresel olan millettendir, ama millet tek bir yöreden ibaret değildir. Meselâ ülkemizde Nobel Edebiyat Ödülü hak ettiği düşünülen Yaşar Kemal’in romanları mahallî, yani yöresel romanlardır. Çukurova çevresinden dışarı çıkamamış, millî bir hüviyet kazanamamıştır. Buna rağmen uluslararası sahada adını duyurmuştur.Elif Şafak, Baba ve Piç

Millî olmadığı halde uluslararası sahada adını duyduğumuz bir diğer isim Elif Şafak. Derginin geçen sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre² üniversite gençliğinin en çok okuduğu yazarların başında. “Aşk” adlı hatalarla dolu romanı da en çok okunan kitapların başını çekiyor. Millî olamayan bir yazarın önce gençlerin gönüllerine taht kurması, bilâhare uluslararası piyasada adını duyurması en başta verdiğimiz kaidenin artık geçerli olmadığını mı gösteriyor? Küreselleşme ve tetiklediği diğer yeni hayat formları, millî olmanın önemini azalttı mı?

Bir örnek: The Bastard of Istanbul

Suallerimize cevap vermek istikametinde, şöyle birkaç sene evveline doğru gidip 2006 yılının edebiyat-kitap gündemini hatırlayalım.

Çok satanlar listesinin tepelerinde oynayan Elif Şafak’ın “Baba ve Piç” adlı romanı, yazarına açılan dava sebebiyle ‘Türklere hakaret var mı, yok mu? Yazar hür mü, değil mi?’ gibi siyasî ve fikrî alanda tartışılmıştı. Romanı tetkik ettiğimizde tek probleminin millete hakaret olmadığını gördük. Neredeyse milleti millet yapan tüm unsurlara muhalif bir romandı. Hatta roman sınıfına dahi girememesine sebep olacak bariz hataları vardı. Kitabın orijinali olması hasebiyle “The Bastard of Istanbul” yani Baba ve Piç adlı bildiğiniz romanın İngilizcesini inceledim. Romanın kendi hacminde yekûn tutacak hatalarından bazılarını seçip çıkarttım. Hem milleti tanımadığı hâlde milletten yalan yanlış bahsettiklerinden, hem de roman bile olmamasını gerektiren komik hatalarından bir kısmını ayıkladım. Romanı okumayanın bile anlayabileceği açık hataları seçtim ki, kitabı okumak gibi fuzuli bir zahmete girmesinler.

La Bastarda de Estambul, Elif ShafakRomandan Notlar

Temmuzun Cuması:

Yazar 1., 3., 5., 17., 27. sayfalarda üzerine basa basa “Temmuz’un ilk Cuması” diyor. Fakat roman boyunca o güne özel hiçbir şey olmuyor, bir daha da o günün adı geçmiyor.

Milleti adına konuşmak:

Roman boyunca kimin konuştuğu belli değil. Meselâ 1. sayfada karakteri Zeliha’yı konuştururken birden araya girip bizim, yani Türkler’in yağmuru sevmediğini ve öfkelendiğini söylüyor. Milletine yabancı olmasına rağmen milleti adına lâflar ediyor. Hatta bu yağmurdan martılar ve evliyalar bile muzdariptir diye iyice saçmalıyor.

Genelleme yanlışlığı:

İnsanlar “yalnızca” üçe ayrılır demiş, kendisine göre kategorize etmiş. İstediğin gibi ayır, eyvallah. Sonra karakteri Zeliha, bu 3 kategoriye de uymuyor yazmış. Madem “yalnızca” 3’e ayrılıyordu, o hâlde Zeliha bunlara uymadığı takdirde “insan” olmaması gerekir.(sf.3)

Der Bastard Von Istanbul, Elif ShafakMekân problemi:

80’li yılları bilenlerden duyduk ki mini etek modası varmış. Sigara içmek daha normal karşılanırmış. Yazar Hanım sf.3-4’te Eminönü, Şişli gibi her daim açık giyinilmesi normal karşılanan semtlerde, karakterine mini etek giydirmiş ve herkesin bunu garipseyerek tip tip baktığını söylemiş. Sf.8’de de karakterine Kapalıçarşı gibi serbestiyet olan bir mekânda sigara içirmiş, herkesi yine tip tip baktırmış. İstanbul üzerine roman yazıyor ve İstanbul’u tanımıyor.

Yağmur Ormanı:

Sayfa 6’ya kadar İstanbul şehrinin kalabalığından, “yağmurdan”, bozuk yollardan ve taciz eden erkeklerden bahsediyor. Sayfa 6’da ‘Sanki bu İstanbul’un her günkü problemi değil’ diyor. Problem dediği şeyler arasında yağmur da geçiyordu. Demek ki İstanbul’da bizim bilmediğimiz yağmur ormanı falan olmalı ki her gün yağmur yağıyor (!)

Madde ötesi:

Karakteri Zeliha, jinekoloğa girince yazar başlamış tasvire. Odada 3 tane kadın olduğunu söyleyip saçlarını tasvir etmiş. Daha sonra kadınlardan birisinin türbanlı olduğunu yazmış. Karakteri madde ötesini görebilme gücüne sahip olmalı.(sf.9)

La Bastarda de Estambul, Elif ShafakEzan Vakti:

Randevusuna 3.45’te giden Zeliha, biraz beklediği için takriben 4’te ameliyathaneye girdi diyelim. İşte bu esnada Cuma namazı için ezan okunuyor. Öğle ezanı ne zaman 4’te okunmuş? (sf.17) İleride de ‘ameliyathanedeyken ikindi ezanını duydum’ diyor. Hem ne yazdığını unutmuş hem de “Temmuz ayında” ikindi ezanının 4’te okunamayacağından bîhaber. Ezanı bilmez, ezandan konuşur. (sf.28)

İlk soru:

Muhafazakâr (ki olmasa da olur) bir aileniz olsa ve onlara birdenbire kürtaj olduğunuzu söyleseniz size ne sorabilirler? ‘Nasıl oldu?’, ‘Bebek kimden?’ vs. gibi sualler. Zeliha’ya ilk sorulan sual şu: “Nasıl bir bebeği öldürebildin?” Yazar mizah yapmış da biz mi anlamadık? (sf.28)

Bir yaş problemi sorusu:

Zeliha 19 yaşında tecavüze uğrayıp kürtaj oldu. Zeliha’ya “abisi” tecavüz etti. (tecavüz ettiğinde yaşı 20 olarak romanın sonunda söylenecek) Abisi Zeliha’ya tecavüz ettikten sonra ABD’ye gitti. ABD’ye gittiğinde 18 yaşındaydı. O hâlde abisi Zeliha’dan 1 yaş küçük nasıl oluyor? (sf.31-32)

The Bastard Of Istanbul, Elif ShafakDerviş, tesettür ve kâhin:

İnançsız olduğu söylenen Zeliha, derviş olmak için riyazete giren kardeşi Banu’ya ‘Dervişlerin nefsi olmaz, kendine bir bak!’ diyor. Birincisi nefsi olmayan insan olmaz. Hadi onu kastetmedi diyelim, Allah’a inanmayan Zeliha, nefs’in varlığına ve dervişlik mefhumuna nasıl inanmış? Ayrıca Banu’nun derviş olmak için banyo yapmayı bırakması, evde başörtüsü takması, gelecekten haber vermesi vs. var. “Aşk yazarı”, dervişi, tesettürü, kâhini birbirinden ayıramayacak kadar cahil. (sf.66-67-68)

Yanlış yerde bilgilendirme:

Ailede tesettür muhabbeti dönerken, anne, ‘Türk kadınları 90 yıl önce başörtülerini çıkarttılar. Atatürk bu hakkı verdi.’ diyor. Oradan hemen Cevriye adlı bir karakter atlayıp, ‘Evet, kadınlara 1934’te seçme hakkı verildi’ diyor. Madem inkılâpları saydırmak amacındaydı, böyle alâkasız konuşturmamalıydı. (sf.68)

Dünyadan da bîhaber:

1986-1987 yıllarında ABD’ye giden Mustafa adlı karakter, internette sörf yapıyor. Hâlbuki o yıllarda internet yok! (sf.44). Yazar bununla da kalmamış, Türkiye’yi diğer Ortadoğu ülkelerinden ayıran tek şeyin “alkol serbestiyeti” olduğunu yazmış, bütün Arap-Ortadoğu ülkelerinde tüketimi yasak demiş. Gelgelelim Ürdün, Lübnan gibi birçok Ortadoğu ülkesinde alkol gayet meşru. (sf.86)

Mantıksız Cümleler:

Zeliha’nın ablası her şeyi ekmekle yiyormuş, hatta ekmekle ekmek yiyormuş. (sf.23) Ekmekle ekmek yenir mi? Ne kadar yenirse yensin türü aynı olduğu için sadece ekmektir! Başka yerde de demiş ki; ‘Kız, adamla ne olursa olsun evlenecekti; hatta kader bile bunu değiştiremezdi’ (sf.138). Bir şey değişse de değişmese de zaten kaderin kendisi olur. Edebiyat yapacağım derken mantık sınırlarını aşmamak lâzım.

İnanç Karmaşası:

Zeliha adlı karakter, önce kâfir (sf.18), sonra ateist (sf.21) olarak sıfatlandırılmış. Yine sayfa 21’de Allah’a niçin bu eziyeti çektiğini soruyor ve vicdan azabıyla “estağfirullah” diyor. Şimdi bu kız kâfir mi, ateist mi, imanlı mı? Bir diğer Asya adlı karakter imansız (sf.125) iken sonra, ‘Gökyüzünde sana bakan Allah varken kimin babaya ihtiyacı olur?’ (sf.146) demiş. Karakterler elbise değiştirir gibi inanç değiştiriyorlar.

Allah ile empati:

Allah’ı gökyüzüne oturtup İstanbul’u kuşbakışı seyrettiren yazar (sf.214) İstanbul’da gereğinden fazla dua eden ve günaha giren olduğu için Allah’ın hepsini seyredemediğini söylüyor. (sf.243). Türklüğe hakaretten dava açılmış fakat Allah’ın birçok sıfatına muhalif bu cümlelerden dolayı kimse İslâma hakaret diye dava açmamış!

İngilizce:

Birçok hata var, en azından dilinde hata yok diye düşünürken gözümüze ‘did it happened’ gibi basit düzeyde İngilizce bilen birisinin bile düşmeyeceği bir gramer hatası, kitap hakkındaki umutlarımızı tamamen bitiriyor. (sf.297)

Uluslararası Olmanın Yeni Şartları

Gördüğünüz üzere millî bir roman olmak bir kenara, roman dahi olamayacak kadar bariz hatalar yapan bir yazar ülkemizde üniversite gençliği tarafından en çok okunan yazarların başında geldi. Bununla da kalmadı, uluslararası sahada adını duyurabildi. Peki, bunu nasıl başardı? Uluslararası olmanın taktiklerine riayet ederek. Dünyada popüler olan Türk Edebiyatı yazarını elbette biz de okumaktan geri kalmadık. Küreselleşme ve tetiklediği ekonomik düzen, romanı millî olmaya değil, çok satacak vasıflara haiz olmaya itiyor. Romanı çok sattıracak nitelikleri ise, yine küreselleşen dünyanın gündemi belirliyor.

Elif Şafak’ın kitabını uluslararası yapan şeylere bakalım. Meselâ Ermeni Soykırımı olarak anılan hadise. Milyonlarca insanı katlettiği hâlde utanmadan ağzında “soykırım” sözcüğünü dolaştırması yüzünden popülaritesi artan Türk-Ermeni ilişkisinden istifade etmiş. Popüler bir konu, romanı uluslararası piyasaya çeken en mühim sebeplerden birisidir. Yine İstanbul hakkında yalan yanlış, kulaktan dolma veya bir yerlerden okuma ne kadar şey biliyorsa süzgeçten geçirmeden kitaba yazmış. Dünyanın İstanbul’un esrarına olan temayülünden faydalanmış. Her konu hakkında lâkırdı etmiş; din, toplum, tasavvuf, tarih vs. Birçoğu yanlış, lâkin yine dünyanın alâkasını cezbetmiş. İstanbul’un ve insanların bilhassa menfi taraflarını anlatarak, İslâm ve Doğu toplumlarından nefret edenlerin ekmeklerine yağ sürmüş.

Dinimizden, coğrafi konumumuzdan, tarihî geçmişimizden... dolayı bize düşmanlık besleyenlerin başı çektiği bir dünyada uluslararası olmak için Şafak’ın yaptığı gibi millî değerlere ters yazmak gerekiyor. Yahut Orhan Pamuk’un değinir değinmez Nobel Edebiyatı almasına sebep olan “Ermeni meselesi” gibi, onlara yaranılacak şeylerden bahsetmek gerekiyor. Aksi takdirde ülkenin sınırları dışına çıkılamıyor. Uluslararası olmak için artık millî olmak değil, millî olana muhalif olmak iktiza ediyor.

Dipnot

1 Millet Mefhumu Üzerine, Şerif Sevim, Çatı Dergisi, Sayı 1.

2 Gençler ve Medya, Çatı Dergisi, Sayı 1.


Faruk Pekuz itina ile (ç)alıntıladı



TAMAM