, 24 Haziran 2017
Daha insan yüzlü bir dünya için çalışmıştı

6673

Daha insan yüzlü bir dünya için çalışmıştı

Roger Garaudy, Cemal Aydın, Yıldız Ramazanoğlu ve Cevat Özkaya’nın konuşmacı olduğu bir panelle anıldı..

İlgili Yazılar
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu Yazarlara Sorduk
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu; Yazarlara Sorduk

Son zamanlarda bazı kurumların yaptıkları araştırmalar Türkiye'de kitap okuma oranının oldukça düşük olduğunu, okuma alışkanlığımızın kalmadığını vurguluyor. Peki bu ne kadar doğru? Ayşe Sonuşen, Cevat Özkaya, Selim İleri, Erhan Afyoncu, Cemal Şakar, İsmail Kara, Hasan Aycın ve Münir Üstün'e, bu konu hakkında görüşlerini sordu.
02/03/2017 13:01
Türkiye Vesayet Çarkını Kırmaya Başladı
Türkiye, Vesayet Çarkını Kırmaya Başladı

Cevat Özkaya, geçtiğimiz günlerde Bursa'da 'Bugünkü Sorunlarımızın Yakın Tarihte İzini Sürmek' başlıklı bir konuşma yaptı. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.
20/12/2016 08:08
Ulemadan entelektüele geçtik
Ulemadan entelektüele geçtik

Umran Dergisi yazarı Cevat Özkaya "Türkiye'de entellektüellerin sınıfta kaldığı noktalar?"ı anlattı
14/12/2011 09:09
Pınar Yayınları nasıl başladı
Pınar Yayınları nasıl başladı

Kültür dünyamızın önemli isimlerinden Cevat Özkaya ile Pınar Yayınları'nı konuştuk.
29/04/2011 16:04
Aliya'yı ve Bosna mücadelesini dinledik
Aliya'yı ve Bosna mücadelesini dinledik

Cevat Özkaya Bayrampaşa’da Aliya İzzetbegoviç'i, savaş zamanında Bosna’yı ve Balkanların bugünki durumunu anlattı..
11/05/2013 14:02
Son on yılda sisteme karşı duruş yara aldı
Son on yılda sisteme karşı duruş yara aldı

“28 Şubat-Bin Yılın Sonu” paneli, Mustafa Erdoğan, Cevat Özkaya, Alev Erkilet ve Sibel Eraslan’ın katılımıyla gerçekleştirildi..
27/02/2013 10:10

 

Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde Yıldız Ramazanoğlu, Cemal Aydın ve Cevat Özkaya’nın iştirakleri, İhsan Kabil’in oturum başkanlığıyla Roger Garaudy’e dair bir anma programı düzenlendi.

Fransızca hazırlanan bir belgeselde onun için ‘Bazılarına göre o, yüzyılımızın mürşididir.’ ibaresi geçiyor. Bu kadar mühim görülen bir ismi Müslüman olduktan sonra ne derece sahiplendik? Hayatının en bariz vasfı ‘yalnızlık’ olsa gerek ki, hatıraları ‘Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum’ adıyla yayınlandı. Muhtemelen dindar bir aileye sahip olmasından dolayı gençliğinde evvela kilise müdavimi, sonra da sıkı bir komünist; hatta militan komünist. Sonraları Müslüman. Ama bütün bunların yanında hiç bırakmadığı bir vasfı: Entelektüel.

Hayatının “Siyonist düşmanı” olduğu günlerdeki sükût suikastına maruz bırakıldığı devresinde, bir zamanlar ondan ufacık bir demeç alabilmek için peşinde gezinen gazetecilerin rağbetinin birdenbire kesilişinin hikmetini, herhâlde onun başarılı bir düşman olabilmesinde arayacağız. Birçoğumuz bu kadar başarılı olamayıp asimile olmaktan payımızı almıyor muyuz? Cesaretiyle, irfana olan sevdasıyla ve sabrıyla bize bugün bir örnek, Roger Garaudy.

“Bu kadar üzüntüden sonra gelebileceğin tek yer burasıydı”

Hayatına dair biraz malumat dinlediğimizde anlıyoruz ki, komünizme ciddi surette inanmış bir adamdı Garaudy. Tabiri caizse Komünist Parti’de çatlak ses olup biraz fazla doğru konuştuğunda ihraç edilerek istifaya zorlanması ve nihayet partiden ayrılışının ardından büyük üzüntü duymuş. Serseri bir şekilde dolaşırken kendisini eski karısının evinin kapısında bulmuş. Onu içeri alan karısının sofra hazırlamış olduğunu görünce, “Birini mi bekliyordun?” diye sormuş ve “Seni bekliyordum” cevabına şaşırıp devamında şunu duymuş: “Bu kadar üzüntüden sonra gelebileceğin tek yer burasıydı, onun için seni bekliyordum.”

Anma programında ilk panelist Cevat Özkaya, ilkin Garaudy’nin Batı’ya bakışından bahsetti. Bütün insanlık ve medeniyet tarihi içinde Batı’yı bir ‘arıza ve kaza’ şeklinde telakki eden Garaudy, “esasen ilerleme fikrine karşı değildir” dedi Cevat Özkaya. Bilimi dinin yerine oturtan ve bilimsel olarak kavranamayan hiçbir şey üzerine imal-i fikr etmeyen Batı’nın, aydınlanma düşüncesinin ardından, “birtakım gizemli şeylerin kendisine havale edildiği tanrıya” ihtiyaç kalmayışını savunduğunu söyledi. Öyle bir tablo çizilmiş ki, zaman içinde bu anlayış bütün dertlerimizi çözecektir ve ileride dinin hâkim olmadığı bir dünya meydana gelecektir diye inanmışlar. Yine bundan hareket edersek, “Laplace Fiziği denen bir anlayışla, dünyayı tükenmez enerji kaynaklarıyla beslenen bir sistemmiş gibi algılatan ilerleme telakkisi, sorunlarımızın en önemli parçasıdır.” diyor Garaudy. Onun karşısında durduğu ve bir ‘ur’ şeklinde tanıttığı anlayışın devamı şu: Biz neyi ne kadar kullanır ve tüketirsek tüketelim, bu kendi kendini imal eden döngüsel bir dünyadır; dolayısıyla hiçbir şey bitmeden yeniden üretilebilir. Çılgınca bir üretim, çılgınca bir tüketim. “O, bu anlayışın insanları mutlu etmediği ve edemeyeceğini, bundan başka, kâinatın sınırlı kaynaklarının gelecek nesillerin aleyhine olarak tüketildiğini ifade ediyor” dedi Özkaya: “Ne arzularımızı frenleyebiliyoruz ne de onları tatmin hırsımızı.”Roger Garaudy

Garaudy’nin, “insanın bir yandan maddî varlığı artarken kendisine ilişkin düşüncesinin neredeyse sıfırlandığı bir sürece doğru ilerleyiş” olarak tarif ettiği bu hastalığın sahibi, 400 yıldır devam eden ve onun ‘kaza’ şeklinde tavsif ettiği medeniyetin ‘nasıl’ sorusunu sorup ‘niçin’i sormayan bir medeniyet olduğunu belirtti Cevat Hoca: “Çünkü ‘nasıl’ sorusu araçlara yöneliktir, ‘niçin’se amaca. Batı, bu ‘nasıl’a çok ayartıcı cevaplar verebildiği için nesneden neler üretebileceğini çok iyi biliyor; ama neyi niçin üreteceğine ilişkin bir sorunsalı var. Çünkü her şeyi insan aklından ibaret görüyor. Akla hâkimiyeti verdiğinizdeyse birtakım şeyleri sınırlamanın imkânı yok. Amacı da aracı da akıl belirliyorsa, Roger Garaudy, bunun bir ‘kısır döngü’ olduğunu söylüyor.”

Onun “bilim ve bilimcilik” tefriki dikkate şayandır

Bundan nâşi, “Nükleer silahlar niye üretildi?” diye sorarmış Garaudy. Batı medeniyetinde, bir şeyi yapma imkânınız varsa onu yapmanız gerektiğine dair sakat anlayışın, bugün, dünyayı yüz defa imha edecek kadar fazla sayıda nükleer silaha sahip oluşumuza sebep olduğunu söylermiş: “Ve bunun ismi ilerlemedir!” Yine bu kontekst etrafında onun “bilim ve bilimcilik” tefriki dikkate şayandır. Bilimi, kâinata matematiksel ve deneysel kuralların uygulanması sonucunda ortaya çıkarılan bir sonuç olarak tarif ederken ‘bilimcilik’i ise insanın her şeyi ölçülebilir hâle indirgeyebileceğini kabul ettiren hurafe, şeklinde tanıtıyor. Özkaya, hem bir durum tespiti hem de eleştiri olarak alınabilecek şekilde şöyle söylüyor: “Türkiye’de de bilimcilik, bilimden daha yaygındır.”

Descartes’in, bizi tabiatın efendileri olarak görecek bir bilimin müjdesini vermesinin, şimdiye kadar gelmiş dinlerin tabiat anlayışıyla çeliştiğini anlattı Cevat Bey ve şöyle devam etti: “Biz tabiatın efendisi ve sahibi değiliz. Tabiatın efendisinin emanetini devralmış ve yükümlülüğümüzün gerektirdiği şekilde onda tasarruf etmekle mükellef insanlarız.” Dolayısıyla tabiat bizim istifademize sunulmuş, ama bizim mülkiyetimizde değil. Bugün çevreye en duyarlı insanlar nasıl oluyor da Batılılar oluyor, şeklindeki soruyu, çevreyi kirletecek pis işleri, onların ‘üçüncü dünya’ dedikleri ülkeler olan bize yıkmış olmalarıyla cevaplamanın mümkün olduğunu ifade etti Özkaya.

Bu ‘akıl’ çıkmazını o dereceye getirmiş ki Batı, insanı aklıyla anlamlandırabileceği bir obje gibi görmeye başlamış. Garaudy, bunu izah için şöyle bir örnek verirmiş: Bir köprünün tasarımını arkadaşımıza telefonla aktarabiliriz; bu aklî olarak hem anlatılabilir hem aktarılabilir bir şey. Ama gördüğümüz bir tabloyu aktaramayız. Tutkular üzerine bir inceleme yazabiliriz ama aktaramayız: “Çünkü tutkuyu herkes başka türlü yaşar.” Aklını bu derece öne çıkarıp ‘hisseden’ insanı görmezden gelen medeniyetin, bir yarım insan modeli oluşturduğu ve payidar olamayacağına dair görüşleri var Garaudy’nin.

Daha insan yüzlü bir dünya

Cevat Özkaya, okuduğu bir araştırmada, dünyanın en zengin 200 insanının mal varlığıyla en alttaki 3 milyar 300 milyon insanın mal varlığının eşitlendiğini gördüğünü, bunun ‘zenginlik’ten başka bir şey olduğunu ifade etti: “Fakir, olduğu yerden baktığında yukarıdaki zengini görebilir ve hissedebilir; ama bu fakir, bunu hissedemeyecek boyutta.” Burada başka bir garabetin, en üstteki insanlarla en alttakilerin gelirlerini toplayıp ortak nüfusa bölerek ‘ortalama yıllık gelir’i bulmak olduğunu söyledi ve devamla ne böyle bir ‘insan’ın olduğunu ne de böyle bir ‘gelir’in bulunduğunu anlattı: “İstatistik insan diye bir şey icat etmişsiniz; en alttakiyle en üsttekini ortada, mevhum bir yerde buluşturup mevhum bir insan oluşturuyorsunuz.” Bu motoru değiştirmedikten sonra motorun başına beş vakit namazlıyla namazsız birinin geçmesi arasında fark olmadığını da ekledi. Roger Garaudy buna, “daha insan yüzlü bir dünya” dermiş. Daha insan yüzlü bir dünya için “gelişme, ilerleme ve refah” kelimelerini tekrar düşünmek ve anlamlandırmak zorunda oluşumuz hakikatini vurgularmış.

Cevat Özkaya’dan sonra söz sırası Yıldız Ramazanoğlu’ndaydı. Ramazanoğlu, Garaudy’nin, bulundukları çağa olduğu kadar sonraki çağlara da seslenebilen insanlardan olduğunu ve kendisinin Müslümanlığını inşa eden üç insandan (Ali Şeriati, Aliya İzzetbegoviç ve Roger Garaudy) biri olan Garaudy’nin tıpkı büyük insanların hemen hemen tamamı gibi yalnız yaşamış ve öyle ölmüş olduğunu ifade etti.

“Benim açımdan dünyanın en büyük günahı umutsuzluğa kapılmaktır”y

Garaudy’nin çalışmaları arasında Don Kişot’un da bulunmasından hareketle Yıldız Hanım, Cervantes’in yarattığı, edebiyat dünyasının en meşhur karakterlerinden biri olan Don Kişot’un Garaudy’nin külliyatı arasında niçin yer aldığına dair bazı dikkatlerini paylaştı. Don Kişot’un en mühim hususiyetinin ütopyasının varlığı oluşunu ve bugün bizim büyük bir problemimiz olarak ütopyasızlığımızı gösterdi. Kendisinin bir hikâye yazarı oluşu ve tercihindeki sebebi de buna bağlayarak “Ben niye hikâye yazıyorum? Bu hıza dayanamadığım için. Bir şeyleri durdurup tekrar bakmak fırsatı veriyor hikâye.” dedi.

Don Kişot’un basit bir roman olmadığını kabulle, Garaudy’nin ondan yaptığı istihraçlardan biri de şöyle: “Benim açımdan dünyanın en büyük günahı umutsuzluğa kapılmaktır. İman sahibi olmak ise fırtına ve kasırgalara rağmen günle buluşup sabaha ereceğinize inanmanız demektir.” Ramazanoğlu, “çok enteresan” diyor, “Garaudy’nin hayatına baktığımızda, onun önceki deneyimlerinden hiçbirini aşağılamadığını, üzerlerini çizmediğini görüyoruz.” O, İslam’a girerken bir elinde Marx ve diğer elinde İncil’le geldiğini söylermiş. Deneyimlerini bir şekilde beraberinde getirmiş.

Yıldız hanım esefle belirtti ki, yedi defa Şam’a gittiği hâlde şimdiye kadar fark etmediği ve İbni Arabî’nin hemen yanında medfun olan Emir Abdülkadir, Roger Garaudy’i çok etkileyen isimlerden biriymiş. Onun için “19. yüzyılın en büyük adamı” dermiş. Herhâlde Necip Fazıl’ı besleyen bir Abdülhakim Arvasi’den bahsetmek gibi bahsedebiliriz, Emir Abdülkadir’den; Garaudy’i inşa eden Emir Abdülkadir. Hatta o ikisi, belki Garaudy’nin şu cümlesinde de birleşen bir müşterek dünya görüşüne sahiptiler: “…Demek ki eylemsiz bir mistisizm veya tasavvufî hayat, bir kişisel tapınma içinde kaybolur gider; tasavvufsuz bir eylemse gaddarca bir eyleme dönüşür.”

Kesişen yollar: Garaudy ve Şeriati

Aynısını Ali Şeriati’de de gördüğümüz ‘rahatsızlık verme’ düşüncesinin Garaudy’de izini süren Yıldız Hanım, “Eğer bir kişi gerçekten hizmet etmek istiyorsa rahattaki insanların rahatını kaçırmalı, durgunları harekete geçirmeli, çürümüş insanların kalbine çelişki ve çatışma tohumları ekmelidir.” cümlesinde Şeriati ve Garaudy’nin yol haritası ve misyon zaviyelerinden bir ortaklıklarını görmüş. Bize rehberlik eden insanların hepsinin rahatımızı kaçırmak üzere bir tarzları olduğunu da ekledi Ramazanoğlu. Belki de bu yüzden Garaudy, bu tavrının bedelini yalnızlaştırılarak ödedi; Komünist Parti’deyken aykırı görüşler serdetmesinden dolayı partiden, “Eski Yunan’dan Rönesans’a kadarki düşünce boşluğunu Müslüman düşünürler doldurmuştur.” dediği için Batı’dan, İran Devrimi’ne yönelttiği mühim tenkitler sebebiyle onlardan, yine eleştirmesi sebebiyle evvela onu bağırlarına basan fakat sonra bırakan Suudîler’den… Herkesten bir şekilde uzaklaşmış Garaudy: “Zaten büyük insanların kaderi budur. Kimseye benzemezler.”

Onun hiç kimseye yaranamamasının, Don Kişot’la ne kadar da özdeşleşen bir hayatın sahibi oluşunu göz önüne serdiğini de ifade etti Ramazanoğlu. Bir ‘keşke’si bir de şükrü var; “İyi ki Garaudy bol bol yazmış; bazıları yazmıyor, mesela Aliya keşke daha çok yazsaydı.”

cPanelin son konuşmacısı Cemal Aydın ise, Nazım Hikmet’le Garaudy’nin tanışıklığından, Hikmet’in “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerinin Garaudy’nin hayatıyla bütünleştiğinden bahsetti: “Bu yüzden o, hayatı boyunca kendini yakmayı görev edinmiş bir adamdı.” Vefatından bir sene evvel Garaudy’nin hanımına, Türk basınında Garaudy’nin sürekli aynı fotoğraflarının basıldığını, bazı farklı fotoğrafları aile albümünden kendisine vermesi durumunda basına servis edebileceğini söyleyince şu cevabı almış: “Hiç burada durmuyordu ki…” Böyle de meşgul, böyle de aşkın.

Torunları Müslüman olan komünist lider

Onun sağlam azmi ve iradesine bir örnek olarak Cemal Bey, küçük bir çocukken ona izci kampında ettirilen ‘evleninceye kadar bekâret yemini’ne sadık kalıp 25 yaşındaki evliliğine kadar hakikaten de hiçbir kadınla ilişkiye girmemiş oluşunu veriyor. Kendisiyle bizzat görüşme fırsatını ve muhabbet etme şansını yakalayan Aydın, bu kararlılık ve azme şahit olduğunu söyledi.

Cemal Aydın, Garaudy’nin hayatına dair ilginç bir ayrıntıyı da anlattı. Buna göre, Latin Amerika’daki gezileri sırasında Mayaların Gregoryen takviminden daha dakik bir takvimleri olduğunu keşfeden ve onların bunu nasıl hesapladıklarını merak edip arşivlerine erişmek isteyen Garaudy, şok bir manzarayla karşı karşıya kalmış: Mayaların arşivleri, Amerika kıtasını işgal eden Avrupalılar tarafından yakılmıştır. Arşivlerdeki dinî metinlerin, Avrupalıların Hıristiyanlaştırma politikalarına ters oluşu, arşivlerdeki tüm belgeleri kurban ettirmiştir. Cemal Aydın, İskenderiye Kütüphanesi’nin de aynı mantıkla kurban edildiğini anlattı. Haberin başında geçtiği gibi, Batı, dünya tarihinde bir ‘arıza’ olsa gerek.

Fransız Komünist Partisi’nin lideri Maurice Thorez’e, “Bu sistem ayakta kalmaz!” diyen Garaudy, komünizme aşkın boyutu ve Allah inancını zerk etmenin gerekliliğini anlatmış. Thorez -enteresandır- bu teklife şiddetle karşı çıkmak şöyle dursun, mevcut siyasî gerilimler itibariyle bunun şimdilik mümkün olmadığını söylemiş. Sonraları Thorez’in torunları Müslüman olmuş. “Bunda Garaudy’nin de bir payı olduğunu düşünüyorum.” dedi Cemal Aydın. Çünkü tanışırlarmış ve Garaudy onların abisi mesabesindeymiş.

Roger Garaudy, sevabı ve günahıyla bir Müslüman düşünür olmaya gayret etmişti. Onu bu panel vesilesiyle biraz daha tanımaya çalıştık, müstefid olduk. Allah taksiratını affetsin.

 

Sadullah Yıldız, Garaudy’e rahmet, Müslimîn’e selamet diliyor